Orijinalini görmek için tıklayınız : HZ. ALİ ile ilgili konular
1400 yıldır dünyanın pek çok farklı coğrafyalarından milyonlarca kişi “Medet ya Ali” diyor. Eşiğine yüz sürmek, kapısına kul olmak dileği ile feryat ve figan ediyor. Yalvarıyor. Yakarıyor. Ona yakın olmanın hayali ve umudu ile çırpınıyor. Onu anıyor. Onu okuyor, deyişlerinde, semahlarında, ayinlerinde ve muhabbetlerinde derin bir coşku ile yad ediyor.
Bunun nedenlerine bakınca karşımıza pek çok olağanüstü özelliklerle donanmış bir dahi ve ulu Evliya çıkıyor.
Hz. Ali hem din adamı ve hem de büyük bir din alimidir.
O hem olağanüstü bir bilgi ile donamış bir filozof hem birikimini toplumu ile paylaşan bir bilge.
O hem arı, hem de arıtıcı.
O hem bir asker hemde bir kahraman.
O hem zengin, hem de yoksul.
O hem devletin başındaki Halife hem de bir işçi veya köylü.
O hem toplumsal hem de siyasal bir önder.
O hem hatip, hem de bilgisine ve kalemine erişilmez bir yazar
O hem zahiri, hem de batini bir sır.
O hem başta, hem sonda.
O hem insan, hem nur.
O hem yaratanın nuruna ulaşmış bir yaratıcı, hem de yaratılmış fakir bir kul.
O hem gözlerin, hem de kalplerin görmeye çabaladıkları deha.
O hakkında yüzyıllardır ’’Sırrı hakikatına eremedik’’ denilen Veliyullah
Tarihler boyunca pek çok ünlü yazarlar, ünlü araştırmacılar derler ki:
“Eğer denizler mürekkep, bütün ağaçlar kalem olsa, Âdem oğulları yazıcı olsalar, cin tayfası da hesap tutsalar; Yâ Ali, senin fazîletlerini tamamlayamazlar.”
Yine alimler derler ki:
“İmâm-ı Ali’yi seven saadete erişmiştir, ona düşman bulunan şakîdir, her türlü günahı işleyen hayduttur. İmâm-ı Ali’yi sevmek imandan gelir, ona düşmanlık küfür ve nifaktandır.”
PİR SULTAN ABDAL’IN GÖZÜ İLE
Gözleyi gözleyi gözüm dört oldu
Ali’ m ne yatarsın günlerin geldi
Korular kalmadı kara yurt oldu
Ali’m ne yatarsın günlerim geldi.
SEYYİT NESİMİ’NİN GÖZÜ İLE
Ey benim Şahım, sığınağım,
Fazlı Rahmanım Ali,
Selam ey Şah-ı Merdan Ali
Selam ey Fazl-ı Yezdan Ali !
ŞAH İSMAİL’İN ( ŞAH HATAYİ ) GÖZÜ İLE
Daima fikrimde zikrim ya Muhammed ya Ali.
Gönlümün evinde şükrüm ya Muhammed ya Ali.
Kendi özün tanıyamaz seni yakın bilmeyen.
Alemi ayinesisin ya Muahmmed ya Ali.
FUZULİ’NİN GÖZÜ İLE
Düştü Hüseyin Sahra-i Kerbelaya,
Cibril koş haber ver Sultanı Enbiyaya.
YEMİNİ’NİN GÖZÜ İLE
Hoş keramet madeni Şah’ı velayettir Ali,
Ahmed’in nurudur, Ay gibi hidayettir Ali
Mucizesin Musa gibi ağaçta gösterir
Şöyle bel sapı ile umman keramettir Ali
VİRANİ’NİN GÖZÜ İLE
Ali İncil, Ali Tevrat,
Ali Zebur, Ali Kur’an,
Ali Fazl’ur – Rahman,
Ali’dir sümme vech’ul-lah.”
KUL HİMMET’İN GÖZÜ İLE
Hiç kesmezem eteğinden elimi,
Hak katında kabul ettim ölümü,
Doğru sürün evliyanın yolun,
Ol mümin kulların görsem Ya Ali.
Anadolu Aleviliği İnanç önderlerinin Hz. Ali’yi nasıl gördüklerine dair bir kaç örnek alalım.
HACI BEKTAŞ VELİ’NİN GÖZÜ İLE
‘’Ama can anınçün (onun için) dirilir. Zirakim, dördüncü can marifettir, Beşinci can aşktır.
Nitekim ol fahri din çerağı (ışığı) Muhammed Mustafa buyurur....’’. Bir gün Tanrı Aslanı Ali keremullahi veçheye sordular: Tanrıyı görürmüsün ki taparsın? Ali eder. (cevap verir? Görmesem tapmayıdım (tapmaz idim)
MEVLANA’NIN GÖZÜ İLE
Ey efendi, benimle boşuna kavga etme. Bu böyledir. Hakikat budur ki, hepimiz bir zerreyiz, güneş odur. Biz hepimiz damlayız, deniz O'dur."
YUNUS EMRE’NİN GÖZÜ İLE
Kırkların birisine çalmışidim nişteri
Kırkından kan akıdıp ibret gösteren menem
Muhammed’i yarattı mahlûka şefkatinden
Hem Ali’yi yarattı müminlere fazlıdan.
ABDAL MUSA’NIN GÖZÜNDEN, KAYGUSUZ ABDAL’IN DİLİNDEN
Ali geldi adım bahane
Güvercin donunda kondum cihana
Abdal Musa oldum geldim zemana
Arif anlar bizi nice sırdanuz.
BAŞKÖYLÜ HASAN EFENDİNİN GÖZÜ İLE
Yerler, gökler yok iken biz var idik,
Varın emriyle sır gömleğini giydik,
Nikâhımız kılındı ervahı ezzele erdik,
Rahmetler deryasında gayrı yok dediler.
Dünyayı bizler yaptık, yoğurduk,
Muhammed Ali ervahların doğurduk,
İki Cihana tellâl edip duyurduk,
Haktan gayri ikrarınız yok dediler.
Hz. Ali Varlık ile bütünleşmiş, varlığın ve ikrarın kendisi olmuştur. İmam Cafer Buyruğunda Hz. Ademin başını kaldırıp yukarı baktığında (Türkçesi) ‘’Allah birdir, Muhammed onun elçisidir’’ yazısını gördüğünü yazılıdır. O yazı bir nurdur. O ikrardır. O varlıktır.
Tüm Nebilerin, Velilerin, Uluların, Kerem sahiplerinin, Alimlerin kabul ettiği, inandığı ve eyvallah dediği nur Hak Muhammed Ali nurudur. Hz. Ali evvelden ahire kadar her varlığın nurudur. Dünyayı, ve tüm doğayı var eden bu nurdur. Allah kendi nurundan Hz. Muhammed ve Hz. Ali’yi yaratmıştır. Hz. Ali ölümsüzdür. O sadece don değiştirmiş varlığın içine girmiştir. Doğanın var olma ve toprak olma kanunu bunun üzerinedir.
Alevilikte bu nur ‘’Kalü Beli’den (ezelden) bu yana vardır ve devam eder’’ denilir. Allah, Kentü Kenz (yaradılış) döneminde kendi güzelliğini görmek istedi ve kendi nurundan bu nuru yarattı. ‘'Südur’’ teorisi olarak da adlandırılan bu olayda, O nur Allahın bir parçasıdır. Hz. Ali o Nur’dur.
’Küntü Kenz’’ dediğimiz yani Tanrının ilk durumu anlamında bir yorum içeren kavram ile, gizli hazine denilen tanrı, sevgi ve aşk nedeniyle yaratıldı. Bu durum özellikle Tasavvufta vahdeti vücut kavramını meydana getiriyor ki Alevilikte Tanrı, doğa ilişkisini –Südur- teorisi çerçevesinde algılıyoruz.
Bu öğreti de Tanrıdan çıkıp yeniden Tanrıya dönen bir devir vardır.
Birinci aşamada muâlaktır (muğlaktır), yani Tanrıyı kendi bilincinin farkına varması veya yabancılaşması ile başlar.
İkinci aşamada kişiliği vardır. Evrenin bütün ruhsal ve maddesel olgularının yaratılışı için gerekli kaynağı kendi özünde taşımaktadır. Bu aşama da Hak ve Hakikat olarak algılanır. Alevilikte Tanrının tercih edilen tasavvufunun adı da Haktır.
Üçüncü aşamada ise Hak’tan aklı ererek gelir,
Dördüncü aşamada – Akıl - gelir.
Beşinci aşamada – Ruh - vardır.
Altıncı aşamada – Gök- vardır.
Yedinci aşamada – Nitelik- gelir. (Toprak, Hava, Su ve Aşk kavramları gibi )
Sekizinci aşamada Adem ile – İnsan- ı Kamil- yaratılır ve Tanrıya dönüş gerçekleşir.
Son aşama ise - Tanrı, Evren, İnsan- kavramı üzerindedir ve bu nedenle oluşumun ileriye doğru gelişimi zorunludur.
Hz. Ali evreni yaratan Allahın gücünün nuru olduğu için de ona ‘’Evvel Ali, Ahir Ali’’ denir ve ‘’Sırlarının sırrına’’ erilmez.
hazırlayan ...rojaazme....
Alevilerde inanç ve ibadet anlayışının kendine özgü yönleri bulunmaktadır. Bu anlayışın temeli biçimden çok özü esas almasına dayanır. Biçimsel anlamda ibadetin bir araç, olgun insan olmanın ise esas amaç olduğu kabul edildiğinden cemlere katılmak, oruç tutmak yetmez. Eline, diline, beline bağlı olmayan, en kutsal varlık olan insanı sevmeyen, olgunlaşmamış insanların ibadetleri de boşunadır. Bu kişiler Cem törenlerine alınmadıkları gibi toplumdan da dışlanırlar.Alevi inancının temeli Hak-Muhammed-Ali sevgisine dayanır.
Hz. Ali, Ehl-i Beyt ve Oniki İmam Sevgisi
Bilindiği üzere Alevilik Hz. Ali, Ehl-i Beyt ve Oniki İmam sevgisine dayanır. Ehl-i Beyt sözcük olarak ev halkı demektir. Ev halkı yani Ehl-i Beyt Hz. Muhammed, Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’den oluşmaktadır. Ehl-i Beyt halk arasında Pençe-i Al-i Abâ olarak da adlandırılır.
Oniki İmamlar, Alevilerin Hz. Muhammed’den sonra önder olarak tanıdıkları Hz. Ali ile Hz. Fatıma’nın soyundan gelen kişilerdir.Oniki İmamların adları sırasıyla şöyledir:
1- İmam Ali
2- İmam Hasan
3- İmam Hüseyin
4- İmam Zeynel Abidin
5- İmam Muhammed Bakır
6- İmam Cafer Sadık
7- İmam Musa Kazım
8- İmam Ali Rıza
9- İmam Muhammed Taki
10-İmam Ali Naki
11-İmam Hasan Askeri
12- mam Mehdi
Ehl-i Beytin, Oniki İmamların yolundan gidenler Fırkayı Naciye veya Güruh-u Naci olarak adlandırılır.
Demek ki Ehl-i Beyt sevgisi Aleviliğin esasını oluşturur. Tevella ve teberra anlayışı da bu sevgiden kaynaklanır. Tevella Ehl-i Beyti, Oniki İmamları, Ondört Masumları, Onyedi Kemerbestleri ve onların yolundan gidenleri sevenleri sevmek, teberra ise onları sevmeyenleri sevmemektir
Bism-i Şah Allah Allah...
Allah ulu sofra dolu. Geldi Ali sofrası. Gitti gönüllerin gamı yası. Bereket-i Halil İbrahim. Şahidi Cebrail olsun.
Nuh-u Nebi Kerem-i Ali. Gülbengi Hacı Bektaş-i Veli. Artsın eksilmesin. Taşsın dökülmesin. Yiyene helal, kotarıp getirene, pişirip yedirene delil olsun. Kazaya, belaya kalkan, her iki dünyada güzel mekan. Bütün hizmet edenlerden Hakk razı olsun. Biz yedik içtik helal olsun. Geriden yenisi gelsin, tekneniz hep dolu olsun. Mümin canlar şad, münafıklar berbad olsun. Şah-ı Merdan Ali, dost ehlini her zaman görsün, gözetsin. İsteyene devlet, dileyene hayırlı evlat, her yuvaya acısı olmayan, tuzu az tatlı geçim versin. Gülen göze gözyaşı gelmesin, ocağı sönmesin. Haram olan kalsın, helal olan aka aka coşa taşa gelsin. Şah versin Şah versin Şah versin.
Ya Allah ya Muhammed ya Ali Dost...
Aynı şekilde Hz. Ali sevgisi ve inancı Gülbenlerinde de yer edinmiştir.
Bism-i Şah Allah Allah...
Dolumuz dolu ola. Yolumuz kaim (her zaman var olsun anlamında) ola. Bizim içeceğimiz dolu Şah-ı Merdan, Şirr-i Yezdan, İmam Aliy-yel Mürteza’nın dolusu ola. Şah Ali’m bizleri yeninden yakasından, üçlerin, beşlerin, yedilerin, onikilerin, kırkların katarından didarından ayırmaya. Her daim görüp gözete. Yolumuzu Yolsuz’a, Pir’size, arsız’a düşürmeye. Gerçeğin demine, Erenlerin Evliyaların ve Enbiyaların keremine, gerçeğe, yalnızca gerçeğe Hüü...
Allah Hüü ya Ali Dost... Aşk ile...
Şah-ı Merdan Dolusu alan canlara nur-iman olsun. Gittiği yer gam kasavet görmesin.
Allah Hüü Dost Eyvallah.
Aleviler Gülbenklerinde sürekli 12 İmamları, Erenleri Evliyaları, Enbiyaları anar ve Hz. Ali ile birlikte onlardan da medet umar ve dilerler. Er’i, Er’den ayırmazlar.
Bismi Şah Allah Allah.
Dilden dileklerinizi, kalbinizdeki hayırlı muratlarınızı, Şahı Merdan Ali vere, saklıya, bekliye, yamana uğratmıya. Yaşlarınız uzun ola, dalı budaklı ola. Kalbiniz gehver ola. Kalbiniz bütün ola. Destiniz derman ola. Küfrünüz iman ola, yardımcınız Oniki İmamlar ola. Oniki imamların darından, didarından ayrılmıyasınız. Bu divan, o divan ola. Bundan sorulursa ondan sorulmuya. Abtesiniz abtes ola, namazınız niyaz ola. Kırklar makamında Şahı Merdan Ali’nin defterine geçmis ola. Gerçeğe Hü Mümine Ya Ali.
Aleviler gerek dualarında, ve gerekse Gülbenk’lerinde Hz. Ali’yi anarken aynı zamanda bir çok güzelliği, toplumsal barışı, kişinin çevresine hayırlı olmalarını dilemeyi de ihmal etmezler.
Bismi Şah Allah Allah
Hizmetin kabul, yüzün ak, muradın hasıl ola. Zihnin açık, hizmetin topluma hayırlı ola. Hakk Muhammed Ali yardımcın, Hızır klavuzun olsun. Destin demen, küfrün iman, Şahı Merdan gönlün mihmanı olsun. Gerçeğe Hüü Mümine Ya Ali
Aynı şekilde Hz. Ali ismi Semahlarda da söylenir. Sadece bilinen ismi değil, ona atfedilen diğer isimlerle de anılır. Canlar Semah dönerken, diğerlerinin secdeye kapandığında söylenen örneklerden birinde,
Allah Allah
Geldiğiniz yerler dolu olsun Nur’dan,
Yardımcınız olsun ol Şahı Merdan
Biz de böyle gördük Mürsit’ten, Pir’den
Biz bir Semah çektik Hakk aşkına.
Aleviler Hz. Ali sevgisini hayallerinde, rüyalarında, düşlerinde de taşırlar.
Rüya âlemine daldım uykuyla
Ben gerçeği gördüm deli dediler
Allah’tan bir ayet inmiş vahiyle
Hak Muhammet hakk’ın kulu dediler
Bir kapıdan girdim pirler oturmuş
Oniki İmam da hizmet yetirmiş
Sanki yüzlerini nura batırmış
İşte Şah-ı Merdan Ali dediler
Bu hayallerini, Hz. Ali ile bütünleştirenlerden olan Derviş Himmet bir şiirinde duygularını dile getirirken
Ben Derviş Himmet’im derdim bir tümen
Denizlerin taş–i lali bir semen
Şah Necef iklimi Hindistan Yemen
Şah–ı Merdan ile gezdiğim yerler.
Diyerek onunla bir arada olmanın özlemlerini yansıtır.
Genç Abdal sevgisini bir yakarış ile sunarken,
Dergahına geldim niyaz eyledim.
Medet Allâh, Yâ Muhammed, Yâ Ali.
Aşkın kitabından avaz eyledim.
Medet Allâh, Yâ Muhammed, Yâ Ali.
Sivas/ Madımak’ta katledilen Muhlis Akarsu ise ona sevgisini, “Cennet ve huri istemem, sen benim ol yeter” dizeleri ile dile getirir.
Akarsuyum Böyle Vereyim Dursun
Senin Aşkın Onu Yaksın Kavursun
Anladım Alimsin Canımsın Nursun
Kanber Selman Senin Olsun Sen Benim.
Ozan Turabi evrenin kuruluşunda Hz. Ali’yi görmektedir
Adem, huri şu dünyaya gelmeden
Muhammed Ali’nin nurun gördün mü
Hak nasibin almış kudret eliyle
Hünkar Hacı Bektaş Piri gördün mü.
Teslim Abdal da Hz. Ali her dem anmak gerektiğine dair öğüt vermektedir.
Vefasız bu yola basamaz kadem
Fehmeyle bu sözü adem ol Adem
Zikreyle Muhammet Ali’yi her dem
Der Büryani vuslat olduk canana.
Sıtkı Baba ise Hz. Ali ile Hz. Muhammed’in Veda Hutbesi dönüşü Gadirhum’da Hz. Ali için söylediği ‚”Ali’nin kanı benim kanım, Ali’nin canı benim canım, Her kim ki Ali’yi severse beni sever…) hadisine gönderme yaparak onların bir can olduğunu vurgulayarak anıyor.
Çatılmadan yerin göğün binası
Muallakta iki nur’a düş oldum
Birisi Muhammed, birisi Ali
Lahmike lahmi de bire düş oldum.
Virani içinde 12 İmamların isminin de anıldığı bir Düvaz’da onu elinde Zülfikarı ile kahraman bir savaşçı olarak anmaktadır.
Virani’yem niyazım var Üstada,
Elinde Zülfikâr hem ehli gaza
Binbir dondan baş gösterdi Ali el Mürteza
Biz bir bildik, dedik Allah Eyvallah.
Kısacası Hz. Ali anlatılmakla bitmez. Onun Erdemleri, gönüllere taht kuran sevgisi, doruklara varan çoşkulara da sığmaz. Alevilik, Hz. Ali sevgisi ile beslenir, onunla gürleşir, onunla akar, onunla çağlar, onunla kendini ifade eder.
Sözümüzü Pir Sultan Abdal’ın bir deyişi ile bitirelim.
Pir Sultan Abdalım şunda
Çok keramet var insanda
O cihanda bu cihanda
Ali’ye saydılar bizi
rojaazme.......
Ya Ali,
Ben seni Sah-i Velayet bilirim! Ben seni Hazreti Muhammed'ten sonra, hakki yenilen mazlumlardan bilirim.
Ya Ali,
Ben seni Kabe'de dogan ve dogdugu zaman Mekke'yi sarsan yigit bilirim! Ben seni elinde Zülfikar'iyla münkirlerin korkulu rüyasi olarak bilirim! Ben seni mazlumlarin, yetimlerin, gariplerin sahibi bilirim! Ben seni Allah'in yer yüzündeki eli bilirim! Ben seni tüm peygamberlere gizli, Hz. Muhammed'e ise açikça yardim eden Allah'in dostu bilirim! Ben seni Musa'ya Kizildeniz'i yaran, Nuh'un gemisini yüzdüren, Ibrahim'i atesten kurtaran, Davut'a ses olan, Süleyman'a mührü veren, Isa'yi çarmihta müjdeleyen veli bilirim!
Ya Ali,
Ben seni Fatima'nin sadik esi, Oniki Imamlarin atasi bilirim! Ben seni Cebrail'in ögretmeni bilirim! Ben seni alemlerin sultani; konusan Kuran bilirim! Can bilirim, canan bilirim! Derde derman bilirim!
Ya Ali,
Tüm kainat defter olsa, canli cansiz ne varsa yazici olsalar senin sifatlatlarini yazmakla bitiremezler.
Ya Ali,
Sayet seni sevmek, yobazlık, Kizilbaslik, Kafirlik ise ben bunlardanim! Sana çamur atanlardan degilim! Iki yüzlü olan ben degilim! Haşa, ne sahsina ne de soyuna dil uzatanlardan degilim!
Ya Ali,
Seni üzdügüm için özür dilerim!
Bagisla beni ya Ali!
Hz. Ali bir filozoftur Düşünce biçimi olayları tahlil metodu sonuçlara varması ve sonuçları anlaşılır bir üslupla anlatması...
Hz Ali bir edebiyatçıdır Arap toplumunda Kurandan sonra edebi değeri olan ikinci kitap Hz. Aliye ait olan Nehcül Belagadır Nehcül Belagadaki üslup günümüzde dahi çekiciliğini ve etkiliyiciliğini muhafaza etmektedir.
Hz. Ali mükemmel bir eş ideal bir babadır O Fatmanın eşidir Hasan Hüseyin ve Zeynepin babasıdır Bütün bu kişilikler insanlığın kaderinde etki sahibi değiller mi Daha ne denilebilir ki.
Hz. Ali büyük bir komutandır Hz. Alinin askerlik dehası tartışılmazdır. “La fetta illa Ali, la seyfe illa Zülfikâr” (Ali’nin üstüne yiğit, Zülfikâr’ın üstüne kılıç yoktur) sözü öyle gelişi güzel söylenmiş bir söz değildir.
Hz Aliye sevgi saygı ve bağlılık Hz. Muhammet'e ve Ehlibeyt'ine bağlılıktır.
Aleviler Ali'ye karşı olmanın Hz Muhammet ve Ehlibeyt'ine karşı olmak Oda İslama ve Allaha karış olmaktır diye düşünürler.
Hz. Aliyi Aleviler severler Onu tüm Müslümanların tüm insanların sevmesi gerektiğine inanırlar.
Alevi ozanları düşünürleri dedeleri babaları Hz. Aliyi severler.
Hallacı Mansur Seyyid Nesimi Fuzuli Yemini Pir Sultan Abdal Şah İsmail Harabi Kul Himmet Virani vb ozanlar bu coşkun sevgi ve saygıyı eserlerinde vermeye çalışmışlardır.
Hilmi Dedebaba bu sevgi ve saygı selini bu şiiri ile şöyle ifade etmiştir
Tuttum aynayı yüzüme Ali göründü gözüme
Nazar eyledim özüme Ali göründü gözüme
Hû Alim hû Hû Şahım hû
Adem baba Havva ile Hem Allemel
esma ile ÇarhI felek sema ile
Ali göründü gözüme
Hû Alim hû Hû Şahım hû
Hz. Nuh Neciyullah Hem İbrahim Halilullah Sina'daki Kelimullah
Ali göründü gözüme Hû Alim hû Hû Şahım hû
İsa-yı ruhullah Odur İki alemde Şah Odur
Müminlere penah Odur
Ali göründü gözme
Hû Alim hû Hû Şahım hû
Ali evvel Ali ahir Ali batın Ali zâhir Ali tayyip Ali Fâhir
Ali göründü gözüme
Hû Alim hû Hû Şahım hû
hz Ali'ye verilen önemli ve coşkun Ali sevgisini birde Mevlana Celaleddin Rumi'den görelim
Cihanın temeli suret buluncaya kadar varolan Ali idi.
Yer resmedilinceye zaman husule gelinceye kadar varolan Ali idi.
Veli vasıf olan Şah Ali cömertliğin keremin bağışın sultanı idi.
Aliden ötürü melekler Ademe secde ettiler.
Adem bir kıble gibi idi secde olunan Ali idi Ademde Şitte Eyyüp'da İdriste
Yusufa Yunusta Hudda Musada İsada İlyasda salihde Davudda Ali idi.
Nefsin tamamından ötürü Cihan sofrası üzerinde elini bulaştırmayan kahraman aslan Ali idi.
Kuranın yer yer ayetlerinde Tanrının ismetini vasfı ile öğdüğü Kuran sırlarının kaşifi Ali idi…
Hayber kalesinin kapısını bir hamlede koparıp açan o kaleler fatihi Ali idi.
Afaka her bakışından gördümki yakın yüzünden her varlıkta var olan Ali idi.
Cihan var oldukça Ali varolur.
Hz Ali ve Hacı Bektaş Velinin yerini Alevi düşüncesinde şöyle ifade ediyor.
Güvercin donuyla Uruma uçan Cümle evliyanın üstüne geçen İmamlar evinin kapısın açan Varmıdır hiçbir er Aliden gayri .
Hünkar Hacı Bektaş Veliden gayri Anadolu Alevilerinin gene önemli ozanlarından Virani ise Alevi düşüncesinde Hz Alinin yerini şöyle ifade ediyor.
Biz Urum abdalıyız bildik hidayettir Ali Başımızda tac u devlet hem saadettir Ali Biz Urum abdalıyız zahid hüdamızdır Ali Hayy u Kuyyum-ı ebed nur-ı bekaamızdır
Ali Evvel ü ahır Ali'dir nokta-i ferd-i Huda İbtidadır ibtida hem intihamızdır Ali Ali'dir sahibi Kuran Ali'dir Ali candar Ali canandır Ali Ali dindir iman Ali candır Ali canan Eder cümle şeyi destan Ali'dir Halık u Hallak Viran Abdal fakirin zikri daim
Ali haktır Ali Haktır Ali hak Filozof Neyzen Tevfik ise İkrarname adlı Hz Ali ile ilgili uzun şiirinde Alevi-Bektaşi düşüncesinde Hz Ali'nin yerini şöyle ifade ediyor
Rüsiyahım pür günahım yok yüzüm Peygamber'e İstemem bir türlü gitmek böyle rûz-ı mahşere Eylerim belki tesadüf der iken bir rehbere Düşmüşüm elsiz ayaksız Astıan-I Haydar'e Merhamet et halime herşeye agâhım Ali Var mı Senden başka söyle ilticagahım Ali
Hz. Aliyi tanımak gerekir Tanıyıp sevmek gerekir Neden gerekir Eğer Hz Ali gerçek anlamıyla tam manasıyla kavranırsa bunun sonuçları yaşamın her alanında başarı ve mutluluk demektir Bizler bunun doğruluğundan şüphe duymuyoruz İnanıyoruz ki insanlık Hz Ali’yi bir gün bütün boyutlarıyla tanıyacak ve bundan bu değerler bütününden çok önemli sonuçlar alacaktır
hazırlayan..... rojaazme.....
Kalk ayağa, Yûsuf-i Kerbelâ
Kuru yerde can veren Ekber’im
Bu Sakine’dir, bu da Kerbelâ
Kuru yerde can veren Ekber'im
Bacın ölsün, Ali gardaşım
Ne belâlı oldu benim başım
Dökerem gözden, Ali kan yaşım
Kuru yerde can veren Ekber'im
Ali okşayıp sene ağlarım
Başıma Ali, kara bağlarım
Ne gelir sağam sene ağlarım
Kuru yerde can veren Ekber'im
Sana men Ali diye seslendim
Yüreğim üste seni besledim
Nice yıldı men seni gözledim
Kuru yerde can veren Ekber'im
Saralıp yüzüm, lal olup dilim
Ben idim bülbül, sen idin gülüm
Yarana kurban bu yanık gönlüm
Kuru yerde can veren Ekber'im
UTKUM_58
21.01.2008, 15:46
PEYGAR EFENDIMIZ HZ MUHAMMET(S.A.V) efendimizin yigeni ve ilk HALIFELERDEN OLAN HZ. ALI (R.A) YATTIGI YERLER NURLA DOLSUN MEKANI CENNET OLSUN...ONCELIKLE PEYGAMBER EFENDIMIZIN SOYUNDAN GELEN MUBAREK INSANLAR MEKANINIZ CENNET OLSUN..AMA HIC BIR SEVGI HZ MUHAMMET (S.A.V) efendimize DUYALAN SEVGI KADAR BUYUK OLAMAS
AMA HIC BIR SEVGI HZ MUHAMMET (S.A.V) efendimize DUYALAN SEVGI KADAR BUYUK OLAMAS
Yorumunuz için çok teşekkür derim can :)
Ama ön yargılısınız, Tabikide Hz. Muhammed Efendimizi Seviyoruz, Bizlerin Peygamberi, ama sevgi içten gelen bişey, insan insanı sever, Hz. Ali Efendimizide Yapmış olduğu üstün başarılardan dolayı seviyoruz :)
SAYGILARIMLA
UTKUM_58
21.01.2008, 15:53
arkadasim tek bir baslik altinda toplasaydiniz daha iyi olurdu.... herkesin dini herkesinin inanci kendinedir...
UTKUM_58
21.01.2008, 15:58
Yorumunuz için çok teşekkür derim can :)
Ama ön yargılısınız, Tabikide Hz. Muhammed Efendimizi Seviyoruz, Bizlerin Peygamberi, ama sevgi içten gelen bişey, insan insanı sever, Hz. Ali Efendimizide Yapmış olduğu üstün başarılardan dolayı seviyoruz :)
SAYGILARIMLA
ELBETTEKIII HAZ ALI RADUALLAHI AN efendimizin yaptigida tartisilamas YATTIGI YERLER nurla dolsun... SEVGISI VE YERI TARTISILAMAZ..ama BIZIMM icinnn EN BUYUK ONEMM HZ MUHAMMET (S.A:V) efendimizin kiyamet gununde safinda olmaktir...CENABI ALLAHIMIZA PEYGAMBER EFENDIMIZ DUA EDICEK YARABBIM SEN BANA VE BENIM GIBI DUSUNENLERE AZAB ETME DIYEE SEFAAT EDICEKK.. CENABI ALLAHIM BIZE HZ MUHAMMET(S.A.V) efendimizin sefaatini NASIP ETSIN....
altuntas58
21.01.2008, 16:32
Ya Ali,
Tüm kainat defter olsa, canli cansiz ne varsa yazici olsalar senin sifatlatlarini yazmakla bitiremezler.
Ya Ali,
Sayet seni sevmek, yobazlık, Kizilbaslik, Kafirlik ise ben bunlardanim! Sana çamur atanlardan degilim! Iki yüzlü olan ben degilim! Haşa, ne sahsina ne de soyuna dil uzatanlardan degilim!
yukardaki sözlere tamamen katılıyorum hz ali efendimizin sıfatlarını saymakla bitiremeyiz
sivaslıgenç
21.01.2008, 17:29
Ya yanlış anlamayında sorum sana, Esengül Hz .Aliyi çok seviyorsunuz ona inanıyorsunuz ama;
Hz.Ali'de olan hiç bir özellik namaz ,oruç, vs.vs. hiç biri sizde yok neden.
Neden camii değilde cem evi.
Neden oruçlar normal ayından 3-4 ay sonra tutuluyor
Hz.Ali böylemi yaşıyor, ibadet ediyordu he.
Veli Bircan
21.01.2008, 17:35
Ya yanlış anlamayında sorum sana, Esengül Hz .Aliyi çok seviyorsunuz ona inanıyorsunuz ama;
Hz.Ali'de olan hiç bir özellik namaz ,oruç, vs.vs. hiç biri sizde yok neden.
Neden camii değilde cem evi.
Neden oruçlar normal ayından 3-4 ay sonra tutuluyor
Hz.Ali böylemi yaşıyor, ibadet ediyordu he.
cevabını vermezler onlarda niçin inandığını bilmiyorlar...Tek amaçları dinlerini kolaylaştırmak eğlenceli bir hale getirmek
sivaslıgenç
21.01.2008, 17:51
cevabını vermezler onlarda niçin inandığını bilmiyorlar...Tek amaçları dinlerini kolaylaştırmak eğlenceli bir hale getirmek
Abi vallahi bilmiyorum ben merak ediyorum sordum gerçektende senin dediğin gibi ben bu soruyu birine daha sordum bu sitede cevap yoktu.
Herkezin inancı kendini bağlar...isteyen istediğini yazar hakaret başkalarını rencide edecek şeyler yazmadıkca...
HZ Ali ra nur içinde yatsın.
Bencede burda siyaset vb şeylerden konuşmasak daha iyi olur gibime geliyor.
Ya yanlış anlamayında sorum sana, Esengül Hz .Aliyi çok seviyorsunuz ona inanıyorsunuz ama;
Hz.Ali'de olan hiç bir özellik namaz ,oruç, vs.vs. hiç biri sizde yok neden.
Neden camii değilde cem evi.
Neden oruçlar normal ayından 3-4 ay sonra tutuluyor
Hz.Ali böylemi yaşıyor, ibadet ediyordu he.
Size yanlış bilgi vermemek adına;
Alevi İslam Din Hizmetlerinin Telefon Numarasını Veriyorum, Arayıp Tam Bilgi Alabilirsiniz
Alevi İslam Din Hizmetleri = 0212 639 74 40
cevabını vermezler onlarda niçin inandığını bilmiyorlar...Tek amaçları dinlerini kolaylaştırmak eğlenceli bir hale getirmek
Ön Yargılı Davranmak Yerine Cemlerimize Katılmayı Denedinizmi ?
sivaslıgenç
21.01.2008, 18:21
Ön Yargılı Davranmak Yerine Cemlerimize Katılmayı Denedinizmi ?
100 DÜŞÜNSEM ORAYA KATILMAK AKLIMA GELMEZ GELSEDE ÖLSEM GİTMEM.
ELBETTEKIII HAZ ALI RADUALLAHI AN efendimizin yaptigida tartisilamas YATTIGI YERLER nurla dolsun... SEVGISI VE YERI TARTISILAMAZ..ama BIZIMM icinnn EN BUYUK ONEMM HZ MUHAMMET (S.A:V) efendimizin kiyamet gununde safinda olmaktir...CENABI ALLAHIMIZA PEYGAMBER EFENDIMIZ DUA EDICEK YARABBIM SEN BANA VE BENIM GIBI DUSUNENLERE AZAB ETME DIYEE SEFAAT EDICEKK.. CENABI ALLAHIM BIZE HZ MUHAMMET(S.A.V) efendimizin sefaatini NASIP ETSIN....
ALLAH ALLAH can,ALLAH'ım Muhammet Mustafa Efendimizi ve Ehlibeytini Sevenleri Darda Bırakmasın
sivaslıgenç
21.01.2008, 18:25
Size yanlış bilgi vermemek adına;
Alevi İslam Din Hizmetlerinin Telefon Numarasını Veriyorum, Arayıp Tam Bilgi Alabilirsiniz
Alevi İslam Din Hizmetleri = 0212 639 74 40
Sen bize burada bilği ver bide orayı arayıp uğraşmayalım.Alevi olduğuna göre bilirsin heralde.
100 DÜŞÜNSEM ORAYA KATILMAK AKLIMA GELMEZ GELSEDE ÖLSEM GİTMEM.
Tamam can ön yargılı olmaya devam edin o zaman
Sen bize burada bilği ver bide orayı arayıp uğraşmayalım.Alevi olduğuna göre bilirsin heralde.
1-Alevi değilim, olmaya çalışıyorum, alevi olmak basit bir kelime değil
2-Ölsemde ceme gitmem diyen ve sorusuz suailsiz ön yargılı davranan insana neden aleviliği anlatayım ?
sivaslıgenç
21.01.2008, 18:36
1-Alevi değilim, olmaya çalışıyorum, alevi olmak basit bir kelime değil
2-Ölsemde ceme gitmem diyen ve sorusuz suailsiz ön yargılı davranan insana neden aleviliği anlatayım ?
yA bak abi(abla, adını bilmiyorum) ben önyargılı değilim sadece bir iki soru sordum olayı nereden nereye getirdin .
Ben alevi değilim vede sizin cem evlerinizi görüp araştıran biri olarak. alevilik doğuştan ancak olabilir başka türlü olunmaz ama o cem evlerine katılıp iştirak eden nice arkadaslaımda alevilikten vazgecerek islam dinini gerektiği gibi yaşayanlar arasına katıldı.
1-Alevi değilim, olmaya çalışıyorum, alevi olmak basit bir kelime değil
2-Ölsemde ceme gitmem diyen ve sorusuz suailsiz ön yargılı davranan insana neden aleviliği anlatayım ?
demekki
çocuk aleviliği li bilmiyor öğretmen lazım bişeyler...
benim sadece ve tek sorum olacak???
içeriğini bilmediğin konu hakkında neden topic acarak insanları kutuplaştırıyorsun?
yada neden aleviliğin propogandasını yapıyorsun?? ki
alevileri severim en azından misafirperver insanlar.
YÖNETİM eğer bu tür tartışmaların önüne geçmez iseniz burada sadece bu iki konu konuşulur ve tartışılır ALEVİLİK-SÜNNİLİK bizler buraya ilimizle ilgili haberleri öğrenmek ve hasret gidermek amaçlı giriyoruz.
Aleviliğin tanımı yaptınız amenna tabiki inancınızdır dedik ama şimdi misyonerliğede başlandı burası Alevi Forum sitesi değil burası SİVASLILARIN sitesi...
Yönetimden ricam bu tartışmalara fırsat verilmeden belliki belli bir sitenin müptelası olan bu kişinin (radyozilanmıdır nedir) durdurulması yoksa bende değişik ve aykırı bilgilerle buraya gelirim.
Yıllardır sivasımızın gelişmememsin başlıca sebebi bu tip kutuplaşmalardır...bırakın insanlar istedği gibi yaşasın...
Sevgili hemşerilerim birbirimizi kırmadan saygıyı ve sevgiyi yitirmeden konular üzerinden tartışırsak daha verimli olabiliriz sanırım.
BU SİTENİN MASKESİ DÜŞTÜ;BALLA SATLICAN HAPI YUTTURMAKMIŞ NİYETLERİ,SİVASLILIK DA BAHANESİ
Bak arkadaşım seyredip seyredip bir mesajla SİVASın tanıtımı için bu yola başkoymuş koca bir siteyi karalama hakkını kendinde bulman bana biraz garip ve birokadarda provakatif geldi,bizim düşecek bir maskemiz asla olmadı olamazda ama yaptığı hesaplara malzeme arayan bir şahsiyetsizlikte yapmak kimseye birşey kazandırmaz,mevzu-u bahis konuda bizim bir taraflığımız veya tarafsızlığımızda sözkonusu değildir,ancak bu konuda aldığımız şikayetleride gözardı etmiyoruz ve edemeyizde gerekli düzenlemeler yapılacaktır.
YÖNETİM eğer bu tür tartışmaların önüne geçmez iseniz burada sadece bu iki konu konuşulur ve tartışılır ALEVİLİK-SÜNNİLİK bizler buraya ilimizle ilgili haberleri öğrenmek ve hasret gidermek amaçlı giriyoruz.
Aleviliğin tanımı yaptınız amenna tabiki inancınızdır dedik ama şimdi misyonerliğede başlandı burası Alevi Forum sitesi değil burası SİVASLILARIN sitesi...
Yönetimden ricam bu tartışmalara fırsat verilmeden belliki belli bir sitenin müptelası olan bu kişinin (radyozilanmıdır nedir) durdurulması yoksa bende değişik ve aykırı bilgilerle buraya gelirim.
Bakın Banu Hanım biz SİVASlılar sitesiyiz biz ne ALEVİLİK nede SÜNNİLİK birbirinden üstündür kıyaslamasına girilmesine bile karşıyız,yıllardır bizi birbirimizden uzaklaştıran bu inanç çatışmasının sonunu getirmemiz lazım,bakın birçoğumuz gurbetteyiz ve gurbette bile yine birçoğumuz bu soğuklukla karşılaşıyoruz bu nasıl bir nifak tohumudur ki yıllardır içimizden söküp atamadık,Kafirun Suresinde ne deniliyor"Sizin dininiz size benim dinim banadır"
Lütfen sağduyuyu elden bırakmayalım!
Anlamadığım herkes alevileri kötülüyo, aleviliği islam dışı görüyo ama maasallah konuya yazı yazamadanda kımse gecemıyo enteresan, forumlar neden vardır, paylasmak, ögrenmek , bilgilenmek, ve bilgilendirmek için.
Madem öyleyse neden bunu yapmaya denemiyosunuz, herkes sunni olmak zorundamı, herkes alevi olmak zorundamı, farklı mezhep ve inanctakı kişilere sizin kapınız kapalımı ?
Gerçi bu zihniyet değilmiydi 1993'de Sivas Madımak Otelinde 37 canı yaktı
cevabını vermezler onlarda niçin inandığını bilmiyorlar...Tek amaçları dinlerini kolaylaştırmak eğlenceli bir hale getirmek
Öncelikle uslubunuzu hiç beyenmedim onu belirteyim
Din bir eglence şekli degildir çok yanlış bir hitap tarzı
Bizleri dinimizi bilmemekle suçlayamassınız
Ayrıca hepimizin dini aynı yani İslam dini
Şöyle bir soru soracagınızı tahmin ederek yanıtlayacam
(neden islamın şartlarını yerine getirmiyosunuz)
Bizler EHLİ_BEYT`in yolundan gidenleriz
Bizler oruç tutuyoruz ama ramazan gibi degil Peyganberimizin torunu İmam Hüseyinin ve Kerbela şehitlerinin yası matemini tutuyoruz 12 gün
Bunun şartlarını belirteyim kolaymı zormu siz karar verin
12gün boyunca su içmeyiz neden susuz şehit edildiler diye
Et yemeyiz çünkü hiç bir canlıya kıymayız
Soğanın başını kesmeyiz çünkü İmam hüseyin başı kesilerek şehit edildi diye
Müzik dinlemeyiz eylence yasaktır tam bir yas olmalı
Giysilerimizin siyah olmasına özen gösteririz makyaj yapmayız erkeklerimiz traş olmaz
Ağzımızdan kötü söz cıkmamasına özen gösterİRİZ
Evli olanlar eşleri ile birlikte olmaz çünkü bu zevktir
Çocugunu dahi çok içten gelerek sevemezsin çünkü fatima anamızın çocukları şehit oldu diye tam bir yas tutarız
Yani anlatmakla bitmez
Bizim ibadet yerimiz cem evidir kadın erkek aynı yerde ibadet ederiz ayrım yapmayız inancımız Allah birdir Hz.Muhanmet onun resuludur ve Hz.Ali bizim pirimizdir inancımız bu üçü üzerindendir
Temel ilkemiz eline beline diline sahip olmaktır Aleviliğin özü bu çümlede saklıdır şimdilik bu kadar
sorularınız olursa bilgim oldugu kadar yanıtlamaya çalışırım
Ben ayrım yapmam her insanın iyisi iyidir gerisi boş
Öncelikle uslubunuzu hiç beyenmedim onu belirteyim
Din bir eglence şekli degildir çok yanlış bir hitap tarzı
Bizleri dinimizi bilmemekle suçlayamassınız
Ayrıca hepimizin dini aynı yani İslam dini
Şöyle bir soru soracagınızı tahmin ederek yanıtlayacam
(neden islamın şartlarını yerine getirmiyosunuz)
Bizler EHLİ_BEYT`in yolundan gidenleriz
Bizler oruç tutuyoruz ama ramazan gibi degil Peyganberimizin torunu İmam Hüseyinin ve Kerbela şehitlerinin yası matemini tutuyoruz 12 gün
Bunun şartlarını belirteyim kolaymı zormu siz karar verin
12gün boyunca su içmeyiz neden susuz şehit edildiler diye
Et yemeyiz çünkü hiç bir canlıya kıymayız
Soğanın başını kesmeyiz çünkü İmam hüseyin başı kesilerek şehit edildi diye
Müzik dinlemeyiz eylence yasaktır tam bir yas olmalı
Giysilerimizin siyah olmasına özen gösteririz makyaj yapmayız erkeklerimiz traş olmaz
Ağzımızdan kötü söz cıkmamasına özen gösterİRİZ
Evli olanlar eşleri ile birlikte olmaz çünkü bu zevktir
Çocugunu dahi çok içten gelerek sevemezsin çünkü fatima anamızın çocukları şehit oldu diye tam bir yas tutarız
Yani anlatmakla bitmez
Bizim ibadet yerimiz cem evidir kadın erkek aynı yerde ibadet ederiz ayrım yapmayız inancımız Allah birdir Hz.Muhanmet onun resuludur ve Hz.Ali bizim pirimizdir inancımız bu üçü üzerindendir
Temel ilkemiz eline beline diline sahip olmaktır Aleviliğin özü bu çümlede saklıdır şimdilik bu kadar
sorularınız olursa bilgim oldugu kadar yanıtlamaya çalışırım
Ben ayrım yapmam her insanın iyisi iyidir gerisi boş
Ceddine Rahmet, ALLAH'ım bizi ehlibeytin yolundan ayırmaz inşallah
Ali, benim ilmimin haznedarıdır.
2. Ali bendendir, ben de Ali’denim, kendi yerime ancak ben veya Ali eda edebilir.
3. Ali benden, ben de Ali’denim, kendisi de tüm müminlerin Veli’sidir.
4. Ali, benim ilmimin kapısıdır.
5. Ali benim bilgimin kapısıdır. Tebliğe memur olarak gönderdiğim şeyleri benden sonra ümmetime bildiren, açıklayan kişidir. O’nu dinleyin. O’na baş kaldırmak nifaktır.
6. Ali, benden sonra hak uğruna insanlara kılıç sallayacaktır.
7. Ali, dinin direğidir.
8. Ali hakladır, hak da Ali’yledir, ikisi Kıyamet Günü’nde havuz başına varana dek birbirinden asla ayrılmazlar.
9. Ali, ihtilaflar hakkında hüküm vermede insanların en bilgilisidir.
10. Ali, insanların ilim açısından en bilgili olanıdır.
11. Ali her hususta KuraniIle Beraberdir. O Kuran dışı bir söz söylemez. Ve bir iş işlemez. Kuran da Ali’den asla ayrılmaz.
12. Ali, Kur’an’ladır, Kur’an da Ali iledir.
13. Ali, müminlerin dilediği ve uyduğu kişidir. Mal ise münafıkların dilediği şey.
14. Ali, Peygamber ashabının en çok ilim sahibi olanıdır.
15. Ali, ümmet içerisinde Allah’ın indirdikleri hakkında en çok bilgi sahibi olan kimsedir
16. Ali bin Ebî Tâlib, sizin aranızda Allah’In hükmüyle hükmetmiştir.
17. Ali bin Ebî Tâlib, benden sonra ümmetimin en bilgilisi ve ihtilaf ettikleri konularda en iyi hüküm verenidir.
18. Ali bin Ebi Talib din kapısıdır. Her kim o kapıdan içeri geçerse mümin ve her kim o kapıdan dışarı çıkarsa kafir olur.
19. Ali’nin kapısından başka mescide açılan tüm kapıları kapatmaya emrolundum, aranızda konuşanlar oldu, Allah’a yemin olsun ki ben kendimden ne açtım, ne de kapattım, ben ancak emrolunduğum şeyi yerine getirdim.
20. Ali’ye sövmeyiniz, zira Ali, Allah’ın zatına sürülmüştür.
21. Ali’yi anmak ibadettir
22. Ali’den şikâyet etmeyin; zira o, Allah’ın zâtı hakkında katıdır ve müdâra ehli değildir.
23. “Ali’nin eti benim etimdir. Ali’nin canı benim canımdır. Ali’nin kanı benim kanımdır. Her kim ki Ali’yi severse, beni sever, Beni seven de Allahı sever. Her kim ki Ali’ye düşman olur, bana da düşman olur, Bana düşman olan da Allaha da düşman olur. Ali’nin dostluğunu kazanan benim dostluğumu, benim dostluğumu kazanan da Allahın dostluğunu kazanır” –Veda Hutbesinden–.
24. Ali’den üstün yiğit (feta), Zülfikar’dan üstün kılıç yoktur.
25. Al-i Muhammed’i tanımak Cehennem’den kurtuluştur; Al-i Muhammed’i sevmek Sırat Köprüsü’nden geçiştir; Al-i Muhammed’in velayetini kabul etmek azaptan emanda olmaktır.
26. Ali’nin dostu, benim dostum; Ali’nin düşmanı, benim düşmanımdır.
27. Ali’nin on sekiz özelliği var ki, bunların hiç biri bu ümmetten hiç kimsede yoktur.
28. Ali ve yandaşları Kıyamet gününde kurtulmuş olanlardır.
29. Ali’ye düşmanlık edene Allah düşmanlık etsin.
30. Ali’yi ancak mümin sever ve kendisini ancak münafık buğz eder.
31. Ali’yi sevmek iman, ona düşmanlık duymak nifaktır.
32. Ali’yi sevmek ateşten (Cehennemden) kurtuluştur, Ali’yi sevmek ateşin odunu yediği gibi günahları yer, Ali’yi sevmek nifaktan kurtuluştur.
33. Allah bana emretti ki, seni yaklaştırayım, sana ilim vereyim ki onunla dolasın.
34. Allah, meleklerine karşı her gün Ali’yle övünür.
35. Allahım, Ali’yi koruyanı sen koru, ona ikramda bulunana sen de ikramda bulun, onu hor göreni sen de hor gör.
36. Allahım. Dini kâmil ettiği, nimeti tamamladığı, benim peygamberliğime ve Ali’nin velâyet ve imametine razı olduğun için sana şükürler olsun.
37. Allah’ım, ben de kardeşim Musa’nın söylediğini söylüyorum: ‘Allah’ım bana Ehlimden bir vezir kıl, kardeşim Ali’yi, onunla arkamı kuvvetlendir, onu işime ortak kıl, seni bol bol tesbih edelim, seni çok analım, şüphesiz sen bizi görmektesin.
38. Allah’tan istedim ki bu belleyip kavrayan kulak senin kulağın olsun.
39. Allah-u Teala, seni kendime yaklaştırıp asla uzaklaştırmamamı ve sana öğretmemi emretmiştir. Senin de belleyip kavraman gerekmektedir. Hiç kuşkusuz, Allah senin belleyip kavramanı sağlayacaktır.
40. Bana iman edip beni doğrulayana Ali bin Ebi Talib’in velayetini tavsiye ederim. Kim onu veli edinirse beni veli edinmiş olur, beni veli edinen de Allah’ı veli edinmiş olur, onu seven beni sevmiştir, beni seven de Allah’ı sevmiştir, onu buğzeden beni buğzetmiştir, beni buğzeden de Allah’ı buğzetmiştir.
41. Bana itaat eden Allah’a itaat etmiş olur, bana isyan eden ise Allah’a isyan etmiş olur. Ali’ye itaat eden ise bana itaat etmiş olur, ona isyan eden ise bana isyan etmiş olur.
42. Ben Adem oğullarının efendisiyim, Ali de Arapların efendisidir.
43. Ben fıkıh şehriyim ve Ali de onun kapısıdır. O halde kim ilim isterse, kapıya gelsin.
44. Ben hikmet eviyim, Ali de kapısıdır.
45. Ben hikmet eviyim; Ali de o evin kapısıdır.
46. Ben hikmet şehriyim ve Ali de onun kapısıdır. O halde kim hikmet isterse, kapıya gelsin.
47. Ben ilmin kentiyim, Ali de kapısıdır.
48. Ben ilmin şehriyim, Ali de kapısıdır.
49. Ben ilim şehriyim; Ali ise kapısıdır. İlmi isteyen kimse kapıdan girmelidir.
50. Ben ilmin şehriyim, Ali kapısıdır. İlmi isteyen kapıya gelsin.
51. Ben ilim şehriyim ve Ali onun kapısıdır. Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur: ‘Evlere kapılarından girin. O halde, kim ilim istiyorsa, ona kapısından girsin.
52. Ben kimin efendisi isem, Ali de onun efendisidir. Allah’ım, Ali’ye dost olana dost ol, ona düşman olana da düşman ol.
53. Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır.
54. Ben kimin mevlası isem, bu Ali de onun mevlasıdır. Allah’ım! Ona dost olana dost ol ve ona düşman olana düşman ol.
55. Ben, bildiğim her şeyi Ali’ye de öğrettim; o, benim ilim şehrimin kapısıdır
56. Ben Kur’ân’ın inişi üzerinde, onu kabul ettirmek için savaşmadayım; Ali ise onun te’vili için, hükmünün gereğini bildirmek için savaşır.
57. Ben, öğrendiğim her şeyi, mutlaka Ali’ye de öğrettim; o, benim ilim şehrimin kapısıdır.
58. Ben peygamberlerin Seyyidiyim, Ali de vasilerin Seyyididir. Benden sonra vasilerim 12 dir, birincisi Ali, sonuncuları el-Kaim Mehdi’dir.
59. Ben peygamberlerin sonuncusuyum, sen de ey Ali vasilerin sonuncususun.
60. Ben ve Ali, aynı ağaçtanız, insanlar ise çeşitli ağaçlardandırlar.
61. Ben ve Ali, Allah’ın yaratıklarına olan hüccetiyiz.
62. Benden sonra ümmetime ihtilâf ettikleri hususları açıklayacak olan sensin.
63. Benden sonra sünnete ve (yargılarda) hüküm verme hususunda, ümmetimin en bilgilisi Ali bin Ebî Tâlib’dir.
64. Benden sonra fitneler zuhur edecektir. O zamanı gördüğünüzde Ali bin Ebi Talib’i iltizam ediniz. Çünkü kendisi doğru ve yanlışı birbirinden ayırt edendir.
65. Benden sonra imam olarak halka doğru yolu göstermek üzere seni seçtim. Senden razı oldum.”Allah’ım O’nu seveni sev O’ na düşman olana düşman ol.
66. Benden sonra fitne (huzursuzluk) olacaktır. Bu oldumu, Ebu Talip oğlu Ali tarafını tutun. Çünkü O bana ilk iman edendir. Kıyamettede benimle ilk dostluk edecek odur. O Sıddıık-ı Ekber’ dir. O bu ümmetin Faruk’udur. O müminlerin ulusudur, reisidir.
67. Ben kimin mevlası isem Ali’de onun mevlasıdır, özünüz doğru olarak O’na uyun...”. “Allah’ım O’nu seveni sev. O’ na düşman olana düşman ol”.
68. Benden sonra fitneler olacaktır. Bunlar gerçekleştiğinde sizler iki şeye tutunun, Kuran’a ve Ali ibin Ebi Talib’e.
69. Bir kişi, Beyt-ül Haram’da Rükun ile Makam arasında devamlı zikir edip oruç tutsa dahi, Âl-i Muhammed’e kin duyduğu taktirde mutlaka Cehennem’e gidecektir
70. Biz Ehl-i Beyt’i ancak mü’min ve muttaki olan sever; ve bize ancak münafık ve şaki olan kin besler.
71. Biz Ehl-i Beyt’in sevgisine sarılın. Çünkü Allah’ın huzuruna bizi severek çıkan kimse, bizim şefaatimizle Cennet’e gider. Nefsimin elinde olduğu Allah’a yemin ederim ki, bizim hakkımızı tanımadıktan sonra hiçbir kulun ameli kendine bir fayda sağlamayacaktır.
72. Bu ümmetin uyarıcısı benim. Hidayete erişitiricisi de Ali’dir.
73. Bu sadıkların imamı, kafirlerin katilidir. Ona yardımcı olana yardım olunur, ondan yardımı esirgeyenden yardım esirgenir. (Hz. Muhammed, Hz. Ali’nin kolunu tutarak buyurmuşlardır.
74. Canımı elinde tutan Rabbime andolsun ki Ali ve ona uyanlar kıyamet günü kurtuluşa erenlerdendir.
75. Eğer Ali’nin Zülfekâr’ının darbesi olmasaydı, İslâm ayakta kalamazdı.
76. En iyi hüküm vereniniz Ali’dir.
77. Ey Ali, Allah senin rızana rıza, gazabına da gazap gösterir.
78. Ey Ali, ben Kuran’ın tenzili için savaştığım gibi sen de Kuran’ın tevili için savaşacaksın.
79. Ey Ali, ben ilmin şehriyim, sen ise onun kapısısın. Şehre ancak kapıdan varılır. Bir kimse beni sevdiğini söyleyip seni buğz ederse, beni sevmiyor ve yalancıdır. Zira sen bendensin ve ben de sendenim, senin etin etim, kanın kanım, ruhun ruhum, sırrıyetin sırriyetim ve senin adaletin benim adaletimdir. Sana itaat eden kişi ne saadetlidir ve sana karşı asi olan kişi ise ne bedhahtır. Seni Veliyyül emr kabul eden kazanır ve sana karşı çıkıp düşmanlık eden ise kaybeder. Sana iltizam eden kişi muradına erecektir ve seni terk eden kişi ise helak olacaktır. Senin ve senden gelecek evlatlarından olan imamların misali Nuh (as)’un gemisi gibidir. Her kim gemiye bindiyse kurtuldu ve her kim muhalefet ettiyse helak oldu. Sizin misaliniz de yıldızlar gibidir, bir yıldız kaybolduğunda Kıyamet’e kadar onun yerine başka bir yıldız (imam) doğacaktır.
80. Ey Ali, her kim sana karşı savaşırsa bana karşı savaşmıştır. Seni buğz eden, beni buğz etmiştir. Seni söven de beni sövmüştür. Çünkü sen benden nefsim gibisin. Senin ruhun ruhumdan ve tıynetin tıynetimdendir. Şanı Yüce olan Allah, seni ve beni nurundan yarattı. İkimizi seçip beni peygamberliğe ve seni de imamlığa tercih etti.
81. Ey Allahım, ondan (Ali’den) sıcak ve soğuğu gider.
82. Ey Ali, sen benim kardeşim, safiyim, vasim, vezirim ve eminimsin. Sen benden Harun’un Musa’ya olan menzilesindesin, ancak şu farkla ki, benden sonra peygamber yoktur. Her kim seni sevip ölürse, Allah o kişiye iman ve eman ile hatmedecektir. Her kim seni buğz edip ölürse, o kişiye İslam’dan bir nasip olmayacaktır.
83. Ey Ali, seni ancak mümin sever ve sana ancak münafık buğz eder.
84. Ey Ali, senin imamlığını inkar eden benim peygamberliğimi inkar etmiş olur. Ey Ali, sen benim vasim, varisim, çocuklarımın babası ve kızımın kocasısın. Senin emrin emrim ve senin nehyettiğin benim nehyettiğimdir. Beni peygamberlik ile gönderip, beni yaratılmışların en hayırlısı kılan Allah’a yemin olsun ki, sen yaratılmışların üzerine Allah’ın hüccetisin. Sen Allah’ın sırrına onun güvendiği ve yarattıkları üzerine onun halifesisin.
85. Ey Ali, ikimiz Allah’ın nurundan yaratıldık.
86. Ey Ali, razı olmaz mısın ki ben senin kardeşinim, sen de benim kardeşimsin.
87. Ey Ali, sen benden sonra ümmetin ihtilafa düseceği hususları beyan edecek kimsesin.
88. Ey Allah’ın kulları, Bu Ali’nin kanı benim kanımdır, teni benim tenimdir ve canı benim canımdır.
89. “Ey Ansar halkı, ona tutunduğunuz müddetçe benden sonra asla sapmayacağınız bir şeyi sizlere tavsiye edeyim mi?”. Hz. Muhammed bu soruyu Ensara soruyor. Onlar da “Evet ey Resulullah” derler. Bunun üzerine Resulullah buyurur: “Bu, Ali’dir, beni sevdiğiniz gibi onu seviniz ve bana ikramda bulunduğunuz gibi ona ikramda bulununuz. Size söylediklerimi Cebrail vasıtasıyla Allah bana emretti.
90. Ey insanlar, fazilet, şeref ve menzilet Allah Resulü’nün ve zürriyetinin velâyetini kabul etmektedir. Öyleyse, batıl yollar sizi kapıp almasın.
91. Ey insanlar! Allah benim mevlâmdır, ben de sizin mevlânızım ve ben kimin mevlâsı isem, Ali de onun mevlâsıdır. Allah’ım, onu seveni sev, ona düşman olana düşman ol, ona yardım edene yardım et, onu yalnız bırakanı yalnız bırak, onu seveni sev, ona buğzedene buğzet. Sonra şöyle buyurdular: “Allah’ım, şahit ol!”
92. Ey halk! Biliniz ki; ben de insanım. Allah’ın daveti bana yakında gelecektir. Ben de onu kabul edeceğim. İşte size ben iki mühim ve en değerli emaneti miras bırakıyorum. Bunlardan birincisi Kuran, ikincisi benim Ehlibeytim. Allah’ın huzurunda size Ehlibeytimi tavsiye ediyorum. Allah’in huzurunda size Ehlibeytimi tavsiye ediyorum. Allah’ın huzurunda size Ehlibeytimi tavsiye ediyorum. –Veda Hutbesinden–.
93. Ey Allah’ın kulları, bu Ali’nin kanı benim kanımdır, teni benim tenimdir ve canı benim canımdır. Her kim bu Ali’yi severse, beni sever beni seven de Allah’ı sevmiş olur. Ali’ye kim düşmanlık ederse bana düşmanlık etmiş olur.
94. Fatıma’yı Ali ile evlendirmemi Allah bana emretti.
95. Hayatım gibi yaşamak isteyen Ali’yi kendine Veli edinsin.
96. Hendek Savaşında Hz Ali ile Amr İbni Abdeved’in karşı karşıya geldikleri zaman “İmanın bütünüyle şirkin bütünü karşı karşıyadır.” demiştir Hz Muhammed. Ve Hz Ali galip geldiğinde “Senin bu zaferin, Muhammed ümmetinin amellerinin tümüyle kıyas edildiğinde, şüphesiz senin bu müthiş zaferin ağır gelecektir” diyerek Hz Ali’nin bu zaferinin ne derece önemli olduğunu belirtmiştir Hz. Muhammed.
97. Her kim Allah’ın gazabını söndürmek ve amelinin Allah’ın yanında kabul edilmesini istiyorsa Ali bin Ebi Talib’i sevsin. Çünkü onun sevgisi imanı arttırır, onun sevgisi ateşin kurşunları erittiği gibi kötülükleri eritir.
98. Her kim bu Ali’yi severse, beni sever beni seven de Allah’ı sevmişs olur. Ali’ye kim düşmanlık ederse bana düşmanlık etmiş olur.
99. Her kim halifelik için Ali ile savaşırsa onu öldürünüz.
100. Her kim rahmet ile yürüyüp, rahmet ile sabahlamayı severse, zürriyetimin en faziletli zürriyet olduğunu ve vasimin (Ali’nin) en faziletli vasi olduğunu hiçbir zaman kalbiyyen şüphe etmesin.
101. Benden sonra on iki halife gelecek. hepsi de Ben-i Haşim’dendir.
102. Hiç bir peygamber yoktur ki, onunla Ali gizli olarak gönderilmiş olmasın, benimle ise açık olarak gönderilmiştir. Arapça Meali: “Me min nebi illâ ve büisa meahü Ali bâtinen ve mai zâhiren”
103. Hikmet, on parçaya bölündü, dokuzu Ali’ye verildi, kalanı da diğer insanlara pay edildi.
104. Hidayet önderi sensin ya Ali! Benden sonra hidayet arayanlar seninle hidayeti bulacaklar.
105. İçinizde bu benim kardeşimdir, vasiymdir, halifemdir, artık O’nu dinleyin ve O’na itaat edin. (Hz. Muhammed, Ebu Talib ‘in evindeki bir toplantıda, ellerini Ali’nin omuzlarına koyarak bunları söyler).
106. İmanın bütünüyle sirkin bütünü karşı karşıyadır. Hz. Muhammed, Hendek Savaşında Hz. Ali ile Amr İbni Abdevedin karşı karşıya geldikleri zaman bu sözü Hz. Ali için söylemiştir. Ve Hz Ali galip geldiginde de “Senin bu zaferin, Muhammed ümmetinin amellerinin tümüyle kıyas edildiğinde, şüphesiz senin bu müthiş zaferin ağır gelecektir” buyurmuşlardır.
107. İnsanların en hayırlısı geldi. (Ne zaman Hz. Ali gelse, Hz. Peygamber söylüyorlardı.: Kaynak: Taberî Tefsiri, Suyutî, Hadisi ed-Dürr’ül-Mensur, es-Savaik’ul-Muhrika, s. 96, Nur’ul-Ebsar, s. 70 ve 101.)
108. Kıyamet Günü’nde Ali bin Ebi Talib, Cennet’in yüksekliklerinde olan Firdevs Dağı’nın üzerinde bulunacak, o dağın üstünde Alemlerin Rabbinin arşı ve altında kol kol akan Cennet’in içine akan nehirler vardır, kendisi nurdan bir kürsüye oturup elinde tesnim (içecek) olacak, onun ve Ehl-i Beyt’inin velayetini kabul etmeyenler, Sırat’ın üstünden geçemeyecek. Ali o gün, sevenlerini Cennet’e, buğz edenlerini de Cehennem’e geçirecektir.
109. Kıyamet Günü olunca, kul bir adım atmadan dört şeyden sorgulanacaktır. Ömrünü nasıl tükettiğinden, bedenini nerede eksilttiğinden, malını nereden kazanıp nerede harcadığından ve biz Ehl-i Beyt’in sevgisinden.
110. Kim azminden dolayı Nuh’a, ilminden dolayı Adem’e, hilminden dolayı İbrahim’e, zekasından dolayı Musa’ya ve zühdünden dolayı İsa’ya bakmak isterse, Ali bin Ebu Talib’e baksın.
111. Kim benim hayatımı yaşayıp, benim ölümüm gibi ölmeyi istiyor ve Rabbimin diktiği Cennet’te mesken edinmeyi arzu ediyorsa, benden sonra kendine veli olarak Ali’yi seçsin, ona sadık kalanlara sadık kalsın. Benden sonra Ehl-i Beyt’ime uysun, onları kendine örnek alsın. Çünkü onlar benim soyumdurlar, benim tıynetimden yaratılmışlar ve benim ilim ve kavrayışımı kazanmışlardır. Ümmetimden onların faziletini yalanlayanlara, onlarla bağımı kesenlere yazıklar olsun. Allah onlara şefaatimi nasip etmesin.
112. Kim benim gibi yaşayıp, benim gibi ölmeyi ve bana Allah’ın va’dettiği ebedi Cennet’e gitmeyi istiyorsa, Ali ve ondan sonraki zürriyetini kendine veli edinsin. Çünkü hiçbir zaman onlar sizi hidayet kapısından çıkarıp dalalet kapısına yöneltmezler.
113. Kim, benim hayatımla yaşamayı, benim ölümümle ölmeyi ve Rabb’imin bana vadettiği Huld cennetine girmeyi arzuluyorsa, benden sonra Ali’yi, ondan sonra da zürreyitini sevmelidir. Çünkü onlar, sizi hidayet kapısından çıkarmaz ve *****lık kapısına da sokmazlar.
114. Kuran ve Ehlibeyt ikizdir.
115. Merhaba Müslümanların efendisi, takva sahiplerinin önderi. Allah bana emretti ki, seni yaklaştırayım, sana ilim vereyim ki onunla dolasın (Hz. Muhammed bu sözü Hz. Ali’yi selamlayarak söylemiştir)
116. Mevki açısından bana oranla Harun’un Musa’ya olan mevkisine sahip olmak istemiyor musun? Ancak benden sonra peygamber olmayacaktır. Seni kendi yerime halife kılmadan gitmem doğru olmaz.
117. Müjde olsun ey Ali, hayatın ve ölümün benimle beraberdir.
118. Mümin tahifesinin ünvanı Ali’ye olan sevgisidir.
119. Müslümanlar’ın efendisi, muttakilerin (çekinenlerin) imamı hoş geldin.
120. “O’nun, bey’atınden dönenlerle, gerçekten sapıp zulmedenlerle ve ok yaydan çıkar gibi dinden çıkanlarla savaşacağım” Hz. Ali bunu Hz. Muhammed’in kendisi için söylediğini rivâyet etmiştir.
121. Onlar, Ali bin Ebi Talib’in velayetinden sorguya çekileceklerdir. (Hz. Muhammed, “Durdurun onları, onlar sorguya çekileceklerdir” (Saffat: 24) ayeti indiğinde beyan etmiştir.
122. Öyle bir kişiyi göndereceğim ki, Allah onu hiçbir zaman mağlup etmez. Allah ve Resulü’nü sever, Allah ve Resulü de onu severler.
123. Sen benden sonra her mü’min erkek ve kadının velisisin.
124. Sen dünya ve ahirette benim Velimsin.
125. Senin bu zaferin, Muhammed ümmetinin amellerinin tümüyle kıyas edildiğinde, şüphesiz senin bu müthiş zaferin ağır gelecektir. Hz. Muhammed, Hendek Savaşında Hz. Ali ile Amr İbni Abdevedin karşı karşıya geldikleri zaman bu sözü Hz. Ali için söylemiştir.
126. Sırat’a en sabit olanınız Ehli Beyt’imi en aşırı seveninizdir.
127. Sırrımın sahibi Ali bin Ebi Talib’tir.
128. Sizin, (yargılarda) en iyi hüküm vereniniz Ali’dir.
129. Uyarıcı-Korkutucu benim, hidayete eriştiren de Ali’dir. Ey Ali, hidayete varmak isteyenler, ancak seninle hidayeti bulurlar.
130. Ümmetimin en ileri ve gerçek hüküm vereni Ali’dir. Allah’ım O nereye dönerse, nereye varırsa O’nunla beraber ol....”
131. Vasim, varisim, borcumu ödeyen ve vad ettiğimi yerine getiren Ali bin Ebi Talib’dir.
132. Yâ Ali, kâlellâhu li, be’astü Aliyyen me’al enbiyâi batinen ve me’ak zâhiren” Meali: “Ey Ali, Allah bana buyurdu ki: Ben Ali’yi peygamberlerle gizli olarak, seninle de açık olarak beraber gönderdim”
133. Ya Ali, benim Ehlibeytim Nuh un gemisine benzer. O gemiye binen kurtulur. Ve kim Ehlibeytime buğgz ederse helak olur
134. Ya Ali, de ki: Allah’ım, benim için kendi katında bir ahit kıl ve müminlerin kalbinde bana karşı bir sevgi bırak.
135. Ya Ali benden sonra yola gidenler, Senin gösterdin yoldan giderlerse selamete ererler.
136. Ya Ali. Kur’an da sözü edilen kişiler, mümin kişiler sen ve seni sevenlerdir.”
137. Ya Ali, sen benim dünyada ve ahirette sancaktarımsın.
138. Ya Ali, mümin sana düşman olmaz ve münafık seni sevmez.
139. Ya Ali, doğumuna şahit olmasaydım, hikmetinin sırrına akıl erdiremezdim.
140. Ya Ali, Üstünlükte insanların en ilerisindesin.
141. Yarın sancağı öyle bir kimseye veririm ki, Allahü Teala onu sever. Ben de, onu çok severim. (Hz. Muhammed bu sözü Hayber Kalesinin fethi öncesi söylemiş ve ertesi günü sancağı Hz. Ali’ye devretmiştir)
HZ. MUHAMMED ( S.A.V. )
--------------------------------------------------------------------------------
Peygamber (s.a.a) uzun bir hadiste şöyle buyurmuştur:
“Bilin ki, kim Ali'yi Severse, beni sevmiştir, kim beni severse Allah Teala ondan razı olur, Allah Teala kimden razı olursa onu cennete götürür. Bilin ki kim Ali'yi severse, Kevser'den su içmedikçe, Tuba ağacından meyve yemedikçe ve cennetteki yerini görmedikçe dünyadan ayrılmaz.
Bilin ki kim Ali'yi severse, cennetin Sekiz kapısı onun yüzüne açılır ve sorgu sualsiz istediği kapıdan cennete girer. Kim Ali'yi severse, Allah-u Teala amel defterini sağ eline verir ve Peygamberlerin hesabı gibi onu hesaba çeker. Bilin ki kim Ali'yi severse, Allah-u Teala ölüm sekeratını (can çekişmesini) ona kolaylaştırır ve kabrini cennet bahçelerinden biri kılar.
Bilin ki kim Ali'yi severse, Allah-u Teala ona, bedeninde olan damar sayısınca Huri bağışlar, ailesinden olan seksen kişiye şefaat eder ve bedenindeki her tüy sayısınca kendisine huriler ve cennete bir şehir verilir.
Bilin ki kim Ali'yi severse, Allah-u Teala, ölüm meleğini Peygamberlere gönderdiği gibi ona gönderir, Nekir ve Münkir'in korkusunu ondan giderir, yüzünü ak (nurlu) kılar ve şehitler efendisi Hamza ile beraber olur.
Bilin ki kim Ali'yi severse, kıyamet günü padişahlık tacı başına bırakılır ve keramet elbisesi ona giydirilir.
Bilin ki kim Ali'yi severse, sırattan (yıldırım gibi) geçer, azaptan âmânda kalır, ona bir hesap defteri açılmaz, terazi kurulmaz ve ona, hesapsız olarak cennete gir denilir.
Bilin ki kim Âl-i Muhammedi (s.a.a) severse, hesap, mizan (tartı) ve sırattan emin (güven içinde) olur.
Bilin ki kim Âl-i Muhammed (s.a.a) sevgisi üzerine ölürse, cennette peygamberlerle beraber olması için onun kefili olurum.
Bilin ki kim Âl-i Muhammed'in buğzu (düşmanlığı) üzere ölürse, cennet kokusunu almayacaktır.
Alıntıdır [Üye Olmayanlar Linkleri Göremez]
--------------------------------------------------------------------------------
HZ. Ali’nin ismi anılırken (K.V.- Keremallhü Veche) denir. Bu onun İslam öncesi hiç putlara tapmadan müslüman olduğu için verilmiş bir unvan veya taltiftir. Hz. Ali sahabenin en büyüklerindendir. Hayatta iken Cennetle müjdelenen on sahâbeden biri ve İmamların birincisidir.
Arap yarımadasında o zamanlar bir gelenek vardır. Insanlara hitap edildiği zaman çocuklarının ismi okunur ve onun babası diye hitap edilirlerdi. Bu günkü türkçe ile yorumladığımızda Ahmet’in babası veya Mustafa’nın babası anlamında kullanılabilir. Ayrıca o yörenin bir diğer geleneği ise biraz da Yahudilerle inatlaşma sonucu edindikleri bir mentalitedir. Yahudi inancında, bu inancın devamı genellikle kız çocukları üzerinden devam eder. Yani Yahudi bir aileden doğan bir kız başka inançtan biri ile örneğin bir Budist ile evlense, ondan doğacak çocuklar otomatikmen Yahudi’dir. Ancak Yahudi bir aileden doğan bir erkek başka inançtan biri ile örneğin bir Budist ile evlense, onun çocukları Yahudi değildir. Yahudi olabilmeleri için bir takım Yahudi inanç presedürlerini yerine getirmesi gerekmektedir. Bu vesile ile soyun, yani neslin yürümesi bu coğrafyada çok önemli görülmektedir. Bu hem Kabile yaşamının bir töresi, hem de dini değerlerin devamı için önemsenen bir değerdir. Arap yarımadasında yaşayan insanların erkek evlatları varsa zaman zaman çocuklarının adları anılarak babalarına hitap edilmesi, ayrıca onları onere eden, onları sevindiren bir hitap biçimidir. Onların soylarının devam edileceğinin tasdik edilmesi, bunun müjdelenerek telaffuz edilmesi anlamına gelir.
Bu vesile ile Hz. Ali’nin diğer künyeleri ise çocuklarının adlarından ötürü Eb’ül Hasan ve Eb'ül Hüseyin’dir.
Peygamber Efendimiz, Hz. Ali’ye hitapta bulunarak kendisine "Ebû Türâb" demiştir. Ebu Türap yoprağın babası anlamına gelir. Ayrıca mütevazilik, her türlü bencillik ve kibirlikten uzak olmak, basit bir deyim ile yer olmak, kendisini halk için herkesden daha alçakgönüllü demeye de Turap olmak adı verilir. Hz. Ali’ye bu ismin verilmesinin diğer anlamı da onun yukarıda saydığımız özelliklere sahip olmasıdır. Bu Ulu zat bir sözünde şöyle der ‘’ Ben müminlerin Emiriyim. Onların en yoksulunun yediğini yemeli ve giydiğini giymeliyim ki yoksul olanlar hallerinden utanmasın, şükretsinler’’ Bu mütevazilik ancak kendisine toprak kadar tevazu gösteren insanların genişliğidir. Turaplık ayrıca bir doğa ve evren yasasıdır. Başka bir deyimle Varolma yasasıdır. İnsan topraktan gelmiş ve doprağa dönecektir. Bir insanın kendisini toprak görmesi onun büyüklüğü ve ululuğudur.
Başka bir açıdan baktığımızda da Turaplık (Toprak) cömerttir. İnsanoğluna karşılıksız nimet verendir. Ona ürün ve ihsan ulaştırma, onun gıda deposodur. Toprak olmadan insanoğlu yaşayamaz. Toprak olmadan insanoğlu onun içinden çıkan enerji ve maddelere, doğal madenlere sahip olamaz. Toprak doğayı, başka bir deyimle evreni var eden temel etkenlerden biridir. Güneş, su, hava ve toprak insanoğlunu var eden, ona yaşam olanağı verebilen temel etkenlerdir.
Cenabı Allahın, Hz. Adem’i topraktan yaratması bundandır. Toprağın varlığını ve nimetini red edip onu küçümseyerek ‘’Ademi çamurdan yarattın, beni ateşten. Ben ondan üstünüm ve ona itaat etmem’’ diyen, Allaha başkaldıran ve nimeti red eden Şeytandır. Şeytan turaba, yani doğaya isyan etmiştir. Varolma yasasına isyan etmiştir.
Şeytana lanet edilmesi ve tüm kötülüklerin anası olarak kudsi kitaplarda yer verilmesi bundandır.
Toprak ayrıca ayıpları örtendir. Tüm atıklar ve artıklar doprağa atılır. Toprağa gömülür.
Toprak bundan küsmez. Nimet ve ihsanda cimri davranmaz. Yeşillik verir. Bitki örtüsü ile süslenerek insana yaşamı sevdirir. Bu yüzden ona Toprak ana da denilir. O toprakların belirli bir yerinde dünyaya gelip yer yurt edinen insanlar oraya Anavatan derler. Onu sever ve onunla bütünleşirler. Ona sahip çıkarlar. Belirli yerlerini çizerek üstüne harita yapar ve bayrak dikerler. Uğruna şiirler okur, destanlar yazar ve gerekirse paylaşamadıkları için birbirleri ile savaşırlar.
İnsanoğlu toprağın üstünden yararlanır, toprağın altından yararlanır, toprağın çeşidinden yararlanır. Tarih var oldukça üzerinde en çok müzakere edilen, paylaşımında çelişki duyulan gene topraktır.
Toprak kucaklayandır. Toprak bütünleyen, toprak örten, toprak yaşamın temel yasasıdır. İnsanoğlunun üstüne basıldığından dolayı kendini toprak görmesi her ne kadar mütevazilik ise de, diğer güzellikleri ile bir erdemdir. Güzellik ve zenginliktir. Geniş ve büyük olmaktır.
sonbahar5803
19.02.2008, 14:37
HZ. ALİ'NİN MÜSLÜMAN OLUŞU
Peygamber Efendimizin, İslâma dâvet ettiği ikinci insan, yine en yakınlarından biri olan Hazret-i Ali idi. O, dört beş yaşından beri Efendimizin terbiyesi altında bulunuyordu ve o, eşsiz terbiyenin eseri olarak, akranlarına göre feraset ve ahlâk bakımından üstün bir seviyedeydi.
Birgün Resûl-i Ekrem Efendimizi Hazret-i Hatice ile namaz kılarken gördü. Hayran hayran seyredip namaz bitince,
"Nedir bu?" diye sordu.
Resûl-i Ekrem,
"Ey Ali, bu Allah'ın seçtiği, beğendiği dindir. Ben seni bir olan Allah'a îmân etmeye davet eder, insana ne faydası, ne de zararı dokunmayan Lât ve Uzza'ya tapmaktan sakındırırım" dedi.
Hz. Ali, bu teklif karşısında tatlı çocuk bakışlarını yere dikerek bir an durakladı.
Sonra şöyle dedi:
"Benim şimdiye kadar görmediğim, işitmediğim birşey bu. Babam Ebû Talib'e danışmadan birşey diyemem."
Fakat, Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, henüz da'vasını açıkça ilân etme emrini almış değildi. Bu sebeple Hz. Ali'yi ikaz etti:
"Ey Ali!" dedi. "Eğer söylediklerimi yaparsan yap. Yok eğer yapmayacak olursan, gördüğünü ve işittiğini gizli tut. Kimseye bir şey söyleme!"
Hazret-i Ali, bu ikaz üzerine sırrını muhafaza edeceğine söz verdi. O geceyi düşünerek geçirdi. Şafak aydınlığı ile birlikte gönlüne de aydınlık doğdu. Resûlullahın huzuruna giderek,
"Allah, beni yaratırken Ebû Talib'e sormadı ki, ben de Ona ibâdet etmek için gidip kendisine danışayım," dedi ve Müslüman oldu.
Müslüman olan ilk çocuk şerefini kazanan Hazret-i Ali, o sırada on yaşında bulunuyordu.
Hz Ali (r.a.) Namaz'ını Hiç Bırakmadı
Uhud harbi sırasında Hz.Ali’nin (r.a.) ayağına saplanan ok NAMAZ esnasında çıkartıldı ve Hz.Ali (r.a.) hiçbir acı hissetmedi,
Çünkü namazı öyle kılardı ki, kendinden geçerdi. Ruh bedenden ayrılırdı. Kendini Yaratan'ına öyle teslim ederdi.
Bu yüzden O'nu şehit etmenin tek yolu namaz vaktiydi. Öyle de oldu. Sabah namazı esnasında camide şehit edildi.
Hz.Ali, bir savaş sırasında NAMAZ kılmak için hazırlık yapmaya başladığında askerleri: ŞİMDİ NAMAZIN SIRASI MI YA ALİ? Diye sorduklarında Hz.Ali: “BİZ ZATEN BUNUN İÇİN SAVAŞMIYOR MUYUZ?” dedi.
Hz Ali (r.a.) Ramazan Orucunu Hep tuttu.
Hz. Ali'nin (r.a.) anlattığına göre bir adam ona sorar:
"Ramazandan sonra hangi ayda oruç tutmamı tavsiye edersiniz?"
Ali (r.a.) şu cevabı verir:
"Ben bu soruyu Resûlullah'a soran kimseye rastlamamıştım. Nihayet bir adam sordu. O zaman ben de yanlarında idim. Dedi ki: "Ey Alah' ın Resulü! Ramazandan sonra hangi ayda oruç tutmamı tavsiye edersiniz?" Şu cevabı lutfettiler:
"Ramazan dışında da oruç tutmak istersen Muharrem ayında tut. Çünkü o Şehrullah (Allah'ın ayı)dır. O ayda bir gün vardır ki, Allah onda bir kavmin günahlarını affetti, bir başka kavmin günahını da affedecek."
İmamlarımız günümüze gelen DUA’larda NAMAZLARININ KABULÜ için Allah’a (cc) yalvardıklar.
Onların temel görevleri zaten KUR’AN AHKAMINI KORUMAK VE YAŞATMAK DEĞİL Mİ?
Hz.İmam Cafer Sadık Buyuruyor ki: “Allah (cc) (Kitabında) Gerçekten namazı MÜ-MİN olasınız diye kitapta bildirdik, İŞTE MÜ-MİN İÇİN EN BÜYÜK FARZ BUDUR.”
Ve yine Hz.İmam Cafer Sadık hayatının son anlarında tüm dostlarını yanına çağırarak onlara: “BİZİM ŞEFAATİMİZ NAMAZI HAFİFE ALANLARA ULAŞMAYACAKTIR.” der.
Kıyamı tamam biz zuhurunu bekleriz
Hakkın huzuruna tez onla varırız
Yüzümüz ak gönlümüz pak özümüzü biliriz
Yetiş Sahib-i zaman carımıza tez yetiş.
On dört asır oldu biz yolunu gözleriz
Nesimi Pir Sultan serimizi veririz
İkrarlıyız imanlıyız can gözlü erleriz
Yetiş Sahib-i zaman carımıza tez yetiş.
Cümlesi gelmez diyor sırrı alametiyiz
Üçlerin Beşlerin Yedilerin müjdecisiyiz
Arşı tavaf eden Kırkların duacısıyız
Yetiş Sahib-i zaman carımıza tez yetiş.
Hakkın hikmetine hiç olurmu sualimiz
İsa tasdikledi Musayı müjdeledi Ahmedimiz
Hak Muhammed Alide sırdır Mehdimiz
Yetiş Sahib-i zaman carımıza tez yetiş.
Mekkede Medinede nazil oldu dinimiz
Bedirde Uhudda Hayberde Haydarımız
Kerbelada Serezde Banazda Şühedamız
Yetiş Sahib-i zaman carımıza tez yetiş.
MEHDİ:ahir zaman böylece tez doldu
Hak ile batıl hep zahiren zuhur oldu
Cümlemizin Müntezarı el Mehdi oldu
Yetiş Sahib-i zaman carımıza tez yetiş.
Gevher-i yektâdır bizim sözümüz
Âl-i Muhammed'dir sırr-ı özümüz
Hasan u Hüseyin'dir göz nûrumuz
Hak Muhammed Ali diyenlerdeniz
Dost Muhammed Ali sevenlerdeniz
İmamlar hâsıdır Zeynel'âbidin
Muhammed Bâkır'dır gönlüm içre din
Mezhebim Ca'fer-i Sâdık'dır bilin
Hak Muhammed Ali diyenlerdeniz
Dost Muhammed Ali sevenlerdeniz
Mûsi-i Kâzım'ın hakikat şânı
Ali Mûsâ Rıza mürüvvet kânı
Takî bâ Nakî'dir merhamet kânı
Hak Muhammed Ali diyenlerdeniz
Dost Muhammed Ali sevenlerdeniz
Hasan-ül-Askerî gurûh-i nâcî
Dertli mü'min onda bulur ilâcı
Muhammed Mehdî'dir canlar sertâcı
Hak Muhammed Ali diyenlerdeniz
Dost Muhammed Ali sevenlerdeniz
Çârdeh-i Ma'sûmun yüzü hürmeti
Düvazdeh İmâm'ın izz u rıf'ati
Vehbî âciz sizden ister himmeti
Hak Muhammed Ali diyenlerdeniz
Dost Muhammed Ali sevenlerdeniz
--------------------------------------------------------------------------------
Kapı ardına düşmüş,bir yaralı Güvercin
Haramiler kudurmuş,yakılmış Ma'bed'i Din
Kalk ayağa Muhammed,gör halini Annen'in
Kerbela Toprağına,düştü kanı Muhsin'in
Hakka dair ne varsa,gasbedildi elinden
Ayırdılar Ali'yi,Beyaz Güvercini'nden
Kalk ayağa Muhammed,hüznü gider Ali'den
Dert kuyusu başında,dert dolu günlerinden
Kesilen boğazında,Zehra'ya ait buse
Kalk Ey Şehit bir kere,Zeyneb'ine gülümse
Kalk ayağa Muhammed,Kimsesize ol kimse
Yüreklere kor salan,zulmün kökü kesilse
Ay düşmüş Ay Yüzüne,kurbandır Aşıkları
Amcasız korku sardı,susamış yavruları
Kalk ayağa Muhammed,yıktılar Alemdar'ı
Kimsesiz kaldı Huseyn,kırıldı beli gayrı
Kumlar üste düşerken,İslam'ın Askerleri
Birer birer tükendi,Huseyn'in ümitleri
Kalk ayağa Muhammed,kokla Ali Ekber'i
Ümmetin arasında,sana en çok benzeri
Sakife'den atıldı,bir ok Kerbubela'ya
Kıydılar acımadan,Ali Asker Bala'ya
Kalk Ayağa Muhammed,ağla bu manzaraya
Huseyn'in yüreğini,dağlayan bu Kuzu'ya
Şam diyarı cefalı,zulüm dolu bir yamaç
Esirlere vuruldu,acımasızca kırbaç
Kalk ayağa Muhammed,Yetimler sana muhtaç
Rugayye yorgun hasta,Sakine susuz ve aç
Saçlarına kar yağan,Musibetler Anası
Ölümden ağır gelir,Kardeşi'nin vedası
Kalk ayağa Muhammed,bu Zeyneb'in nidası
Harabede can verip,Huseyn'in hatırası
Yusuf'un yokluğunda,aylar yıllar geçerken
Avunduk Yakub gibi,geldi gelecek derken
Kalk ayağa Muhammed,gözler görüyor iken
Çağır gelsin Oğlun'u,bir cum'a sabah erken
Kundaktaki çocuklar,gözü yaşlı anneler
Ağlıyor Huseyn için,tüm Mukarreb melekler
Kalk ayağa Muhammed,ağlıyor sana gözler
Allah aşkıyla yanan,iman dolu yürekler
HZ. ALİ'YE GÖRE DÜNYA
Hz. Ali şöyle buyuruyor: "Dünya! Seni boşadım, hem de talak-ı selase ile, bu boşanmanın dönüşü yoktur. Ey Dünya! Benden uzak dur! Dünya! Allah'a and olsun ki sana, beni hor ve zebun edesin diye uymam ve teslim olmam!"[5]
Hz. Ali daima dünyanın karşısında, yâni eşyanın karşısında bir isyan ve baş kaldırma durumundaydı. Hiçbir zaman, ruhuna pençe atması için dünyaya müsaade etmedi. "Ben, beni istediğin yere götüresin diye yularımı senin eline vermem" işte bu, tam İslami zühttür, İslami ölçüler doğrultusunda dünyayı terktir. Özgür yaşamak ve kendini dünya nimetlerine satmamaktır.
Hz. Ali yine şöyle buyuruyor:
"Dünya pazarında, iki tür insan vardır: biri kendini satar parasını alır, diğeri de dünyada kendini satın alır ve hür bırakır."[6] Vaktiyle Hz. Ali, kendisinin olan dirhem ve dinarı eline alıp ona bir müddet bakmış ve şöyle buyurmuştur:
"Ey para! Sen avcumda oldukça benim değilsin". Bu, bizim söylediğimizin tam aksidir. Biz, "Para ancak benim cebime girdiği zaman benimdir; elimden çıktığı zaman benim değildir" diyoruz. Oysa Hz. Ali: "Sen benim elimde oldukça benim değilsin" buyuruyor. (Neden) Benim elimde oldukça benim değilsin! Senin malın olmalıyım, senin kölen olmalıyım, seni korumalıyım ki seni harcayayım. Seni korudukça, bekçiliğini yaptıkça sen benim hizmetimde değilsin, benim malım değilsin, çünkü ben senin hizmetindeyim ve ben senin malın olmuşum.
Hz. Ali bir kasabın önünden geçerken, kasap Hz. Ali'yi görünce:
"Bugün pek güzel etler getirdim, arzu ederseniz buyurun alın" dedi.
Hz. Ali:
"Param yok" buyurunca, kasap:
"Onun parası için sabrederim" dedi.
Hz. Ali:
"Ben kendi karnıma sabretmesini söylerim, neden senden et alayım ki sen de parası için bekleyesin? Ben sana bağlı ve borçlu olmamak için karnımı bekletirim" buyurdu.
'' BENLİK' TEN KURTULMANIN YOLU GÖNLÜ TEMİZLEMEKTİR ''
İslam mektebi şöyle diyor; eğer insanı "ben" olmaktan kurtarmak ve "biz" yapmak istiyorsanız, onun içini ıslah ediniz, onun eşyanın kulu olmasına müsaade etmeyiniz, yoksa kişisel mülkiyetin inkar edilmesiyle, bu derdin devası olmaz.
Burada iki okulun varlığından bahsetmemiz lazım gelecektir. Bu ekollerden biri, "Mülkiyet işleriyle hiç ilgimiz yoktur, ne kadar farklılık olsa da önemli değildir, yalnız içe bakılır" diyor.
Öbür mektep de, "Evet, esas olan içtir, ama dış temizlenmedikçe iç temizlenmez" diyor. Biz İslam'da dışa da dikkat edildiğini görüyoruz. İslam, dıştaki uygunsuzlukların giderilmesini, mülkiyeti tamamıyla ortadan kaldırmadan, ister.
İslam, çeşitli yollardan, toplumun eşit olmasını ister ama aynı zamanda "ben"in "biz"e dönüşmesi için bunu yeterli görmez, bunun gerçekleşmesi için bir gerçeği ruhlara hakim kılmayı gerekli görür.
Edebiyatta geçen "muzaf" ve "muzafun ileyh"[7] olayını duymuşsunuzdur mutlaka. Sosyalizm ekolünde bütün dikkatini "muzaf"lara yönelterek "Bu muzaflar "ben" ile bir araya geldiğinde, mesela "Benim evim" veya "Benim param" olarak kullanıldığında "ben"i "ben" eder. Muzaflar özellik ifade ettiğinden "ben" ortaya çıkar. Öyleyse "muzaflar" yok edilmeli, ortadan kaldırılmalı" diyorlar.[8]
Ama bu mektep, "hayır" diyor. Hayır, bu "ben"in muzafları bir iş yapmıyor, iş yapan "ben"in "muzafun ileyh"leridir belirtileridir, diyor sonra da "Ben nedir?" Yâni bu "ben" neye bağlıdır? Eğer bu "ben" kişisel işlere bağlı ve sınırlı özelliklere sahip olursa "ben" "ben" olur..."[9] ama ruh toplumsal işlerle ilgili olursa, mesela bir fikre, iman ve Allah'a bağlı olursa, o zaman "ben", "biz"e dönüşmüş olur.
Bu okulun taraftarları şöyle diyorlar: Biz bir yandan çok eşyaya sahip olan, fakat "ben"leri "ben"likten çıkmış ve "biz" olmuş çok insan görüyoruz. Onların hiçbir şeye bağlılıkları kalmayıp "ben"leri "biz" olduğu zaman her şeye hem sahip olurlar, hem de onların, "ben"leri "biz" olur. Çünkü artık onların ruhları eşyaya bağlı değildir.
Hz. Ali, hayatta iken böyleydi. Onun yönelişlerle dolu bir hayatı vardı. Evinde eşi ve çocuklarıyla beraber bir gece yiyebileceği, yiyeceklerinden başka bir şeyi yoktu.
Hz. Ali, o zamanın dünyasında büyük bir ülkenin yöneticisi olduğu günleri yaşadı. Halkın canı üzerinde yetkiliydi. Devletin hazinesi elinin altındaydı. İsteseydi her çeşit nimete ulaşabilir ve "ben"ini her şekilde tatmin edebilirdi. Fakat ne her şey elinin altında olduğu zaman ve ne de hiçbir şeyi olmadığı zaman onun "ben"i, "ben" olmadı. O daima "biz" oldu. Daima kendini unutur ve başkalarını düşünürdü.
Demek ki bu felsefe doğru değildir, çünkü "ben"in "biz" olması için özel mülkiyetin ortadan kaldırılması lazım değildir.
Kendime ağlıyorum, Kerbela dendiğinde
Matemler meclisinde, bazense bir düğünde
Gözlerim durmaz benim, bir zincir gördüğümde
Kendime ağlıyorum. Muharrem girdiğinde
Kendime ağlıyorum. Zeynep adı duyunca
Sayıları sayarken, yetmiş iki deyince
Farkında olmayanlar hele beyaz giyince
Üzüntüm artar benim. Matem Ay’ı boyunca
Kendime ağlıyorum, susuz biri görünce
Parçalanır yüreğim, yere hasır serince
Hemen aklıma gelir yaralanmış görünce
İçim karalar bağlar. Muharrem’e girince
Kendime ağlıyorum, Ali Ekber duyunca
Peygambere çok benzer, birde onun huyunca
O kadar benzerdi ki, boyu bile boyunca
Kendimi hiç tutamam, bunları okuyunca
Kendime ağlıyorum, Abbas adı gelince
Susuz olan birisi, birine su verince
Kolu kopmuş, haberi, bir yerlerde görünce
Abbas gelir aklıma, benim her şeyden önce
Kendime ağlıyorum, Kasım’ın nazarında
Ben olsam ne yapardım, öyle can pazarında
Gözyaşımı dökerek, ben şiir yazarımda
Kan dökemedim diye kendime kızarımda
Kendime ağlıyorum, Ali Asger yaşında
Çocukta bir kan görsem, boğazında, başında
Nerde olsa fark etmez, kundağında, döşünde
Gözü ağlar bulurum, ta sabahın beşinde
Kendime ağlıyorum, Rukeyye oldu esir
Acaba ne buldular, onlara nasıl kusur
Ne olur bağlamayın, zincir elini kesir
Veledi zinalara, sözler etmez ki tesir
Kendime ağlıyorum, Sekineyle birlikte
Benzeri görülmemiş, bu olay zaten ilkte
Günler iyi geçer mi? Düşmana esirlikte
Bunların üstüne yok, zulüm ve diktelikte
Kendime ağlıyorum, kafamı kaldırmadan
Öyle ağlıyorum ki, kimseye aldırmadan
Onları anlayamam, ağlasam hiç durmadan
Kerbela anlaşılmaz, Kerbela’ ya varmadan
Kendime ağlıyorum, Zülcenaha bir bakın
Zülcenah, Hüseyin’ e baktım ki benden yakın
Gıpta olabilir ya, kıskandı sanman sakın
Gözyaşı döküyorum, bende olayım yakın
Kendime ağlıyorum, gözyaşıma bakınca
Ben de olmak isterim, bir o kadar yakınca
Ağlamak istiyorum, sizce yoksa sakınca
Kendime ağlıyorum, Kerbela’ ya bakınca
Kendime ağlıyorum, Hüseyin’ e ağlarken
Ali Ekber meydanda, Hüseyin’de ağlarken
Baba gitme diyerek, çocuklarda ağlarken
Ben durabilir miyim? Zeynep Şam’da ağlarken
(Siz nasıl durursunuz? Zehra Betül ağlarken)
Nad-ı Ali Dua sının Türkçeleşirilmesi
Bismillahirrahmanirrahim..
Nad-ı Ali’yyen mazharul acaib
Teciduhu avnen leke fin nevaib
li külli hemmin ve gammın seyenceli
Ve bi nuru azametike Yâ Allah..Yâ Allah..Yâ Allah..
Ve bi nuru nübüvvetike
Yâ Muhammed... Yâ Muhammed.. Yâ Muhammed..
Ve bi nuru velâyetike Yâ Ali.. Yâ Ali.. Yâ Ali..
Edrikni Yâ Fatima.. Yâ Fatıma.. Yâ Fatıma
Edrikni Yâ Hasan.. Yâ Hasan.. Yâ Hasan..
Edrikni Yâ Hüseyin.. Yâ Hüseyin.. Yâ Hüseyin..
Edrikni.. Edrikni.. Edrikni..
Lâ feta illâ Ali. Lâ seyfe illâ Zülfikar..
Lâ gaza illâ gaza, el murtaza bil iktida
Her gaza ve bela nerden gelirse defeyle yâ perverdigâr.
Münkirin boynundan gitmesin tığ ile teber.
Lâ fetâ illâ Ali, lâ seyfe illâ Zülfikar
Arada eçen Türkçe sözcüklere rağmen neredeyse tümü Arapça olan " Nadi Ali Duası" nı şiirselleştirmeye çalışarak acizane Türkçeleştirmeye çalıştım...
Yorum ve görüşleriniz bekliyorum...
Esirgeyen Bağışlayan Tanrı’nın Adıyla !
Zorda kaldığında Hazreti İmam Ali’yi çağır…
O Ali ki, üstün niteliklere sahiptir…
Tüm sıkıntı ve güçlüklere karşı ondan medet dile !
Dile ki yardım göresin !
Dile ki mürüvvet bulasın !
Yüce Yaradanın kutlu ışığı aşkına, Ya Allah … Ya Allah… Ya Allah !
Şanlı resulün aydınlığı aşkına, Ya Muhammed… Ya Muhammed…Ya Muhammed !
Kutlu velayetin arıtıcı nuru aşkına, Ya Ali…Ya Ali… Ya Ali !
Himmet eyle Ya Fatıma… Ya Fatıma…Ya Fatıma !
Himmet eyle Ya Hasan… Ya Hasan… Ya Hasan !
Himmet eyle Ya Hüseyin… Ya Hüseyin… Ya Hüseyin !
Yoktur Ali’den güçlü yiğit..
Ve bulunmaz Zülfikar’dan keskin kılıç !
Ey Gazi, Ey Şehid..
Ne kutludur ol Murteza aşkına edilen gaza !
Her türlü beladan koru bizi ey rabbimiz…
Münkire karşı tığ ile teber
Mümine zulmedenler olsun heder…
Yoktur Ali’den güçlü yiğit..
Ve bulunmaz Zülfikar’dan keskin kılıç
Eğriyi doğrultan düzgün kılıç !
Ey Gazi, Ey Şehit…
Şüphesiz Ali’dir şanlı yiğit !
Dildeki duanın, gönüldeki dileğin kabulü için,
Gerçeğin demine hü !
EDEP YA HÜ
--------------------------------------------------------------------------------
“Yüce Tanrının rahmeti ve bereketi tüm insanlık âleminin üzerine olsun” diyerek yazıma başlamak istiyorum. İçinde yaşadığımız zaman, biz insanları âdem-i vasıflardan yoksun eylemiş, dostluk-barış-refah-sevgi gibi rahmet-i olguları köreltmiştir. Bundan ötürüdür ki her metinimde yüce yaratıcıdan tüm insanlığa rahmet ve bereket dileyeceğim.
Edeb bir tac imiş nur-i Hüda’dan;
Giy o tacı emin ol her beladan…
Ne güzel söylemiş arifler. Edep yani ahlak olmadan bireyin insanlık davasında muzaffer olması imkânsızdır. Yaptıkları ve ettikleri çiğ yemek, olgunlaşmamış meyve tadında olacaktır. Ar duygusunun en mütevazı timsali olan Resul-u Ekrem’in yaşayışına bakacak olursak, O’nu dönemindeki insanlardan farklı kılan yegâne unsurun ahlak olduğu anlaşılacaktır. Öyle bir dönemde cihana gelmiştir ki; kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü, bir kadının dokuz eş alabildiği, şarap ve dansöz kültürünün hat safhaya ulaştığı ve buna benzer rezaletlerin sıradan hallermiş gibi yaşandığı bir dönemdi. Hz. Muhammed, bu ahlaksızlıkları bertaraf ederek âdem-i vasıfların ön plana çıkmasını sağladı. İşte, Resul bizlere ahlakın en güzel örneğidir. Naçizane olarak ben buna Muhammed-i vasıflar demekteyim. O nedenle kimdensin sorusunu şahsıma yönetenlere “Ben Muhammediyim” yanıtını vermekteyim.
İlim meclisine vardım, kıldım talep
İlim ta gerilerde kaldı, İlla edep, illa edep!"
Edep nedir sizce? Birilerinin toplum içerisinde yapılmasını gerekli gördüğü kurallar silsilesi mi? Yoksa yapılmadığı zaman toplumun bireyi dışladığı dogmatik olgular toplamı mı? Edep, iyi tutum ve davranışlar bütünüdür. Baskıcı kurallar ile kişide oturtulmaya çalışılan bir edep, bir gün patlak vermeye mahkûmdur. Buda şunu gösteriyor ki, ahlak kişinin özünden bir pınar misali kaynamalı ve çevresine hayat vermelidir. İlim edeple yıkanmamışsa, o ilmi sunmayı bilmemişse, insan fayda vereyim derken zarar vermeye başlar.
Olmazsa edep, inan olmuşsun merkep.
Haberin yok çabuk bağır ve deki illa edep illa edep!
Âlim olmadan önce edepli olmayı bilmek gerekir. Unutmamak lazımdır ki; edipler edepli olmalı der üstat. Zaten ilim edebide öğretir. İlim En başta yaratılana karşı olan adabı anlatır. Yaratılana karşı adabı olmayanın, yaratana karşı asla adabı olamaz. Yani, iyi bir ilmi eğitim Tanrı kavramından ziyade tanrının yeryüzündeki varisi olan insan üzerinde yoğunlaşmalıdır. Çünkü okunacak en büyük kitap insandır. Ama kitabında edep yazılı ise o kişi okunur. Şayet yazmıyorsa o kitap boş, sadece kara sayfalardan ibarettir.
“Amel Defteri”, birilerine göre sevap ve günahların melekler tarafından kayıt altına alındığı bir kitaptır. Aslına bakacak olursak meleklerin asla böyle bir görevi olmamıştır ve yoktur. Meleklere bu görevi yükleme telaşında olan ulemalar, asırlardır insanları cehennem ve cennet arasında yaşatmaya çalışan şarlatanlardır. Amel defteri, kişinin doğum ve sonlanma arasında kaleme aldığı, yazarının bizzat kendisi olduğu bir kitaptır. Bireyin kendisinin yazmış olduğu bu kitap, musalla taşı üzerinde “Allah rahmet eylesin” sözcüğünün de derecesini belirler. Ve bu kitaba; verilen sadakalar miktarı, ya da yapılan ibadetler sayısı değil, ahlakın var olup olmadığı yazılır. Hakka yürüyen kişi arkasından “iyi biriydi çok ibadet ederdi, iyi biriydi hacca şu kadar gitti” gibi sözler duyamazsınız! Çünkü bu mevzu bizi değil, yaratanı ilgilendirmektedir. Duyacağınız tek şey, eğer edepli birisi ise “Allah rahmet eylesin! Kimseyi incitmezdi, iyilik severdi” sözcüğüdür.
İşin özüne bakılacak olursa, bu denli edepli kişilere rahmet okumakta yanlış olur, çünkü onlar zaten bu dünyada yaratanın tüm rahmetlerine vakıf olmuşlardır. Öyleyse, vicdanı kararmışlara, sadece cehennem korkusundan ötürü Allah’a yönelenlere, yaratılanı hiçe sayanlara Allah bu dünyada rahmet eylesin. Eylesin ki, nefislerinin kör kuyularından kurtulabilsinler.
“İslam sevgi dinidir, ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” diyen Hakk Resul’ünün intikal ettirdiği inanca bu devirde bakıyorum da, ilk geldiği zamandan fazlaca bir eser bırakılmamıştır. Hz. Muhammed zamanında kız çocuklarını diri diri toprağa gömenler, kadını cinsiyetinden ötürü hakir görenler, bu çağda “çalışması, sokağa dahi çıkması haramdır” diyerek kadını dört duvar arasına gömmüştür. Bu durumun cahiliye döneminden bir farkı yoktur. Ya da dini bir zorunlulukmuş gibi daha kendini tanıyamayan kız çocuklarının başlarına çarşafı geçirenler, bir zamanlar kızını kendi elleriyle toprağa gömenlerden ne farkları var. Hani nerede Muhammed-i edep.
İlim İlim bilmektir, İlim kendin bilmektir,
Ya kendini bilmezsen, nu nice okumaktır…
İlim ve ahlak öğretiyoruz adı altında küçücük çocukları yaz aylarında kaçak binaların bodrum katlarına çekip, papağan misali Kur’an ayetleri ezberletenler acaba edebin neresindeler? Bir çocuğun oyun oynama hakkını gasp eyleyip, sosyal çevreden soyutlayıp Allah’a yaklaştırma düşüncesi doğru olabilir mi? Tabi ki Hakk kelamı da öğreteceğiz, ama zamanı geldiğinde olmalı. Resul-u Ekrem Efendimiz, torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’e bu zulmü yapmamıştır. Bu zulümdür dostlar, bir çocuğun oyun oynama çağını elinden almak zulümdür. Bunun adı ne ilim ne de ahlak olamaz.
Hz. Mevlana buyurur: “Kalbim, ‘İman nedir?’ diye aklıma sordu. Aklım da, kalbimin kulağına, ‘İman, edepten ibarettir.’ diye fısıldadı. Onun için edepsiz kimseler, yalnız kendisine kötülük etmiş olmaz. O belki edepsizliği yüzünden bütün dünyayı ateşe vermiş olur.” İşte O yüce zat, edep için böyle diyor.
Hangi inançtır ki emirleri arasında kan dökmeyi cihat sayar? Hangi inançtır ki, ibadeti edebin önüne çıkarır? İşte, birilerinin ilmi anlayışı budur. Hâlbuki yaratıcı tarafından insanlık âlemine bağış edilen yüce kitapların emir ve yasaklarına bakıldığında, dikkati çeken yegâne unsurun kan dökülmemesi, barışın muhafaza edilmesi, kısacası yaratılının incitilmemesi görüşüdür. Bu görüşün temelini ise edep oluşturur. Onun içindir ki, Resul; “Ben size edepli olmayı öğütlüyorum” demiştir. Ahlakı olan bireyin zaten dini de vardır, imanı da. Ahlaksız kişilerin ise ilmen dahi olsa ileri olmaları, kemalete eriştiklerinin bir ispatı olamaz. Aksine âdem-i vasıflardan yoksun olduklarını gösterir. Tıpkı şeytanın asiliği gibi, onların da ilimleri amelsizdir.
Eski yapı türbelerin ve dergâhların giriş kısmına göz alıcı renklerle “Edep Ya Hû” yazılıdır. Bu mabetten içeri adım atan kişi önce bunu görür ve önce bunu okur. Adım attığı yere giriş kuralını öğrenmiş olur. Kalp ise bireyin yegâne mescit’idir. Malumunuz olduğu üzere Hz. Muhammed döneminde iki tür mescit vardı; biri Hakk mescidi olan edebin öğütlendiği Muhammed-i mescit, bir diğeri fesadın ekildiği Dırar mescidi. İşte biz kullarında kalp yani vicdanları da iki kategoride sıralanır. Bazılarının vicdanları üzerinde Muhammed-i mescit misali giriş kapısında “Edep Ya Hû” yazılıdır. Onlar incinse de incitmeyenlerdendir. Bazı kişilerin vicdanlarında ise edepsizlik hâkimdir. Edepten eser kalmamış bir vicdan, nefsin karanlık çölünde çırpınır durur. Bunlar ise cihana, kulu incitmek için gelmişlerdir.
Mevlana Hazretleri buyuruyorlar ki; “ Âdemoğlunun eğer edepten nasibi yoksa âdem değildir. Âdemoğluyla hayvan arasındaki tek fark edeptir. Gözünü açta bak cümle Kelamullah’a, Kur’anın bütün ayetlerinin manası edepten ibarettir.”
“Edebi edepsizden öğren” atalar sözü, ibret alma desturunun telkininden ibarettir. “Eline, beline, diline” düsturu ise hakikat yolcusunun kendine ait olmayan bir şeyi almaması, uygunsuz kelâm söylememesi ve kimsenin namusuna halel getirmemesi demektir. Zaten edep kelimesi de e (eline), de (diline) ve b (beline) harflerinden müteşekkildir ve tam manasıyla insanın uyması gereken düsturların ana başlıklarıdır.
Son edep kitabı olan Kur’ana göz atacak olursak “Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz.” (Hucurat 10) diyerek yüce yaratan edebin en güzel noktasını yani herkese kardeş nazarıyla bakmayı, iyi huylu olmayı, yaratılana zarar vermemeyi tembihliyor. “Birbirinizin gizli hallerin araştırmayın.” (Hucurat 12) “Bazınız bazınızın gıybetini yapmasın.” (Hucurat 12) diyerek de edepsizliğin şekillerini bizlere hatırlatıyor.
Birazda günümüzde pek uyulmayan edep hallerinden bahsedecek olur isek; “Kapıyı kapat!” denilmezdi, Allah kimsenin kapısını kapatmasın diye düşünülürmüş olsa gerek “Kapıyı ört, ya da sırla” denilirdi.
“Işığı söndür” demezlerdi; Allah kimsenin ışığını söndürmesin, “Işığı dinlerdir” derlerdi. Işık yani çırağ yakılmaz, uyandırılır. Çünkü “Her Kulun çırağın yaksa Hakk yakar” biz kullar ışıkları yakamaz, ancak yanan ışığı uyandırabiliriz.
Kapıdan çıkarken arkasını dönmemek, geri geri çıkmak edeptir. Kapı eşiğindeki ayakkabılar, dışarıya doğru değil, içeriye doğru çevrilir. “Git bir daha gelme!” der gibi değil de, “gitsen de ayağının yönü buraya dönük olsun” der gibi dizilirdi.
“Gördüğünü ört, görmediğini söyleme” demişler ki gıybet kesilsin. Gördüğünü örtmeyeni, görmediğini söyleyeni meclise almamışlar ki görenlerde ders alsın aynı hatayı yapmasın.
Eskiler “Edeb Ya Hu!” derler, o manayı hep hatırlatmak için her yere “Edeb Ya Hu!” yazarlardı.
Edebi olmayan bir kişi ilmende ileri olsa âdem makamında hep geridedir. Edebi nasihat alıp, aldığı nasihati yaşamında uygulayıp ve çevresine bir ışık gibi nasihat veren ediplerin azaldığı çağımızda, edebini muhafaza edenlere selam olsun.
10.02.2008
Sinan BOZTEPE
İslam dünyasında peygamberin hikayelerini anlatmakta tanınan Kassasu’l-enbîya diye tabir edilen eser çok rağbet görmüştür. Bunların en çok tanınan ve okunanlarından; Ebû İshak Ahmed Es-Sa’lebî (öl.1037)’nin el-Arâis adlı eserinde Hızır ve Hızır-İlyas konusunda oldukça zengin bilgilerde bulunmaktadır.
Hızır kimilerine göre ölmüş bile olsa günümüze dek, dara düşenlerin, zorda kalanların, hasta olanların, yola çıkanların hep yanında olagelmiştir.
Hz. Musa ile arkadaşlık yapan, Hz. Muhammed’e ve Hz. Ali’ye dua öğreten, Bozat’ına binip mucizeler yaratan, Hızır’dır. Önemli olan Hızır’ın yerde mi gökte mi, yaşıyor mu, öldü mü sorusu yerine, Orta Asya, Türkiye ve Balkan Alevilerinin hâlâ günün yirmi dört saati onunla yaşıyor olmasıdır. Bir başka nefeste Hızır’ın Alevi inancındaki üstün yeri çok iyi belirtilmiştir. Hz. Ali – Hızır birliği düşüncesinden hareketle Aleviler nefeslerde, Hızır’ın Oniki İmam’la ilişkisini de dile getirirler.
Hintliler günümüzde de Hâce Hızır adında bir dervişi kutsamaktadırlar. Dereler ilahı ya da akarsular cini olduğu inancı vardır. Anadolu’da olduğu gibi Hintlilerde de Hâce Hızır’ın ak sakallı, yeşiller giymiş bir ihtiyar bilge olduğuna inanırlar. Detaylara indiğimizde Hintlilerin anlattığı Hâce Hızır ile –bazı farklılıklar taşısa da – Alevilerin gönüllerinde yaşattığı Hızır aynıdır.
Halk ozanlarımızdan Pir Sultan Abdal ise Hızır’ı Şöyle anlatıyor bir şiirinde:
Bismillâh dedim de girdim helâle
Gözüm açıb baktım bir hûb cemâle
Sıdk ile çağırdım ceddim Celâl’e
Eriş Hızır Nebî cânı gözlerim
Hızır, Anadolu insanın anlatımında değişik kıyafet ve görünümlerle zaman zaman, Bozat sırtında, kimi zaman da yaya olarak insanların karşısına çıkmıştır. Kimi zaman fakir kılığında zenginlerin evine konuk olarak, fakirlere yaklaşmını yani yardımcı olup olmadıklarını yaşamıştır. Kimi zamanda ak sakallı Derviş olup, dar zamalarda insanaların imdadına yetişmiştir. Yani Hızır, ummetini gözetler, denetler, vicdani değerleri ölçerek, gönüllere konuk olup, sevdalılara yardımcı olan elle tutulmaz, gözle görülmez Nebî’dir, Şah-ı Merdan Ali’dir, Evliya’dır, İnsan-ı Kâmil’dir (Bâtının inançlarında peygamber ve imamlar için kullanılan bir deyimdir tasavvuf dilinde de, Tanrı’da yok olan insan anlamındadır. Tanrı’da yok olmak, Tanrı bilgisi veya aşkıyla dolarak kendinden geçmek ermişliğe ulaşmak demektir. Arapça’da insan kelimesinin karşılığı olan ins sözcüğü İbrani ve Hint dillerinde ilk insan anlamını dile getiren adama kelimesinin çevirisidir. Adem’de bu anlamın ürünüdür)… Anadolu’da herşeyin sahibi Hızır’dır.
Anlatımlara göre Bağin fırınına kapatılıp yakılmak istenen kureyş efsanesinde ise, Hızır’ın kartal donunda fırına girip kanat çırparak alevleri söndürdüğü ve ateşi küllere, fırını buzlara kestirerek Kureyşi kurtardığı aktarılır.
Halk inaçlarına göre, Hızır gittiği ve gezdiği yerlerde herkesin imdadına yetişmiş olup, uğradığı yerlere bereket saçmıştır. Yine bir başka anlatıma göre Hızır Orucu sırasında genç kızlar ve erkekler oruç akşamları su içmeden yatarlar. Rüyalarında kendisine kim su ikram ediyorsa, ilerde onunla evlenileceğine inanılır.
Görüldüğü gibi Hızır’a yakıştırılan misyon çok Tanrı’lıktan tek Tanrı’lığa kadar, bütün inanç sürecinde ortaya çıkan yarı Tanrı, peygamber kılavuz, Tanrı ve Tanrı’laşmış kişi pozisyonunda bütün bu inançsal tiplemelerin ve suretin izlerini görebiliyoruz.
Toplantı odasının tam ortasında eli kılıçlı birisinin resmi bulunuyordu.Odada bulunan yabancı bir şahıs utanarak yanındaki küçük çocuğa:
-Bu kimin resmi? diye sordu.Çocuk:
-Bu resim bizim Birinci İmamımız Hz.Ali’nin temsili resmidir. Diye cevap verdi.
Bunun üzerine adam:
-Görüntüsü ve kılıcı korkutuyor, Çok sert bakıyor. Dedi. Küçük çocuk cevap verdi:
-O’NUN KILICI HEP MAZLUMDAN YANA OLMUŞTUR. ONDAN,RESMİNDEN VE KILICINDAN ANCAK ZALİMLER KORKAR.siz Zalimmisiniz amca.
Ehl-i Beyt Sevgisi
Dört Kapı Kırk Makam
Dört Kapı Kırk Makam şeklindeki Kâmil(olgun) insan olma ilkelerini Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin tespit ettiğine inanılır.Hacı Bektaş “Kul Tanrı’ya kırk makamda erer, ulaşır, dost olur.” buyurmuşlardır. Bu ilkeler aşama aşama insanı olgunluğa ulaştırır. Bir başka yoruma göre ise şeriat anadan doğmak, tarikat ikrar vermek, marifet nefsini bilmek, hakikat Hakkı özünde bulmak yollarıdır.
Dört Kapı şunlardır:
1.Şeriat
2.Tarikat
3.Marifet
4.Hakikat
Her kapının on makamı vardır:
Şeriat kapısının makamları:
İman etmek,
İlim öğrenmek
İbadet etmek
Haramdan uzaklaşmak
Ailesine faydalı olmak
Çevreye zarar vermemek,
Peygamberin emirlerine uymak
Şefkatli olmak
Temiz olmak
Yaramaz işlerden sakınmak
Tarikat kapısının makamları
Tövbe etmek
Mürşidin öğütlerine uymak
Temiz giyinmek
İyilik yolunda savaşmak
Hizmet etmeyi sevmek
Haksızlıktan korkmak
Ümitsizliğe düşmemek
Ibret almak
Nimet dağıtmak
Özünü fakir görmek
Marifet kapısının makamları
Edepli olmak
Bencillik, kin ve garezden uzak olmak
Perhizkârlık
Sabır ve kanaat
Haya
Cömertlik
İlim
Hoşgörü
Özünü bilmek
Ariflik
Hakikat kapısının makamları
Alçakgönüllü olmak
Kimsenin ayıbını görmemek
Yapabileceğin hiçbir iyiliği esirgememek
Allah’ın her yarattığını sevmek
Tüm insanları bir görmek
Birliğe yönelmek ve yöneltmek
Gerçeği gizlememek
Manayı bilmek
Tanrısal sırrı öğrenmek
Tanrısal varlığa ulaşmak
aozdemir
21.02.2008, 15:00
HZ ALİ NAMAZ KILARDI. ACABA ONU SEVDİĞİNİ SÖYLEYENLER NAMAZ KILIYORMU?
bayatlı kenan58
21.02.2008, 15:24
bır sohbet anında soruyorlar :alevıler nıcın namaz kılmaz camiye gıtmez
buyuklerden bırı cevap verıyor: hz Ali (r.a) camıde namaz kılarken sehıt edıldıgı ıcın
soru :pekı dıyor yemek yerken veya baska bır ıs yaparken sehıt edılseydı yemek yemeyecekmıydınız yada sehıt edılırken yaptıgı ısı yapmayacakmıydınız
sonbahar5803
21.02.2008, 15:47
Her konuda olduğu gibi bunu da saptırmışlar bizim Türkiye'de güzel kardeşim.
Gidin diğer Arap ülkelerindeki Caferileri inceleyin. Hepsi namazında niyazındadır.
Kadınları örtülüdür.
Annemden bilirim.
Onların hepsi dört dörtlük mü? Tabiki hayır. Nasılki Hanefi ya da herhangi diğer mezheplerde dinin gereklerini yerine getirmeyenler varsa, onlarda da var.
Önemli olan reddetmemek!
Uygulamayan sadece münafık olur ve her zaman Allah'ın merhametine sahip olma şansı vardır.
Ama reddeden...
Söylemeye gerek yok.
ALLAH BİR
KİTAP BİR
PEYGAMBER BİR
HAK DİN 3
FAKAT AMMA LAKİN MEZHEP BİZDE 4
TARİKAT YÜZLERCE
KÖŞEDEKİ CAMİ CEMATİ İLE ARKA SOKAKTAKİ CAMİ CEMAATİ ASLA BİRBİRİNİN CAMİSİNE BİLE GİTMEZ , ARAP MİLLETİ BİR FAKAT DEVLETİ 40 NİYE ACABA
BUNUN SONU YOK NİYE ORDA ÖYLE ŞUNDA BÖYLE , BIRAKIN HERKES KENDİ VİCDANINDA ÖZELİNDE DİNİNİ YAŞASIN
Biz bırakıyoruzda başkaları bırakmıyor:)
neyse konuyu saptırmayalım...alevi hemşehrileirmizin sayfası kirletmeyelim:)
HAK DİN 3
"allah katında tek din İslamdır" (al-i imran 19)
diğer hak din kabul edilen dinler özlerinden saptığı bozulduğu için hak din değillerdir...onlar özünde hak dinlerdi ama deforme olup bu özelliklerini kaybetmişlerdir..
bizler hristiyanlığa da museviliğe de iananırız ama asıllarına ,şuan ki bozulmuş hallerine değil..
"allah katında tek din İslamdır" (al-i imran 19)
diğer hak din kabul edilen dinler özlerinden saptığı bozulduğu için hak din değillerdir...onlar özünde hak dinlerdi ama deforme olup bu özelliklerini kaybetmişlerdir..
bizler hristiyanlığa da museviliğe de iananırız ama asıllarına ,şuan ki bozulmuş hallerine değil..
kişi doğru olarak inandığı şey neyse ona da saygı duymak zorundayız...herkesin inancı kusursuzdur..
aozdemir
21.02.2008, 17:28
müslümanların birlikte paylaştıkları ortak ibadetleri olması lazım. bu da ne olur namaz, zekat, oruç vs.
bır sohbet anında soruyorlar :alevıler nıcın namaz kılmaz camiye gıtmez
buyuklerden bırı cevap verıyor: hz Ali (r.a) camıde namaz kılarken sehıt edıldıgı ıcın
soru :pekı dıyor yemek yerken veya baska bır ıs yaparken sehıt edılseydı yemek yemeyecekmıydınız yada sehıt edılırken yaptıgı ısı yapmayacakmıydınız
Yanlışlık var, düzeltmek isterim :)
Hz. Ali Efendimiz Cami de değil,
Evinin kapısında öldürülmüştür . . .
Biz bırakıyoruzda başkaları bırakmıyor:)
neyse konuyu saptırmayalım...alevi hemşehrileirmizin sayfası kirletmeyelim:)
Alevi Sunni sayfası olamaz
Burası bir forum ve paylaşım yeri
Burda ayrımcılık olamaz :)
Buraya siz paylaşım yapsanız, ben ve benim gibi alevi olan canlarım
Paylaşımınızı silin, yada nedenmi yaptınız diyecekler :):) ???
Ayırımı asıl bizler yapıyoruz arkadaşlar ama farkında değiliz;) ;)
aozdemir
21.02.2008, 22:30
ortak noktalarımızı öne çıkarmaya çalışalım.
sonbahar5803
21.02.2008, 23:28
Biz bırakıyoruzda başkaları bırakmıyor:)
neyse konuyu saptırmayalım...alevi hemşehrileirmizin sayfası kirletmeyelim:)
Aleviler derken Caferiler de buna dahil mi? Ona göre yorum yapalım.
Yoksa kirlilik oluşturmakla suçlanmayalım boşu boşuna... ;)
Yanlışlık var, düzeltmek isterim :)
Hz. Ali Efendimiz Cami de değil,
Evinin kapısında öldürülmüştür . . .
Buna emin misin? Biraz daha araştır.
Aleviler derken Caferiler de buna dahil mi? Ona göre yorum yapalım.
Yoksa kirlilik oluşturmakla suçlanmayalım boşu boşuna... ;)
Buna emin misin? Biraz daha araştır.
Emin olmadığım konu hakkında konuşmam :)
Ertugrul
21.02.2008, 23:50
Hz. Ali efendimiz kaynaklarda ki bilgilere göre sabah namazına giderken yolda saldırıya uğradı ve bu yaranın etkisi ile Hakka yürüdü,kulaktan duyma bir çok bilgilerin yalan ve yanlış olduğu gibi Hz. Ali'ninde namaz kıldığı sırada mescitte şehit edildiği bilgisi yanlıştır.Tabi bu ayrıntı bir bilgi ancak böylesi büyük insanların hayatlarını araştırmak için belki merak unsurunu doğurabilir.
Hz. Ali efendimiz kaynaklarda ki bilgilere göre sabah namazına giderken yolda saldırıya uğradı ve bu yaranın etkisi ile Hakka yürüdü,kulaktan duyma bir çok bilgilerin yalan ve yanlış olduğu gibi Hz. Ali'ninde namaz kıldığı sırada mescitte şehit edildiği bilgisi yanlıştır.Tabi bu ayrıntı bir bilgi ancak böylesi büyük insanların hayatlarını araştırmak için belki merak unsurunu doğurabilir.
Kısa ama öz :) ;) Başka şekilde anlatılamazdı
.
.
.
sonbahar5803
22.02.2008, 09:21
Hz. Ali efendimiz kaynaklarda ki bilgilere göre sabah namazına giderken yolda saldırıya uğradı ve bu yaranın etkisi ile Hakka yürüdü,kulaktan duyma bir çok bilgilerin yalan ve yanlış olduğu gibi Hz. Ali'ninde namaz kıldığı sırada mescitte şehit edildiği bilgisi yanlıştır.Tabi bu ayrıntı bir bilgi ancak böylesi büyük insanların hayatlarını araştırmak için belki merak unsurunu doğurabilir.
Kaynak gösterebilir misin?
Haksızlığınızı göstermek için değil. Belki de yıllarca bizimkilere yanlış öğretildi, olabilir.
Ama anlatılanlar kulaktan duyma haberlerse bu anlattığınızın da kulaktan duyma olmadığının ispatı olmalı.
Kaynak gösterebilir misin?
Haksızlığınızı göstermek için değil. Belki de yıllarca bizimkilere yanlış öğretildi, olabilir.
Ama anlatılanlar kulaktan duyma haberlerse bu anlattığınızın da kulaktan duyma olmadığının ispatı olmalı.
Pardon
Haksızlığımız ne içim merak ettimde
Öğrenebilirmiyim ?
Pervaneyi aşk oduna yandıran
Aman Şahı Merdan sen imdat eyle
Dalga vurup deryaları coşturan
Aman Şahı Merdan sen imdat eyle…
Mansur’u öldürüp darda astıran
Çekip Zülfikar’ı taşı kestiren
Miraç’ta Muhammede nişan gösteren
Aman Şahı Merdan sen imdat eyle…
Fani imiş şu dünyanın ötesi
Söylerim sözümü var mı hatası
Hasan ile Hüseyin’in atası
Aman Şahı Merdan sen imdat eyle…
Zindanda Zeynel’in payını veren
Muhammed Bakır’ın payını veren
Mahrum kalmaz dergâhına yüz süren
Aman Şahı Merdan sen imdat eyle….
İmam Cafer Kazı Musa İrıza
Mümine irahmet yezide ceza
Sahib–i Zülfikar hulk–i irıza
Aman Şahı Merdan sen imdat eyle….
Taki Naki hem dertlerin devası
Hasan–ül Askeri Mehdi livası
Muhammed Mustafa sırr–ı Hüdası
Aman Şahı Merdan sen imdat eyle
Kul Himmet ’im ziyan etmez karında
Her kulun bir sevdası var serinde
Dünyada ahrette mahşer yerinde
Aman Şahı Merdan sen imdat eyle
Kapıdan girmeden düşün derince
Pek dardır yolumuz Sırat'tan ince
Mana ustasından okuduk hece
Benzer muammaya yazımız bizim
EHLİBEYT
Anlam olarak Ehlibeyt Hz. Muhammed’in ailesi demek. Bu aile Hz. Muhammed, Hz. Ali, Hz. Fatma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’den oluşmaktadır.
Alevi inancının temelini Ehlibeyt sevgisi ve bağlılığı oluşturuyor. Ehlibeyt’in kutsallığı ve masumluğu Kuran’da şöyle geçiyor:
Ahzap suresi 33. Ayet
"Ey Ehlibeyt, Tanrı sizi her türlü kirden arındırdı ve sizin tertemiz kalmanızı diler".
Yine sevgili Peygamberin Ehlibeyt için söylediği hadisler var. İşte bu hadislerden bir kaçı:
Kuran ve Ehlibeyt ikizdir.
Ey halk, biliniz ki bende insanım. Allah’ın daveti bana yakında gelecektir. Bende onu kabul edeceğim. İşte ben size iki mühim ve en değerli emaneti miras bırakıyorum. Bunlardan birincisi Kuran, ikincisi benim Ehlibeyt’imi. Allah’ın huzurunda size Ehlibeyt’imi tavsiye ediyorum. Allah’ın huzurunda size Ehlibeyt’imi tavsiye ediyorum. Allah’ın huzurunda size ehlibeytimi tavsiye ediyorum.
Bana ve Ehlibeyt’ime Selatü selam getirmeyenin duası kabul olmaz.
Benim şefaatim, ümmetimden Ehlibeytimi sevenleredir.
Ehlibeytim Nuh un gemisine benzer, ona sarılan ebedi kurtuluşa erer. Kim binmezse helâk olur.
Ey insanlar, Allah’ı kendi nimeti ile sizi beslediği için seviniz. Beni de Allah’a olan muhabbetinizle seviniz. Ehlibeyt’imi de bana olan muhabbetle seviniz.
Her şeyin bir esası, bir temeli vardır. Dinin esası da Ehlibeytimdir ve onlara muhabbettir.
Ehlibeyt’ime eziyet eden, Allah’a eziyet eder.
Bütün bu hadislerden anlaşılacağı üzere Hz. Peygamber ümmetine Ehlibeyti’ne uymayı emretmiştir. Ama maalesef ümmetinden bazıları dünya malına tamah gösterip Ehlibeyt’e her türlü düşmanlığı yaptılar. Hz. Hasan’ı zehirlediler, Hz. Hüseyin’i Kerbela’da şehit ettiler. Ama sevgili peygamber olacakları görmüş ve ümmetine şöyle seslenmiştir:
"Yahudiler 71 fırkaya bölündüler, Hıristiyanlar 72 fırkaya bölündüler, sizlerse (Müslümanlar) 73 fırkaya bölüneceksiniz. Ama bu 73 fırkanın içinde sadece bir tanesi doğru yolu bulacaktır. O da benim Ehlibeyt’ime uyanlar olacaktır."
Fazla söze gerek yok. Her şey ortada. Ehlibeyt’e muhabbet ve bağlılık ibadettir.
Alevilik Gururumdur
Yaşamı, evreni, dünyayı, insani ve bütün bunlarla ilintili ne varsa; doğru tanımlamak, kavramak, anlamak için Aleviyiz!
Yaşamı doğru bir şekilde yaşamak için Aleviyiz!
Kuranı kutsal kitap. Hz. Muhammed`i peygamber, Hz. Ali`yi ve On İki imamları rehber, Hacı Bektaş Veli`yi Hünkar, Pir Sultan Abdal`i Pir olarak bildiğimiz için Aleviyiz!
Asırlardır yok edilmek istenen, baskılara, katliamlara, iftiralar maruz kalan mazlum bir toplumun, haksızlığa ve zalimliğe boyun eğmeyen bir toplumun üyesi olmak için Aleviyiz!
Elimize, belimize, dilimize sahip olmak için,
Aşımıza, işimize eşimize sadık olmak için,
Özümüze, gözümüze, sözümüze bağlı kalmak için Aleviyiz!
Asırlardır insanlığa ışık tutan erenlerin, evliyaların, cümle kamil insanların şerefli ve aydınlık yolunda yürümek için Aleviyiz!
Yozlaşıp değerlerimize yabancılaşmamak için,
Yobazlaşıp gerici gelenekleri inanç diye bilmemek için,
Serçeşmeden yoksun kalmamak için,
Yoksul olmamak için Aleviyiz!
Bütün yozlara ve yobazlara inat ALEVİYİZ!
ALEVİLİK inancımızdır...
İSM-İ AZEM DUASI
BAĞLAMASI
BİŞMİŞAHALLAHALLAH
İSMİ VERİLMEDEN İSMİ AZEMDİR
LA FETA İLLA ALİ LA SEYFE İLLA ZÜLFİKAR
İSM-İ AZEMİN BUDUR MANASI
LAFETA İLLA ALİ LA SEYFE İLLA ZÜLFİKAR
İLLA FETA İLLA DÜLDÜL İLLA GAMBER İLLA ŞAH
ALİ GİBİ CİHANA GELMEDİ BİR ER
HATİCE FATİMA DÜLDÜLÜ GAMBER
İKİ CİHAN SERVERİ ALİ MUHAMMED
LAFETA İLLA ALİ LA SEYFE İLLA ZÜLFİKAR
İLLA FETA İLLA DÜLDÜL İLLA GAMBER İLLA ŞAH
NUTKU LOŞLARIN ÇEŞMİMİN YASI
SENİ VİRD EYLİYOR HASAN KARDAŞIM
ŞAH HÜSEYİN KERBELADA ŞEHİTLER BAŞI
LAFETA İLLA ALİ LA SEYFE İLLA ZÜLFİKAR
İLLA FETA İLLA DÜLDÜL İLLA GAMBER İLLA ŞAH
İMAM ZEYNEL ZİNDANDA ZİNNET DUR
BAKIRI CANDAN SEVENİN MEKANI CENNET OLUR
BEŞ FARZINA FAZ SÜNNETİ SÜNNETDÜR
LAFETA İLLA ALİ LA SEYFE İLLA ZÜLFİKAR
İLLA FETA İLLA DÜLDÜL İLLA GAMBER İLLA ŞAH
MUSAYİ KAZIMIN HAKTIR NEFESİ
SİLİNSİN MÜMİNÜN KALBİN PASI
TESLİM ABDAL ASKERE İRİZA SESİ
LAFETA İLLA ALİ LA SEYFE İLLA ZÜLFİKAR
İLLA FETA İLLA DÜLDÜL İLLA GAMBER İLLA ŞAH
BAĞLAMASININ SONU
TAĞI NAĞI OKURDU BU DUAYI KÜNDE KÜNDE
BUBİR DUADIR MİSLİ BULUNMAZ CİHANDA
BU DUAYI VİRT EDEN MAHRUM KALMAZ ULU DİVANDA
LAFETA İLLA ALİ LA SEYFE İLLA ZÜLFİKAR
İLLA FETA İLLA DÜLDÜL İLLA GAMBER İLLA ŞAH
OL HASAN ASKERİ BU BU DUĞAYI SEÇTİ
YANDI YAKIMDI MÜNKÜRÜN TAHTI
BU DUAYI OKURDU MUHAMMED MEHDİ
LAFETA İLLA ALİ LA SEYFE İLLA ZÜLFİKAR
İLLA FETA İLLA DÜLDÜL İLLA GAMBER İLLA ŞAH
ALİM HAYBERE GİDER ZÜLFİKARI ÇALARDI
ERENLER ERKANINA ÇALAR
MÜMİN KULLAR OTURURDU İRFANDA
LAFETA İLLA ALİ LA SEYFE İLLA ZÜLFİKAR
İLLA FETA İLLA DÜLDÜL İLLA GAMBER İLLA ŞAH
DERVİŞ ALİMBU DUAYI OKUDU İMAM ZEYNEL
İMAM CAFER ABDAL DEDEM HATAYİM KUL HİMMEDİM
BU DUAYI VİR EDENİN MEKANI CENNET OLUR
LAFETA İLLA ALİ LA SEYFE İLLA ZÜLFİKAR
İLLA FETA İLLA DÜLDÜL İLLA GAMBER İLLA ŞAH
GELİN OKUYALIM İSM-İ AZEM DUASINI
LA FETA İLLA ALİ LA SEYFE İLLA ZÜLFİKAR
İSM-İ AZEM DUASINI OKUYAN BULDU ŞEFAAT
LAFETA İLLA ALİ LA SEYFE İLLA ZÜLFİKAR
İLLA FETA İLLA DÜLDÜL İLLA GAMBER İLLA ŞAH
EY MAHASIN ŞU DÜNYADA EY MAFA
EYÜBE VERDİLERDERDİNEN CEFA
EYÜB BU DUAYI OKUDU BULDU DERDİNE ŞİFA
LAFETA İLLA ALİ LA SEYFE İLLA ZÜLFİKAR
İLLA FETA İLLA DÜLDÜL İLLA GAMBER İLLA ŞAH
MAHSURU DARA ÇEKTİLER DEDİĞİNDEN DÖNMEDİ HALİLİ
DARA ATTILAR ONU BU DUAYI OKUDU YANMADI
LAFETA İLLA ALİ LA SEYFE İLLA ZÜLFİKAR
İLLA FETA İLLA DÜLDÜL İLLA GAMBER İLLA ŞAH
YUSUFU KUYUYA ATTILAR YAKUBA OLDU
ZOR AY GÜN BU DUA YUSUFA OLDU YAR
LAFETA İLLA ALİ LA SEYFE İLLA ZÜLFİKAR
İLLA FETA İLLA DÜLDÜL İLLA GAMBER İLLA ŞAH
ALİM BİR OK ATTI ATI OL VÜCURAT
DAĞINDA DEVİ BAĞLADI BAĞMA UCUNDAN
LAFETA İLLA ALİ LA SEYFE İLLA ZÜLFİKAR
İLLA FETA İLLA DÜLDÜL İLLA GAMBER İLLA ŞAH
ALİM GİBİ ALİM DENİZE BATMADI
MÜMİN OLAN BU DUAYI UNUNTMADI
MÜNKÜR OLAN HAKKIN BUYRUĞUNU TUTMADI
LAFETA İLLA ALİ LA SEYFE İLLA ZÜLFİKAR
İLLA FETA İLLA DÜLDÜL İLLA GAMBER İLLA ŞAH
MÜMİNÜN BOYNUNA LEYHİNEN FAHİR
MÜNKÜR BOYNUNA TIGINAN TEBER
İMAM CAFER KALDİM DEYELİ BU HABER
LAFETA İLLA ALİ LA SEYFE İLLA ZÜLFİKAR
İLLA FETA İLLA DÜLDÜL İLLA GAMBER İLLA ŞAH
ALİM BİNDİ DÜLDÜLÜN ÜSTÜNE GİTTİ
ÜSTÜNE BU DUAYI DA EZELDEN YASIL YAYA
ZÜLFİKARIN ÜSTÜNE
LAFETA İLLA AL İLA SEYFE İLLA ZÜLFİKAR
İLLA FETA İLLA DÜLDÜL İLLA GAMBER İLLA ŞAH
HAMZA PEHLİVAN ON SEKİZ BİN YIL
KAF DAĞININ ARDINDA EYLEDİ CENK
BİZ NEYLEDİ ERENLER EVLİYALAR ON İKİLER
LAFETA İLLA ALİ LA SEYFE İLLA ZÜLFİKAR
İLLA FETA İLLA DÜLDÜL İLLA GAMBER İLLA ŞAH
İMAMLAR HEP BU DUAYI SÖYLEDİ
LAFETA İLLA ALİ LA SEYFE İLLA ZÜLFİKAR
İLLA FETA İLLA DÜLDÜL İLLA GAMBER İLLA ŞAH
ALİYİNEN MUHAMMED AŞKINA
HAKKIN DERYASINI BOYLADI SOLDAN HATAYİ BU DUAYI SÖYLEDİ
LAFETA İLLA ALİLA SYFE İLLA ZÜLFİKAR
İLLA FETA İLLADÜLDÜL İLLA GAMBER İLLA ŞAH
GERÇEĞE HÜÜÜ
ALLAH ALLAH EĞER DUAYI OKUYAN KİMSE ALLAH KABUL EYLİYE DERYERİNE DERMAN EYLİYE MEKANINI CENNETİ ALADAN OLMASINI NASİP EYLİYE ERENLER EVLİYAR HİZMETİNİ KABUL EDE GERÇEĞE HÜÜÜÜÜ
izmirliyiğido
23.02.2008, 14:47
bismillahirrahmanirrahim
allahümme salli ala seyidine muhammedin ve ala ali seyyidine muhammedin kema salleyte ala ibrahim ve ala ali ibrahim inneke hamidun mecid.
lailahe illallah muhammeden resulullah
Peygamber efendimiz SAV Kainatın efendisi,ALLAH ın sevgilisi.Alemlerin sultanı,ALLAH onu kendi nurundan yarattı,, Diğer peygamberler ümmeti sapıklıga düştügünde beddua etti yalnız fahri kainat, benim şefaatim ümmetimden büyük günahları olanlara dır diyerek hiçbir zaman bizlerden duasını eksik etmedi. işte biz Muhammet SAV efendimizi bu yüzden çok seviyoruz ,, Hz Ali r.a ilk çocuk müslüman,peygamberimizin göz bebeği olan kızı fatımatül zehranın hayat arkadaşı, Efendimizin SAV amcasının oğlu,Kesinlikle onun sevgiside tartışışmaz SAYGILAR
Aleviler derken Caferiler de buna dahil mi? Ona göre yorum yapalım.
Yoksa kirlilik oluşturmakla suçlanmayalım boşu boşuna... ;)
Buna emin misin? Biraz daha araştır.
HZ. ALİ'NİN ŞEHADETİ VE GERCEK ÖLÜMÜ...
Hicret’in 40. yılı Ramazan ayı gelmişti. Hz.Ali, Muâviye’nin üzerine yürümek için hazırlık yapmakla meşguldü.
Taberi ve İbn’ül-Esir, Hz.Ali’nin şehâdet sebebini şöyle anlatır:
Mülcemoğlu, Haccâc ve Temim boyundan Amr;
“Halkın kurtulması için, Hz.Ali’nin, Muâviye’nin ve Âsoğlu Amr’ın ortadan kaldırılması” gerekli olduğu kanâatine vardılar. Bu işi yapacak kişilerin üçüde Hâricîlerdendi.
Mülcemoğlu Hz.Ali’yi, Haccâc Muâviye’yi, Amr da Âsoğlu Amr’ı, öldürmeye karar verdiler. Ramazan ayının 18. günü sabah namazında işlerini başaracaklardı.
İbn-i Mülcem Kûfe’ye geldi, mezhepdaşlarıyla buluştu; fakat yapacağı işi kimseye açmadı. Mülcemoğlu bir gün, mezhepdaşlarından birinin evinde pek güzel bir kadın gördü, vuruldu adeta. Kadına evlenme teklifinde bulundu.
Kuttame adındaki kadın:
“Benim mehrim pek ağır” dedi. “Üçbin dirhem vermedikçe bir köle ve halayık satın alıp bağışlamadıkça ve Ali’yi öldürmedikçe sana varmam ben” demişti.
Mülcemoğlu:
“İlk iki şartı kabul ederim” dedi; “Fakat Ali’yi öldürmek elimden gelmez benim.”
Kadının; babası ve kardeşi, Nehrevan da öldürülen Hâricîlerdendi. “İmkânı yok” dedi. “Ali öldürülmedikçe yüreğim soğumaz benim. Ben sana yardımcı bulurum.” dedi. Mülcemoğluna, Şebib ve Verdan’ı tanıştırdı; bunlar da Mülcemoğluna yardım edeceklerdi.
Mülcemoğlu, daha önce Hz.Ali’ye bey’at edilirken, bey’at etmek istemiş, Hz.Ali onu iki kere reddetmişti. Hz.Ali, üçüncüsünde mübarek elleriyle başlarına ve sakallarına işaret buyurarak; “Buradan akacak kanla şunu boyayacak kişiyle ne işim var benim” demiş ve şu iki beyiti okumuşlardı:
“Ölüm gelip çatınca kuşan kemerini sen; seninle buluşunca telâşa düşme, dayan.
Ölüm, mahallene kondu mu, acıklanma, sızlanma dayan.”
Hz.Ali, zaten yaşamaktan bıkmıştı. “Allah’ım, sen beni bunlardan hayırlısıyla buluştur, bunlara da kötü birini musallat et” diye duâ etmişti.
Hz.Ali, bir gece Hz.İmâm Hüseyin’in, bir gece Cafer-i Tayyâr oğlunun evinde kalıyor, üç lokmadan fazla bir şey yemiyor; “Allah’ıma boş karınla temiz olarak kavuşmam daha sevimlidir bence” diyordu.
Ramazan ayının 18. günü, Hz.Ali evden çıkarken Hz.İmâm Hasan ve Hz.İmâm Hüseyin’e hediye olarak getirilmiş olan ördekler gagalarıyla eteğini tutmuşlardı.
Hz.Ali, onları kovalayanlara; “Bırakın” buyurmuştu; “Onlar ağlayanlardır; seher çağında da kader, yerini bulur.”
Hz.Ali; “O gece Hz.Resûlullah’ı rûyada gördüğünü” de bildirmiş, şehâdete tam hazırlanmıştı.
Mescide giren Hz.Ali:
“Namaz, namaz” diye uyuyanları uyandırmağa başlamıştı ki; Şebib bir kılıç salladı; fakat kılıç mescidin kapısına geldi. Bunun üzerine önceden gelip mescide gizlenen Mülcemoğlu:
“Yâ Ali! Hüküm ancak Allah’ındır” diye bağırarak Hz.Ali’nin mübarek başlarına bir kılıç vurdu. Kılıç, Hendek savaşında Amr’ın yaraladığı yere geldi; imâme yarılmış, kılıç mübarek başlarına gömülmüştü.
Yere düşmüştü Hz.Ali; “Andolsun Kâ’be’nin Rabbine” buyurmuştu. “Kurtuldum” dedi.
Suikastçılar kaçıyorlardı; kaçarken de bağırıyorlardı:
“Emîr’ül-mü’minin şehit edildi!...”
Şebib’i birisi yakaladı, kılıcını elinden aldı; fakat o, atik davrandı, kurtulup evine sığındı. Sesi duyan halk birbirine karışmıştı. Şebib’in amcasının oğlu, o gece Şebib’de konuktu. “Hâricî” değildi bu zât. Şebib’in telaşını görünce; “Yoksa” dedi, “Mü’minler emîrini sen mi öldürdün?”
Şebib:
“Hayır” diyecekken “Evet” dedi; o da kılıcını çekip Şebib’i öldürdü.
Mülcemoğlu’nu da birisi yakaladı, sürüyerek mescide götürdü. Hz.İmâm Hasan ve Hz.İmâm Hüseyin ile yakınları mescide girdikleri zaman, Hz.Ali’yi mihrabın önünde yerden toprak alıp; “Ondan yarattık sizi, yine oraya iâde edeceğiz; ordan çıkaracağız bir kere daha sizi” meâlindeki âyeti okuyup, yarasına basıyor buldular. (Tâhâ 55. âyet)
Hz.Ali’yi yaralı halde eve götürdüler. Yaranın şiddetinden, evdekilerin kimi kendinden geçiyor, kimi kendine geliyordu. Hz.Ali bir aralık mübarek gözlerini açıp başucundakilere bakarak şöyle buyurdu:
“En güzel, en yüce arkadaşa, en hayırlı konağa, en güzel huzûr ve istirahat yerine gidiyorum.”
Sonra Mülcemoğlu’nu, elleri bağlı olarak Hz.Ali’nin yanına getirdiler.
Hz.Ali:
“Ey Allah’ın düşmanı” dedi, “Ben sana iyilik etmedim mi?”
Mülcemoğlu:
“Evet” dedi, “İyilik ettin.”
Hz.Ali:
“Peki” dedi, “Bu yaptığın ne?”
Mülcemoğlu:
“Kılıcımı kırk sabah biledim, Allah’tan, onunla halkın en kötüsünü öldürmesini diledim.” dedi.
Hz.Ali:
“Sende onunla öldürüleceksin; halkın en kötüsü, görüyorsun ki sensin” buyurdu ve yanındakilere dedi ki:
“Bunu götürün, hapsedin, eziyet etmeyin, aç bırakmayın; siz ne yiyor, içiyorsanız buna da onu verin. Ben sağ kalırsam ne yapacağımı bilirim; ölürsem, o bana bir kılıç vurdu; siz de onu bir vuruşta öldürün; ama Allah’ın sizi bağışlamasını da istemez misiniz?”
Hak’ka kavuştuğu gece Hz.Ali’ye bir bardak süt sunmuşlardı. Yarısını içtikten sonra bardağı verdi; “Bunu” dedi; “O esirinize götürün, onu sakın aç bırakmayın.”
Sütü Mülcemoğlu’na götürdüler; “Zehirlidir” diye içmedi. Bu olayda, adâletle-zulüm, îmanla-îmansızlık, yücelikle-alçaklık, fazîletle-hıyânet; bir bardak sütle tarihe, insanlık tarihine geçti.
Hz.Ali Emîr’ül-mü’minîn, Ramazan ayının 21. gecesine kadar yaşadılar. Hz.Ali bu fânî dünyadan göçmeden önce, oğlu Hz.İmâm Hasan ve Hz.İmâm Hüseyin’i yanına çağırdı; onlara vasiyyetini yazdırdı ve imâmlık emanetlerini Hz.Hasan’a teslim etti.
Hz.İmâm Ali, Hicret’in 40. yılı (Milâdi 661) Ramazan ayının 21. gecesi, Hak’ka vuslat etmiştir. Hz.Ali Hak’ka kavuştuğunda 63 yaşında idi. Türbesi Necef şehri-IRAK’tadır.
En doğrusunu Allah bilir
İMAM HASAN
İkinci imam olan İmam Hasan, 624 yılında Medine’de doğdu. İmam Hasan’ı ve İmam Hüseyin’i Hz. Peygamber çok severdi. Onlar için bir çok hadis söylemiştir. Ne acıdır ki, Hz. Peygamberin bu sevgili torunlarının başlarına gelmedik kalmadı. Hz. Muhammed’e içten içe duyulan öfke onun hakka yürümesinden sonra onun Ehlibeytine yöneldi. İmam Hasan da bu münafıkların, eskinin putperest bezirganlarının düşmanlığını kazandı. Bu düşmanlığın sonunda da eşi Cude eliyle trajik bir şekilde şehit edildi (670 yılında).
İmam Hasan’ı şehadete götüren süreç daha Hz. Peygamber hayattayken başlamıştı. Bilindiği üzere İslamiyet, Hz. Muhammed’in ve Hz. Ali’nin soylu mücadeleleri sonucu kendisini topluma kabûl ettirmişti. Hz. Peygamberin adaleti, doğruyu temsil etmesi, Hak kelamını, gerçeği dile getirmesi ile bir çok boş inanç yıkılıyordu. Putperestlerin çoğuda çıkarları gereği müslüman oluyorlardı. Ama bunların müslümanlıkları sözde idi. Kalplerinde eski putperestlikleri devam ediyordu. Hz. Peygamber bunun bilincindeydi. Bunların sonunda doğruyu göreceklerine inanıyordu. Ama bu putperestler doğruyu görmek şurda kalsın, Hz. Peygamberin vefatından sonra kendi eski cahiliye döneminde kalma gereklerini dayatıyorlardı. Bunu İslamiyet adına dayatıyorlardı. Başta Hz. Ali olmak üzere Ehlibeyt ve çevresi bunları görüyor ve bu olumsuzluklara karşı mücadele ediyorlardı. Bu putperestlerin gözü öylesine kararmıştı ki; Ehlibeyt’e yapılan onca haksızlık ve zulüm yetmemiş, sıra onları yok etmeye gelmişti. Bunun sonucunda Hz. Ali şehit ediliyordu. Hz. Ali’nin şehadetinden sonra Ehlibeyt taraftarları İmam Hasan etrafında birleşiyorlardı. Bu durum Muaviye lânetlisinin hoşuna gitmiyordu. Burada bu Muaviye denilen melûnun aslını anlatmak gerek. Muaviye Mekke zenginlerinden Ebu Süfyan’ın oğludur. Bu Ebu Süfyan ki, Hz. Peygambere karşı en çok savaşan kişilerden biridir. Hz. Muhammed’in kazandığını gördüğü anda da hemen tövbe edip, müslüman olmuştu. Şimdi inançlı her insana sormak gerekir. Ebu Süfyan mı daha çok hakkı temsil ediyor yoksa Hz. Ali mi? Muaviye mi doğruyu temsil ediyor yoksa İmam Hasan mi? Asırlardır insanlar bu gerçeği dile getirimekten korkuyorlar. Korktukları için de haksızlık bir türlü giderilmiyor. Bizim inancımız odur ki, eninde sonunda insanlık gerçeği görecek.
İşte böylesi koşulların ortasında, İmam Hasan, bilincinde olduğu ağır sorumluluğunun gereğini yerine getiriyor, insanları aydınlatmaya devam ediyordu. Gününü, dünya malına tamah göstermez, kendi nefsini terbiye ve eğitimle geçiren İmam Hasan’ın varlığı Muaviye için tehlikeydi. İmam Hasan insanlığa Hak yolunu göstermek/öğretmek ile meşgulken, Muaviye onu ortadan kaldırmanın planlarını yapıyordu. Muaviye öylesine sinsi, kurnazdı ki; İmam Hasan’ı kendi eşi eliyle öldürtmeyi başardı. Muaviye’nin sadık hizmetkârlarından Mervan, bu planın uygulayıcısıydı. Mervan, İmam Hasan’ın eşi Cude’yi çeşitli vaatler vererek - ki bunlar arasında onu Muaviye’nin sarayına gelin edeceğini - yani yeride – söylüyordu.- Bunun sonucunda Cude haini İmam Hasan’ın yemeğine zehir koymak suretiyle onu şehit etti. İmam Hasan gibi bir şahsiyetin, böylesi bir ihanetin sonucu şehit edilmesinin takdiri ilahiden başka manası olamaz. Çünkü İmam Hasan, dedesi Hz. Muhammed’in, babası Hz. Ali’nin ve annesi Hz. Fatma’nın bir çok özelliğini taşıyordu. Böylesine güzel bir kişilik, masum bir insan katlediliyordu. Cude’nin başına gelenlerde ders vericidir. Rivayet edilir ki, Muaviye Cude için şöyle demiştir: "kendi eşini, İmam Hasan gibi munis bir adamı öldüren birisinin bize gereği yok." Bunun sonucunda Cude, Mervan tarafından boğularak öldürülüyordu
izmirliyiğido
23.02.2008, 15:08
ESENGÜL HANIMEFENDİ
"LAFETA İLLA ALİ LA SEYFE İLLA ZÜLFİKAR" BU SÖZÜN ANLAMINI ÖĞRENEBİLİRMİYİM MERAK ETTİMDE
SAYGILAR
ESENGÜL HANIMEFENDİ
"LAFETA İLLA ALİ LA SEYFE İLLA ZÜLFİKAR" BU SÖZÜN ANLAMINI ÖĞRENEBİLİRMİYİM MERAK ETTİMDE
SAYGILAR
Ali' den Üstün Yiğit
Zülfikar ' dan Keskin Kılıç Yoktur . . .
SAYGI BENDEN OLSUN EFENDİM
izmirliyiğido
23.02.2008, 15:16
TEŞEKKÜR EDERİM
.............................. ...........
.............................. ........
TEŞEKKÜR EDERİM
.............................. ...........
.............................. ........
Rica Ederim
.
.
.
.
.
.
ceylankimya
23.02.2008, 15:30
DAHA DÜNYADAYKEN Cennetle Müjdelenen Sahabeler
Hz. Ebubekir
Hz. Ömer
Hz. Osman
Hz. Ali
Hz. Abdurrahman b. Avf
Hz. Ebu Ubeyde b. Cerrah
Hz. Sa’d b. Ebi Vakkas
Hz. Said b. Zeyd
Hz. Talha b. Ubeydullah
Hz. Zübeyr b. Avvam
Resulullah'ın amcasının oğlu, damadı, dördüncü halife. Babası Ebû Talib, annesi Kureyş'ten Fâtıma binti Esed, dedesi Abdulmuttalib'tir. Künyesi Ebu'ı Hasan ve Ebû Tûrab (toprağın babası), lâkabı Haydar; ünvanı Emîru'l-Mü'minin'dir. Ayrıca 'Allah'ın Arslanı' ünvanıyla da anılır.
Hz. Ali küçük yaşından beri Resulullah'ın yanında büyüdü. On yaşında İslâm'ı kabul ettiği bilinmektedir. Hz. Hatice'den sonra müslümanlığı ilk kabul eden odur. Hz. Peygamber ile Hz. Hatice'yi bir gün ibadet ederken gören Hz. Ali'ye Peygamberimiz şirkin kötülüğünü, tevhidin manasını anlattığında Hz. Ali hemen müslüman olmuştu. Mekke döneminde her zaman Resulullah'ın yanındaydı. Kâbe'deki putları kırmasını şöyle anlatır: "Bir gün Resul-u Ekrem ile Kâbe'ye gittik. Resul-u Ekrem omuzuma çıkmak istedi. Kalkmak istediğim zaman kalkamıyacağımı anladı, omuzumdan indi, beni omuzuna çıkardı ve ayağa kalktı. Kendimi istesem ufukları tutacak sanıyordum. Kâbe'nin üzerinde bir put vardı, onu sağdan soldan ittim. Put düştü, parça parça oldu. Resulullah'ın omuzlarından indim. İkimiz geri döndük." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 384).
Resul-u Ekrem, en yakın akrabasını uyarmak ve hakkı tebliğ etmek hususunda Allah'u Teâlâ'dan emir alınca onları Safa tepesinde toplayıp ilâhî emirleri tebliğ edince, Kureyş müşrikleri onunla alay etmişti. İkinci toplantıyı yapmasını Hz. Ali (r.a.)'ye bıraktı, Ali de bir ziyafet hazırlayarak Hasimoğullarını davet etti. Resulullah yemekten sonra: "Ey Abdülmuttaliboğulları, ben özellikle size ve bütün insanlara gönderilmiş bulunuyorum.
İçinizden hanginiz benim kardeşim ve dostum olarak bana bey'at edecek" dedi. Yalnız Ali (r.a.) kalktı ve orada Resulullah'a onun istediği sözlerle bey'at etti. Bunun üzerine Resul-u Ekrem, "Kardeşimsin ve vezirimsin " diyerek Hz. Ali'yi taltif etti.
Hz. Peygamber hicret etmeden önce elinde bulunan emanetleri, sahiplerine verilmek üzere Ali'ye bıraktı ve o gece Hz. Ali, Resulullah'ın yatağını da yatarak müşrikleri şaşırttı. Böylece Hz. Ali, Hz. Peygamber'i öldürmeye gelen müşrikleri oyalayarak onun yerine hayatını tehlikeye atmış, bu suretle Peygamber'e hicreti sırasında zaman kazandırmıştır. Hz. Ali, Peygamberimiz'in kendisine bıraktığı emanetleri sahiplerine verdikten sonra Medine'ye hicret etti. Medine'de de Hz. Peygamber'in devamlı yanında bulundu, bütün cihat harekâtlarına katıldı, Uhud'da gâzî oldu. Bedir'de sancaktardı. Aynı zamanda keşif kolunun başındaydı; hakim noktaları tesbit ederek Hz. Peygamber'e bildirdi. Bu mevkiler işgal edilerek, Bedir'de önemli bir savaş harekâtını başarıya ulaştırdı. Bedir gazasının başlamasından önce, Kureyşliler'le teke tek dövüşen üç kişiden biriydi. Bu döğüşte, hasmı Velid b. Muğire'yi kılıcı ile öldürdüğü gibi, Hz. Ebû Ubeyde zor durumdayken yardımına koştu ve onun hasmını da öldürdü. Kendisine "Allah'ın Arslanı" lâkabı ve Bedir ganimetlerinden bir kılıç, bir kalkan ve bir de deve verildi.
Hz. Ali, Bedir savaşından sonra Hz. Peygamber'in kızı Hz. Fâtıma ile evlendi. Nikâhını Hz. Peygamber kıydı. O zamana kadar Resulullah'la oturan Hz. Ali nikâhtan sonra ayrı bir eve taşındı. Hz. Ali'nin, Hz. Fâtıma'dan üç oğlu, iki kızı dünyaya geldi.
Hicret'in üçüncü yılında Uhud savaşında, müslüman okçuların hatası yüzünden müşrikler müslümanların üzerine saldırmışlar ve Hz. Peygamber de yaralanarak bir hendeğe düşmüş ve düşman onun öldüğünü yaymıştı. Halbuki o sırada döğüşe döğüşe gerileyen Hz. Ali, Hz. Peygamber'in içine düştüğü hendeğe ulaşarak, onu korumaya almıştı. İki tarafın da kazanamadığı bu savaşta Hz. Ali birçok yerinden yaralanarak gazi oldu.
Uhud savaşından sonra Hz. Ali "Benu Nadr" Yahudilerinin hainlikleri üzerine bu kabile ile yapılan savaşı bizzat idare etti. Bütün çarpışmalarda Hz. Ali kahramanca döğüşmüş ve müşriklerin en meşhur savaşçılarını öldürmüştür. Hudeybiye barışında sulh şartlarının yazılmasında o memur edildi. Hz. Ali, sulhnameyi yazmaya şöyle başladı: "Bismillâhirrahmânirrahîm . Muhammed Resulullah...." Ancak müşrikler bu ifadeye itiraz ettiler. Hz. Peygamber, "Resulullah" yerine "Muhammed b. Abdullah" yazmasını Hz. Ali'ye söylemiş fakat Hz. Ali "Resulullah" ifadesinin yazımında ısrar etmiştir.
Hz. Ali Mekke'nin fethi sırasında yine sancaktardı. "Keda" mevkiinden Mekke'ye girdi. Mekke kan dökülmeden fethedildi. Hz. Peygamber ile birlikte Kâbe'deki bütün putları kırdılar.
Mekke'nin fethinden sonra Resulu Ekrem, Hâlid b. Velid'i Benu Huzeyme kabilesine gönderdi. Bu kabile ya cehaleti, ya da bedevî olmalarından, "müslüman olduk" anlamındaki "eslemna" kelimesi yerine "sabbena" dediği için Hâlid b. Velid hiddetlendi ve onlarla harp etti. Hz. Peygamber olayı duyunca çok üzüldü. Hz. Ali'yi bu hatayı telâfi ile görevlendirdi. Hz. Ali Benu Huzeyme'ye giderek öldürülenlerin diyetini ödeyip mağdur olanların zararlarını telâfi etmişti.
Huneyn gazasında müslümanlar bir ara bozulup dağıldılar. Sayıları binleri bulduğu halde içlerinden ancak birkaç kişi sabredip dayanabildi. Hz. Ali bu savaşta yalnız sabırla tahammül etmekle kalmayarak gösterdiği yiğitlik ve kumandanlıkla İslâm ordusunun kendi safında toparlanmasını sağladı.
Resulu Ekrem hicretin 9. yılında Tebük seferine çıkarken Hz. Ali'yi ehl-i beytin muhafazası için Medine'de bıraktı, ancak bu sefere katılamadığı için müteessir oldu. Bunun üzerine Resulullah: "Musa'ya göre Harun ne ise, sen bana karşı o olmak istemez misin?" dedi. Ali, bu iltifattan çok memnun oldu.
Berae suresinin ayetleri nazil olunca, Resulullah Hz. Ali'yi Mekke'ye gönderdi. Bu suretle hiçbir müşrikin artık Kâbe-i Şerîfi bundan sonra haccedemeyeceğini bildirdi.
Yemen bölgesinin İslâm'a girmesi zordu. Görev yine Ali b. Ebi Talib'e verildi. Hz. Ali "Bu çok güç bir iş" dedi. Resulullah da "Ya Rabb, Ali'nin dili tercümanı, kalbi hidayet nurunun memba olsun" diye dua edince, Ali, siyah bir bayrak alarak Yemen'e gitti, kısa süren irşadları sayesinde Yemen'in bütün Hemedan kabilesi müslüman oldu.
Hz. Peygamber'in vefatı sırasında, hücresinde bulunanların başında geliyordu. Hz. Ebu Bekir halife seçildiği sırada Hz. Ali Resulullah'ın hücresinde tekfin ile meşgul idi.
Hz. Ömer devrinde devletin bütün hukuk işleriyle ilgilenip adeta İslâm devletinin baş kadısı olarak görev yaptı. Hz. Ömer'in şehâdeti üzerine yine devlet başkanını seçmekle görevlendirilen altı kişilik şûra heyetinde yer alıp, bu altı kişiden en sona kalan iki adaydan biri oldu.
Hz. Osman'ın hilâfeti döneminde idarî tutumdan pek memnun olmamakla birlikte İslâm devletinin muhtelif vilâyetlerinden gelen şikayetleri hep Hz. Osman'a bildirmiş ve ona hâl çareleri teklif etmişti. Hz. Osman'ı muhasara edenleri uzlaştırmak için elinden gelen gayreti sarfetti.
Hz. Osman'ın şehâdetinden sonra İslâm'ın ileri gelen şahsiyetleri ona bey'at ettiler. Ancak onun bu dönemi Allah'ın bir takdiri olarak son derece karışık bir dönem oldu. Hilâfete geçtiğinde hâlledilmesi gereken bir çok problemle karşı karşıya kaldı. Bu karışıklıklar Cemel ve Sıffın gibi iç çatışmaları doğurdu. İslâm devleti bünyesindeki bu ihtilâfları giderme konusunda büyük fedakârlık ve gayretler gösterdi.
Nihayet, Kûfe'de 40/661 yılında bir Hârici olan Abdurrahman b. Mülcem tarafından sabah namazına giderken yaralandı. Bu yaranın etkisiyle şehid oldu.
Hz. Ali devamlı olarak Hz. Peygamber (s.a.s.)'in yanında bulunduğu için Tefsir, Hadîs ve Fıkıhta sahabenin ileri gelenlerindendir. Hatta Resulullah'ın tabiri ile "ilim beldesinin kapısı" olarak ümmetin en bilgini idi. Hz. Peygamber yolunda insanları hakka iletmek için büyük gayretler sarfetmiş ve hilâfet dönemi iç karışıklıklarla dolu olmasına rağmen İslâm'ın öğretilmesi ve öğrenilmesi hususunda büyük katkıları olmuştu.
Medine'de duruma hakim olup yönetimi tam olarak eline aldıktan sonra öğretim için merkezde bir okul kurdu. Arapça gramerin öğretilmesini Ebu Esved ed-Düeli'ye, Kur'an okutma ve öğretme işini Abdurrahman esSülemi'ye, Tabiî ilimler konusunda öğretmenlik görevini Kümeyl b. Ziyâd'a verdi. Arap edebiyatı konusunda çalışma yapmak üzere de Ubade b. esSamit, ve Ömer b. Seleme'yi görevlendirdi. Devlet yönetimi ve hizmetlerini; maliye, ordu, teşrî ve kaza gibi bölümlere ayırarak yürütüyordu. Malî işleri, dağıtma ve toplama diye iki kısma ayırmazdı.
Ümmetin malını ümmete dağıtırken de son derece titiz davranırdı. Kendisine bir pay ayırma noktasında gayet dikkatli olup, kimsenin hakkına tecavüz etmemekte de büyük bir örnek idi. Kendisini Kûfe'de görenler, kışın soğuğunda ince bir elbisenin altında tir tir titreyerek camiye gittiğini aktarırlar. Devlet yönetici ve memurlarının nasıl davranmaları gerektiği konusunda şu yönetmeliği hazırlamıştı.
1. Halka karşı daima içinizde sevgi ve nezaket besleyin. Onlara bir canavar gibi davranmayın ve onları azarlamayın .
2. Müslüman olsun olmasın herkese aynı davranın. Müslümanlar kardeşleriniz, müslüman olmayanlar ise sizin gibi bir insandır.
3. Affetmekten utanmayın. Cezalandırmada acele etmeyin. Emriniz altında bulunanların hataları karşısında hemen öfkelenip kendinizi kaybetmeyin .
4. Taraf tutmayın, bazı insanları kayırmayın. Bu tür davranışlar sizi zulme ve despotluğa çeker.
5. Memurlarınızı seçerken zalim yöneticilere hizmet etmemiş ve devletin suçlarından ve zulümlerinden sorumlu olmamış bulunmalarına dikkat edin.
6. Doğru, dürüst ve nazik kişileri seçin ve çıkar ummadan ve korkmadan acı gerçekleri söyleyebilenleri tercih edin.
7. Atamalarda araştırma yapmayı ihmal etmeyin.
8. Haksız kazanç ve ahlâksızlıklara düşmemeleri için memurlarınıza yeterince maaş ödeyin.
9. Memurlarınızın hareketlerini kontrol edin ve bunun için güvendiğiniz samimi kişileri kullanın.
10. Mektuplar ve müracaatlara bizzat kendiniz cevap verin.
11. Halkın güvenini kazanın ve onların iyiliğini istediğinize kendilerini inandırın .
12. Hiç bir zaman vaadinizden ve sözünüzden dönmeyin.
13. Esnaf ve tüccara dikkat edin; onlara gereken önemi gösterin, fakat ihtikâr, karaborsa ve mal yığmalarına izin vermeyin.
14. El işlerine yardım edin; çünkü bu yoksulluğu azaltır, hayat standardını artırır.
15. Tarımla uğraşanlar devletin servet kaynağıdır ve bir servet gibi korunmalıdır.
16. Kutsal görevinizin yoksul, sakat ve yetimlere bakmak olduğunu hiç aklınızdan çıkarmayın. Memurlarınız onları incitmesin, onlara kötü davranmasın. Onlara yardım edin, koruyun ve yardımınıza ihtiyaç duydukları her zaman huzurunuza çıkmalarına engel olmayın .
17. Kan dökmekten kaçının, İslâm'ın hükümlerine göre öldürülmesi gerekmeyen kimseleri öldürmeyin.
Hz. Ali bütün bu emirleri kendi nefsinde eksiksiz uygulayan bir halifeydi. Beş yıllık halifeliği çok önemli olaylarla, savaş ve sıkıntılarla geçmişti. Fitnelere karşı sonuna kadar doğru yoldan sabırla mücadele etmek istedi sonunda şehid oldu.
Hz. Ali İslâm'ın bütün güzelliklerine vakıftı. Çünkü o, Resulullah'ın daima yanında bulunmuştu. Vahiy kâtibiydi, hâfız, müfessir ve muhaddisti. Hz. Peygamber'den beş yüzden fazla hadis rivayet etti. Ahkâmın nazariyatından çok amelî keyfiyetine bakardı: "Halka anladıkları hadisleri söyleyiniz. Allah ile Peygamber'in tekzip edilmesini ister misiniz?" (Buhârî, İlim) demiştir.
Hz. Ali'nin, Hz. Fâtıma'dan Hasan, Hüseyin, Muhsin adlı oğulları ve Zeynep, Ümmü Gülsüm adlı kızları oldu.
Hz. Ali âbid, kahraman, cesur, iyilikte yarışan, takva sahibi ve son derece cömertti. Medine'de müslümanların durumu düzeldikten sonra, Hz. Ali de bir hizmetçi almaya karar verip, Resulullah'a gitti. Resulullah kızıyla damadının arasına girerek: "Ben size hizmetçiden daha hayırlısını haber vereyim. Yatarken otuzüç kere Allahü ekber, otuzüç kere Elhamdülillah, otuzüç kere de Subhanallah deyin" buyurdu. Yine bir gün yiyecek çok az yemekleri olan Hz. Ali ile ailesi sofraya oturdukları sırada kapılarına bir dilenci geldi, onlar da yemeği dilenciye verdiler. Ertesi gün gelen bir yetime, üçüncü gün gelen bir esire yemeklerini verdiler. Bu olay üç gün sürdükten sonra şu ayet-i kerime indi: "şüphesiz en iyiler mizacı kâfur olan bir tastan içerler. Allah'ın kullarının taşıra taşıra içeceği bir kaynak. Adağı yerine getirirler ve şerri yaygın olan bir günden korkarlar. İçleri çektiği hâlde yiyeceği, miskine, yetime ve esire yedirirler. 'Biz sizi ancak Allah'ın rızası için doyuruyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Doğrusu biz oldukça asık suratlı zorlu bir günden dolayı Rabbımızdan korkuyoruz' derler. Allah da bu günün şerrinden onları korur. Onlara parlaklık ve sevinç verir." (İnsan, 5/11)
Hz. Ali'nin "Zülfikâr" adı verilen meşhur bir kılıcı vardı. Kılıcın ağzı iki çatallı idi ve Hz. Ali'ye Resulullah tarafından hediye edilmişti.
Hz. Ali'nin cömertliği, insanîliği, Resulullah'a olan yakınlığıyla edindiği büyük manevî miras onu yüzyıllardır halk inançlarında destani bir kişiliğe büründürmüştür. Bir gün onun dört dirhemi vardı. Birini açıktan, birini gizliden birini gündüz, birini de gece infak etti ve hakkında şu ayet-i kerime indi: "Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık olarak infak edenler. Onlar için Rabbleri katında karşılıkları vardır ve üzülecek de değillerdir." (el-Bakara, 2/274).
Hz. Ali'nin peygamberimizden rivayet ettiği bazı hadis-i şerifler: "Günah işleyen biri pişman olur, abdest alır namaz kılar ve günahı için istiğfar ederse Allah'u Tealâ Nisâ suresinde 'Biri günah işler veya kendine zulmeder sonra pişman olup Allah'u Teâlâ'ya istiğfar ederse Allah'u Teâlâ'yı çok merhametli ve af ve mağfiret edici bulur' buyurmaktadır."
"Üzerinde farz namaz borcu olan kimse, kazasını kılmadan nafile kılarsa boş yere zahmet çekmiş olur. Bu kimse, kazasını ödemedikçe Allah'u Teâlâ onun nafile namazlarını kabul etmez. "
"Malınızın zekâtını veriniz. Biliniz ki, zekâtını vermeyenlerin bunu vazife kabul etmeyenlerin namazı, orucu, haccı ve cihadı ve imanı yoktur. "
Peygamberimiz (s.a.s.) Hz. Ali'ye buyurdu: " Ya Ali, altıyüzbin koyun mu istersin, yahut altıyüzbin altın mı veya altıyüzbin nasihat mı istersin ? " Hz. Ali dedi: "Altıyüzbin nasihat isterim." Peygamberimiz buyurdu: "Şu altı nasihate uyarsan altıyüzbin nasihata uymuş olursun: 1. Herkes nafilelerle meşgul olurken sen farzları ifa et. Yani farzlardaki rükünleri, vacipleri sünnetleri, müstehapları ifa et. 2. Herkes dünya ile meşgul olurken sen Allah'u Teâlâ'yı hatırla. İslâm'a uygun yaşa; İslâm'a uygun kazan; İslâm'a uygun harca. 3. Herkes birbirinin ayıbını araştırırken sen kendi ayıplarını ara. Kendi ayıplarınla meşgul ol. 4. Herkes dünyayı imar ederken sen dinini imar et, zinetlendir. 5. Herkes halka yaklaşmak için vasıta ararken, halkın rızasını gözetirken sen Hakk'ın rızasını gözet; hakka yaklaştırıcı sebep ve vasıtaları ara. 6. Herkes çok amel işlerken sen amelinin çok olmasına değil, ihlaslı olmasına dikkat et."
Hz. Ali buyurdu: "Kişi dili altında saklıdır. Konuşturunuz, kıymetinden neler kaybettiğini anlarsınız."
"İnsanın yaslanıp Rabbini bildikten sonra ölmesi, küçükken ölüp hesapsız Cennet'e girmesinden daha hayırlıdır. "
"Kul ümidini yalnız Rabbi'ne bağlamalı ve yalnız günahları kendini korkutmalıdır. "
"Cahil, bilmediğini sormaktan utanmasın. Âlim, içinden çıkamayacağı bir meselede en iyisini Allah'u Teâlâ bilir' demekten sakınmasın."
"Sizin için korktuğum şeylerin en başında, nefsinin isteğine uymak ve uzun emelli olmak gelir. Birincisi hak yoldan alıkoyar; ikincisi ise ahireti unutturur. "
"Amellerin en zoru üçtür. Bunlar; nefsin hakkını verebilmek, her halde Allah'u Teâlâ'yı hatırlayabilmek, kardeşine bol bol ikramda bulunabilmektir. "
"Takva, hataya devamı bırakmak; aldanmamaktır . "
"Kalpler, kaplara benzer. Hayırlı olanı, hayırla dolu olanıdır."
"Bana bir harf öğretenin kölesi olurum. "
Hz. Ali bu ümmetin en ileri gelenlerinden biri olarak İslâm'ın bize kadar gelmesinde büyük rolü olan sahabelerdendir .
Ebu Talip ve Hz. Ali
Hz. Ali'nin annesi Fatıma Hatun, bir gün kocası Ebu Talib'e dedi ki: "
– Ali'nin Muhammed'in yanına gidip durduğunu görüyorum. Senin başına Muhammed yüzünden oğlunla ilgili bir iş gelmesinden korkarım!
Ebu Talip:
– Demek oğlum bu sıralarda bunun için görünmüyor, dedi ve oğlunu takip etmeye başladı.
Hz. Peygamber s.a.v.'le oğlu Ali'yi, Mekke'nin bir vadisinde birlikte namaz kılarken gördü. Namaz sonrasında Allah Rasulü'ne sordu:
– Kardeşimin oğlu! Senin uyduğun bu din neyin nesi?
Hz. Peygamber s.a.v. şu cevabı verdi:
– Amca, bu Allah'ın dinidir. Allah'ın meleklerinin ve peygamberlerinin dinidir. Babamız İbrahim'in dinidir. Allah beni peygamber olarak bu dinle bütün kullara gönderdi. Ey amca, sen bu yola davetimi kabul etmeye ve bana yardımcı olmaya herkesten daha layıksın. Allah'ın birliğine inanmalı ve putlara tapmaktan vaz geçmelisin.
Ebu Talip, bir yeğenine bir de on yaşındaki oğlu Ali'ye baktı ve dedi ki:
– Vallahi yaptığınızda ve söylediklerinizde bence bir sakınca yok. Fakat ben atalarımın dininden ayrılamam. Sen ise gönderildiğin şey üzerinde olmaya devam et. Yemin olsun ki ben sağ oldukça istediğin işi tamamlayıncaya kadar sana zarar gelmeyecek.
Sonra oğlu Ali'ye de durumunu sorup Hz. Ali r.a.:
– Babacığım, ben Allah'a ve Rasulüne iman ettim, O'nun Allah'tan getirdiklerini aynen kabul ettim. O'na tabi oldum ve O'nunla birlikte namaz kıldım, cevabını verince dedi ki:
– Oğlum, amcanın oğlu seni sadece hayır ve iyiliğe çağırır, sen O'nun yolunda yürümeye devam et. Amca oğlunun girdiği yola girmen senin için iyidir.
Amcası Ebu Talib'in bu tavrı Rasulullah s.a.v.'i ferahlattı.
(Ensâbü'l-Eşraf, 1/126; İbn Seyyidinnâs: Uyûnu'l-Eser (Beyrut 1992), 1/181; İbn Yusuf es-Salihî, Sübülü'l-Hüdâ ve'r-Reşâd (Beyrut, 1993), 2/301. )
Hicretten otuz iki yıl önce doğmuştur,
Resûlullah’ın amcasının da oğludur,
Hz. Ali Cenab-ı Allah’ın has kuldur,
Resûle bey’at eden ilk erkektir Ali’m.
Babası; Haşim oğlu Abdülmuttalib,
Abdülmuttalib oğlu Abdi Menaf ‘tır,
“Ebû Talib” künyesiyle anılmıştır
Resûle ilk inananlardandır Hz. Ali’m.
Babası; Kureyş’te, soyunda asil lider,
Resûlü de Ebû Talib himaye eder,
Müşriklere karşı O’nu müdafaa eder,
Aşere-i Mübeşşere’dendir Hz. Ali’m.
Ali, Hz. Peygamber’den otuz yaş küçük,
Aşere-i Mübeşşere’de dördüncü büyük,
Hz. Ali’den sadır olmamıştır kötülük,
Takdire rıza gösteren “Mürtezâ” Ali’m.
“Ebû Talib” Müslüman olmadı denilir,
Her şeyin en iyisini elbet Allah bilir,
O Muhammed’i sevdiği için sevilir,
“Essedüllah-il-Gâlib” denilen Hz. Ali’m.
Annesi; Abdülmenaf oğlu Haşim oğlu-
Esed’in kızı Fatıma, bulur doğruyu,
O da hicrette takip etmiş ulu yolu,
Hasan ve Hüseyin’in babası Hz. Ali’m.
Ebû Talib yoksul sayılırdı Mekke’de,
Geçimini sağlardır küçük ticaretle,
Resûl istedi çocukları bu nedenle,
Resûle ilk inananlardandır Hz. Ali’m.
Hz. Muhammed, amcasından aldı Ali’yi,
Amcası Abbas’ta almıştı küçük Cafer’i,
Ebû Talib’e bıraktı büyük Ukayl’ı.
Sana bakmak ibadet sayılmış Hz. Ali’m.
Resûle vahiy geldiğinde o evdeydi,
O gün güzel Ali’de on yaşında idi,
Resûl isteğiyle İslâm’ı kabul etti,
Resûle bey’at eden ilk erkektir Ali’m.
İslâm tarihinde iman eden ilk çocuk,
O’na zerre kadar bulaşmadı putçuluk,
Muhammed duyar Ali’den büyük mutluluk,
Seni inciten Resûlü incitirmiş Ali’m.
Medine hicretinde yirmi üç yaşında,
Korkusuzca yatar Muhammed yatağında,
Cehri zikir vardır Ali’nin dudağında,
“Essedüllah-il-Gâlib” denilen Hz. Ali’m.
Hicretten sonra Fatıma ile evlendi,
O, hayattayken başkasıyla evlenmedi,
Fatma hicretin on birinde vefat etti.
Şehitlerin can ciğer babası Hz. Ali’m.
Fatıma’dan doğmuştur Resûl torunu,
Severiz Hasan, Hüseyin, Muhsin oğlunu,
Taç etmişiz Zeyneb, Ümmü Gülsüm nurunu.
Şehitlerin can ciğer babası Hz. Ali’m.
Fatma’dan sonra Hz. Ali tekrar evlenir,
Şanslı ve mutlu güzel El-Kilabiyye’dir,
Abbas, Cafer, Abdullah, Osman annesidir.
Ciğerlerin Kerbela’da şehittir Ali’m.
Leyla Bint Mes’ud Et-Temimiye’de eşi,
Abdullah ve Ebû Bekir’indir annesi,
Kerbela’da onlara yok dünya güneşi,
Şehitlerin can ciğer babası Hz. Ali’m.
Esma Bint Umeys El- Hus’umiye’de eşi,
Ali’nin kardeşi Cafer’le evlenmişti,
Cafer ki, Mute Harbi’nde şehid idi,
Takdire rıza gösteren “Mürtezâ” Ali’m.
Esma’nın Hz. Ali’den üç evladı oldu,
Yahya, Muhammed El-Asgar ve Ayn doğmuştu,
Bu üç oğlunun da soyu yürümemişti
Ciğerlerin Kerbela’da şehittir Ali’m.
Sonra Ümmü Habibe Bint Zema’dır eşi,
Halid Bin Velid’in getirdiği esirdi,
Zema; Ömer ve Rukiyye’nindir annesi,
Takdire rıza gösteren “Mürtezâ” Ali’m.
Zema; Ayn’ut-Temur fethinde esir edildi,
Oğlu otuz beş yaşındayken vefat etti,
Ömer’in muhterem soyu da devam etti,
Senin soyunu seven kurtulurmuş Ali’m.
Altıncı hanımı Es-Sakafiyye hatun,
Ümmü’l-Hasan ve Ramle El-Kübra kız O’nun,
Bu hanımdan iki kızı olmuş has kulun,
Haydar-ı Kerrâr diye bilinen Hz. Ali’m.
Eşidir Resûl damadı Ubu’l-As kızı,
Ondan doğdu Muhammed E-Avsat yıldızı,
Umame ki; baldızı Zeyneb’in öz kızı,
Resûl soyuna merdiven olan Hz. Ali’m.
Son eşi Hanifoğulları soyundandır,
O Havle Bint Cafer diye anılmaktadır,
Muhammed El-Ekber yıldızın anasıdır,
Ümidini Allah’a bağlayan Hz. Ali’m.
Son hanımı Riddet Hareketleri esiri,
Halid bin Velid, vurmuş gerici hareketi,
O kadın bu harekette esir edilmişti,
İyilikte yarışan takva sahibi Ali’m.
Muhammed Bin El-Hanefiyye Ali oğlu,
Muhammed El-Ekber diye biliniyordu,
O esir alınan bir hanımdan doğmuştu,
Toprağın babası da denilen Hz. Ali’m.
Ali soyunun çoğu Kerbela’da şehit,
Cennete uçmuştur güzel, kutlu Ehl-i Beyt,
Kerbela’da yarın dağ ve taş buna şahit,
Resûl soyuna merdiven olan Hz. Ali’m.
Hz. Ali’nin otuz bir çocuğu var,
Ali soyu sadece beş oğluyla uzar,
O güzel soyda ki; Ehl-i Beyt unvanı var,
Senin soyunu seven kurtulurmuş Ali’m.
İlk soy Hz. Hasan torunu Zeynel Abidin,
Devamla hz. Hüseyin, Abba ve Ömer’in,
Beşinci Muhammed bin El-Hanefiyye’nin,
Seni inciten Resûlü incitirmiş Ali’m.
Resulden her ashabına bir sıfat geçmiş,
Hz. Ali’de şecaat sıfatı belirmiş,
Şecaat ve mümessili O’na verilmiş,
Resûl soyunu seven kurtulurmuş Ali’m.
Bedir’de teke tek dövüşmek için çıkmış,
Velid bin Utba’yı tek bir darbeyle yıkmış,
Bir mücahitti o yiğitçe de çarpışmış,
Abid, kahraman, cesur bilinen Hz. Ali’m.
Hendek Gazvesi’nde fırtına gibi eser,
Amr bin Vud El-Amıri’yi sanki tepeler,
Bu başarıya çok sevinmişti Peygamber,
Aşere-i Mübeşşere’dendir Hz. Ali’m.
“Rıdvan Bey’atı”na yürekten katılmıştı,
olaylar sırasında Resûl yanındaydı,
Hayber’de İslâm ordusu sancaktarıydı,
Zülfikâr adlı kılıcın sahibi Ali’m.
Tebuk Seferi’nde Medine Emiri’dir,
O Medine’de resûlullah’ın vekilidir,
Hz. Ali ki; her mevkide görev ehlidir,
Savaş meydanlarının kahramanı Ali’m.
Resûl hastayken camiye götürüyordu,
Peygamber vefat ederken O’ndan hoşnuttu,
Vefat edince definle Ali meşguldü,
Resûl soyunu seven kurtulurmuş Ali’m.
Hz. Osman şehid, Medine ki; yetim kalmış,
Hain Harb El-Kâ’ki düzeni ele almış,
Sahabe-i Güzin de arayış başlamış,
Vahiy katipliği yapan güzel Ali’m.
Hainler ihtilafa düştü Halife’de,
Onlarda bölünmüşlerdir kendi içinde,
Her bir gurup ayrı bir sahabe peşinde,
Vahiy katipliği yapan güzel Ali’m.
İslâm’ın ilk başkenti Medine işgalde,
Çapulcular salya akıtır Medine’de,
Halife gerekir Ümmet-i Muhammed’e
İlim beldesinin kapısı olan Ali’m.
Medine halkı Ali’ye müracaat eder,
Medineliler konuşur Hz. Ali dinler,
“İdarede gözüm yok, siz seçin razıyım” der.
Emir değil, vezir kalmak isteyen Ali’m.
Fitneciler Medine halkına zulmeder,
Çabuk bir halife seçilmesini ister,
“Yoksa sahabeler hep ölecektir” derler.
“Put kıran Ali” denilen güzel Hz. Ali’m.
Fitne kazanı kaynar onlar endişeli,
Muhammed damadına ettiler teklifi,
Çaresizce kabullendi kutsal görevi,
Resûle ilk inananlardandır Hz. Ali’m.
Hicri otuz beşinci yıl Ali Halife,
Talha ve Zübeyr hemen bey’at’ta Ali’ye,
Ensar, muhacir bey’at etti kendisine,
Aşere-i Mübeşşere’dendir Hz. Ali’m.
Mü’minler ister Osman’ın öcü alınsın,
Ali der; “İlk önce ortalık sakinleşsin,
Sonra bütün valilerimiz bir değişsin.”
Savaş meydanlarının kahramanı Ali’m.
Vali Osman bin Huneyf Basra’ya atandı,
Ebu Musa El-Eşari Kûfe’de kaldı,
Şam’a da Sehl bin Huneyf’i vali atadı,
İslâm ordusu sancaktarıdır Hz. Ali’m.
Şam’a atanan valiyi kabul etmezler,
Muaviye adına geri çevirirler,
Şamlılar “Ali’ye bey’at ettik” derler,
En iyi yargılayan Hakim’dir Hz. Ali’m.
Vali Kays bin Saad bin Ubade Mısır’a,
Daha önceki vali uğramıştı suikasta,
Ubade, çağırdı halkını bey’at’a,
“Kerremallâhû vecheh” denilen Hz. Ali’m.
Mekke’ye Halid bin El-As bin Hişam bin-
El-Mugire El-Mahzumi olmuştu tayin,
Mekkeliler bu valiyi kabul etmedi,
“Kerrâr” denilen kahramandır Hz. Ali’m.
Amca oğlu Ubeydullah bin Abbas Yemen’e,
Şam’ın başında bulunuyordu Muaviye,
Muaviye Süfyan ki; bey’at etmez Ali’ye,
“Essedüllah-il-Gâlib” denilen Hz. Ali’m.
Hz. Ali uyguladı İsl3am şeriatını,
İlke edinmişti Ali, İslâm ahlakını,
O her daima gözetmiştir kul hakkını,
Takdire rıza gösteren “Mürtezâ” Ali’m.
Hz. Ali, Hz. Ömer disiplini uygular,
İnsanlar bu baskıdan kaçmaya başlar,
Aişe bile Basra’ya göçmeye kalkar,
İlim şehrinin kapısı olan Hz. Ali’m.
Hz. Ali gönüllü büyük bir ordu kurdu,
Sancaktar Muhammed El-Ekber Ali oğlu,
Abdullah bin Abbas da ordunun sağ kolu,
Sana bakmak ibadet sayılmış Hz. Ali’m.
Oğlu Ömer ordu solunda görevlidir,
Kussem bin Abbas da Medine Naibidir,
Mekke’den Basra’ya göçü haber verdiler,
Seni inciten Resûlü incitirmiş Ali’m.
O gönüllü ordu zi-kâr’a ulaşmıştı,
Basra’da Osman’ın katilleri de vardı,
Katiller öldürüldü kurtulan olmadı,
Resûl soyunu seven kurtulurmuş Ali’m.
Katillerin ölümü sorunu çözmemiş,
Bilakis daha da çok düşmanlar edinmiş,
Ölenlerin kabilesi tepki göstermiş,
Senin soyunu seven kurtulurmuş Ali’m.
El-Kaka bin Amr Et-Temimi ki, elçidir,
Hz. Ali’nin Basra’daki temsilcisidir,
Basralılar çözüm için davet etmiştir,
Resûl soyuna merdiven olan Hz. Ali’m.
Ali Basra’yla barış görüşmesi yaptı,
Fitneciler bundan korkuya kapıldı,
Abdullah bin Sebe fitne odunu yaktı,
Toprağın babası da denilen Hz. Ali’m.
Basit nedenle Basra iyice karışır,
Fitneciler bir kenarda sinsi bakışır,
Savaş halinde Basra ikiye ayrılır,
Resûl sünnetine bağlı olan Hz. Ali’m.
Bir safta fitnecilerin ayak takımı,
Diğerinde Resûlullah’ın kandaşları,
Basra’yı da sarmıştır nifak tohumları,
Eğitici, öğretici, Hakk’ı seven Ali’m.
Hz. Ali girdi iki gurup arasına,
Hatırlatır bir hadisi Zübeyr dostuna,
Zübeyr, hadisi hatırlamıştı orada,
Müfessir ve muhaddis olan, can Hz. Ali’m.
“Resûlullah sözünü hatırlar mısın?
Ali ile dövüşeceksin, sen haksızsın!
Bir nedeni de olmayacak davanızın,”
Tefsir, Hadis, Fıkıhta büyüktür Hz. Ali’m.
Zübeyr hatırlayınca uzaklaştı oradan,
Vadi’s-Siba’de, İbni Curmuz adlı bir hayvan,
Suikastele Zübeyr’i ayırmıştı o candan,
En iyi yargılayan Hakim’dir Hz. Ali’m.
Sebei fitnesi ulaşmış emeline,
Kırdırmak niyetleri, kardeşi kardeşe,
Ayrılıklar hakim Ümmet-i Muhammed’e
Kişi dili altında gizli diyen Ali’m.
Hz. Ali son kez itidal çağrısı yaptı,
Fakat iş artık O’nun kontrolünden çıktı,
Basra taraftarı otuz bin kadar vardı,
Abid, kahraman, cesur bilinen Hz. Ali’m.
Hicri otuz altı da kanlı savaş olur,
Hz. Ayşe, Hz. Talha Basralılardan olur,
Hz. Ali Kûfe ordusu başında bulunur,
Takdire rıza gösteren “Mürtezâ” Ali’m.
Basralılar yenilir, Talha yaralanmış,
Basra on bin, Kûfe’den beş bin şehit varmış,
Kaybeden de, kazanan da hep Müslüman’mış,
Aşere-i Mübeşşere’dendir Hz. Ali’m.
İkiye ayrılıp birbiriyle savaşmış,
Sebei nifak ortalığı bulandırmış,
Olan ancak on beş bin Müslüman’a olmuş,
İyilikte yarışan takva sahibi Ali’m.
Sebe’ler o zamanda kalmamış, devamda,
Curmuz’a günümüzde takılmış madalya,
Konuşulmuş Zübyer’in Ali’nin adına,
Tek başına bir kahramandır, canım Ali’m.
Cemel (Deve) Vak’ası bun tarih adı,
Hz. Ayşe’yi korumak isteyenler vardı,
O yetmiş kişi kıyıma uğramıştı,
Resûl, kardeşi ve veziri olan Ali’m.
Bu savaş içtihattan doğan bir ihtilaftır,
Üç gün boyunca Müslüman kanı akmıştır,
Karşı saftaki Ayşe esir alınmıştır,
Vahiy katipliği yapan güzel Ali’m.
Hz. Ali, Hz. Aişe’yi ziyaret etmiş,
Kardeşi Muhammed İbn-i Bekir’e vermiş,
“Hz. Aişe’yi Medine’ye götür” demiş,
Haydar-ı Kerrâr diye bilinen Hz. Ali’m.
Savaştan üç gün sonra Basra vali ister,
Hz. Ali Abdullah bin Abbas’ı tayin eder,
Aynı günün sonunda ordu Şam’a gider,
“Put kıran Ali” denilen güzel Hz. Ali’m.
Şam valisi Ömer devrinden beri aynı,
Bu vali Muaviye bin Ebi Süfyan’dı,
O’na bir nevi teslim olmuştu Şam halkı,
Resûl, kardeşi ve veziri olan Ali’m.
Muaviye bey’at etmez mazereti var,
Hz. Osman’ın alınmamış bir hesabı var,
Küçük nüanslar ve de içtihat farkı var,
Cihad hareketlerine katılan Ali’m.
Cerir bin Abdillah El-Buceli Şam da elçi,
Hz. Ali’ye O’nun bey’at’ını istedi,
Muaviye elçiye karşılık vermedi,
Bedir’de sancaktar olan yiğit Hz. Ali’m.
Ali’nin kızdığını duyan Muaviye,
Elçiler göndermeye başladı Hz. Ali’ye,
Muaviye yine bey’at etmez Halifeye,
Zülfikâr adlı kılıcın sahibi Ali’m.
Zilhicce ayında öncü kuvveti Şam’da,
Muaviye mevzilendi Sıffın civarında,
İki ordu bekleşir Fırat kıyısında,
Uhud’ta gazi olan kahraman Hz. Ali’m.
Hicri otuz yedi de iki ordu savaştı,
Yine her iki tarafta Müslüman kardeşti,
İnat yüzünden kardeş kardeşi katletti,
Resûlullah’a Harun olan güzel Ali’m.
Şehit, Ammar bin Yasir ali tarafında,
Şehit, Ömer oğlu Ubeydullah karşıda,
Muaviye mızrağa Kur’an takar orda,
Tek başına bir kahramandır, canım Ali’m.
Tanınmış komutanlar toplandı bir araya,
Dur demeliydiler bu anlamsız manzaraya,
Sulh imzalandı son verildi bu savaşa,
Hukuk işlerinde dahi sayılan Ali’m.
Sıffın Savaşı sonunda ayrılmalar var,
Ayrılanlar “Harici” adını alırlar,
Ayrılan gurupta yedi bin insan var,
Hz. Ömer’in baş kadısı olan Hz. Ali’m.
Cahil gürûh, Şam’da dedikodu çıkardı,
Güya Halifenin etkisi çok zayıftı,
Yaydılar “O sembolden ibaret” lafını,
Çok güzel hutbe okuyan Kerrâr Ali’m.
Amr bin El-As Muaviye’nin adamıdır,
O’nun adına Mısır’ı işgal etmiştir,
Muhammed bin Ebi Bekr’i de katletmiştir,
Seni inciten Resûlü incitirmiş Ali’m.
Muaviye taraftarı Ali’ye ters düşer,
Osman’ın intikamını alamadı der,
Bu yüzden çıkmıştı o manasız ikilikler,
Cihad hareketlerine katılan Ali’m.
Muaviye intikam isteyenleri toplar,
Hicri otuz dokuz da Ali’ye kafa tutar,
Numan bin Beşir’i komutan olarak atar,
Devlet sistemini geliştiren Hz. Ali’m.
Hz. Ali’nin iç olaylarla uğraşması,
Cesaretlendirmiştir dış düşmanlarını,
Valilerini kovar Pers ve Kirman halkı,
İslâm ordusu sancaktarıdır Hz. Ali’m.
Muaviye, Busr bin Ebi Artaa’yı yollar,
Hicri kırkta Medine’yi kuşatmaya başlar,
Vali Ebû Eyyub El-Ensari’yi kovarlar,
Arap lisanına kaide koyan Ali’m.
Medine’de çok sahabe Busr’a bey’at eder,
Muaviye yönetimine kabul derler,
Hz. Ali komutanlara nasihatler eder,
Kur’an hükümlerini iyi bilen Ali’m.
Komutan Cariye Medine’yi ele alır,
Medinelileri Hasan’a bey’at’a hazırlar,
Hz. Hasan artık Halife adayı sayılır,
“Essedüllah-il-Gâlib” denilen Hz. Ali’m.
Abdullah bin Sene katillerin katili,
Yakmış İslâm âlemine nifak ateşini,
Siyasi çekişmeler yormuştu Ali’yi,
Takdire rıza gösteren “Mürtezâ” Ali’m.
Muaviye ile yüz günde doksan savaş,
Cephede savaşanlar akraba-arkadaş,
Karşı karşıya gelmiş baba-oğul-kardeş,
İlim şehrinin kapısı olan Hz. Ali’m.
Kutâm Binti Şecene adlı azgın kadın,
Kisvesine bürünmüştür melun şeytanın,
Kalbine girdi Mülcem adlı bir hayvanın,
Bir harf öğretenin kölesi olan Ali’m.
Mülcem zaten Ali’yi öldürmek niyetinde,
Üç kafadarla plan yapılmış bunun üstüne,
Bu canilerin her biri bir ashap peşinde,
Sana bakmak ibadet sayılmış Hz. Ali’m.
Abdurrahman İbn-i Mülcem harici şeytan,
Ramazanda Cuma günü yapmıştı bir plan,
Zehirli kılıçla yıkıldı Ali Arslan,
Seni inciten Resûlü incitirmiş Ali’m.
O darbe ile çok geçmeden vefat etti,
Hasan ve Hüseyin Ali’yi kefenledi,
Abdullah bin Cafer, onlara yardım etti,
Ayetlerin iniş sebebini bilen Ali’m.
Ali, dört sene sekiz ay halifelik etti,
“Hulefâ-i Raşidin” devri böylece bitti,
Hilafet makamına oğlu Hasan geçti,
En büyük fıkıh alimi olan Hz. Ali’m.
Bilinmez nerede mezarı o güzelin,
Denir; Kûfe’de iken Medine’ye defin,
Derler; Deve üzerinde çölde bir yerin,
Hz. Ömer’in en büyük dayanağı Ali’m.
Tay Dağı’nda veya Necef’te diyenler var,
Önemli olan kavuşmak, önemsiz mezar,
Nasıl olsa, bütün canlıyı toprak kapar,
Bir harf öğretenin kölesi olan Ali’m.
Resûlden her ashabına bir sıfat geçmiş,
Hz. Ali’de şecaat sıfatı belirmiş,
Şecaat ve mümessili O’na verilmiş,
Resûl sünnetine bağlı olan Hz. Ali’m.
Sen, Hakk yolunda Şeriat üzerinesin,
Sen, davanda hiç de yorulmadan gidensin,
Sen, yolunda olanı terbiye edensin,
Ümidini Allah’a bağlayan Hz. Ali’m.
Sen ki, Şeriat-ı Garra’da numunesin,
Sen ki, Allah’ın aşkıyla coşup gidensin,
Sen ki; Peygambere tabi olup sevensin,
İlim beldesinin kapısı olan Ali’m.
Seni sevdim, Rasûlullah sevdiği için,
Seni özledim, Ehl-i Beyt’in nuru için,
Seni bildim, Hakk yolda yürüdüğün için,
Ümmetin en âlimi olan güzel Ali’m.
Sende gördüm, ibadet aşkını-şevkini,
Sende bildim, Allah yolunun kıymetini,
Sende duydum, idarenin azametini,
Arapça grameri öğreten güzel Ali’m.
Senin sevdiğin gibi, Allah’ı severim,
Senin yaptığın gibi, ibadet ederim,
Senin Resûle bildiğin gibi bilirim,
Devlet sistemini geliştiren Hz. Ali’m.
Yalan, sahte ve yanlış seni sevmedim ben,
Göstermelik, uydurma yoldan bilmedim ben,
Şekilcilikte, menfaatte hiç görmedim ben,
Ümmete eşit pay dağıtan güzel Ali’m.
Ben; Allah’ın rızası için seni sevdim,
Ben; Ebû Bekir, Ömer, Osman gibi sevdim,
Ben; Şeriat üzere olduğun için sevdim,
Vahiy katipliği yapan güzel Ali’m.
Emir değil, vezir kalmak isteyen Ali’m.
Resûle ilk inananlardandır Hz. Ali’m.
Aşere-i Mübeşşere’dendir Hz. Ali’m.
Resûle bey’at eden ilk erkektir Ali’m.
Savaş meydanlarının kahramanı Ali’m.
İslâm ordusu sancaktarıdır Hz. Ali’m.
En iyi yargılayan Hakim’dir Hz. Ali’m.
Hasan ve Hüseyin’in babası Hz. Ali’m.
Şehitlerin can ciğer babası Hz. Ali’m.
“Kerremallâhû vecheh” denilen Hz. Ali’m.
“Kerrâr” denilen kahramandır Hz. Ali’m.
“Essedüllah-il-Gâlib” denilen Hz. Ali’m.
Takdire rıza gösteren “Mürtezâ” Ali’m.
İlim şehrinin kapısı olan Hz. Ali’m.
Sana bakmak ibadet sayılmış Hz. Ali’m.
Seni inciten Resûlü incitirmiş Ali’m.
Allah emriyle Fatıma eşi olan Ali’m.
Resûl soyunu seven kurtulurmuş Ali’m.
Senin soyunu seven kurtulurmuş Ali’m.
Resûl soyuna merdiven olan Hz. Ali’m.
Toprağın babası da denilen Hz. Ali’m.
Çok güzel hutbe okuyan Kerrâr Ali’m.
Arap lisanına kaide koyan Ali’m.
Kur’an-ı en güzel okuyan canım Ali’m.
Kur’an hükümlerini iyi bilen Ali’m.
Ayetlerin iniş sebebini bilen Ali’m.
Resûl sünnetine bağlı olan Hz. Ali’m.
En büyük fıkıh alimi olan Hz. Ali’m.
Hz. Ömer’in en büyük dayanağı Ali’m.
Bir harf öğretenin kölesi olan Ali’m.
Ümidini Allah’a bağlayan Hz. Ali’m.
Tefsir, Hadis, Fıkıhta büyüktür Hz. Ali’m.
İlim beldesinin kapısı olan Ali’m.
Ümmetin en âlimi olan güzel Ali’m.
Arapça grameri öğreten güzel Ali’m.
Devlet sistemini geliştiren Hz. Ali’m.
Ümmete eşit pay dağıtan güzel Ali’m.
Eğitici, öğretici, Hakk’ı seven Ali’m.
Vahiy katipliği yapan güzel Ali’m.
Müfessir ve muhaddis olan can Hz. Ali’m.
Abid, kahraman, cesur bilinen Hz. Ali’m.
İyilikte yarışan takva sahibi Ali’m.
Zülfikâr adlı kılıcın sahibi Ali’m.
Kişi dili altında gizli diyen Ali’m.
Haydar-ı Kerrâr diye bilinen Hz. Ali’m.
“Put kıran Ali” denilen güzel Hz. Ali’m.
Resûl, kardeşi ve veziri olan Ali’m.
Cihad hareketlerine katılan Ali’m.
Bedir’de sancaktar olan yiğit Hz. Ali’m.
Uhud’ta gazi olan kahraman Hz. Ali’m.
Tek başına bir kahramandır canım Ali’m.
Resûlullah’a Harun olan güzel Ali’m.
Hukuk işlerinde dahi sayılan Ali’m.
Hz. Ömer’in baş kadısı olan Hz. Ali’m.
“Kerremallâhû vecheh”: Puta tapmamıştır O.
“Kerrâr” : Kahraman.
“Essedüllah-il-Gâlib”: Cesur olan, galib gelen.
“Mürtezâ” : Takdiri İlâhiyeye rıza gösteren.
Hulefâ-i Raşidin: Hz. Peygamberin koymuş olduğu hakkaniyet ve gerçek adalete dayalı siyasi idare sistemi. Raşid, dürüst, doğru yolda olan, rüştüne ermiş, halifeler demektir ki bunlar; Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Omsan ve Hz. Ali’dir. Bu dört halife 30 yıla yakın İslâm alemi için bir ışık olmuştur. Onların dönemine doğru halifelik dönemi denmiştir.
Peygamberin Medine hicretinden başlayıp Hz. Ali’nin şehit edilmesine kadar süren kırk yıl İslâm’ın en güzel yılı ve idare edildiği dönemdir. Bu dönem tek örnektir.
Hz. Ali
İlmin kapısıdır, Hz. Ali
Ehli beyittendir, Hz. Ali
Allahın aslanıdır, Hz. Ali
Zülfikar’ın sahibidir, Hz. Ali
Hz. Âliyi sevmeyen, imansızdır
Onsuz ehli beyit, imkânsızdır
Hz. Alisiz her şey, kanıtsızdır
Hz. Ali bizim, baş tacımızdır
Hz. Âliyi, ilahlaştıranlar kâfirdir
Bunu dili ile söylemek, kâfidir
Bunu içinde gizleyenler, hafidir
Hz. Aliye, muhabbet beslemek, safidir
Hz. Ali, peygamberimizin damadıdır
Onu sevmekte, aşırıya varılmamalıdır
Hz. Ali, ilk Müslüman olanlardandır
Hz. Âliyi sevmeyenler ise, yolda kalanlardandır
21.01.2008
Fikret Gürsoy
ofgurleyuk78
23.02.2008, 22:54
Arkadaşlar öncelikle şunu belirteyim..Ben Hanefiyim. Benim ve benim gibi olanların Alevi kardeşlerimizden bir üstünlüğümüz ve aşağılığımız yok. Onlarda Allaha ve Peygambere (Hz.Muhammede) inanıyor bizde. Bizler de Hz. Aliyi çok seviyoruz. Allahın Aslanı diyoruz. Peygamber Efendimizin damadı olduğunu biliyoruz. Birbirimizi kırmayalım. Bu vatanın bizlere özellikle bu günlerde çok ihtiyacı var. Ben hemen hemen her yazımda okuyun araştırın diyorum. Bir arkadaş Hz. Ali'nin ölümü ile ilgili belge istiyordu. İnternetten indirdim. Biz hepimiz kardeşiz. Lütfen bunu unutmayalım. Bizi birbirimize düşürmelerine müsade etmeyelim.
Hz. ALİ’NİN ÖLÜMÜ
Nehrevan savaşından ailesinin mühim bir kısmını kaybeden aileden bir kadının kocası olan Abdurrahman b. Mülcem el-Muradi, Şebib b. Becere ve Verdan adlı hariciler, Nehrevan savaşında katledilen akrabalarının intikamını almak için, halife Ali b. Ebü Talib’i öldürmek üzere, ittifak etmişlerdi.
Taberi ve İbn’ül-Esir, Hz.Ali’nin ölüm sebebini şöyle anlatır: Abdurrahman b. Mülcem Şebib ve Verdan adlı suikastçılar mescidin kapısının önünde gizlenir. Hz Ali evden çıkıp mescide yürürken, Şebib üzerine atılarak, kılıcını savurur, ancak kılıç kapının kenarına çarpar. Arkasından Abdurrahman b. Mülcem şöyle der: Ya Ali, hüküm ancak Allah’ındır; senin ve adamlarının değildir deyip, Hz. Ali’nin tam başı üzerine bir kılıç vurur; kılıç beynine kadar işler. Abdurrahman b. Mülcem Hz. Ali’ye darbe indirip kaçacağı sırada Hz. Ali: Bu adam kaçıp kurtulmasın, yakalayın, diye seslenince orada bulunup sesini işiten halk hemen Abdurrahman b. Mülcem’i yakalamışlardı. Ancak rivayetlere inanmak lazım gelirse, Şebib ve Verdan adlı suikastçılar kaçarak kurtulur.
Sonra Hz. Ali’yi yaralı halde eve götürdüler. Bu sırada Hz. Ali: Bu adamı yanıma getirin, diye buyurdu ve Abdurrahman b. Mülcem’i huzuruna getirdiler. Hz. Ali ona: Bu cinayeti neden işledin?, diye sorunca Abdurrahman b. Mülcem: Senin kanını helel buldum ondan ötürü ki, sen çok kan eyleyip hadsiz adam öldürdün, diyerek karşılık verdi, Hz. Ali Hz. Hasan’a dedi: Eğer ben ölecek olursam onu da beni öldürdüğü gibi öldürünüz. Eğer ölmeyip de sağ kalacak olursam ben onun hakkında gereken hükmü veririm. Bunun üzerine Hz. Hasan Abdurrahman b. Mülcem’i hapsetti.
Bu arada Cündeb b. Abdullah Hz. Ali’nin huzuruna gelerek: Şayet seni kaybedersek „ki inşallah kaybetmeyiz“ senden sonra Hz. Hasan’a biat edelim mi?, diye sordu, Hz. Ali de: Ben bu konuda size ne emir veririm, ne de sizi bundan alıkoyarım. Siz kendi işlerinizi daha iyi bilirsiniz; diye cevap verdi.
Hz. Ali bu yaranın etkisiyle, üç gün sonra, H. 40 yılın ramazan ayının 17. (M. 23 ocak 661) cuma günü vefat etti. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin, cesedini yıkadılar, üç parç kefen ile kefenlediler. Cenaze namazını, Hz. Hasan dokuz tekbir (İbnü’l-Esir’e göre, yedi tekbir) ile kıldırdı ve Küfe’de sultan sarayı ile mescid arasında defenettiler ve mezarının yerini belirsiz ettiler. Ertesi günü Hz. Hasan emretti, Abdurrahman b. Mülcem’i öldürdüler. Müslümanlar cesedini alarak hasırlara sarıp ateşe verdiler. Kaynak: Taberi, (M.839-923), Tarih-i Taberi, c.3, sa.214-217 E.O.Y. İbnü’l-Esir (M.1160-1234), El-Kamil, c.3, sa.397-402 B.Y.
asitane3458
23.02.2008, 23:05
niye hz alı dıye dıretıyorsunuz yha o zaat gıbı bır suru war ashabıkkıramdan en onemlısı hz ebubekır hz osman hz ömer hz zeyd hz selman-ı farisi... daha da war
Arkadaşlar öncelikle şunu belirteyim..Ben Hanefiyim. Benim ve benim gibi olanların Alevi kardeşlerimizden bir üstünlüğümüz ve aşağılığımız yok. Onlarda Allaha ve Peygambere (Hz.Muhammede) inanıyor bizde. Bizler de Hz. Aliyi çok seviyoruz. Allahın Aslanı diyoruz. Peygamber Efendimizin damadı olduğunu biliyoruz. Birbirimizi kırmayalım. Bu vatanın bizlere özellikle bu günlerde çok ihtiyacı var. Ben hemen hemen her yazımda okuyun araştırın diyorum. Bir arkadaş Hz. Ali'nin ölümü ile ilgili belge istiyordu. İnternetten indirdim. Biz hepimiz kardeşiz. Lütfen bunu unutmayalım. Bizi birbirimize düşürmelerine müsade etmeyelim.
Ayrılık varmıdır HAKK ' ın yolunda ?
Alevide benim sunnide benim . . .
niye hz alı dıye dıretıyorsunuz yha o zaat gıbı bır suru war ashabıkkıramdan en onemlısı hz ebubekır hz osman hz ömer hz zeyd hz selman-ı farisi... daha da war
Biz yok demiyoruzki :)
Hz. Ali den başka tabikide eren, evliya var
Sizde Açmak istediğiniz konu ile ilgili bölüm açın
Burası HZ. ALİ VE EHLİBEYT BÖLÜMÜ
SİZ YANLIŞ YERDESİNİZ ;) ;) ;)
Burası Resul kokuyor
Nur-u Rahman kucağında Huray-ı İnsiyye-i taşıyor
Yüreklerde bembeyaz güvercinler uçuşuyor
Evet burası Resul kokuyor ve diyor:
" HOŞGELDİN YA UMMİ EBİHA ..."
Burası Ali kokuyor
Çünkü Habib-i Zehra bugün doğuyor
İçindeki coşku gözlerindeki mana ile doluyor
Evet burası Ali kokuyor ve diyor:
" HOŞGELDİN YA FATIMA..."
Burası Hasan-ul Mücteba kokuyor
Böylesi iffetli bir anneye sahip olmak ona mutluluk veriyor
Çünkü bir meleğin varlığı bugün hissediliyor
Evet burası Mücteba kokuyor ve diyor:
" HOŞGELDİN ANNECİĞİM..."
Burası Şehid-i Kerbela Huseyn kokuyor
Boynunda bir dolu kan,
Avuçlarında toprak ve gülümsüyor
Çünkü bugün Aşuk Maşuk'una kavuşuyor
Evet burası Huseyn kokuyor ve diyor:
" HOŞGELDİN ANNECİĞİM...
Burası Al-i Aba kokuyor
Bugün Resulullah, Ali, Hasan, Huseyn büyük bir coşku ile bayram kutluyor
Bugün Cebrail cennetten bir hurinin geleceğini söylüyor
Tüm dünya kadınlarına örnek bir hanımefendi
İffet abidesi, sabrın ve güzelliğin nişanesi
FATIMA bugün doğuyor.
Burası Ali sesiyle titriyor
Burası Resul kokusuyla şahlanıyor
Hissediyor musunuz, bizi FATIMA izliyor
Gözünün nemi toprağa düştüğünde...
O topraktan takva kokusu yükseliyor
Elleri iffet, gözleri takva, yüreği şefkat, sancağı islam FATIMA'nın
Tarihi elem, acı... doğumu mucizevi FATIMA'nın
Bugün burası cennet kokuyor
Bugün evren FATIMA'ya kucak açıyor
Lebbeyk sesleri samayı çınlatıyor
Cemaziyelahırın yirmisi
Ve biz diyoruz:
" HOŞGELDİN YA FATIMA
HOŞGELDİN ANAM ZEHRA
HOŞDELDİN AL-İ ABA'NIN HAS GÜLÜ "
***********************SELAM OLSUN DÜNYAYA GELDİĞİ GÜN*************************
*************************SELAM OLSUN SANA YAŞADIĞIN İKİ GÜN************************
***************************SEL AMOLSUN SANA YENİDEN DİRİLECEĞİN O GÜN******************
TripleDouble
24.02.2008, 18:25
Bütün evren semah döner
Aşkından güneşler yanar
Aslına ermektir hüner
Beş vakitle avunmayız
Canan bizim canımızdır
Teni bizim tenimizdir
Sevgi bizim dinimizdir
Başka dine inanmayız
Hüdayiyim hüdamız var
Dost elinden bademiz var
Muhabbetten kalamız var
Ölüm ölür biz ölmeyiz
BU ÂLEMİ GÖREN SENSİN
Bu âlemi gören sensin
Yok gözünde perde senin
Haksıza yol veren sensin
Yok mu suçun burda senin
Kâinatı sen yarattın
Her şeyi yoktan var ettin
Beni çıplak dışar attın
Cömertliğin nerde senin
Evli misin ergen misin
Eşin yoktur bir sen misin
Çarkı sema nur sen misin
Bu balkıyan nur da senin
Kilisede despot keşiş
İsa Allah'ın oğlu demiş
Meryem Ana neyin imiş
Bu işin var bir de senin
Kimden korktun da gizlendin
Çok arandın çok izlendin
Göster yüzün çok nazlandın
Yüzün mahrem ferde senin
Binbir ismin bir cismin var
Oğlun kızın ne hısmın var
Her bir irenkte resmin var
Nerde baksam orda senin
Türlü türlü dillerin var
Ne acaip hallerin var
Ne karanlık yolların var
Sırat köprün nerde senin
Âdemi sürdün bakmadın
Cennette de bırakmadın
Şeytanı niçin yakmadın
Cehennemin var da senin
Veysel neden aklın ermez
Uzun kısa dilin durmaz
Eller tutmaz gözler görmez
Bu acaip sır da senin
asitane3458
24.02.2008, 20:57
Kâinatı sen yarattın
Her şeyi yoktan var ettin
Beni çıplak dışar attın
Cömertliğin nerde senin
Kimden korktun da gizlendin
Çok arandın çok izlendin
Göster yüzün çok nazlandın
Yüzün mahrem ferde senin
bu dörtlükler benim inancıma ters ne bılım wallahı.
Ey ihsanı bol Allah'ım! Sana hamd ederim. Ey yagane Ma'bud! senin önünde eğilirim. Yücesin, kullarından dilediğine sonsuz nimetler verirsin. Dilediğini hüsrana duçar edersin. ey yaradanım! sana sığınırım. Varlık ve darlık zamanında sana münacaat ederim, her an sana yalvarırım. Gerçi günahlarım çok, fakat senin affın ondan daha büyüktür, ümitsizliğe sebep yok. Eğer sen de beni kapından kovarsan kime sığınırım, kimden medet beklerim, bana başka kim şefaatçi olur?
Ya Rab! halimi görüyorsun, yoksulluğumu biliyorsun. Gizli niyazımı duyuyorsun. Beni senden ümit kesenlere katma, kusuruma bakma, daha fazla bekletme, ümitsizliğe atma. Rahmetine güvenim tamdır. Gönlümdeki aşk ateşini yandır, beni muhabbetine kandır, sevgini eksik etme. Senin azametin önünde boyun eğdim, dize geldim, secdeye kapandım, beni gufranına erdir, azabından esirge, Allah'ım! Dünyadan sıyrılıp huzuruna gelirken beni, Kelime-i Tevhid'den ayırma. Senin narın da hoş, nurun da hoştur. Senin rahmetinden ümit kesmek ne boştur. Mal ve oğulların fayda vermediği o korkunç günde senin affına nail olmak isterim, bana affın yeter, lütfunu göster.
Sen bana yol gösterirsen hiçbir vakit yolumu şaşırmam. Sen yol göstermezsen, dalalette kalırım. Eğer senin affın yalnız iyilere mahsus ise ya kötülerin bağışlayıcısı kim olacak? Herkesin ilahı sensin. Ben ümmetin en müttakisi olamadımsa, şeriri de salıymam. Senin affına sarılıyorum, itiraf ederim, günahım büyük, fakat senin affın ondan daha büyüktür.
Senin lütfunu hatırlayınca kalbime teselli doluyor. Günahlarımı düşündükçe gözlerimden yaş dökülüyor. Sen, şanına layık olanı yap, beni affet! Beni, senin fazlu lütfundan başka bir yere başvurmayacak bir tıynette yarattın. Ne umarsam senden umarım. En büyük endişem şudur: Beni sen de kapından kovarsan, eli boş çevirirsen halim nice olur? Allah'ım, görüyorsun gafiller uykuda, ben ise gece karanlığında el açıp sana niyaz ediyorum. Dualarım sana yükselsin, niyazlarım makbul olsun. Herkes ne beklerse ancak senin lütfunda bekler. Her biri Cennete girmek ister. Sen bana Cennette didarını göster, bu bana yeter.
Ey insanlara doğru yolu göstermek için Peygamber gönderen Allah'ım! Resul-i Haşimi hürmetine, seni tesbih eden, takdis eyleyen hayırlı ümmet aşkına, bizi imandan, Kur'an'dan, İslam'dan ayırma. Müslüman olarak haşret. Resulünden şefaat umarım. Beni ondan mahrum etme. Senden afv-u mağfiret dilerim. Beni boş çevirme Allah'ım...
Kâinatı sen yarattın
Her şeyi yoktan var ettin
Beni çıplak dışar attın
Cömertliğin nerde senin
Kimden korktun da gizlendin
Çok arandın çok izlendin
Göster yüzün çok nazlandın
Yüzün mahrem ferde senin
bu dörtlükler benim inancıma ters ne bılım wallahı.
Anlamak istediğiniz gibi değil
ANLATILMAK İSTENEN ANLAMDA ANLARSANIZ SORUN KALMAYACAKTIR . . .
® Akıl gibi zenginlik, bilgisizlik gibi yoksulluk, edep gibi miras, danışmak gibi arka olamaz.
® İlim maldan hayırlıdır, ilim seni korur, sense malı korursun. Mal vermekle azalır, ilim öğretmekle çoğalır. Mal sahipleri malın yitmesiyle yitip giderler.
® İnsanlar, bilmedikleri şeye düşmandırlar.
® Öfke delilikten bir bölümdür. Çünkü, sahibi nadim olur, nadim olmuyorsa deliliği adamakıllı pekişmiş demektir.
® Bilgi, tükenmeyen bir hazinedir; akıl eskimeyen, yıpranmayan bir elbisedir.
® Akıl, gurbette yakın bulmaktır; ahmaklık vatanda gurbete düşmektir.
® Bilgin kişinin rütbesi, rütbelerin en yücesidir.
® İki şey vardır ki, sonu bulunmaz: Bilgi, akıl.
® Kendini bilmeyen, başkasını nasıl bilir?
® Cahil dostundan ziyade akıllı düşmanına güven.
® Kullar, bilmedikleri şeylerde duraksasalardı ne kâfir olurlardı, ne de sapıklığa düşerlerdi.
® Kendini bilen, Rabbini bilir.
® Renkten renge giriş, inançtan inanca geçiş, ahmaklığın alametlerindendir.
® Bilgiyle dirilen, ölmez.
® Söyleyene bakma, söylenene bak.
® İnsanların en acizi, insanlardan kardeş edinemeyenidir, ondan daha aciziyse kardeş edindikten sonra onu yitirendir.
® Büyük günahların kefareti, zulme düşünlere yardım etmek, acze düşünleri ferahlandırmaktır.
® Dindarlığın en üstünü, dindarlığı gizlemektir.
® Hayrı yapan, hayırdan da hayırlıdır; şer isteyense şerden de kötüdür.
® Halka istemediği, hoşlanmadığı şeyleri söyleyen kişi hakkında halk da, istemediği şeyleri söyler.
® İnsanların en fazla bağışlaması gerekeni, ceza vermeye en fazla gücü yetenidir.
® Cömertlik, istemeden vermektir. İstendikten sonra vermekse, utançtandır ve kötüdür.
® Dil yırtıcıdır, bırakıldı mı salar, parçalar.
® İnsan, dilinin altında gizlidir.
® Soruya verilen cevap çoğalınca, doğru gizli kalır.
® Dostunu ihtiyatla sev, olabilir ki, bir gün sana düşman olur. Düşmanla da ihtiyatlı düşmanlıkta bulun, olabilir ki bir gün sana dost olur.
® Günaha alt olarak üstünlük bulan, üstünlük elde etmemiştir, şerle üst olan alt olmuştur.
® Zalime gelip çatan adalet günü, mazlumun uğradığı cevir ve cefa mihnetinden çetindir.
® Şiddet son dereceyi buldu mu, ferahlık gelir çatar. Bela halkaları tam daraldı mı, genişlik yüz gösterir.
® Ayıbın en büyüğü, ona benzer bir ayıp sende varken, başkasını ayıplamandır.
® Konuşun da tanışın, çünkü insan, dilinin altında gizlidir.
® Gerçekle savaşan, elbette alt olur gider.
® Bir insanda güzel bir huy varsa o huya benzer başka huylarını da bekleyin.
® Nice zengin vardır ki, yoksuldan da yoksuldur; nice büyük kişi vardır ki, her aşağılık kişiden de aşağıdır, nice yoksul vardır ki, bütün zenginlerden daha zengindir.
® İki şey vardır ki, yitirmeden kadri bilinmez: Gençlik ve mutluluk.
® Utancın üstünü, insanın kendinden utanmasıdır.
® Nice kan vardır ki, onu dil döker.
® Mazluma yardımcı ol, zalime düşman kesil.
® Soyluluk; babaların, anaların mensup oldukları soyla boyla değil, övülecek üstünlükle kazanılır.
® İnsanda dil olmazsa, insan söz söylemezse, surete bürünmüş bir varlıktan, yahut başıboş bırakılmış otlayan bir hayvandan başka ne olabilir ki?
® Mazlumun zalimden öç alacağı gün, zalimin mazluma zulmettiği günden daha çetindir.
® Aç kalmak, alçalmaktan hayırlıdır.
® Bilmediğiniz sözü söylemeyin, çünkü gerçeğin çoğu, inkâr ettiğiniz şeylerdir.
® Aleyhine kesin delil olmayan kişiyi mazur tutun; o kişi benim.
® Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.
MeLiH 58
24.02.2008, 21:03
Paylaşım İçin Teşekkürler...!
_____
1. Acelenin meyvesi yanlışlıktır.
2. Aç kalmak, alçalmaktan hayırlıdır.
3. Açık kalpli, mert düşman, içinden pazarlıklı dosttan iyidir.
4. Adalet için en büyük talihsizlik, devleti idare edenin zalimliğidir.
5. Adalet, halkın dirliği ve düzeni, idarecilerin ise süsü ve güzelliğidir.
6. Ahmak, her lafın başında yemin eder.
7. Akıllı kişi, tecrübelerden ibret alan kimsedir.
8. Akıllı, düşmanınsa bile danış, bilgisiz dostun fikrini geç.
9. Akıllı, insanların en mutlusudur.
10. Akıllının dili kalbindedir, ahmağın dili ise ağzındadır.
11. Akıllının tahmini, cahilin kesin bilmesinden daha doğrudur.
12. Akraba düşmanlığı, akrep sokmasından beterdir.
13. Alçak gönüllülük, ilimin meyvesidir.
14. Alçak gönüllülük, en büyük şereftir.
15. Arkadaşın hayırlısı, sana doğru yolda iyi delil olandır.
16. Asıl yetimler, anadan ve babadan yoksun olanlar değil, akıldan yoksun olanlardır.
17. Aş verirsen doyur.
18. Ayıbın en büyüğü, ona benzer bir ayıp sende de varken, başkasını ayıplamandır.
19. Az ilmi olup da onunla amel eden, çok ilmi olup da amel etmeyenden hayırlıdır.
20. Az yemek yemek sağlıktır.
21. Azla yetinen kimse zengindir.
22. Babana saygılı ol ki, oğlun da sana saygılı olsun.
23. Bağışlamak, büyüklüğün şanındandır.
24. Başa kakmak suretiyle iyiliğini boşa giderme.
25. Beceremeyeceğin bir iş için söz verme.
26. Bencillik kimde olursa, helak olur.
27. Bildiği halde susmak, bilmediği halde konuşmak kadar çirkindir.
28. Bilge insan çalışmasına, bilgisiz de boş hayallerine güvenir.
29. Bilgi gibi hazine olamaz.
30. Bilgin bir söz ehli olamıyorsan, hiç olmazsa dikkatli bir dinleyici ol.
31. Bilgin kişinin rütbesi rütbelerin en üstünüdür.
32. Bilgin ölse de yaşar; cahil ise yaşarken de ölüdür.
33. Bilginlerin toplantısı mutluluk getirir.
34. Bilgisiz kişiyi bir işte, bir düşüncede ya pek ileri gitmiş görürsün, ya da pek geri kalmış.
35. Bilgiyi ehli olmayana veren, o bilgiye zulmetmiştir.
36. Bilgiyle dirilen ölmez.
37. Bilmediğin şey hakkında konuşmayı ve üzerine düşmediği halde söz söylemeyi terk et.
38. Bilmiyorum demeyi bırakan kişi, öleceği yerden yaralanır, gider.
39. Bin kapıdan, yüz bin kaleden içeri girebilirsin de küçücük bir gönülden içeri giremezsin.
40. Bir devletin başı, sahip olduğu iktidardan; bilgin, ilimden; iyilik sever, yaptığı iyiliklerden; ihtiyar da yaşından ötürü saygı görür.
41.Bir devletin çökmesi şu dört sebebe bakar: Esas prensiplerinden ayrılma, ikinci planda olan şeylere önem verme, aşağılık kimselerin ön safa geçmesi ve erdemli kişilerin arka plana atılması.
42. Bir gerçeği savunurken ona önce kendiniz inanmalısınız, başkasını inandırmak sonra ki iş.
43. Bir insana başkaları yanında verilen öğüt, öğüt değil, hakarettir.
44. Bir işi yapmadan önce tedbir almak, insanı pişmanlıktan kurtarır.
45. Bir sanat eserini yıkmak, cinayetlerin en büyüğüdür.
46. Birbirine aykırı olarak çağrılan iki yoldan biri mutlaka yanlıştır.
47. Borçların çokluğu, doğru adamı yalancı, şerefli adamı da yemininden dönek yapar.
48. Cahil dosttan ziyade akıllı düşmanına güven.
49. Cahil, ne kendi eksiğini görür, ne de öğütlere kulak asar.
50. Cahilden uzak kalmak, akıllıya yaklaşmakla eşittir.
51. Cahiller çoğalınca bilginler garip olurlar.
52. Can gözü kör olunca, gözle görüşün bir yararı yoktur.
53. Cehaleti ilimle geri çevirin.
54. Cimri zengin, cömert yoksuldan daha yoksuldur.
55. Cimri, her zaman aşağılıktır, kıskanç olan her zaman işkencededir.
56. Cimrinin dostu bulunmaz.
57. Cömertlik, istemeden önce vermektir. İstendikten sonra vermek utançtandır ve kötüdür.
58. Çalışan kötülük düşünemez, çalışmayan da kötülükten kurtulamaz.
59. Çok şakacı insanı ciddiye almazlar.
60. Çok yaşayanın ömrü, dostlarına ağlamakla geçirecektir.
61. Dert ve gam, ihtiyarlığın yarısıdır.
62. Dil, aklın tercümanıdır.
63. Dil, insanın terazisidir.
64. Dili tatlı olanın arkadaşı çok olur.
65. Dilsiz ol, yalancı olma.
66. Dinle, öğrenirsin. Sus esen kalırsın.
67. Doğru söz söyleyenin delili kuvvetli olur.
68. Doğruluk en iyi yol, bilgi en iyi kılavuzdur.
69. Doğruluk, hakkın dilidir.
70. Dost, sen yokken dostluk şartını yerine getiren kimsedir.
71. Dostları yitirmek gurbete düşmektir.
72. Dostların çoğalsın diye çırpınma. Onları bir gün ihmal etmeğe kalksan çabucak düşmanın olurlar. Dostlar ateş gibidir. Pek çoğalırlarsa yakarlar.
73. Dostlarının kötüsü, seni iyi gününde arayıp sıkıntılı zamanında yüz üstü bırakandır
74. Dostluk, en yakın akrabalıktır.
75. Dostluk, elde edilmiş akrabalıktır.
76. Dostlukta aşırı gitme, kim bilir belki o dostun bir gün düşmanın olur, düşmanlıkta da aşırı gitme, kim bilir belki o düşmanın bir gün dostun olur.
77. Dostunun düşmanını, kendine dost seçme.
78. Dünyanın en değerli hazinesi öğüttür, ama ondan ucuzu da yoktur.
79. Düşene sevinme, zamanın sana ne sakladığını bilmezsin.
80. Düşmanlık, kalbi meşgul eder.
81. Düşünce akılların cilasıdır.
82. Düşünce ve prensiplerini kendi hayatlarında da uygulayan kimselerin bilgi ışıklarıyla aydınlanınız.
83. Düşünün, sonra konuşun, yanılmalardan kurtulacaksınız.
84. Edep, aklın suretidir.
85. Edep, en iyi mirastır.
86. Eğer ararsak kendimize kolayca düşman bulabiliriz, ama ne kadar ararsak dost bulmak kolay değil.
87. Eğer sırlarınızı birbirinize açarsanız, artık onu gizleyemezsiniz.
88. Eğlence ve zevke kapılan, akıldan kaybeder.
89. En ahmak insan, kendini herkesten en akıllı sanandır.
90. En akıllı insan, öğütleri dinlemekten vazgeçmeyen insandır.
91. En büyük yardım, en çabuk yapılan yardımdır.
92. En faydalı bilgi, uygulanabilendir.
93. En kötü dost, seni şak şaklayıp eksiklerini örtendir.
94. En talihsiz memleket, insanlarının her türlü güvenlikten yoksun yaşadıkları memlekettir.
95. En yakını yitiren en uzağı yardımcı olarak bulamaz.
96. En yakışıklı elbise, erdem elbisesidir.
97. Erdemin başı ilimdir.
98. Erkeklerin süsü edeptir, kadınların süsü de altındır.
99. Fırsat karınca yürüyüşü ile gelir, yıldırım hızı ile gider.
100. Fırsat yaz bulutu gibi gelip geçer, elinize geçtiğinde faydalanmasını bilin.
101. Fikir çatışmalarından hakikat çıkar.
102. Fikir sahibi her şeyden ibret alır.
103. Garip, dostu olmayan kimsedir.
104. Gece ile gündüz seni işlerler. Onları sen işle. Onlar her gün senden bir şey koparıyor,
sen de onlardan bir şey koparmaya bak.
105 .Gençlik günlerini düşünmek, hasrettir.
106. Gerçek bilgin, bildiklerinin bilmedikleri yanında daha az olduğunu anlayandır.
107. Gerçek dost, sıkıntı zamanında imdada yetişendir.
108. Gerçek dostlar, çok vücutlu, tek kalpli varlıklardır.
109. Gerçek karşısında öfkelenmek ayıptır.
110. Gereksiz şeylerin peşinden koşan gerekli şeyleri kaçırır.
111. Güler yüz göstermek, cömertlik yerine geçer.
112. Güler yüz, dostluk yaratır.
113. Günah işlememek, tövbe etmekten daha iyidir.
114. Güzel bir siyaset, iktidarı sürekli kılar.
115. Güzel huy, bir ganimettir.
116. Haktan sonra delaletten başka ne vardır ki.
117. Halk için en büyük felaket, düşünce ve bilim adamlarının düşük ahlaklı kimseler oluşudur.
118. Her huyun en iyisini kendin için seç.
119. Her kişinin değeri, yaptığı güzel işiyle ölçülür.
120. Her şey akla muhtaçtır, akıl da eğitime.
121. Her şeyin en iyisi, en yeni olanıdır; ama dostların en iyisi, en eskileridir.
122. Hikmet sahibi kişilerin sözleri doğruysa ilaçtır, yanlışsa hastalıktır.
123. Hoş geçinmek aklın yarısıdır.
124. İbret alınacak şeyler ne çok, ibret alanlarsa ne az.
125. İhtiyarlığın, ölüm habercindir.
126. İki şey vardır ki sonu bulunmaz; ilim, akıl.
127. İki şey vardır ki yitirmeden kadri bilinmez; gençlik ve afiyet.
128. İki yüzlünün dilinde tat, kalbinde fesat gizlidir.
129. İlim bütün iyiliklerin anahtarıdır.
130. İlim maldan hayırlıdır: İlim seni korur, malı sen korursun. Mal vermekle azalır, ilim öğretmekle artar. İlim hakimdir, mal ise mahkum. İlim sahibi cömert olur, mal sahibi cimri olur. İlim ruhun mahkum. İlim sahibi cömert olur, mal sahibi cimri olur. İlim ruhun gıdasıdır, mal ise cesedin gıdasıdır. Mal uzun zaman sürecinde tükenir, ilim uzun zaman sürecinde tükenmez ve eksilmez. İlim kalbi aydınlatır, mal ise kalbi katılaştırır. İlim peygamberlerin mirasıdır, mal ise eşkıyaların mirasıdır.
131. İlim meclisi, cennet bahçesidir.
132. İlim tükenmez bir hazine, akıl eskimek bilmez bir elbisedir.
133. İlimden başka her şey azaldıkça değeri yükselir. İlim ise çoğaldıkça değeri yükselir.
134. İlmin ayıbı, verimsiz oluşudur.
135. İlmin bereketi güzel ameldir.
136. İlmini saklayan cahil gibidir.
137. İnsan belayı dilden bulur.
138. İnsan cahil olduğu şeyin düşmanıdır.
139. İnsandaki edep, onun altınından daha iyidir.
140. İnsanın değeri, önem verdiği şeye göredir.
141. İnsanın kendisine iyilik edeni övmesi, iyiliği arttırır.
142. İnsanın kurtuluşu doğruluktadır.
143. İnsanın tevazu sahibi olması, kendisine ikram getirir.
144. İnsanın utanması, örtüsüdür.
145. İnsanlar yaşarken uyur, ölürken uyanırlar.
146. İnsanlar; akıl, ilim, huy, yoksulluk ve zenginlik yönünden farklı oldukları sürece, birbirleriyle güzel geçinirler. Eğer mezkur sıfatlarda eşit olsalardı, (yükümlülük üstlenmekten kaçarak) helak olurlardı.
147. İnsanlara faydası olmayanı ölüler arasında say, git.
148. İnsanların değerlerini ölçmek için değerli olmak gerek.
149. İnsanların en acizi insanlardan kardeş edinemeyenidir. Bundan daha acizi de kardeş edindikten sonra onu yitirendir.
150. İnsanların solukları ecellerine doğru attıkları adımlardır.
151. İnsanlarla öyle geçinin ki, öldüğünüzde size ağlasınlar, sağ kalırsanız sevgiyle çağrışsınlar sizin için.
152. İyi niyetlilik, gönle ferahlık, bedene esenliktir.
153. İyi ve kötü insana aynı değeri vermek doğru değildir, bu suretle birincisini iyilikten soğutur, ikincisini kötülük yolunda cesaretlendirirsin.
154. İyiliği emret ki, iyi ehlinden (iyilerden) olasın.
155. İyilik yapandan şüphelenmek, haksızlıkların en çirkini ve günahların en büyüğüdür.
156. İyilikle, hür adamı köle yaparsın.
157. Kadına aşırı düşkünlük, ahmakların işidir.
158. Kadının hayırlısı, sevgi dolu, doğurgan olanıdır.
159. Kendi görüşüyle yetinen, canını tehlikeye atmıştır.
160. Kendi kadrini bilen helak olmaz.
161. Kendin için istediğini başkaları için de iste.
162. Kendini bilmeyen başkasını nasıl bilir?
163. Kıskançlık hasta eder.
164. Kıskançlık hastalıkların en kötüsüdür.
165. Kıskançlık, ateşin odunu yediği gibi oda iyilikleri yer.
166. Kıskançlık, ruhun hapsidir.
167. Kıskançlık, vücudu kemirir.
168. Kimsenin yanlışını yüzüne vurmayınız. Başka birisini göstererek 'gelinim sen anla' gibisinden uyarınız.
169. Kitaplar bilginlerin bahçeleridir.
170. Konuşun da tanışın, çünkü insan dilinin altında gizlidir.
171. Korkulan her şey zarar vermez.
172. Kötü evlat, ailenin şerefini yıkar ve geçmişine leke sürer.
173. Kötü insanlarla oturup kalkmak, iyi insanlar hakkında su-i zan doğurur.
174. Kötü zanlı olup, dostlarını elinden çıkarma.
175. Kötülükten çekinmek, iyi bir iş yapmaktan yeğdir.
176. Küçük bir insandan gelen büyük bir fikri küçümseme.
177. Mal çokluğu kalpleri bozar, günahları doğurur.
178. Mal, isteklerin temelidir.
179. Mal, mülk insanın gözünü doyurmaz, kalp zenginliğine çalış.
180. Malından vermeyeni zenginlerden sayma.
181. Mazideki esefli ve üzüntülü olaylarla kalbini doldurma, gelecekte uğraşmaya zaman bulamazsın.
182. Mazlumun öç alma günü, zalimin zulmettiği günden daha korkunçtur.
183. Milletlerin ölçü ve terazisi adalettir.
184. Mutlu ile arkadaş olan, mutlu olur.
185. Mümin, kardeşi açken doyasıya yemez.
186. Namus, güzelliğin sadakasıdır.
187. Nerede bir bilgin görürsen, hemen buyruğunu kabul edip hizmetine gir.
188. Nice kan vardır ki, onu dil döker.
189. Öfke korkunç ateştir. Onu bastıran, ateşi söndürür, yapamayan, içinde yanıp gider.
190. Öl de alçalma, azı yeter bul da yüzsuyu dökme. Çalışıp da bir şey elde edemeyen oturunca hiç bir şey elde edemez.
191.Öldükten sonra yaşamak isterseniz kalıcı bir eser bırakınız.
192.Ölüm ahiretin kapısıdır.
193. Ölümü unutmak, kalbi paslatır.
194. Ölümü unutmayan, güzel şeylere tutkun olur.
195. Ölümün belirtisi doğmaktır.
196. Parçalayıcı ve yiyici yırtıcı hayvan, zalim ve zorba bir validen iyidir.
197. Rezil kişilerin başa geçmesi, insanlara afettir.
198. Sabır acılığının meyvesi zaferdir.
199. Sabır en güzel huy, ilim de en şerefli süs eşyasıdır.
200. Sabır ikidir: istemediğin, hoşlanmadığın şeye sabretmek; sevdiğin, istediğin şeye sabretmek.
201. Sakın başkasının kölesi olma; çünkü Allah seni hür yaratmıştır.
202. Sana cefa edeni utandırman için hoşça geçinmeye çalış.
203.Sana niçin yaptığını sorduklarında utanacağın ve yalanlamağa kalkacağın işleri yapmaktan çekin.
204. Sana öğüt veren, sana geniş kredi açmış tüccara benzer.
205. Seni yalnız iyi günlerinde arayan, düşkün günlerinde senden açacaktır.
206. Seni, sende bulunmayan özellikler ve değerler icat ederek koltuklayan, bir gün gelir yapmadığın suçları da üstüne yığarak seni çekiştirmeye, çeliştirmeye kalkar.
207. Senin hakkında iyi zanda bulunanın zannını gerçekleştir.
208. Sırlarını ona buna açıyorsan, başına gelecek zilletlere razı ol.
209. Sızlanmak, sabırdan zordur.
210. Siyaseti başaramayan başkan olamaz.
211. Sizler mallarınızla halkı kuşatamazsınız (onların gönüllerini hoş edemezsiniz); öyleyse açık yüzlülük ve güzel davranışınızla onları kuşatınız; çünkü ben Allah Resulünün şöyle buyurduğunu duydum: "sizler, mallarınızla halkın gönüllerini hoş edemezsiniz; o halde ahlakınızla onların gönüllerini hoş edin"
212. Soruya verilen cevap çoğalınca doğru gizli kalır.
213.Söylemediğin sözün hakimi, söylediğin sözün mahkumusun.
214.Söyleyene bakma, söylenene bak.
215. Söz ilaçtır, azı yaşatır, çoğu öldürür.
216. Söz; ok ve mızraktan daha tesirlidir.
217. Sözün güzelliği, kısalığındadır.
218. Susmak, ağırbaşlılığı arttırır.
219. Susmak, sana ağırbaşlı bir elbise giydirir ve sonunda özür dileme zorundan korur.
220. Şehvet bir kapıdan girer, akıl öbür kapıdan çıkar.
221. Şeref ve soyluluk, yüksek özellik ve niteliklerden gelir, ataların çürümüş kemiklerinden değil.
222. Şerefli ve önemli bir mevkiiniz olması için bilime sarılınız.
223. Terbiyesizlikle kendisini düşüreni, soydan gelme asalet yükseltemez.
224. Tövbe etmek elindeyken, ümidini kesene şaşarım.
225. Uygunsuz yerlere giren, kendini töhmete kaptırır.
226.·Üç sınıf Allah sevgisinden uzak tutulmuştur: zalimler, onlara yardakçılık edenler ve zulmü hoş karşılayanlar.
227. Üç şey hayatı tatsızlaştırır: kin, kıskançlık ve kötü huyluluk.
228. Üç şey insana hayatı zindan eder: Ağırlaşan aile yükü, borçların baskısı ve bir hastalığın sürüp gitmesi.
229. Üstünlük taslamak, ayıpların en kötüsüdür.
230. Verilen söz, zamanında yerine getirilmesi gereken bir borçtur.
231. Yakınlarına yardımı bırakan, düşmanlarına yardım etmiş olur.
232. Yalan hıyanettir, doğruluk emanettir.
233. Yalan söylemenin sonu, kınanmaktır.
234. Yalan ve iki yüzlülük en kötü ahlaktır.
235. Yalanlanacağından korktuğun bir şeyi anlatma.
236. Yaptığın iyilikleri ve sana anlatılanları gizle.
237. Yeni mal, mülk edinmeden önce yığdıklarınızı kullanınız.
238. Yoksullarla otur, şükrünü artırırsın.
239.· Yoksulluğunu gizle, yoksa itibarın sıfıra iner.
240. Yola düşmeden arkadaşı, eve girmeden de komşuyu sor.
241. Yumuşak ahlak, soyluluk ve büyüklüktendir.
242. Yumuşak konuş, sevilirsin.
243. Yüce kişinin aç kalınca, aşağılık kişinin karnı doyunca saldırısından korkun.
244. Yükseklik taslamak alçaltır, alçak gönüllülük yükseltir.
245. Zaman uzasa, sonu gecikse bile sabreden mutlaka zafere ulaşır.
246. Zamanının bir kısmı maziye karıştı. Geride kalan günlerinin sayısı da belli değil, fırsat varken çalış.
247. Zayıfları ziyaret etmek alçak gönüllüğünün dendir.
248. Zenginliği görüntülemek, şükürden sayılır.
249. Zenginliğin en yücesi dilekleri terk etmektir.
250. Zulme ve kötülüğe karşı çıkmayan daha belasına uğrar.
Kaynakça :
1. Hz.Ali "Gurer el-Hikem" kitabı.
2. Hz. Ali' den Özdeyişler. Ehlibeyt Vakfı Yayınları
3. Hz.Ali "Nehc' ül Belağa" kitabı.
4. Hikmetler ve Sırlar kitabı.
Efe Cemil Şeker
24.02.2008, 21:05
Hz.Ali'nin Örnek Alınması Gereken Namaz Aşkı
Hz.Ali namaz için abdest alırken vücudunda hafif bir titreme başlardı Rabbin huzuruna çıkmanın verdığı aşk ile. Mihrabda ibadete başladığında ilahi azametin korkusu bütün vücudunu sarar kendisinden geçerdi, secdeleri uzatır akıttığı gözyaşları seccadesini ıslatırdı.
Hz. Ali’nin namazdaki hali; kendisinden geçmesi, secdelerde ağlaması, huzur ve huşu ile masivellahtan kopup Rabbine yönelmesi asırlardır arif ve abidlerin henüz idrak edemedikleri akıl sahiplerinin hikmetini anlayamadıkları bir mesledir.
Savaşların birinde Hz Ali'nin mubarek ayağına bir ok isabet ediyor, oku çıkarmak çok acı vereceğinden ne yapacaklarını şaşırıyorlar, Hz.Zehra’nın teklifiyle, Hz. Ali namaz kıldığı zaman oku ayağından çıkarıyorlar, Hz.Ali namazda akıl, kalb ve bütün varlığıyla öyle rabbine yönelmiş, yaradanla sohbet aşkı O’nu öyle mest eylemiş ki oku ayağından çıkardıklarını dahi fark etmiyor, namaz bittikten sonra kendisine oku çıkardıklarını söylüyorlar.
Paylaşım İçin Teşekkürler...!
_____
Rica ederim :)
.
.
.
.
Bir genç bir kıza yüreğini kaptırmış. Gözleri sadece onu görmekte dudakları sadece onu anmakta. Ama gelgelim ki bu kız valinin kızıymış. Genç dayanamamış en sonunda valinin yanına çıkmış kızını istemiş. Vali gençle dalga geçmek için
-Sana kızımı bir şartla veririm. Alinin kellesini bana getireceksin.
Ali ki Allah'ın kılıcı Ali ki heybeti cihana değer. Ali ki güçlülerin güçlüsü Ali ki halife
Ama genç aşkını bastıramamış. Kılıcını kuşandığı gibi Alinin diyarına günlerce süren yolculuğundan sonra Alinin diyarına varmış. Yoldan geçen birisini durdurup Hz. Aliyi nerden bulurum diye sormuş
-İşte şu ağacın gölgesinde Dinleniyor.
Genç ağacın yamacına yaklaşmış Belinden kılıcını çıkarmış Tam Alinin kellesini alacakmış ki kılıç elinden düşmüş Ali sesden uyanmış hemen kılıcı yerden almış
Ve sormuş
-Delikanlı neden beni öldürmek istedin
Genç gayet sıcakkanlı bir şekilde
-Bir kıza sevdalandım Babasına gittim istedim Babası ancak senin kelleni götürürsem kızını verecekmiş
Hz Ali elindeki kılıcı gencin eline vermiş
-HADİ DAHA NE DURUYORSUN EĞER BAŞIM İKİ GÖNÜL ARASINA GİRMİŞSE BU KELLE BU GÖVDEYE HARAMDIR.....
Efe Cemil Şeker
24.02.2008, 21:10
Esengül hanım bu kadar uzun yazı ve şiirleri kısa sürede copy ederek paylaşımda bulunmanız biraz faydasız olmuyor mu? Her hangi bir yazıyı kısa kısa ekleseniz insalarda okusa,üzerinde düşünse ve anlamadıklarını sorsa daha iyi olmaz mı ?
Peş peşe kopyala yapıştır yöntemi ile pek fayda elde edilemez sadece mesaj sayınız artar ve konu bir süre sonra okunmayan mesajlarla dolar taşar.
Efe Cemil Şeker
24.02.2008, 21:12
Anlamak istediğiniz gibi değil
ANLATILMAK İSTENEN ANLAMDA ANLARSANIZ SORUN KALMAYACAKTIR . . .
Pekii bu dizelerden siz ne anladınız ?
Esengül hanım bu kadar uzun yazı ve şiirleri kısa sürede copy ederek paylaşımda bulunmanız biraz faydasız olmuyor mu? Her hangi bir yazıyı kısa kısa ekleseniz insalarda okusa,üzerinde düşünse ve anlamadıklarını sorsa daha iyi olmaz mı ?
Peş peşe kopyala yapıştır yöntemi ile pek fayda elde edilemez sadece mesaj sayınız artar ve konu bir süre sonra okunmayan mesajlarla dolar taşar.
Ben şöyle cevap vermek istiyorum
Bence gönlünde HAK MUHAMMED ALİ aşkı olan herkes
Bu yazıları okur, ve en azından gönlünde HZ. ALİ aşkı olan okur
Bu yazı ALİ AŞIKLARI İÇİN NEDİRKİ ?
Sitelerde neler yazıyor neler
Daha bu nedirki, o yazıların yanında ?
Ayrıca okumak isteyen zaten okur, ben kimseyede neden okumuyosunuz
Yada neden yorum yazmıyosunuz demiyorumki
Ve zaten okuyan arkadaşlarda var, hatta yorumları bile var ;)
Kısacası ben HZ. ALİ ye gönül veren herkesin okuduğunu düşünüyorum ( bilmiyorum yanlışmı )
Pekii bu dizelerden siz ne anladınız ?
Güzel can ben size şöyle anlatayım
Alevilik te BATINI VE ZAHİRİ anlamda şiirler yazılır
Yani türkçeye çevirecek olursak
MECAZİ ANLAM denir buna
Kinaye vardır burda
Yani normal sizin sandığınız anlamda kötü yazılmamıştır . . .
ALLAH 'IN BİZLERİ İNSAN-I KAMİLLERDEN AYIRMAMASI DİLEKLERİMLE . . .
Efe Cemil Şeker
24.02.2008, 21:41
Ben şöyle cevap vermek istiyorum
Bence gönlünde HAK MUHAMMED ALİ aşkı olan herkes
Bu yazıları okur, ve en azından gönlünde HZ. ALİ aşkı olan okur
Bu yazı ALİ AŞIKLARI İÇİN NEDİRKİ ?
Sitelerde neler yazıyor neler
Daha bu nedirki, o yazıların yanında ?
Ayrıca okumak isteyen zaten okur, ben kimseyede neden okumuyosunuz
Yada neden yorum yazmıyosunuz demiyorumki
Ve zaten okuyan arkadaşlarda var, hatta yorumları bile var ;)
Kısacası ben HZ. ALİ ye gönül veren herkesin okuduğunu düşünüyorum ( bilmiyorum yanlışmı )
Neden okumuyorlar,neden yorum yazmıyorlar demiyorum. Hz. Ali için ne yazılsa azdır ve az olmaya mahkumdurda burada böyle bir platformu daha akılcı kullanmak lazım,gerçekçi olun milletimiz böyle uzun uzun yazıları okumayı sevmez,dert Hz Ali'yi anlatmak,onun örnek hayatından feyz almak ise daha pragmatik davranmalıyız.
Bence böyle uzun yazıların kısa sürede sunulması faydasız bilmiyorum belkide üyelerimiz saatlerini verip tek tek okuyorlardır ancak zannetmiyorum.
Daha kısa ve özlü yazıların peyder pey sunulması çok daha faydalı olur.
Güzel can ben size şöyle anlatayım
Alevilik te BATINI VE ZAHİRİ anlamda şiirler yazılır
Yani türkçeye çevirecek olursak
MECAZİ ANLAM denir buna
Kinaye vardır burda
Yani normal sizin sandığınız anlamda kötü yazılmamıştır . . .
ALLAH 'IN BİZLERİ İNSAN-I KAMİLLERDEN AYIRMAMASI DİLEKLERİMLE . . .
Doğrusu ben bu şiirde batini bir anlam göremedim,dediğiniz gibi mecaz kullanılmış olabilir ancak ben konu Allah olunca daha hassas olunmasından yanayım.
Batınilik tasavvuf ehlinde vardır ve özü kavrama manasına gelir ve zahirde yanlış görünen bazı eylemler batında hak olabilir.
Bunun en güzel örneği Hallac-ı Mansur'un Allah aşkı ile Enel Hak yani ben Hakkım demesidir.
Bu derin ve çetrefilli bir konu hataya da açık bir alan bu yüzden fazla uzatmak istemiyorum. Şiir halka açık alanlarda yayınlanmaması gereken bir içeriğe sahip,dediğiniz gibi batıni bir manası varsa tasavvuf ilmine vakıf olmayan üyelerimiz tarafından yanlış anlamaya müsat bir konumda ve kaldırılmasından yanayım tabii siz çok daha geniş bir açıklama ile şiirin anlatmak istediğini paylaşırsanız ve akıllarda ki soru işaretlerini cevaplarsanız fitneye yer bırakmamış olursunuz.
BU ÂLEMİ GÖREN SENSİN
Bu âlemi gören sensin
Yok gözünde perde senin
Haksıza yol veren sensin
Yok mu suçun burda senin
Kâinatı sen yarattın
Her şeyi yoktan var ettin
Beni çıplak dışar attın
Cömertliğin nerde senin
Evli misin ergen misin
Eşin yoktur bir sen misin
Çarkı sema nur sen misin
Bu balkıyan nur da senin
Kilisede despot keşiş
İsa Allah'ın oğlu demiş
Meryem Ana neyin imiş
Bu işin var bir de senin
Kimden korktun da gizlendin
Çok arandın çok izlendin
Göster yüzün çok nazlandın
Yüzün mahrem ferde senin
Binbir ismin bir cismin var
Oğlun kızın ne hısmın var
Her bir irenkte resmin var
Nerde baksam orda senin
Türlü türlü dillerin var
Ne acaip hallerin var
Ne karanlık yolların var
Sırat köprün nerde senin
Âdemi sürdün bakmadın
Cennette de bırakmadın
Şeytanı niçin yakmadın
Cehennemin var da senin
Veysel neden aklın ermez
Uzun kısa dilin durmaz
Eller tutmaz gözler görmez
Bu acaip sır da senin
Zaten yukarıdada anlatıldığı gibi
BÜYÜK HALK OZANI AŞIK VEYSEL İN, ALLAH ' A TATLI DİLLE SİTEMİ VARDIR.
En sonra kıtada da zaten kendisininde belirttiği gibi
Veysel UZUN KISA DİLİN DURMAZ DER
Yani ALLAH a isyan ettiğinide kendide belirtir
Ve kendisinin ne kadar isyan ederse etsin, ALLAH ın kerametine eremeyeceğini
kendiside şu sözde belirtmiştir .
ELLER TUTMAZ GÖZLER GÖRMEZ
BU ACAYİP SIRDA SENİN
Umarım açıklamam yeterlidir :)
sonbahar5803
24.02.2008, 22:53
Zaten yukarıdada anlatıldığı gibi
BÜYÜK HALK OZANI AŞIK VEYSEL İN, ALLAH ' A TATLI DİLLE SİTEMİ VARDIR.
En sonra kıtada da zaten kendisininde belirttiği gibi
Veysel UZUN KISA DİLİN DURMAZ DER
Yani ALLAH a isyan ettiğinide kendide belirtir
Ve kendisinin ne kadar isyan ederse etsin, ALLAH ın kerametine eremeyeceğini
kendiside şu sözde belirtmiştir .
ELLER TUTMAZ GÖZLER GÖRMEZ
BU ACAYİP SIRDA SENİN
Umarım açıklamam yeterlidir :)
İzninizle bir iki şey de ben eklemek isterim.
Aşık Veysel'in büyük ozanlığının yanı sıra Ermiş bir zat olduğu da hep söylenir. Ne kadar doğru Allah bilir tabiki. Ama babamın anlattığı bir olayı paylaşmakta fayda görüyorum:
Cemil Baba adında ermiş birisi varmış, Kayseri'de yaşamış. Bana görmek nasip olmadı, sadece türbesini ve de adını bilirim. Ama babamın gençlik yıllarında bizzat tanıdığı ve de sohbet ettiği bir eren. O ermiş kişinin söylediğine göre Aşık Veysel'le Kabe'ye gitmişler (Uçakla değil tabiki...)
Bilirsiniz, ermiş insanlar istediklerinde bir anda başka yere gidebilirler. Aşık Veysel'in de elinden tutup yanında götürüyorsa buradan onun da ne kadar mühim bir insan olduğu anlaşılıyor.
Bu şiiri herhangi başkası yazmış olsa yanlış algılanabilir, ama konu Aşık Veysel olunca asla art niyet olmadığı açıktır.
Allah gani gani rahmet eylesin.
Bu güzel paylaşım için de tşk.
İzninizle bir iki şey de ben eklemek isterim.
Aşık Veysel'in büyük ozanlığının yanı sıra Ermiş bir zat olduğu da hep söylenir. Ne kadar doğru Allah bilir tabiki. Ama babamın anlattığı bir olayı paylaşmakta fayda görüyorum:
Cemil Baba adında ermiş birisi varmış, Kayseri'de yaşamış. Bana görmek nasip olmadı, sadece türbesini ve de adını bilirim. Ama babamın gençlik yıllarında bizzat tanıdığı ve de sohbet ettiği bir eren. O ermiş kişinin söylediğine göre Aşık Veysel'le Kabe'ye gitmişler (Uçakla değil tabiki...)
Bilirsiniz, ermiş insanlar istediklerinde bir anda başka yere gidebilirler. Aşık Veysel'in de elinden tutup yanında götürüyorsa buradan onun da ne kadar mühim bir insan olduğu anlaşılıyor.
Bu şiiri herhangi başkası yazmış olsa yanlış algılanabilir, ama konu Aşık Veysel olunca asla art niyet olmadığı açıktır.
Allah gani gani rahmet eylesin.
Bu güzel paylaşım için de tşk.
Rica ederim :)
Asıl ben sizin bu güzel paylaşımınızdan dolayı teşekkür ederim
Sizinde belirttiğiniz gibi ONLAR GÖNÜLLERİ İLE KABE YE VARAN İNSANLARDIR,
ONLAR HAK ADINI ANMAKLA MEŞGUL İKEN, BOŞ İŞLERE VAKİT AYIRAMAYAN KİŞİLERDİR.
Tekrar teşekkür ederim paylaşımınız için :)
sonbahar5803
24.02.2008, 23:08
Tekrar teşekkür ederim paylaşımınız için :)
Rica ederim. ;)
Körler sağırlar, birbirini ağırlar gibi oldu biraz ama... :D
Rica ederim. ;)
Körler sağırlar, birbirini ağırlar gibi oldu biraz ama... :D
:) İyi oldu bence :)
.
.
.
.
sonbahar5803
26.02.2008, 10:14
HZ. ALİ (r.a.) MANTIĞI
Bir gün bir Yahudi Hz. Ali (r.a.) 'a gelerek demiş ki:
Ya Ali! Bana öyle bir sayı söyleki bu sayı hem 2' ye, hem 3' e, hem 4' e, hem 5'e, hem 6' ya, hem 7' ye, hem 8' e, hem 9 'a, hem 10' a tam olarak bölünebilsin!
Hz. Ali (r.a.) Yahudiye, ''Peki bu sualini cevaplarsam müslüman olur musun?'' diye sormuş. Yahudi Hz. Ali (r.a.) 'ın bu teklifini kabul edince, Hz. Ali (r.a.) ona şu cevabı vermiş:
Haftanın günlerini ayın günleriyle;
çıkan sonucu ise senenin günleriyle çarp! Elde edeceğin sayı, hem 2' ye, hem 3' e, hem 4' e, hem 5'e, hem 6' ya, hem 7' ye, hem 8' e, hem 9 'a, hem 10' a tam olarak bölünecektir.
Yahudi haftanın günlerini (7), ayın günleriyle (30);
elde ettiği sayıyı (210) ise yılın günleriyle (360) çarpmış ve 75 600 sayısını elde etmiş.
Sonra bu sayıyı sırasıyla hem 2' ye, hem 3' e, hem 4' e, hem 5'e, hem 6' ya, hem 7' ye, hem 8' e, hem 9 'a, hem 10' a bölmüş ve ulaştığı bu netice karşısında Kelime-i Şahadet getirerek Müslüman olmuş...
HZ. ALİ (r.a.) MANTIĞI
Bir gün bir Yahudi Hz. Ali (r.a.) 'a gelerek demiş ki:
Ya Ali! Bana öyle bir sayı söyleki bu sayı hem 2' ye, hem 3' e, hem 4' e, hem 5'e, hem 6' ya, hem 7' ye, hem 8' e, hem 9 'a, hem 10' a tam olarak bölünebilsin!
Hz. Ali (r.a.) Yahudiye, ''Peki bu sualini cevaplarsam müslüman olur musun?'' diye sormuş. Yahudi Hz. Ali (r.a.) 'ın bu teklifini kabul edince, Hz. Ali (r.a.) ona şu cevabı vermiş:
Haftanın günlerini ayın günleriyle;
çıkan sonucu ise senenin günleriyle çarp! Elde edeceğin sayı, hem 2' ye, hem 3' e, hem 4' e, hem 5'e, hem 6' ya, hem 7' ye, hem 8' e, hem 9 'a, hem 10' a tam olarak bölünecektir.
Yahudi haftanın günlerini (7), ayın günleriyle (30);
elde ettiği sayıyı (210) ise yılın günleriyle (360) çarpmış ve 75 600 sayısını elde etmiş.
Sonra bu sayıyı sırasıyla hem 2' ye, hem 3' e, hem 4' e, hem 5'e, hem 6' ya, hem 7' ye, hem 8' e, hem 9 'a, hem 10' a bölmüş ve ulaştığı bu netice karşısında Kelime-i Şahadet getirerek Müslüman olmuş...
Eline sağlık paylaşımın için ....
allah razı olsun ara sıra güzel şeylerde yazın, tek boyutlu düşünüp insanları korku baskı sindirme yoluna gitmeyin, kendi töre ve inanç ibadet anlayışını herkese şartmış gibi koşma gel canımı ye
sonbahar5803
26.02.2008, 13:56
Rica ederim.
Tepkiler hep böyle yumuşak olsa (zıt görüşlerde bile) ortada sorun kalmaz.
Üç günlük dünyada Birbirimizi kırmamıza değmez. :)
Kapımız 72 millete açıktır :)
.
.
..
.
.
Pir Sultan Abdal, bir Muhammedîdir; bu onun için bir iftihar ve üstünlük vesilesidir. Müslüman olmaktan, Hz. Muhammet’in getirdiği dinin ilkelerine sarılmaktan onur duymaktadır, Pir Sultan Abdal. Bunun içindir ki, şöyle anlatmaktadır Hz. Muhammet’in getirdiği dine bağlılığını.
Din Muhammet dini, taptığım tapı
Yıkılır mı Hakk’ın kurduğu yapı’
‘Muhammet dinidir, bizim dinimiz
Tarikat altından geçer yolumuz’
‘Mürşidim Muhammet buldum yolumu’
‘Muhammet Ali’nin kurduğu yola
Kalmamış sıdkile nazar kılıcı’
Peygambere karşı duyduğu coşkun sevgiyi mısralarla dile getirir. Kimi zaman sabahın seherinde coşa gelir dağlarla, güllerle, sularla, yüreğiyle... Muhammet’i çağırır; kimi zaman günahlarından dertlenir ve Muhammet’e imdada gider.
Karlı dağlar gibi yığdım günahı
Ya Muhammet sana imdada geldim’
Pir Sultan Abdal’a göre Hz. Muhammet temizliktir. Sadece ruhen değil, bedenen de temizdir Hz. Muhammet. Üstelik Onun temizliği sadece kendisini temizlemesinden değil, bizahiti kendisinden, kendi vücudundandır. Öyle ki Muhammet’in teri gül kokusudur, hem de ak gül kokusu.
Gül kokusu Muhammet’in teridir’
‘Ak gül Muhammet’in alın terinden
Kerem Muhammet’ten, mürvet Ali’den’
Bu dünyada benim gönül verdiğim
Birisi Muhammet, birisi Ali
Adına, şanına kurban olduğum
Birisi Muhammet, birisi Ali’
Pir Sultan Abdal, çoğu yerde Hz. Muhammet ile Hz. Ali’nin isimlerini yan yana ve bazı kereler tek bir isim imiş gibi kullanır. Çünkü İslam’ı Hz. Muhammet getirmiş ve Hz. Ali de İslam’ı korumakla görevlendirilmiştir.
‘Ay Ali’dir, gün Muhammet’
‘Tenimiz Muhammet, canımız Ali’
Rehber Muhammet’tir, mürşit Ali’dir’
Pir Sultan’ım eydür şad olup güldü
Kabe-i şeriften bir nida geldi
Hakk’ın emri ile dört kitap indi
Okuyan Muhammet, yazan Ali’dir’
Ya Allah Ya Muhammed Ya Ali
Allah Aşkına ulaşan aşıklar dile Geldi
Pir Elinden dolu icen talibler Coşa Geldi
Talib oldu Mest,Cumlesi ikrarın Güde Geldi
Demle Ya Allah Ya Muhammed Ya Ali Diyerek
Sakin oldu kimi Zaman,bazen taştı bu Gönül
Erenlerin yolunda Kırk makamı Gördü GönüL
Sır Acıldı perde kalktı ,Aşka Bulandı Gönül
Dostla Ya Allah Ya Muhammed Ya Ali Diyerek
Kandil nuru Muhammed Sahibidir İmam Ali
Urum Erenlerin Piri 'dir Hacı Bektaş Veli
Varınca bu sırra Talibler olmuşlardır Deli
Canla Ya Allah Ya Muhammed Ya Ali Diyerek
Bak Dermani Soyler Dogru Piri Abdal Murad'dır
Dunya gümüş ise,Gerçek Altın İnce Figandır
Verselerde Degişme dost Bu yolun Hakikattır
Aşkla Ya Allah Ya Muhammed Ya Ali Diyerek
Alevilik, İslamdır.
‘Hakk-Muhammed-Ali’
yolunun ‘Kırklar Meclisi’nde
olgunlaştığı ve Oniki
İmamlarla devam eden;
İmam Cafer-i Sadık’ın akıl ölçüsünü rehber olarak
alan, Horasan erenlerinin
himmetleriyle Anadolu’ya
gelen Hazret-i Pîr’le ve ulu
ozanlarımızın nefesleriyle
hayat bulan inancın adıdır.
Alevilik inancı, hayatın
amacını insanın ham
ervahlıktan çıkarak insan-ı
kâmil olup özüne dönmek
olarak tanımlar. Bunun
için de; ‘Mürşid’, ‘Pîr’ ve
‘Rehber’ huzurunda ikrar
verilerek ‘Dört Kapı Kırk
Makam’ aşamasından
geçilir. İnancımızın
uygulandığı mekân cemevidir.
Dedemoğlu
Kalbi kara Yezit ne tan edersin
Er, Muhammet meydanında bell’olur
Ben müminim deyu dava kılarsun
Er, Muhammet meydanında bell’olur.
Ta ezelden ezel aduvsün bize
İşin gücün gıybet mesavi söze,
Sizin kendi belanız yetişir size
Er, Muhammet meydanında bell’olur.
Bir gün olur şu fenadan geçilür
Melekütmevt dolusundan içilür
Yarın andan yahşi yaman seçilür
Er, Muhammet meydanında bell’olur.
Biliri korsun da bilmezi yazan,
Benlik getirüp de yolunu azan,
Koy düşsün deyü kuyular kazan
Er Muhammet meydanında bell' olur.
Dedemoğlu der ki hey yüzü kara
Varlıktan geçüp de gelmezsin dara
Size bundan başka bulunmaz çare
Er, Muhammet meydanında bell'olur.
(Kaynak: Ahmet Özdemir, Cönklerden Günümüze Halk Şairlerimiz, Veli Yayınları, Istanbul 1993, s. 67.)
Sözcük Açıklamaları:tan eylemek: lanetlemek
aduv: düşman
gıybet: dedikodu
mesavi: kötülük (mahâsin’in zıt anlamlısı)
melekütmevt: ölüm âlemi/dünyası
Eğildimde bir dolu içtim gel gel
Pirin elinden elinden
Yandı yürek kebab oldu
Narın elinden elinden
Dostun bahçesinde güller gel gel
Ne bilir halimden eller
Şakıyıp öten bülbüller
Gülün elinden elindn
Dostun bahçesinde gezdim gel gel
Hem okudum hem yazdım
Ben o yardan ayrı gezdim
Elin dilinden dilinden
çayır çimen dom bürüdü gel gel
lale sümbüller yürüdü
dağların karı eridi
yelin elinden eilnden
yine geldi bahar yazlar gel gel
ötüşür turnalar kazlaz
süzülüyor ela gözler
ölüm elinden elinden
gerçeklere ölüm olmaz gel gel
müminlere sorgu olmaz
burda ölen orda ölmez
korkmam ölümden ölümden
tutmuşam pirin elinden gel gel
korkmazam sırat yolundan
sakın kul hüseynim saın
adu dilinden dilinden
HZ. ALİ'DEN ÖZ DEYİŞLER(*)
KAZIM BALABAN (**)
GAZETECİ - YAZAR
1. Acelenin meyvesi yanlışlıktır.
2. Aç kalmak, alçalmaktan hayırlıdır.
3. Açık kalpli, mert düşman, içinden pazarlıklı dosttan iyidir.
4. Adalet için en büyük talihsizlik, devleti idare edenin zalimliğidir.
5. Adalet, halkın dirliği ve düzeni, idarecilerin ise süsü ve güzelliğidir.
6. Adalet ve eşitliği gözetme, siyasetlerin en iyisidir.
7. Adil ol, kudretin sürekli olsun.
8. Adilane davranış siyasetlerin (yönetimlerin) en iyisidir.
9. Affedilmeyecek günah, insanların bir birlerine olan zulmüdür.
10. Affetmekten utanmayın. Cezalandırmada acele etmeyin. Emriniz altında bulunanların hataları karşısında hemen öfkelenip kendinizi kaybetmeyiniz.
11. Ahdini bozmak Allah’ı ve halkı gazaplandırır.
12. Ahmak, her lafın başında yemin eder.
13. Akıl, gurbette yakın bulmaktır; ahmaklık vatanda gurbete düşmektir.
14. Akıl gibi mal, iyi huy gibi dost, edep gibi miras, ilim gibi şeref olmaz.
15. Akıl gibi zenginlik cehalet gibi yoksulluk yoktur. Edebe uymak bir kazanç, danışmak bir güçtür.
16. Akıllı bir insan fakir olabilir. Fakat o hiç kimsenin sadakasına muhtaç değildir.
17. Akıllı kişi, tecrübelerden ibret alan kimsedir.
18. Akıllı olan kemal, cahil olan mal ister.
19. Akıllı, düşmanınsa bile danış, bilgisiz dostun fikrini geç.
20. Akıllı insan edeple öğüt alır. Dayaktan başka bir şeyle terbiye edilemiyenler hayvanlardır.
21. Akıllı, insanların en mutlusudur.
22. Akıllının dili kalbindedir, ahmağın dili ise ağzındadır.
23. Akıllının tahmini, cahilin kesin bilmesinden daha doğrudur.
24. Akıllı insanlar az konuşur. Çok söyleyenler, yalnız ahmaktırlar.
25. Akil kişi, kemâl taleb eder.
26. Akraba düşmanlığı, akrep sokmasından beterdir.
27. Alçak gönüllülük, ilimin meyvesidir.
28. Alçak gönüllülük, en büyük şereftir.
29. Aleyhine kesin delil olmayan kişiyi mazur tutun; o kişi benim.
30. Alışkanlık, insana musallat olur ve onu kontrolu altına alır.
31. Alışkanlık insanın ikinci tabiatı gibidir.
32. Amellerin en zoru üçtür. Bunlar; nefsin hakkını verebilmek, her halde Allah’u Teâlâ’yı hatırlayabilmek, kardeşine bol bol ikramda bulunabilmektir.
33. Amelsiz sevâb dileyen, yaysız ok atmaya kalkan kişiye benzer.
34. Aptallığın en büyüğü medh ve zemde ifrada kaçmaktır.
35. Allah dostları o kişilerdir ki, insanlar dünyanın görünüşüne baktıkları zaman, onlar dünyanın iç yüzünü görürler.
36. Allah katında insanların en kötüsü, hayatında midesini ve şehvet güdüsünü doyurmaktan başka hedefi olmayan kismedir.
37. Allah seni özgür yaratmışken, başkasının kölesi olma.
38. Allah’ın hışmından kurtulmuş olan, bir tek zâlim yoktur.
39. Allah’ü Teâlâya yemin ederim ki, beni yalnız mü’min sever ve bana yalnız münafık buğzeder.
40. Arkadaşın hayırlısı, sana doğru yolda iyi delil olandır.
41. Asıl yetimler, anadan ve babadan yoksun olanlar değil, akıldan yoksun olanlardır.
42. Aslını inkar eden haramzadedir.
43. Aş verirsen doyur.
44. Aşağılık insanlarla yakınlaşmaktan kaçın, onlar ki yapmacık sevgilerini gösterip içlerinde kötülüğü sakladılar. Onları hoşnut tuttuğun sürece sana sevgi duyarlar verili olmaktan geri kalırsan sana zehirlerini akıtırlar.
45. Aşırılık gösterme sevgide. Çünkü insan ne zaman o sevgiden hoşnut kalmayacağınızı bilemez. Hoşnutsuzluk duyar da insana nefret duyarsan, nefretinde de aşırılık olmasın. Nefretinden ne zaman döneceğini bilemezsin.
46. Atamalarda araştırma yapmayı ihmal etmeyiniz.
47. Ayıbın en büyüğü, ona benzer bir ayıp sende de varken, başkasını ayıplamandır. 48. Ayılması çok güc olan zenginlik sarhoşluğunda Allah”a sığınınız.
49. Aynı Anadan babadan doğanlar, senin miras kardeşlerin, uzak yerlerden gelen, huyu suyu sana benziyenler ise senin öz kardeşlerin sayılırlar.
50. Az ilmi olup da onunla amel eden, çok ilmi olup da amel etmeyenden hayırlıdır.
51. Az ibadet edip çok çalışmak, çok ibadet edip az çalışmaktan üstündür.
52. Az yemek yemek sağlıktır.
53. Azarlamada aşırılık inat ateşini alevlendirir.
54. Azim ve sebat, insanların en büyük yardımcısıdır.
55. Azgınlığın sonu ya rezil veyahut yok olmaktır.
56. Azla yetinen kimse zengindir.
57. Babana saygılı ol ki, oğlun da sana saygılı olsun.
58. Babana riyet edersen, sende oğlundan hürmet ve riayet bekleyebilirsin.
59. Bağışlamak, büyüklüğün şanındandır.
60. Bâtıla yardım eden, Hak’ka zûlmeder.
61. Başa kakmak suretiyle iyiliğini boşa giderme.
62. Başkalarına kulluk etme; Allah seni hür yaratmıştır.
63. Başkalarını çekiştireni, ister Hakk üzere olsun, ister batıl yalanlayınız.
64. Başkalarını ıslah etmek istiyor isen önce kendini ıslah etmelisin. Kendin fasid olduğun halde başkalarını ıslah etmeye kalkışman en büyük ayıplardandır.
65. Başkalarının felaketinden hisse kapanlar, geçmiş musîbetlerden ders alanlar, cidden bahtiyar insanlardır.
66. Başkalarının iyi hareketlerini takdire çalışınız. Derhal dostlarınızın çoğaldığını göreceksiniz.
67. Başkasında gördüğün fena bir huyu hemen nefsinde ara ve ondan kaçın.
68. Beceremeyeceğin bir iş için söz verme.
69. Ben Cehennem’in taksimcisiyim, Kıyamet Günü’nde Cehennem’e bu senin, bu da benim diyeceğim.
70. Ben konuşan Kur’anım.
71. Ben mü’minlerin emîriyim; onların en yoksulunun geçindiği gibi geçinmek zorundayım.
72. Benim 3 türlü Dostum vardır. Benim Dostlarım, Dostlarımın Dostları ve Düşmanlarımın düşmanı.
73. Benim izzet ve ikramım yemin ederim ki atalardan mirastır ve onlar benden önceliklidir.
74. Bencillik kimde olursa, helak olur.
75. Bedenin orucu, irâde ve ihtiyarla azaptan korkup sevâba girmeyi, ecre nâil olmayı dileyerek yemekten kesilmektir. Nefsin orucu, 5 duyuyu öbür suçlardan çekmek, kalbi de bütün şer sebeplerinden ayırmaktır. Kalbin orucu, dil orucundan; dilin orucu, karnın orucundan hayırlıdır.
76. Bırak bu içindeki ikililiği atıl ateşe, sönmeye yüz tutsa da onu alevlendir.
77. Bildiği halde susmak, bilmediği halde konuşmak kadar çirkindir.
78. Bilge insan çalışmasına, bilgisiz de boş hayallerine güvenir.
79. Bilgi gibi hazine olamaz.
80. Bilgi, tükenmeyen bir hazinedir; akıl eskimeyen, yıpranmayan bir elbisedir.
81. Bilgin bir söz ehli olamıyorsan, hiç olmazsa dikkatli bir dinleyici ol.
82. Bilgin kişinin rütbesi rütbelerin en üstünüdür.
83. Bilgin ölü olsa bile diridir. Cahil ise diri olsa bile ölüdür.
84. Bilgin ölse de yaşar; cahil ise yaşarken de ölüdür.
85. Bilginlerin toplantısı mutluluk getirir.
86. Bilgisiz, bilmediğini sormaktan utanmasın. Alim, içinden çıkamayacağı bir meselede en iyisini Allah’u Teâlâ bilir’ demekten sakınmasın.
87. Bilgisiz kişiyi bir işte, bir düşüncede ya pek ileri gitmiş görürsün, ya da pek geri kalmış.
88. Bilgiyi ehli olmayana veren, o bilgiye zulmetmiştir.
89. Bilgiyle dirilen ölmez.
90. Bilmediğiniz sözü söylemeyin, çünkü gerçeğin çoğu, inkâr ettiğiniz şeylerdir.
91. Bilmediğin şey hakkında konuşmayı ve üzerine düşmediği halde söz söylemeyi terk et.
92. Bilmiyorum demeyi bırakan kişi, öleceği yerden yaralanır, gider.
93. Bin defa mazlum olsan da bir defa zalim olma.
94. Bin kere mazlum olmak, bir kere zalim olmaktan iyidir.
95. Bin kapıdan, yüz bin kaleden içeri girebilirsin de küçücük bir gönülden içeri giremezsin.
96. Babanın, çocuğu için bıraktığı en iyi miras onu güzel edeble yetiştirmesidir.
97. Bir devletin başı, sahip olduğu iktidardan; bilgin, ilimden; iyilik sever, yaptığı iyiliklerden; ihtiyar da yaşından ötürü saygı görür.
98. Bir devletin çökmesi şu dört sebebe bakar: Esas prensiplerinden ayrılma, ikinci planda olan şeylere önem verme, aşağılık kimselerin ön safa geçmesi ve erdemli kişilerin arka plana atılması.
99. Bir gerceği savunurken, ona önce kendimiz inanmalıyız sonrada başkalarını inandirmaya çalışmalıyız.
100. Bir hikmet ve hakikatı bulmak, müminler için büyük bir ganimettir.
101. Bir insana başkaları yanında verilen öğüt, öğüt değil, hakarettir.
102. Bir insanda güzel bir huy varsa o huya benzer başka huylarını da bekleyin.
103. Bir işi yapmadan önce tedbir almak, insanı pişmanlıktan kurtarır.
104. Bir sanat eserini yıkmak, cinayetlerin en büyüğüdür.
105. Bir hakikatı müdafaa ederken, ona evvelâ kendimiz inanmalıyız. Sonra da, başkalarını inandırmaya çalışmalıyız.
106. Bir hata işlediğiniz vakit, onu itiraftan çekinmeyiniz. Eğer böyle yaparsanız, o hatayı görmüş olanların, aleyhinize verecekleri hükmün önüne geçersiniz.
107. Birisini övmede aşırı gitmeyin ve abartmayın.
108. Bir kişiyi lâyığından fazla övmek riyâdır, dalkavukluktur; lâyığından az övmek ise ya dilsizlikten ileri gelir, ya hasedden.
109. Biri sana sırtını çevirirse üzülme, böylece dostunla düşmanını ayırt etmiş olursun.
110. Birinin aleyhinde söylenen sözü dinleyen, o sözü söyleyen gibidir.
111. Birbirine aykırı olarak çağrılan iki yoldan biri mutlaka yanlıştır.
112. Birisinin suçunu bağışladıktan sonra pişman olma, Cezalandırdığın zamanda sevinme.
113. Borçların çokluğu, doğru adamı yalancı, şerefli adamı da yemininden dönek yapar.
114. Boş vakitlerini okumakla değerlendiren kimse, fikir rahatlığını kaybetmez.
115. Bütün insanlar Allahın kuludur. Lakin hiç bir kimse, diğer bir kimsenen kulu değildir.
116. Bütün varımızı sunarız sadece, ekmek ve sirke olsa da.
117. Büyük günahların kefareti, zulme düşünlere yardım etmek, acze düşünleri ferahlandırmaktır.
118. Büyüklere karşı saygılı olun ki çocuklar da size karşı saygılı olsunlar.
119. Cahil dosttan ziyade akıllı düşmanına güven.
120. Cahil ile sakın Latife (şaka) etme. Dili zehirli olduğundan gönlünü yaralar.
121. Cahil, ne kendi eksiğini görür, ne de öğütlere kulak asar.
122. Cahilden uzak kalmak, akıllıya yaklaşmakla eşittir.
123. Cahiller çoğalınca bilginler garip olurlar.
124. Can gözü kör olunca, gözle görüşün bir yararı yoktur.
125. Cehaleti ilimle geri çevirin.
126. Cehalet ve gaflet alimin kalbinde olmaz. Fakat alimler, zengin cahillerin karşısında, ancak ilim sayesinde yükselirler.
127. Cenabı Hak, Kibir edenleri bayağı ve aşağılık kılar.
128. Cimri zengin, cömert yoksuldan daha yoksuldur.
129. Cimri, her zaman aşağılıktır, kıskanç olan her zaman işkencededir.
130. Cimrinin dostu bulunmaz.
131. Cömertlik alışkanlıkların en üstünüdür.
132. Cömertlik, istemeden önce vermektir. İstendikten sonra vermek utançtandır ve kötüdür.
133. Çalışan kötülük düşünemez, çalışmayan da kötülükten kurtulamaz.
134. Çalışıp da bir şey elde edemeyen, oturunca hiç bir şey elde edemez.
135. Çalışmak kadar dinlenmeyi de görev bil ihmâl etme. Sağlığınıza eza etmeyin, sağlığın bozulması kolaydır da onu elde etmek zor.
136. Çobanların en kötüsü, sürüsünde kötüleri barındırandır.
137. Çocuk açısından, hiç bir süt anne sütünden iyi değildir.
138. Çocuklara sevgi ve büyüklere saygı gösteriniz.
139. Çocuklara söz verdiğinizde kesinlikle sözünüzde durunuz.
140. Çocuğun kalbi hiç ekilmemiş bir tarla gibidir. Ona ne verilirse kabul eder.
141. Çocuğunuza yedi yıl oyun oynamasına müsade edin ve yedi yıl ona yaşam edebini öğretiniz.
142. Çoğu insanlar medhedilip övüldüğü için gurura kapılırlar.
143. Çoğu sözler hamleden daha serttir.
144. Çok akıllı kimseler, başkalarının hatalarından öğrenirler ve hata yapmazlar, akıllı insanlar hata yapar ve ders çıkararak bir daha yapmazlar. Ahmak insanlar da sürekli hata yapar gene ders çıkarmazlar.
145. Çok kimseler varisleri kavga etsinler diye mal toplamaya çalışırlar.
146. Çok şakacı insanı ciddiye almazlar.
147. Çok yaşayanın ömrü, dostlarına ağlamakla geçirecektir.
148. Dert ve gam, ihtiyarlığın yarısıdır.
149. Dert ve sıkıntının şiddetine sabır göster, bunun da sonu gelecektir. Bil ki sabır bir asalet göstergesidir.
150. Dil, aklın tercümanıdır.
151. Dil, insanın terazisidir.
152. Dil yırtıcıdır; yuları bırakıldı mı salar, parçalar.
153. Dili tatlı olanın arkadaşı çok olur.
154. Dilini söğüp saymaya alıştırma. Tatlı dilli ol. Kötü söz alışkanlığı, insanı soysuz yapar.
155. Dilini küfre alıştırma. Tatli dilli ol. Yoksa önüne gelene havlayan köpeklere dönersin. Halkı zorla kendine nefret ettirirsin.
156. Dilsiz ol, yalancı olma.
157. Dilinizi dâimâ iyi kullanınız. O sizi saadete götürdüğü gibi, felâkete de götürebilir.
158. Dindarlığın en üstünü, dindarlığı gizlemektir.
159. Dinle, öğrenirsin. Sus esen kalırsın.
160. Doğru, dürüst ve nazik kişileri seçin, ve çıkar ummadan ve korkmadan acı gerçekleri söyleyebilenleri tercih edin.
161. Doğru her zaman yüce, yalancı her zaman aşağı ve cücedir.
162. Doğru söz söyleyenin delili kuvvetli olur.
163. Doğruluk en iyi yol, bilgi en iyi kılavuzdur.
164. Doğruluk, hakkın dilidir.
165. Dost, sen yokken dostluk şartını yerine getiren kimsedir.
166. Dost, kardeşini üç hâlde korumadıkça tam dost olamaz. Düşkünlüğünde, kendisi bulunmadığı vakit, ölümünden sonra.
167. Dostun olmayışı, bir çeşit gariplik ve yalnızlıktır.
168. Dostuna kanat ger ve ona bir babanın oğullarının üstüne eğilmesi, onları korumasına alması gibi davran.
169. Dostları yitirmek gurbete düşmektir.
170. Dostlarıma dost olanları çok severim. ve onların kıymetlerinide dostlukların dereceleriyle ölçerim.
171. Dostların çoğalsın diye çırpınma. Onları bir gün ihmal etmeğe kalksan çabucak düşmanın olurlar. Dostlar ateş gibidir. Pek çoğalırlarsa yakarlar.
172. Dostlarının kötüsü, seni iyi gününde arayıp sıkıntılı zamanında yüz üstü bırakandır.
173. Dostluk, en yakın akrabalıktır.
174. Dostluk, elde edilmiş akrabalıktır.
175. Dostlukta aşırı gitme, kim bilir belki o dostun bir gün düşmanın olur, düşmanlıkta da aşırı gitme, kim bilir belki o düşmanın bir gün dostun olur.
176. Dostunu ihtiyâtla sev, olabilir ki bir gün sana düşman olur; düşmanınla da ihtiyâta riâyet ederek düşmanlıkta bulun, olabilir ki bir gün sana dost kesilir.
177. Dostunun düşmanını, kendine dost seçme.
178. Dünya geçici gölgedir.
179. Dünya sana cömert davrandığından sen de malına cömert davran, herkesin durumu değişebilir.
180. Dünyada yoksulu doyurmak kadar büyük iyilik yoktur. Bunu yapanlar, âhirette mutlaka mükafatını bulur.
181. Dünyanın en değerli hazinesi öğüttür, ama ondan ucuzu da yoktur.
182. Dünyayı yutsa, yoksul kalacak biri var: Aç gözlü.
183. Düşene sevinme, zamanın sana ne sakladığını bilmezsin.
184. Düşmanı kovalamayınız, onların yaralananlarının yarasını sarınız, esirlerini tedavi ediniz.
185. Düşmanlık, kalbi meşgul eder.
186. Düşünce akılların cilasıdır.
187. Düşünce ve prensiplerini kendi hayatlarında da uygulayan kimselerin bilgi ışıklarıyla aydınlanınız.
188. Düşünün, sonra konuşun, yanılmalardan kurtulacaksınız.
189. Edep, aklın suretidir.
190. Edep, en iyi mirastır.
191. Edeb, had tanımaktır.
192. Edep insanın kemalidir.
193. Edep insan için güzel elbise menzilesindedir.
194. Edepsiz olan kimsenin ayıpları çok olur.
195. Eğer ararsak kendimize kolayca düşman bulabiliriz, ama ne kadar ararsak dost bulmak kolay değil.
196. Eğer başkalarını ıslah etmek istiyorsan önce kendini ıslah et. Kendin fasid olduğun halde başkalarını ıslah etmekle çalışmak çok büyük bir kusurdur.
197. Eger bilgiyi hak edene vermezseniz o kişiye zulmetmis olursunuz; hak etmeyene verirseniz bilgiye zulmetmis olursunuz.
198. Eğer bir seyahete çıkarsanız, gittiğiniz yerlerin adetlerine uymaya çalışınız.
199. Eğer yoksullaşırsan, yoksulluğunu gönül zenginliği ile tedavi et.
200. Eğer sırlarınızı birbirinize açarsanız, artık onu gizleyemezsiniz.
201. Eğer giriştiğin herhangi bir davada haklı isen korkma. Hakkı müdafaa edenin yardımcısı Allah’tır.
202. Eğer hayırlı bir iş görmek istersen, bugünün işini yarına koyma. Çünkü, yarına kadar ne olacağı belli değildir. Fena bir işe başlayacağın zaman da acele etme. Belki hayırlı bir düşünce, sana o fenalıktan gelecek olan tehlikeye mani olur.
203. Eğer talihin açık ise Kusurların kapalı kalır.
204. Eğlence ve zevke kapılan, akıldan kaybeder.
205. Elbiseleriniz eskide olsa, kalpleriniz yeni ve temiz olsun.
206. El işlerine yardım edin; çünkü bu yoksulluğu azaltır, hayat standardını artırır.
207. Emanetin en feyizlisi ‘ahde vefa’dır.
208. En ahmak insan, kendini herkesten en akıllı sanandır.
209. En akıllı insan, öğütleri dinlemekten vazgeçmeyen insandır.
210. En büyük Sıddık benim.
211. En büyük yardım, en çabuk yapılan yardımdır.
212. En büyük zenginlik Akıl, en şiddetli yoksulluk Ahmaklıktır.
213. En faydalı bilgi, uygulanabilendir.
214. En güzel ahlak, tevazu, yumuşaklık ve tatlı dilde bulunur.
215. En güzel edep kendinden başlamandır.
216. En kötü dost, seni şak şaklayıp eksiklerini örtendir.
217. En kötü düşmanlık insanlara yönelendir.
218. En kötü şey, insanın kendisini beğenmesidir.
219. En kuvvetli kişi, kendi nefsine galip olan kişidir
220. En talihsiz memleket, insanlarının her türlü güvenlikten yoksun yaşadıkları memlekettir.
221. En yakını yitiren en uzağı yardımcı olarak bulamaz.
222. En yakışıklı elbise, erdem elbisesidir.
223. Erdemin başı ilimdir.
224. Erkeklerin süsü edeptir, kadınların süsü de altındır.
225. Esnaf ve tüccara dikkat edin; onlara gereken önemi gösterin, fakat ihtikâr, karaborsa ve mal yığmalarına izin vermeyin.
226. Evim gelen herkesin kendi ortamıdır. Kilerimiz yiyecek alana açıktır. Bütün varımızı sunarız. Sadece ekmek ve sirke olsa da.
227. Evlâtlarınızı yaşayacakları zamana göre, terbiye ediniz.
228. Evlâtlarınızı yaşayacakları zamana göre yetiştiriniz
229. Ey Âdemoğlu, ihtiyacından fazla kazandığın şeyi, başkası için biriktirmedesin.
230. Ey Allah’ım, kaç evin önünden geçtiğimde zevk ve yapay mutlulukla şenlenmişti.
231. Ey insanlar! Bilgi edindiğiniz zaman hidayet´e ermeniz için bilginize uyunuz. Çünkü ilminin tersine hareket eden alim, cehlaletten ayrılmaz, yolunu kayıp etmiş cahile benzer.
232. Ey karamsar; bilmelisin ki, bu devranın değişmeyen tek bir kanunu var o da değişmektir.
233. Eziyet etme, eziyete engel ol. Diline sahip ol, can feda olsun sana yardımcı olan dost arkadaşlığına.
234. Fasık ve günahkâr kimselerle arkadaş olmaktan kaçının, çünkü kötülük kötülüğe kavuşur.
235. Fazîletlerin başı ilimdir.
236. Fazîlet sahibinin kıymetini, ancak fazîlet sahibi bilir.
237. Fazla yemek ve yemek üstüne yemekten kaçının. Zira fazla yiyen kimse fazla hasta olur
238. Fırsat karınca yürüyüşü ile gelir, yıldırım hızı ile gider.
239. Fırsat yaz bulutu gibi gelip geçer, elinize geçtiğinde faydalanmasını bilin.
240. Fikir çatışmalarından hakikat çıkar.
241. Fikir çatışmalarında dikkat çıkar.
242. Fikir sahibi her şeyden ibret alır.
243. Gayb sırlarından bana sorunuz, Mürsel peygamberlerin tüm ilimlerine varisim ben.
244. Garip, dostu olmayan kimsedir.
245. Gazap ve öfkeden kaçınınız. Çünkü onun başlangıcı delilik ve sonu ise pişmanlıktır.
246. Gece ile gündüz seni işlerler. Onları sen işle. Onlar her gün senden bir şey koparıyor, sen de onlardan bir şey koparmaya bak.
247. Geçimini mertce kazanmaya çalış. Nefsini alçaklıktan koru ki, fakir olsan bile şerefli kalasın.
248. Gençlik günlerini düşünmek, hasrettir.
249. Gerçek bilgin, bildiklerinin bilmedikleri yanında daha az olduğunu anlayandır.
250. Gerçek dost, sıkıntı zamanında imdada yetişendir.
251. Gerçek dostlar, çok vücutlu, tek kalpli varlıklardır.
252. Gerçek karşısında öfkelenmek ayıptır.
253. Gerçekle savaşan, elbette alt olur gider.
254. Gerçekleri söylemekten korkmayınız.
255. Gereksiz şeylerin peşinden koşan gerekli şeyleri kaçırır.
256. Görmediğim Allah’a ibâdet etmedim, tapmam.
257. Gözleri kör olan birisine doğanın ne kadar güzel olduğunu anlatamazsınız.
258. Güler yüz göstermek, cömertlik yerine geçer.
259. Güler yüz, dostluk yaratır.
260. Günah işlememek, tövbe etmekten daha iyidir.
261. Günaha alt olarak üstünlük bulan, üstünlük elde etmemiştir, şerle üst olan alt olmuştur.
262. Günahın en kötüsü, hafife alınan günahtır.
263. Güzel bir hayat sürdürmek istiyorsan kıskanma, cimri olma ve hırslı olma.
264. Güzel bir siyaset, iktidarı sürekli kılar.
265. Güzel huy, bir ganimettir.
266. Güzellik giyinenlerin süslüğü ile oluşmaz; bilgi ve terbiye ile güzel olunur.
267. Haddini bilen kimse, hakaret görmez.
268. Hain kişilere vefâda bulunmak, Allah’a hıyânette bulunmaktır; hainlere gadretmekse, Allah’a vefâ etmek demektir.
269. Hakkı bilirsen, Hakkın ehlinide bilirsin.
270. Halka karşı daima içinizde sevgi ve nezaket besleyin. Onlara bir canavar gibi davranmayın ve onları azarlamayın.
271. Halka istemediği, hoşlanmadığı şeyleri söyleyen kişi hakkında halk da, istemediği şeyleri söyler.
272. Halkın güvenini kazanın ve onların iyiliğini istediğinize kendilerini inandırınız.
273. Halkın en mutlusu, insanlarla iyi geçinen kimsedir.
274. Hakiki dost; sıkıntılı zamanlarda, senin gurur ve izzet-i nefsini kırmadan, sana yardım edenlerdir.
275. Hakkı ayakta tutmak için yardımlaşmak emanet ve dindarlıktır.
276. Haktan sonra delaletten başka ne vardır ki...!
277. Haksız kazanç ve ahlâksızlıklara düşmemeleri için memurlarınıza yeterince maaş ödeyiniz.
278. Haksızlık önünde eğilmeyiniz. Çünkü haksızlıkla beraber şerefinizi de kaybedersiniz.
279. Haksızlıklara isyan etmeyenler, onlardan gelecek her musibete katlanmalıdır.
280. Halk için en büyük felaket, düşünce ve bilim adamlarının düşük ahlaklı kimseler oluşudur.
281. Halka hürmet edenler, hürmete mazhar, halkı tahrik edenler hakarete layık olurlar. Halka saygınlık veren kişi, saygın tutulmuştur. Halkı küçümseyenlerse saygı görmemişlerdir.
282. Halkın güvenini kazanınız ve onların iyiliğini istediğinize kendilerini inandırınız.
283. Halkın önderi olmak isteyen biri önce kendisini ıslah etmeli, daha sonra başkalarını ıslah etmeye başlamalı ve söz ile diğerlerine edep öğretmeden önce güzel davranışı ile onlara edep öğretmelidir.
284. Hayat kötülüklerle insan arasında perdedir.
285. Hayatın, karşısına çıkardığı müşkül hadiselere sabır ve tahammül et. Onları, hiç kimseden bilme ve hiç kimseye karşı kalbinde bir buğz ve adâvet besleme; hiç kimseye hiddet ve şiddet gösterme. Bu suretle hareket edersen, en büyük müşkülleri bile yenersin ve sen de “İnsân-ı kâmil” mertebesine erersin.
286. Hayrı yapan, hayırdan da hayırlıdır; şer isteyense şerden de kötüdür.
287. Her hangi bir işde acele etme hataya düşersin.
288. Her hangi bir mücadelede son çabasını harcayan, mutlaka zafer kazanır.
289. Her huyun en iyisini kendin için seç.
290. He insan senin gibi yaradılışa sahiptir.
291. Herkesin değeri, onun himmeti kadardır.
292. Her kim, bana bir harf öğretse, ben ona kul, köle olurum.
293. Her kim kötüyü yasaklar, fesata kızar ve Allah’ın yasaklarının hududu çiğnendiği zaman öfkelenirse, Allah’ü Tealada o kulunun lehine öfkelenir.
294. Her kişinin değeri, yaptığı güzel işiyle ölçülür.
295. Her nereye baksam Allahı görürüm.
296. Her sorunu kolay yönünden ele al, hayatında rahat edersin. Çünkü sen sorunları kolaylıklarıyla ele aldıkça çözümleri de kolaylaşacaktır.
297. Her şey akla muhtaçtır, akıl da eğitime.
298. Her şey olması gereken zamanda oluşup elde edilir. Bunu bilmeyen cahil, yorgunluğuyla mahzun kalır.
299. Her şeye ibretle bakınız. Ve gördüklerinizden ibret alınız.
300. Her şeyi layık olduğu yere koyan Allah’tır.
301. Her şeyin bir belası vardır ve iyiliğin belası da kötü arkadaştır.
302. Her şeyin sonunu uzun uzun düşünen ve bir türlü karar veremeyenlerden, şecâat ve cesaret namına, hiçbir şey beklenemez.
303. Her şeyin en büyüğü İlim ve Bilimdir. Çünkü ilim ile Hakk’a yol bulunur, bilim ile halka tahammül edilir.
304. Her şeyin en iyisi, en yeni olanıdır; ama dostların en iyisi, en eskileridir.
305. Herkes için tatlı, acı bir son vardır.
306. Hırs seni kul etmesin, Allah seni hür yarattı.
307. Hırs ve tamah, yorgunluk ve meşakkatin anahtarıdır.
308. Hızlı yükselenlere imreniliyor. Oysa en hızlı yükselenler toz, duman. saman ve tüydür.
309. Hiç bir süs edep kadar güzel değildir.
310. Hiç bir şey görmedim, meğer ondan evvel ve onunla, ondan sonra gördüğüm hep Cenâb-ı Hak’tır.
311. Hiç bir zaman vaadinizden ve sözünüzden dönmeyiniz.
312. Hiç kimsenin hatasını yüzüne vurmayınız. O hatayı işleyene hatasını, başka birini misal göstererek anlatınız.
313. Hiçbir işte lüzumundan fazla aceleci olma. Dikkatli davranma sahibi olanlar, kendilerini bir çıkmaza girmekten muhafaza etmiş olurlar
314. Hikmet sahibi kişilerin sözleri doğruysa ilaçtır, yanlışsa hastalıktır.
1. Önce "Alevîlik nedir?" sorusuna kısa bir cevap verelim:
Alevîliğin ne olduğu konusunda farklı yaklaşımlar ve değerlendirmeler var. Onun bir tarikat, bir mezhep, farklı bir din olduğunu söyleyenlerin bulunduğunu görüyoruz. Bana göre Alevîlik aslında (kökü itibariyle) şîîliğin bir koludur; yani bir islam mezhebidir, zaman içinde alevîlerin dini hayatlarına Bektâşîlik, Mevlevîlik gibi tarikatlardan, İslam öncesi kültürden bazı inançlar, âdâb, erkân ve uygulamalar da girmiştir. Türkiye'de inanç ve amel bakımlarından tek tip bir Alevîliğin bulunduğunu söylemek de zordur. Alevîlik okuma yoluyla değil, şifahî anlatım yoluyla yayıldığı ve çeşitli sebeplerle bir ölçüde gizli tutulduğu için çağlara ve bölgelere göre farklı Alevîlik anlayış ve uygulamalar ortaya çıkmıştır. Dinin siyasete alet edilmesi cümlesinden olarak Alevîlik de dün ve bugün siyasete alet edilmiştir, edilmektedir; bu vakıa da Alevî-Sünnî ilişkisinin sağlıklı bir zemine oturmasını zorlaştıran amiller arasındadır.
Bir Alevî, Allah'a, Peygamber'e, Kur'an'a ve âhirete iman ediyorsa (diğer iman esaslar bu dördün içindedir) onu mümin ve müslüman kabul etmek gerekir. Hz. Ali, Mehdi, bazı sahâbiler hakkındaki inançlar ile ibadet ve ameldeki noksanlıklar onlar mümin ve müslüman olmaktan çıkarmaz.
Sünnîlere göre Alevîlerin Hz. Ali ve bazı sahâbîler hakkındaki aşırı inançları hatalıdır. Namaz, oruç, içki, gusül gibi konulardaki -Sünnîlerinkine ters düşen- anlayış ve uygulamalar da kusurludur, muteber değildir. Tabîî onlara göre de Sünnîlerinki muteber değildir.
Aradaki ortak ve farklı noktalar, bu iki müslüman gurubun bir arada kardeşçe yaşamalarına engel olmamalıdır. Farklı inanış ve anlayışlar tartışma dışı bırakılır, taraflar farklılıklarından dolayı aşağılanmaz ve kınanmaz, devamlı ortak noktalar vurgulanırsa bir arada kardeşçe ve hayırlı işlerde işbirliği içinde yaşamaları daha da kolaylaşacaktır.
Benim yaşadığım zaman diliminde ve bölgede cem evleri yoktu, özel mekanlarda dedeler dernek yaparlar, bu toplantılarda saz, söz ve ayinler olurdu. Şimdi aynı şeyler kısmen cem evlerinde oluyor; şu halde cem evleri, camilerin değil, tekkelerin bir çeşididir. Alevîler kimi beş vakit, kimi Cuma ve bayram namazlar için hep camilere gelirlerdi, bugün de öyle yapıyorlar. Şu halde camiler, her iki gurubu, ortak inançlar ve uygulamalar yönünden bir araya getiren önemli islami kurumlardır; cem evlerini, amaçlarının dışına çıkararak camilere alternatif yapmaya uğraşanlar, bilerek veya bilmeyerek kötülük yapmakta, birlik ve beraberlik yerine ayrılığı körüklemektedirler.
Eğer Alevîler, kendi özel din anlayışlarını ve kültürlerini yeni nesillerine aktarmada ve din hayatlarını yaşamada bazı sıkıntılar çekiyorlarsa bunların açık ve seçik olarak ortaya konması ve -ayrılığı körüklemeden, çatışmayı ateşlemeden- uygun çözümlere kavuşturulması hiç de zor değildir.
Bir arada nasıl olunur?
son zamanlardaki çirkin siyaset girmediği sürece- çatışma olmadı, herkes kendi inancını yaşamaya devam etti. Komşulukta böyle olduğu gibi akrabalık ve aile ilişkilerinde de böyle olması mümkündür. Taraflar, farklı inanç, anlayış ve yaşantılarına saygı göstermeli, bunlar asla tartışma ve çatışma konusu yapmamalıdırlar. Bir uygulama bir arada bulunmamayı gerektiriyorsa; yani bu uygulama sırasında tarafların bir arada bulunmalarında sakıncalar bulunuyorsa o esnada ayrılmalıdırlar. Bunun dışında, taraflar kendi anlayışlarına göre helal ve harama, caiz olana ve olmayana riayet ederek bir arada olur, kardeşlik ve akrabalık ilişkisini kurar, yaşatır, hak ve ödevleri yerine getirirler.
2. Akademisyenlerin çocukların inanç ve ibadet eğitimleri ile ilgili değerli çalışmalar var; bunların bir kısmı da yayımlanmış durumda. Ayrıca bu işten anlayanların yazdıkları, resimli resimsiz, çeşitli yaş guruplarına hitap eden kitaplar var. Bunlardan yaralanmak gerekir. Bu konuda benim bir kitap listesi verme imkanım yok, İlahiyat Fakültelerinde "din eğitimi" dalında çalışan akademisyenlere sormanızı tavsiye ederim. Çocukların arkadaşlarına bakmak, uygun olmayanları ayıklamak da önemli bir tedbirdir. Ana ve baba ile ailenin diğer fertlerinin davranışları, eğitim konusu olan çocuklar bakımından çok önemlidir. Kusurlu davranışlar, kötü örnekler mikroptan daha çabuk bulaşır ve daha zor tedavi edilir. Buna dikkat etmekte zaruret vardır.
Yüzseler derimi etseler berdar
Dönmezem ben senden İmam Hüseyin
Bütün şehitlere sen oldun serdar
Dönmezem ben senden İmam Hüseyin
Güneş senden almış bütün ışığın
Bana büyük Kabe senin eşiğin
Huri meleklerin sallar beşiğin
Dönmezem ben senden İmam Hüseyin
Kerbela şehidi sultanı sensin
Yası matemini tutanlar gelsin
Gönlüm sarayında oturan sensin
Dönmezem ben senden İmam Hüseyin
Adular katlime verse fermanı
Külüm savursalar yapsa harmanım
Bir aciz kulunum sende dermanım
Dönmezem ben senden İmam Hüseyin
Seyit Meftuni der mihri cenanım
Sen nur-u Huda`sın vardır imanım
Aşkınla yanarım çıkmaz dumanım
Dönmezem ben senden İmam Hüseyin
Muharrem Naci Orhan`a (İkrari) saygıyla...
Arguvan - Minayik köyü
izmirliyiğido
02.03.2008, 21:08
KARDEŞİM LÜTFENNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNN NNNNN ARTIKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKK
KARDEŞİM LÜTFENNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNN NNNNN ARTIKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKKK
Arkadaşım sizin psikolojik sorununuzmu var ???
Beğenmiyorsanız okumayın, olur biter
Adı üzerinde HZ. ALİ İLE İLGİLİ KONULAR
Başka ne bekliyodun bu başlıkta ?
izmirliyiğido
02.03.2008, 21:20
Arkadaşım sizin psikolojik sorununuzmu var ???
Beğenmiyorsanız okumayın, olur biter
Adı üzerinde HZ. ALİ İLE İLGİLİ KONULAR
Başka ne bekliyodun bu başlıkta ?
HAYIR ÇOK ŞÜKÜR SAĞLIKLIYIM BEĞENMEDİĞİMDEN DEĞİL
BEN ONA KIZMIYORUM BİRSÜRÜ KONU AÇMIŞSINIZ ALEVİ VE HZ.ALİ İLE İLGİLİ ELHAMDÜLİLLAH MÜSLÜMANIM GALU BELADAN BERİ ÇOK ŞÜKÜR
BEN ONLARA SÖYLEMİYORUM AMA BU SİTEDE SÜREKLİ ALEVİLİK DEN BAHSETMENİZ SİVASLILAR SİTESİNDEN ÇIKARIP ALEVİLİK SİTESİNE ÇEVİRDİNİZ AMA HERKESE SAYGIMIZ VAR LÜTFEN TEK KONU YETER DEĞİL Mİ
SAYGILAR
Ali Rıza Ersan Dede
Binbir ismin biri Muhammet'tir Mustafa
Medet Üryan Hızır Eleman Medet
Ali ismin Şahi Merdan Murtaza
Medet Üryan Hızır elaman medet
Darda kalanları darda koymazsın
Çaresiz dertlere derman edersin
Kulvallahu ahaddır bir ismin
Medet Üryan Hızır elaman medet
Güzellik şanına vermiş yaradan
Yetimin yoksulun elinden tutan
Zeve köyü derler orada yatan
Medet Üryan Hızır elaman medet
Resul Munzur Delil Dervişin
Yanan fırınları buz eylemişsin
Yürüyen dağları dur eylemişsin
Medet Üryan Hızır elaman medet
Girdap deryasına girdin Hünkarla
Cümle peygamberler söyledi Ala
Bütün acıları çevirdin bala
Medet Üryan Hızır elaman medet
Alisin, Şah Hasan, İmam Hüseyin
Zeynelsin, Bakırsın, Cafersin, Ayin
Kazım, Musa, Rıza'dan alırsın payın
Medet Üryan Hızır el aman medet
Tavisin Navisin verdim selavat
Askeri Mehdisin eylersin imdat
Seyyid Üryan dedeme eyle Şefaat
Medet Üryan Hızır elaman medet
HAYIR ÇOK ŞÜKÜR SAĞLIKLIYIM BEĞENMEDİĞİMDEN DEĞİL
BEN ONA KIZMIYORUM BİRSÜRÜ KONU AÇMIŞSINIZ ALEVİ VE HZ.ALİ İLE İLGİLİ ELHAMDÜLİLLAH MÜSLÜMANIM GALU BELADAN BERİ ÇOK ŞÜKÜR
BEN ONLARA SÖYLEMİYORUM AMA BU SİTEDE SÜREKLİ ALEVİLİK DEN BAHSETMENİZ SİVASLILAR SİTESİNDEN ÇIKARIP ALEVİLİK SİTESİNE ÇEVİRDİNİZ AMA HERKESE SAYGIMIZ VAR LÜTFEN TEK KONU YETER DEĞİL Mİ
SAYGILAR
İyide güzel arkadaşım
Ben sadece bu konuyu açtım, bakın bakalım diğer konuları kim açmış ?
izmirliyiğido
02.03.2008, 21:26
İyide güzel arkadaşım
Ben sadece bu konuyu açtım, bakın bakalım diğer konuları kim açmış ?
.............................. .............................. .............................. ........
.............................. .............................. .............................. .......
.............................. .............................. .............................. .........
duzgun58
02.03.2008, 23:25
İLMİN KAPISI Hz.ALİ
Adâlet, halkın dirliği ve düzeni, idârecilerin süsü ve güzelliğidir.
Adâlet; îmânın başıdır, ihsânın birleştiği noktadır ve îmânın en yüksek mertebesidir.
Affetmek fazîlettir. Kararlı olmak metâ'dır, sahip olunan maldır. Kararsız olmak ise zâyi olmaktır. Doğruluk emânet, yalancılık hıyânettir. İnsâf rahatlık, şer küstahlıktır. Emânete hıyânet etmemek, îmândandır, güler yüzlülük ihsândandır. Doğruluk kurtarır, yalan felâkete sürükler. Kanâat insanı zengin yapar, yerinde kullanılmayan zenginlik azdırır. Dünya aldatır, şehvet kandırır. Lezzet oyalar, nefsin arzuları alçaltır. Hased yıpratır, nefret çökertir.
:) Ahmaklık, dermânı bulunmayan bir dert, şifâsı olmayan bir hastalıktır.
;)Ahmaklık; herşeyi fuzûliymiş gibi hiçe saymak ve câhil insanlarla arkadaşlık kurmaktır.
:)Akıl ve ilim, birbirinden ayrılmayan ve zıt olmayan iki kardeş gibidir.
Akıl, mü'minin dostu; ilim, vezîri, sabır, askerlerinin komutanı ve amel ise silâhıdır.
Akıllı kimse, günâhlarını tövbe ile örtendir. Cömert, kötülük yapana iyilikle karşılık verendir.
Akıllı kimse, ibâdetle, nefsin arzusuna karşı gelendir. Câhil kimse, günâh işleyerek nefsin arzusuna uyandır.
Akıllı kimse; dilini kötü söz ve gıybetten koruyan, mü'min; kalbini şek ve şüpheden temizleyendir.
Akıllı, iyiliklerini canlandıran, kötülüklerini öldürendir.
Akıllı, sustuğu vakit tefekkür, konuştuğu vakit zikir eder, baktığı vakit de ibret alır.
Hz.Ali ilmin kapısıdır.Lütfen Hz.Ali başka şeylere maledip onun üzerinden geçinmeyin.
ALLAH ONUN İLMİNDEN BİZLEREDE NASİP EYLESİN İNŞALLAH.
“Nur-u Kandil Ali”
Bir doğum düşün, o doğumla cihan rahmete boğulsun.
Bir doğum düşün, dertlere merhem olsun.
Bir doğum düşün ki gelişi bizlere bayram, zalime zindan olsun. Doğan o nura, ALİ dedi güzel Enbiya…
Beklemekteydim seni, cehaletin karanlığı basmıştı dört bir yanı ve ağlamaktaydı çaresizlikten yanan yürekler. Bir kurtarıcı beklemekteydi âlem, yalnız, bir başına ve ıssız idim, el açtım karanlık bir gecenin orta ıssız yerinde…
Ve bir ışık belirdi, öyle bir ışık ki karanlığı delercesine, günlerden Nevruz, aylardan Mart’tı. Kaldırdım başımı semaya doğru, gözlerim kamaşmış, bakamıyordum ansızın doğan ışığa. Sevinçten damla damla yaşlar birikmekte gözlerimde. Didelerimden yuvarlanmakta kederim. Kelimeler düğümlenmiş figan ile yanan boğazıma…
Bedenim kas katı kesilmiş, semaya uzanan ellerim titremekte. Dişlerim birbirine vurmakta, bakırcı çekici misali dövmekte damağımı. Haykırmak istiyorum dört bir yana adını. Seni haykırsam; ıssız çöllere, derin kuyulara, akan sessiz ırmaklara seni. Ve adını haykırsam bozkırlara, susuz derelere ve derin vadileri inletsem avazımla.
Ey Nur-u Hakk, haykırsam adını kundaktaki bebeğin temiz kalbine, işlesem seni ilmek ilmek genç bir kızın çeyizi üzerine. Ve yazsam adını gökyüzünün en uzak noktasına.
Ali… Söylerken bedenim uyuşmakta, adın yoğurmakta cesedimi. Doğumun şeref vermekte, açmakta nefisle kilitlenen gönül kapılarını.
Ve ellerim semada, dona kalmışım karşında. Kıl merhamet, çöz ellerimi sana muhtacım. Ağlıyorum duyuyorsun Ey Zat-ı Şahane. O an, o anki dünya durmuş, zaman durmuş kalmışım bir başıma. Bir ses gelmekte uzaktan, sanki Kaf dağının arkasından düşmekte buraya. Ali demekte birileri, Ali. Yerde ve gökte tüm canlıları davet edercesine.
İbrahim gibi yanmaktayım senin aşkına. Ve ellerim boşaldı, O’nu tutarcasına uzattım parmaklarımı dizine. Bir açın ekmeye uzanması gibi bende sana açım, doyur beni merhametinle. Gözüme, bak diyorum, bakta gör O’nu. Korkuyor gözüm bakmaya. Ve soruyor kalbime, acaba bakacak kadar temiz misin? İşte şimdi ağla, ağla ki gözyaşlarından bir nehir aksın, yıkasın seni. Belki o zaman bakarsın.
Ey Müminlerin Efendisi, çaresizlerin çaresi, sarsılmaz kudretin sahibi, nicedir beklemekteyim yolunu. Âdemden beri arzulamakta bu sefil seni. Ve şükür diye bir ses çıkmakta titreyen dudağımdan. Şükür… Aydınlandı yüreğimdeki kör pencere, duydu arşı aladan ebediyete uzanan narayı. Ali, adını her duyduğumda bir kez daha ve etkisini arttırarak aşka salmakta beni.
Eyüp misali bende senin için dert çekmekteyim. Öyle bir dert ki dermanı sende. Alma bu derdi benden, alma ki dermana gelen seni göreyim. Bir kez görmek için bilmem kaç yıl dert çekmeye razıyım.
Daha yerdeyim, bedenim ayaklarının önünde. Hıçkıra hıçkıra dökülmekte didelerimden yaşlarım, ama döküldükçe rahatlamakta bir yanım. Hafiflemekte, sanki Sina dağı karşımda O’na bakmaktayım.
Yusuf gibi derin ve karanlık bir kuyudayım. Adını hıçkırarak haykırıyorum, her haykırışta biraz aydınlanmakta karanlığım. Bir güneşin geceyi bitirdiği gibi doğmaktasın halsiz bedenimden içeri.
Nuh’un gemisine koşar gibi ruhum sana koşmakta, tırnaklarıyla yapışmakta kurtuluşa davet eden sesine. Bırakma diyorum ruhuma, yapış. Kurtuluş O’nda. Bilmem alır mısın beni geminin bir kıyısına.
Ve bir Nevruz, ben sana yalvarmaktayım. Bilmem sesimi duyar mısın, merhamet eder misin bu edna kuluna. Arşa değercesine semaya uzanmakta ellerim, dillerim seni zikretmekte. Merhamet etki bayram olsun bu aziz gün bana. Muhtacım Ey Sultan her iki cihanda sana.
Nur-u Kandilde belirdi bir ışık bu gece,
Bu gece ki Ali ismi dilimde oldu hece.
Gel ey gönlüm gün Nevruz’dur çağır o Padişahı,
Silsin gönlündeki pası, pak eylesin karayı.
Kim ki sana sıdk ile bağlanırsa her vakit,
Doldur ver içelim Pirden dertleşelim ey zahit.
Ol derdime derman senden ki yapıştım peşine,
Dört iklimi dolaşsam da rast gelmedim eşine.
Sensiz gönlüm ne eylesin bu cihanın varını,
Tek isteği bu fakirin sana versin canını.
05.03.2008
SİNAN BOZTEPE ( Dede )
paylaşım için teşekkürler......
paylaşım için teşekkürler......
Rica ederim canım benim :)
.
.
.
.
ya abla HZ.ALİ hayatından bazı anıları da bizimle paylaşırsan sevinirim ...okumayı sabırsızlıkla bekliyorum....
ya abla HZ.ALİ hayatından bazı anıları da bizimle paylaşırsan sevinirim ...okumayı sabırsızlıkla bekliyorum....
Tamam canım benim
En kısa zamanda paylaşıcam :)
Aleviliğin kökeni genel olarak Hz. Muhammed’in vefatı sonrasında yaşanan gelişmelere dayanmaktadır. Ancak Anadolu Aleviliği ele alınırken islamöncesi ve sonrası birçok farklı dinsel ve kültürel unsuru da gözden kaçırmamak gerekmektedir.Önce Aleviliğin doğuşuna yolaçan gelişmeleri görelim:
Hz. Muhammed’in vefatı sonrasında ortaya çıkan kimin halife olacağı sorunu, Alevi-sünni meselesinin ilk tohumlarını atmıştır. Hz. Muhammed daha sağlığında birçok kez Hz. Ali’nin halefi olacağını vurgulamıştı. Hz. Muhammed’in soyu, kızı Hz. Fatıma’yı eş olarak verdiği Hz. Ali’den devam etmişti.Hz. Muhammed Mekke’ye Hicret ettiği zaman da ailesine ve işlerine bakmak üzere Hz. Ali’yi yerine bırakmıştı. Üstelik Peygamber Hz. Ali’nin katıldığı hemen hemen bütün savaşlarda onu komutan olarak atamıştır.
Bilindiği üzere Hz. Muhammed Veda Haccı dönüşünde (632) Gadîru Hum adlı yerde beraberindeki müslümanlarla konaklayarak bir konuşma yapmış ve bu konuşmasında kendisinden sonra amcasıoğlu ve damadı Hz. Ali’nin müslümanlara önder yani halife tayin olduğunu ifade etmişti. Orada aralarında İkinci Halife Ömer’in de bulunduğu müslümanlar bundan dolayı Hz. Ali’yi kutlamışlardı.
Ölmeden önce Hz. Muhammed “Bana bir kalem ve kağıt getirin size bir vasiyet yazdırayım ki, benden sonra ihtilafa düşmeyesiniz.” demiş ancak bu isteği yerine getirilmemiş ve Peygamber vasiyetini yazamadan vefat etmişti. Daha sonra Hz. Ali ve diğer aile üyeleri Peygamberin defin işleriyle uğraşırken, Ebu Bekir ve Ömer’in de aralarında bulunduğu ensar ve muhacirin ileri gelenleri iktidar kavgasına başlamışlardı bile. Bu iktidar mücadelesi Ebu Bekir’in halife olması ile sonuçlanmış, daha sonra sırasıyle Ömer ve Osman halife olmuşlardır. Sonuç olarak bu üç kişinin halifelikleri, deyim yerindeyse Peygamberin Ehli Beytine rağmen gerçekleşmiş, bu nedenle yüzyıllardır tartışılagelmiştir. Hz. Ali ve Hz. Fatıma bu halifelikleri onaylamamakla birlikte, iktidar uğruna gerginlik yaratmaktan da kaçınmışlar, bu haksızlığı sineye çekmeyi uygun görmüşlerdir.
Alevi-Sünni meselesinin ilk çıkışı özetlemeğe çalıştığımız bu halifelik meselesine dayanır. Ehli Beytin başına gelenler ve bunlardan en önemlisi Kerbela Olayı ise Aleviliğin siyasal ve düşünsel bakımlardan daha da olgunlaşmasına ve Araplar dışındaki diğer uluslar arasında da yayılmasına neden olmuştur.Şimdi bu gelişmeleri görelim:
Osman’ın halifelik dönemi (644-656), daha önce tohumları ekilmiş bulunan bölünmelerin, problemlerin su yüzüne çıktığı bir dönem olmuştur. Halife Osman’ın yönetiminde akrabalarına, yani Emevi ailesine gösterdiği aşırı yakınlık ve valiliklere onları tayin etmesi ve diğer suistimaller ona karşı Irak, Mısır, Hicaz ve Surite’de yoğun bir hoşnutsuzluk duyulmasına yolaçmıştır. Valileri halka kötü davranıyor olmalarına rağmen onları koruyucu bir tutum takınmış, sonuçta Mısır, Basra ve Kûfe’den yola çıkan gruplar Halife Osman’ın evini kuşatarak onu öldürmüşlerdir.(656)
Üçüncü Halife Osman’ın öldürülmesi sonrası Hz. Ali halifeliği sahabenin ısrarları üzerine kabul etmiştir. Hz. Ali iç karışıklıkların çok yoğun olduğu bir dönemde ve bu karışıklıkları sonlandırmak amacıyla halifelik görevini kabul etmiştir. Daha önce Osman’ın aleyhinde bulunmuş olan Hz. Muhammed’in eşlerinden Ayşe, Talha ve Zübeyr, Hz. Ali’nin halife olması sonrasında onu Osman’ın ölümünden sorumlu tutarak Cemel savaşına yolaçmışlardır. Cemel Savaşı Hz. Ali’nin galibiyetiyle sonuçlanmıştır. Hz. Ali bu olaydan sonra Şam’da hüküm sürmekte olan ve kendisine biat etmeyi reddeden Şam Valisi Muaviye sorununun çözümüne girişti. Muaviye, Hz. Ali’yi Osman’ın ölümünden sorumlu tutuyor ve Şam’da bunun propagandasını yapıyordu. Hz. Ali’nin uyarıları sonuçsuz kalınca Hz. Ali ve Muaviye Orduları arasında Sıffin Savaşı (657) başlamış oldu. Hz. Ali’nin ordusu savaşı kazanmak üzereyken, Muaviye’nin yakın adamı Amr İbn-ül As’ın, askerlerin mızraklarının ucuna Kuran sayfalarını bağlatarak “Allahın kitabı sizinle bizim aramızda hakem olsun.” diye bağırtması sonucu Hz. Ali’nin ordusu saldırıyı durdurdu. Bu şekilde Amr’ın hilesi işe yaramış ve iki taraftan hakemler seçilmiş, bir sonuca ulaşılamamıştır. Burada Hz. Ali’nin ordusundan ayrılan bir grup da Hariciler adını almışlardır. Böylece müslümanlar Hz. Ali yandaşları, Muaviye yandaşları ve Hariciler olmak üzere üçe bölünmüş oluyorlardı. Hz. Ali vefatından önce Haricilere yönelik askeri bir harekat düzenlemiş, önemli bir bölümünü yok etmişti. 24 Ocak 661’de ise Hz. Ali, İbn Mülcem adlı bir harici tarafından uğradığı saldırı sonucunda şehid olmuştur.
Bu şekilde Emevi hükümdarı Muaviye iktidara yönelik siyasal amaçlarını ne pahasına olursa olsun elde etmeye uğraşmış, Sıffin’de Hz. Ali’ye yenileceğini anlayınca hileye başvurmuş ve Hz. Ali’nin vefatı ile Emevi saltanatını kurma amacına ulaşmıştır. Hz. Ali’nin vefatı sonrası Şam ve Mısır dışında bütün eyaletler Hz. Hasan’a biat etmişlerdi. Muaviye kendi iktidarı için tehlikeli saydığı Hz. Hasan’ı zehirletmekten de çekinmedi. Muaviye, Ehli Beyte ve Hz. Ali yandaşlarına her türlü eziyeti yaptırmış, camilerde Hz. Ali’ye lanet okutmuş ve kendisinden sonra oğlu Yezid’in halife olmasını sağlamak yoluna gitmişti. Hz. Hasan’ın zehirletilmesiyle Yezid’in önünde en büyük engel olarak Hz. Hüseyin bulunmaktaydı.
Yezid ilk iş olarak Medine Valisi ve akrabası Velid’e bir mektup yazarak, özellikle Hz. Hüseyin’in muhakkak kendisine uymasının sağlanmasını, bunu reddederse öldürülmesini emrediyordu. Doğal olarak Hz. Hüseyin’in Yezid gibi bir zalime itaat etmesi mümkün değildi. Hz. Hüseyin, Muhammed Hanefi’nin de tavsiyesiyle 4 Mayıs 680 gecesi, bütün aile fertlerini yanına alarak Mekke’ye gitti. Ayrıca, Hz. Hüseyin’in Yezid’e biat etmediğini ve Mekke’ye gittiğini öğrenen Kûfeliler de Hz. Hüseyin’e elçiler göndererek Kûfe’ye davet ile kendisini halife olarak tanıyacaklarını bildirdiler. Bunun üzerine Hz. Hüseyin amcaoğlu Müslim’i uygun bir ortam sağlamak için Kûfe’ye gönderdiyse de Müslim Yezid’in adamlarınca yakalanarak idam edildi. Hz. Hüseyin Mekke’den Kûfe’ye doğru yola çıktığı sırada Müslim öldürülmüştü.
Hz. Hüseyin ve beraberindekiler Kerbela’ya geldiklerinde hem susuz bırakılmış, hem de binlerce kişilik ordu tarafından sarılmış durumdaydılar. Yezid’in Kûfe valisi Ubeydullah, Hz. Hüseyin’in geri dönmek, Yezid’le görüşmek veya islam sınırlarından birine gitmek isteklerinden hiçbirini kabul etmedi. Esasen onun görevi Yezid’in emrini yerine getirmek, yani Hz. Hüseyin’i öldürmekti. Çünkü biliyordu ki Hz. Hüseyin yaşadığı sürece efendisi Yezid’e rahat yoktu. Sözde müslümanlardan oluşan koskoca bir ordu iktidar uğruna kendi dinlerini kuran Peygamberin torununu ve ailesini katletmeye kararlıydı.
Nihayet 10 Ekim 680 (Hicri 10 Muharrem 61) günü Hz. Hüseyin son hazırlıklarını yaptı ve Yezid’in ordusuna yaklaşarak hitab etmek istediyse de, bu anlamlı konuşma Yezid’in ordusunu pek etkilemedi. Çok dengesiz bir şekilde başlayan savaşta Hz. Hüseyin’in 23 süvari ve 40 piyadeden oluşan savaşçıları öğleden sonraya gelindiğinde gittikçe azalmış bulunuyordu. Hz. Hüseyin de bu az sayıda insanla yaya olarak savaşıyordu. Sonunda Şimr’in emriyle her yandan hücum edilerek Hz. Hüseyin şehid edildi.Sonra çadırlar yağma edildi, hasta olan İmam Zeynel Abidin de öldürülmek istendiyse de engellendi. Bu çirkin savaşın en küçük kurbanı ise daha altı aylık bir bebek olan Hz. Hüseyin’in oğlu Ali Asgar’dı. Hz. Hüseyin tarafında şehid olanlar yetmiş iki kişi idi.
Kerbela olayı yüzyıllara damgasını vurmuş bir tarihsel olaydır. Bu olay o zamanki müslüman memleketleri halklarını o kadar etkiledi ki Emevi saltanatı kökünden sarsıldı. Kerbela Olayı İran ve Hicaz’da duyulunca halkta Emevilere karşı büyük bir kin oluştu ve isyan hareketleri başgösterdi. Yezid’in Mekke ve Medine’ye saldırması ise bardağı taşıran son damla oldu. Özet olarak , camilerde Hz. Ali’ye küfür ettirilmesi, önce Hz Hasan’ın daha sonra da Hz. Hüseyin ve ailesinin ki Peygamberin soyu onlardan devam ediyordu, acımasızca öldürülmeleri, Emevi Hanedanına karşı muhalif bir düşünsel ve siyasal temeli olan bir harekete yolaçtı. Bu harekete Hz.Ali yandaşlığı veya Alevilik demek mümkündür.
Alevilik Nasıl Yayıldı ?
Hazret-i Ali’nin kahramanlıkları ve Kerbela Olayına ilişkin menkıbeler Anadolu, İran, Irak ve Horasan bölgelerinin sözlü ve yazılı edebiyatında en eski zamanlardan itibaren, çok sevilen ve yaygın bir konudur ki bunun etkilerini bugün bile gözlemlemek olanaklıdır
Devredip gezerken dar-ı fenayı
Bağdat diyarına vardın mı turnam
Medine şehrinde Fatma Anayı
Makamı andadır gördün mü turnam
Biz de beli dedik nice uluya
İman aldık ikrar verdik veliye
Necef deryasında İmam Ali'ye
Bu deryaya yüzler sürdün mü turnam
Medayin şehrinde Selman'a varıp
Bağdat'ta Kazım'ın kabrini görüp
Baş eğip hem eşiğine yüz sürüp
İkrara bent olup durdun mu turnam
Her şehit de Kerbela'da çürümez
Haktan izin yoktur kalkıp yürümez
İmam Hüseyin'in kanı kurumaz
Şehitler serdarın gördün mü turnam
Hazreti Eyyub'un nikabın kaldır
Tende iki kurt var neye maildir
Biri ipek sarar biri malımdır
Bunların sırrına erdin mi turnam
Veysel Karan'im der ki hakka varalım
Serin verdi On İki İmam yolunda
İmam Mehdi hangi vakt u zamanda
Nasıl zuhur eder sordun mu turnam
Kul Hüsey'n'im der ki hakka varalım
Varıp o dergaha yüzler sürelim
Can baş feda olsun Şahı görelim
Sen de o sultanı gördün mü turnam
" Kul Hüseyin ''
HZ.ALİDEN BAZI ÖZDEYİŞLER
Akıl gibi zenginlik, bilgisizlik gibi yoksulluk, edep gibi miras, danışmak gibi arka olamaz.
İlim maldan hayırlıdır, ilim seni korur, sense malı korursun. Mal vermekle azalır, ilim öğretmekle çoğalır. Mal sahipleri malın yitmesiyle yitip giderler.
İnsanlar, bilmedikleri şeye düşmandırlar.
Öfke delilikten bir bölümdür. Çünkü, sahibi nadim olur, nadim olmuyorsa deliliği adamakıllı pekişmiş demektir.
Bilgi, tükenmeyen bir hazinedir; akıl eskimeyen, yıpranmayan bir elbisedir.
Akıl, gurbette yakın bulmaktır; ahmaklık vatanda gurbete düşmektir.
Bilgin kişinin rütbesi, rütbelerin en yücesidir.
İki şey vardır ki, sonu bulunmaz: Bilgi, akıl.
Kendini bilmeyen, başkasını nasıl bilir?
Cahil dostundan ziyade akıllı düşmanına güven.
Kullar, bilmedikleri şeylerde duraksasalardı ne kâfir olurlardı, ne de sapıklığa düşerlerdi.
Kendini bilen, Rabbini bilir.
Renkten renge giriş, inançtan inanca geçiş, ahmaklığın alametlerindendir.
Bilgiyle dirilen, ölmez.
Söyleyene bakma, söylenene bak.
İnsanların en acizi, insanlardan kardeş edinemeyenidir, ondan daha aciziyse kardeş edindikten sonra onu yitirendir.
Büyük günahların kefareti, zulme düşünlere yardım etmek, acze düşünleri ferahlandırmaktır.
Dindarlığın en üstünü, dindarlığı gizlemektir.
Hayrı yapan, hayırdan da hayırlıdır; şer isteyense şerden de kötüdür.
Halka istemediği, hoşlanmadığı şeyleri söyleyen kişi hakkında halk da, istemediği şeyleri söyler.
İnsanların en fazla bağışlaması gerekeni, ceza vermeye en fazla gücü yetenidir.
Cömertlik, istemeden vermektir. İstendikten sonra vermekse, utançtandır ve kötüdür.
Dil yırtıcıdır, bırakıldı mı salar, parçalar.
İnsan, dilinin altında gizlidir.
Soruya verilen cevap çoğalınca, doğru gizli kalır.
Dostunu ihtiyatla sev, olabilir ki, bir gün sana düşman olur. Düşmanla da ihtiyatlı düşmanlıkta bulun, olabilir ki bir gün sana dost olur.
Günaha alt olarak üstünlük bulan, üstünlük elde etmemiştir, şerle üst olan alt olmuştur.
Zalime gelip çatan adalet günü, mazlumun uğradığı cevir ve cefa mihnetinden çetindir.
bilgiler için çok teşekkürler arkadaşlar.emeğinize sağlık
Peygamberimizin(s.a.v) ayrica damati olan hz.ali büyük kuvetli bir peygamberdi.
Peygamberimizin(s.a.v) ayrica damati olan hz.ali büyük kuvetli bir peygamberdi.
HZ. ALİ EFENDİMİZ Peygamber değildir !!!!
kasparix
03.05.2008, 12:20
ALEVİLİK HZ ALİYİ SEVMEKSE BİZLER EN KOYU ALEVİYİZ İNŞ ..
ALEVİLİK HZ ALİYİ SEVMEKSE BİZLER EN KOYU ALEVİYİZ İNŞ ..
Ne kadar cahilce bir söz
Recep Tayyip 2 diyebiliyorum size ancak
O da aynısını dedi ya
Kardeşim sizler daha aleviliğin ne demek olduğunu bilmiyorsunuzki
Ben yada bizler sen veya senin gibi düşünenlere ne anlatak
ALEVİLİK SADECE HZ. ALİ EFENDİMİZİ SEVMEKLE OLMUYOR MALESEF
Bir gece Muhammet evde yatarken
Üç melek geldi de nida getirdi
Selman'ın şeklinde bir oğlan girdi
Ne güzel izzetle sala getirdi
Muhammet oğlana yerini verdi
Geçti oğlan seccadeye oturdu
Cebrail oğlandan nişan istedi
Zühre yıldızını alna getirdi
Bu oğlanın Ali olduğun bildiler
Aman mürvet deyü dara durdular
Özlerinden hayli sitem sordular
Cebrail Cennet'ten elma getirdi
Getirip elmayı terceman verdi
Şah eline alıp dört pare kıldı
Bir paresin Şah'ım nuş edip kandı
Üçünü melekler Hakk'a götürdü
Bak Bari Taala hoş nazar kıldı
Yed'iklim çar köşe Ali'ye verdi
Biri Düldül biri Zülfikar oldu
Fatma da Kanber'i ana götürdü
Pir Sultan'ım eydür gitti gelenler
Arayrp özünde gevher bulanlar
Muhammet Ali'yle arşa duranlar
Cümle melekleri ceme götürdü
Hz. Muhammet, atı Burak ile bir gece Mirac'a çıkar. Cenab-I Hak ile 90 bin kelam konuşur. Bunun 30 bini sırrı hakikat olup Hz. Ali'de kalır. Miraç'ta Hz. Muhammet'e; süt, bal ve elma verildiği rivayet edilir. Bal aşka, süt sevgiye elma ise dostluğa işaret eder. Muhammet, Mirac'a çıkarken yoluna bir kükremiş aslan çıkar. Aslan yolunu keser. Gaipten bir ses (nida) gelir. "Parmağındaki yüzüğü aslanın ağzına atması" istenir. Muhammet böyle yapar aslan sakinleşir, yoluna devam eder. Muhammet, Cenab-I Hak ile görüştükten sonra şehre döner. Yolda bir dergâha rastlar. Merak edip gidip kapısını çalar. İçerdeki ses; "Kimsiniz?" der. Muhammet ise; "Ben peygamberim içeriye girmek istiyorum" der. Kapı açılmadan içerden gelen ses; "Peygamberliğini git ümmetine yap. Bizim aramıza peygamber sığmaz" der. Hz. Muhammet kapıdan ayrılıp yürümeye başlayınca gaipten gelen ses ayrılmamasını kapıyı yeniden çalmasını ama yanıtı farklı vermesini söyler. Muhammet yine kapıyı çalar: İçerden yine; "Kimsiniz" diye sorulur. Bu kez Hz. Muhammet; "Bende sizden biriyim. Bir insanım. Sizi görmek istedim" der. Bu yanıttan sonra kapı açılır. Muhammet içeri alınır. İçerden "Hoşgeldin sefa getirdin, uğur getirdin" diyerek karşılarlar. Hz. Muhammet içerde oluşmuş bir meclis görür. Hatta sayımını da içinden yapar. Tam 39 kişi vardır. Üstelik bu meclis kadın ve erkeklerden oluşmuştur. Bunların 22'si erkek 17'si kadındır. Muhammet' yer gösterilir. O'da gösterilen yere oturur. Hz. Ali'de meclistedir. Muhammet tesadüfen Ali'nin yanına oturur. Hz. Muhammet sorar. "Size kimler denir?" der. "Bize Kırklar denir" diye yanıt alır. "Ama burada 39 kişi saydım" der. "Selman-ı Pak Can Parstadır"denir. "Peki sizin ulunuz, büyüğünüz, küçüğünüz kim" diye sorar Hz. Muhammet. Gelen yanıt şöyle olur: "Bizim küçüğümüz, büyüğümüz yoktur. Küçüğümüz de uludur, büyüğümüz de uludur. Birimiz kırkımız, kırkımız birimizdir" denir. Bunun üstüne Muhammet meclisten bunu kendilerine kanıtlamalarını söyler. O sırada Ali kolunu uzatır ve gömleğini sıyırır. İçlerinden biri "destur" diyerek bıçağın ucu ile kolunu hafif kanatır. Kolundan bir damla kan akar. Onu, her can'ın kolundan birer damla kanın gelmesi izler. 40. canın bir damla kanı da pencereden içeri gelir. Bu ise Selman-ı Pak'ın kanıdır. Sonra Hz. Ali kolunu bağlar, hepsinin kanaması durur. Selman-ı Pak, Parstan dönüşte bir üzüm tanesi getirir. O'nu Hz. Muhammet'e verir ve bölüştürmesini ister. Muhammet erilen kapta üzüm tanesini ezer, çıkan dem meclisteki kadın-erkek canlara dağıtılır. Kırklar üzüm suyunu içerler. Hep birlikte mest olurlar. "Ya Allah" deyip semah dönerler. Hz. Muhammet'te onlara katılır. Büyük bir coşku ile vecd halinde semah dönülürken Hz. Muhammet'in başından sarığı (imamesi) düşer. Kırk parçaya bölünür. Kırklar parçaları bellerine bağlarlar, kemerbest olurlar. Hz. Muhammet, Kırklar Meclisi'ne pirlerini sorar. "Pirimiz Ali'dir" derler. Böylece, Hz. Muhammet, Ali'nin de orada olduğunu öğrenmiş olur. Ali, Hz. Muhammet'in yanına gelir. Hz. Muhammet Ali'nin parmağında, Mirac'a giderken "aslana" verdiği yüzüğü (hatemi) görür. Ali'ye sarılır, O'nu bağrına basar
Peygamberi Miraca okudu Çalap
Önüne bir aslan geldi ne acep?
Cebrail der bunda üşenme Habip
Medet Allah,Ya Muhammed,Ya Ali
Onda aslana baç verdiler hatemi
Ali'nin sırrına kimse yete mi?
Münkirlere sürdürdüler sitemi
Medet Allah,Ya Muhammed,Ya Ali
Ondan aslan sakin oldu gittiler
Orsa iki gönülü bir ettiler
Varıben arşı alaya yettiler
Medet Allah,Ya Muhammed,Ya Ali
Peygambere getirdi hediye
Perd altından bir el geldi ye diye
Bu Allah'ın elleridir dedi ya
Medet Allah,Ya Muhammed,Ya Ali
Perd altından gelen eli tanıdı
Ta ezelden ikisi bir can ıdı
''Lahmike lahm''idi iki nur idi
Medet Allah,Ya Muhammed,Ya Ali
Orda şad oluban gülüydü Resul
Kırkların cemine vardısul usul
Kapı açın peygamberim ben asıl
Medet Allah,Ya Muhammed,Ya Ali
Ümmetine peygambersen bilesin
Benlik ile bizi nerde bulasın
Elfakiri fukaradan olasın
Medet Allah,Ya Muhammed,Ya Ali
Özden fahrı attı açıldı kapı
Birayağa durdu oturdu hepi
Muhammed der taptığınız ne tapı
Medet Allah,Ya Muhammed,Ya Ali
Kırklar der taptığımız Ali'dir
Kırkımızın biri cömert velidir
Şah-ı Merdan cümlemizden uludur
Medet Allah,Ya Muhammed,Ya Ali
Muhammed der sizden nişan isterim
Kırkınızda bir nişanı gösterin
İbrevan koluna vurdu neşteri
Medet Allah,Ya Muhammed,Ya Ali
Kırkından kan geldi birisi sail
Ondanda kan geldi oldular kail
Keşkülün ortaya koydu tufail
Medet Allah,Ya Muhammed,Ya Ali
Keşkülde var idi bir tane üzüm
Bunu bize bahş eylemeli gözüm
Muhammed der bunu bir engür ezin
Medet Allah,Ya Muhammed,Ya Ali
Kuduretten bir el geldi engüre
Hatemin nişanın hep cümle göre
Birisi içüben cümle mest ola
Medet Allah,Ya Muhammed,Ya Ali
Semaha girdiler peygamber coştu
Ser tacın ortaya serini açtı
Mümin kullarına ırahmet saçtı
Medet Allah,Ya Muhammed,Ya Ali
Anda kırk pare ettiler Şamle'yi
Irahmete bandırdılar cümleyi
AŞIKİ'nin yaresini emleyi
Medet Allah,Ya Muhammed,Ya Ali
Alıntıdır
Nura Götüren Peygamberim
Ey Mekke! Güzelliklerinle gizlendin,durdun.
Doğumunu mu? beklerdin bu kutlu Rasülün.
Sonsuz selam, salat, sana canım Peygamberim.
Varlığıyla beraber getirdiği merhametinde.
Hakikat sabahı göründü. Nübüvvet mabedinde
Alemlere Rahmet rüzgarısın canım Peygamberim.
Cihan nura gark olup, Seninle coştu övündü,
Kisralar çılgına döndü, tabiat alevleri söndü.
Kokusu güzel, nuru ışık, canım peygamberim.
Bitmeyen merhametin, parlayan onurlu güneşi.
Ötelerin ötesinde, nurlu yaratılışın temsilcisi.
Kokuları cennet gülüne benzer gül Peygamberim.
Şanı yüce ve büyük Allahu Teâla Azze vecelle.
Gül Ravza’da Risâlet burcunda olgun bir meyve.
Nurun doldu gönüllere canım Peygamberim.
Sensin Cibrilin sohbetiyle gökler ötesine yürüyen.
Sensin Miraçta Allah’tan ümmetine af dileyen.
Allahın Habibi, aşk ikliminin sultanı Peygamberim.
Sidretü’l Müntehâ ilm-i beşerin son haddi idi.
İçte o gece ezel ve ebed sana saygıyla eğildi.
Havzu Kevser’in sahibi canım Peygamberim.
Kâinatın müştak olduğu Hâtemül Enbiyasın.
Göklerin aşkıyla devreylediği Habibi Kibriyasın.
Allah’ın son elçisi, canım Peygamberim.
Sevgisiyle, Resûle ağlayıp inleyen kütükler.
Selam verip, dağlar taşlar nasıl feryat ettiler.
Cihana ışık saçan, Ey canım Peygamberim.
Etrafını kuşatan ikram,arzın semalarına yayılır.
O’nun cömertliğini anlatmaya diller aciz kalır.
Ey gönüller sultanı canım peygamberim.
Ey gözlerin nuru, severlerdi bitmez tükenmez hazla .
Verdikleri andaki sevinç,nail oldukları sevinçten fazla .
Allah’ın davasını yükseltin, canım Peygamberim.
Söyleyeyim de gönlümde ki, gam dağılsın gitsin.
Ya Rasülullah, bütün övgülerin sevgilerin üstündesin.
Allahın düşmanlarını susturdun, canım Peygamberim.
Sultanım sana hakaret edenlerin yüzleri kara olsun.
Dilerim dizleri titresin, kalplerine korkular dolsun.
Cihana ışık saçan nura götüren canım Peygamberim.
Abese: Yüzünü ekşitti.
Adiyat: Nefes nefese koşanlar.
Ahkaf: Yer adı.
Ahzab: Hizipler, gruplar, kabileler.
Ala: Yüce, büyük, kutlu.
Alak: Embriyo, ilgi, pıhtı.
Ali imran: İmran ailesi.
Ankebüt: Dişi örümcek.
Araf: Cennetle cehennem arası bölge.
Asr: Çağ, asır, zaman
Bakara: İnek
Beled: Belde, kent bölge
Beyyine: Kanıt, belge, aydınlık.
Bürüc: Burçlar.
Casiye: Çöken, oturan.
Cin: Cin, görünmeyen varlık.
Cumua: Cuma, toplanma, topluluk.
Duha: Kuşluk vakti.
Dühan: Duman, sis,pus.
En’am: Hayvanlar, davarlar.
Enbiya: Peygamber.
Enfal: Ganimetler, gelirler, vergiler.
Fatır: Yaratan, varlığın ilkelerini koyan.
Fatiha: Açılış, açan, özetleyen.
Fecr: Şafak vakti.
Felak: Tan yeri, yarılma, açılma.
Fetih: Fetih, açılış.
Fil: Fil.
Furkan: Işıkla karanlığı, doğrula eğriyi ayıran.
Fussılet: Ayrıntılı yaptı.
Ğaşiye: Bürüyen, örten, kuşatan.
Hac: Ziyaret.
Hadid: Demir.
Hakka: Geleceği kuşkusuz olan şey.
Haşr: Haşr, toplama, diriltme.
Hicr: Bir topluluğun adı.
Hucurat: Hücreler.
Hüd: Hüd peygamber.
Hümeze: Alaycılar, gıybetçiler.
İbrahim: Hz. İbrahim.
İhlas: Samimiyet.
İnfitar: Açılma, yarıma parçalanma.
İnsan(dehr): İnsan, zaman
İnşıkak: Yarılma, ayrılma, kopma.
İnşirah: Gönül ferahlığı, iç açılması.
İsra: Gece yürüyüşü.
Kaaria : Şiddetle çarpan.
Kadir: Kadir gecesi.
Kaf: Kaf harfi.
Kafirün: Kafirler.
Kalem: Kalem.
Kamer: Ay.
Kasas: Peygamberlerin hayat hikayeleri.
Kehf: Mağara.
Kevser: Kevser havuzu, yoğun güzellik ve iyilik
Kıyamet: Kıyamet.
Kureyş: Kureyş kabilesi.
Leyl: Gece.
Lukman: Hz. Lokman.
Maide: Sofra.
Maün: Kamu hakkı zekat, vergi.
Mearic: Miraçlar, yükselme noktaları.
Meryem: Hz. Meryem.
Muhammed: Muhammed
Mutaffifun: Ölçü ve tartıda hile yapanlar.
Mücadile: Hakları için savaşan kadın.
Müddessir: Örtüsüne bürünen, saklanan.
Mülk: Mülk, yönetim.
Mümin: Mümin.
Müminun: Müminler.
Mürselat: Görevle gönderilenler.
Mümtehine: İmtihan eden.
Münafikun: İkiyüzlüler.
Müzzemmil: Örtüsüne bürünen, köşesine çekilen.
Nahl: Balarısı.
Nas: İnsanlar.
Nasr: Yardım.
Naziat: Çekip koparanlar, yay çekenler.
Nebe: Haber.
Necm: Yıldız.
Neml: Karınca.
Nisa: Kadınlar.
Nüh: Hz. Nuh.
Nür: Işık.
Rad: Gök gürültüsü.
Rahman: Rahmeti bol olan.
Rüm: Bizanslılar.
Sad: Sad harfi.
Saff: Saf tutmak.
Saffat: Saf bağlayanlar.
Sebe: Saba ülkesi.
Secde: Secde.
Şems: Güneş.
Şuara: Şairler.
Şüra: Şüra toplu denetim.
Taha: Tı ve ha harfleri.
Tahrim: Haramlaştırma, yasaklama.
Talak: Boşama, boşanma.
Tarık: Tarık yıldızı. Tokmak gibi vuran.
Tebbet: Eli kırıldı.
Teğabün: Aldatış ve aldanış.
Tekasür: Mal ve evlat çokluğunda yarış.
Tekvir: Büküp dürme.
Tevbe: Tövbe.
Tin: İncir.
Tür: Tür dağı.
Vakıa: Olan, ortaya çıkan.
Yasin: Ya ve sin harfleri.
Yünüs: Hz. Yunus.
Yüsuf: Hz. Yusuf.
Zariyat: Tozulup savuranlar.
Zilzal: Zelzele.
Zühruf: Süs-püs.
Zümer: Zümreler, klikler.
KAYNAK: PROF. DR. Yaşar Nuri ÖZTÜRK.
KUR’AN-I KERİM MEALİ (TÜRKÇE ÇEVİRİ).
Ey Resulullah!
Neden herkesten çok Ali' yi seversin?
Peygamber:Neden çok sevdiğimi anlatayım mı?
-Anlat derler.Peygamber sorar:
-Sizlere sormak isterim; birisi size kötülük yapsa ne yaparsınız?
-İyilik yaparız efendim derler...
Peygamber:
-Yine kötülük yaparsa?
-Yine iyilik yaparız.
-Soruyu tekrar eder;
Yine kötülüğüne devam ederse?Cevap verirler:
-Düşünürüz efendim derler.Peygamber:
-Çağırın Ali'yi diye buyurur.İmam Ali gelir, Peygamber İmam Ali' ye sorar;
-Ya Ali! birisi sana kötülük yaparsa sen ne yaparsın?
Cevap verir;
İyilik yaparım, der.Peygamber 7 kez tekrar eder.İmam Ali 7 kez "iyilik yaparım" der.Son defa sorunca da o iyilikler şahı şu mükemmel cevabı verir;
-Ya Resulullah! Kötülük yapan kötülüğünden usanmıyorsa, ben iyilik yapmaktan niye usanayım ki...!der.
Peygamber soru soranlara döner ve "neden çok sevdiğimi anladınızmı" der...
O iyilikler şahına aşk-ı niyaz olsun...
aşk-ı muhabbetle...
bayatlı kenan58
05.06.2008, 08:12
ALİ İBN EBİ TÂLİB
Resulullah'ın amcasının oğlu, damadı, dördüncü halife. Babası Ebû Talib, annesi Kureyş'ten Fâtıma binti Esed, dedesi Abdulmuttalib'tir. Künyesi Ebu'ı Hasan ve Ebû Tûrab (toprağın babası), lâkabı Haydar; ünvanı Emîru'l-Mü'minin'dir. Ayrıca 'Allah'ın Arslanı' ünvanıyla da anılır.
Hz. Ali küçük yaşından beri Resulullah'ın yanında büyüdü. On yaşında İslâm'ı kabul ettiği bilinmektedir. Hz. Hatice'den sonra müslümanlığı ilk kabul eden odur. Hz. Peygamber ile Hz. Hatice'yi bir gün ibadet ederken gören Hz. Ali'ye Peygamberimiz şirkin kötülüğünü, tevhidin manasını anlattığında Hz. Ali hemen müslüman olmuştu. Mekke döneminde her zaman Resulullah'ın yanındaydı. Kâbe'deki putları kırmasını şöyle anlatır: "Bir gün Resul-u Ekrem ile Kâbe'ye gittik. Resul-u Ekrem omuzuma çıkmak istedi. Kalkmak istediğim zaman kalkamıyacağımı anladı, omuzumdan indi, beni omuzuna çıkardı ve ayağa kalktı. Kendimi istesem ufukları tutacak sanıyordum. Kâbe'nin üzerinde bir put vardı, onu sağdan soldan ittim. Put düştü, parça parça oldu. Resulullah'ın omuzlarından indim. İkimiz geri döndük." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 384).
Resul-u Ekrem, en yakın akrabasını uyarmak ve hakkı tebliğ etmek hususunda Allah'u Teâlâ'dan emir alınca onları Safa tepesinde toplayıp ilâhî emirleri tebliğ edince, Kureyş müşrikleri onunla alay etmişti. İkinci toplantıyı yapmasını Hz. Ali (r.a.)'ye bıraktı, Ali de bir ziyafet hazırlayarak Hasimoğullarını davet etti. Resulullah yemekten sonra: "Ey Abdülmuttaliboğulları, ben özellikle size ve bütün insanlara gönderilmiş bulunuyorum.
İçinizden hanginiz benim kardeşim ve dostum olarak bana bey'at edecek" dedi. Yalnız Ali (r.a.) kalktı ve orada Resulullah'a onun istediği sözlerle bey'at etti. Bunun üzerine Resul-u Ekrem, "Kardeşimsin ve vezirimsin " diyerek Hz. Ali'yi taltif etti.
Hz. Peygamber hicret etmeden önce elinde bulunan emanetleri, sahiplerine verilmek üzere Ali'ye bıraktı ve o gece Hz. Ali, Resulullah'ın yatağını da yatarak müşrikleri şaşırttı. Böylece Hz. Ali, Hz. Peygamber'i öldürmeye gelen müşrikleri oyalayarak onun yerine hayatını tehlikeye atmış, bu suretle Peygamber'e hicreti sırasında zaman kazandırmıştır. Hz. Ali, Peygamberimiz'in kendisine bıraktığı emanetleri sahiplerine verdikten sonra Medine'ye hicret etti. Medine'de de Hz. Peygamber'in devamlı yanında bulundu, bütün cihat harekâtlarına katıldı, Uhud'da gâzî oldu. Bedir'de sancaktardı. Aynı zamanda keşif kolunun başındaydı; hakim noktaları tesbit ederek Hz. Peygamber'e bildirdi. Bu mevkiler işgal edilerek, Bedir'de önemli bir savaş harekâtını başarıya ulaştırdı. Bedir gazasının başlamasından önce, Kureyşliler'le teke tek dövüşen üç kişiden biriydi. Bu döğüşte, hasmı Velid b. Muğire'yi kılıcı ile öldürdüğü gibi, Hz. Ebû Ubeyde zor durumdayken yardımına koştu ve onun hasmını da öldürdü. Kendisine "Allah'ın Arslanı" lâkabı ve Bedir ganimetlerinden bir kılıç, bir kalkan ve bir de deve verildi.
Hz. Ali, Bedir savaşından sonra Hz. Peygamber'in kızı Hz. Fâtıma ile evlendi. Nikâhını Hz. Peygamber kıydı. O zamana kadar Resulullah'la oturan Hz. Ali nikâhtan sonra ayrı bir eve taşındı. Hz. Ali'nin, Hz. Fâtıma'dan üç oğlu, iki kızı dünyaya geldi.
Hicret'in üçüncü yılında Uhud savaşında, müslüman okçuların hatası yüzünden müşrikler müslümanların üzerine saldırmışlar ve Hz. Peygamber de yaralanarak bir hendeğe düşmüş ve düşman onun öldüğünü yaymıştı. Halbuki o sırada döğüşe döğüşe gerileyen Hz. Ali, Hz. Peygamber'in içine düştüğü hendeğe ulaşarak, onu korumaya almıştı. İki tarafın da kazanamadığı bu savaşta Hz. Ali birçok yerinden yaralanarak gazi oldu.
Uhud savaşından sonra Hz. Ali "Benu Nadr" Yahudilerinin hainlikleri üzerine bu kabile ile yapılan savaşı bizzat idare etti. Bütün çarpışmalarda Hz. Ali kahramanca döğüşmüş ve müşriklerin en meşhur savaşçılarını öldürmüştür. Hudeybiye barışında sulh şartlarının yazılmasında o memur edildi. Hz. Ali, sulhnameyi yazmaya şöyle başladı: "Bismillâhirrahmânirrahîm . Muhammed Resulullah...." Ancak müşrikler bu ifadeye itiraz ettiler. Hz. Peygamber, "Resulullah" yerine "Muhammed b. Abdullah" yazmasını Hz. Ali'ye söylemiş fakat Hz. Ali "Resulullah" ifadesinin yazımında ısrar etmiştir.
Hz. Ali Mekke'nin fethi sırasında yine sancaktardı. "Keda" mevkiinden Mekke'ye girdi. Mekke kan dökülmeden fethedildi. Hz. Peygamber ile birlikte Kâbe'deki bütün putları kırdılar.
Mekke'nin fethinden sonra Resulu Ekrem, Hâlid b. Velid'i Benu Huzeyme kabilesine gönderdi. Bu kabile ya cehaleti, ya da bedevî olmalarından, "müslüman olduk" anlamındaki "eslemna" kelimesi yerine "sabbena" dediği için Hâlid b. Velid hiddetlendi ve onlarla harp etti. Hz. Peygamber olayı duyunca çok üzüldü. Hz. Ali'yi bu hatayı telâfi ile görevlendirdi. Hz. Ali Benu Huzeyme'ye giderek öldürülenlerin diyetini ödeyip mağdur olanların zararlarını telâfi etmişti.
Huneyn gazasında müslümanlar bir ara bozulup dağıldılar. Sayıları binleri bulduğu halde içlerinden ancak birkaç kişi sabredip dayanabildi. Hz. Ali bu savaşta yalnız sabırla tahammül etmekle kalmayarak gösterdiği yiğitlik ve kumandanlıkla İslâm ordusunun kendi safında toparlanmasını sağladı.
Resulu Ekrem hicretin 9. yılında Tebük seferine çıkarken Hz. Ali'yi ehl-i beytin muhafazası için Medine'de bıraktı, ancak bu sefere katılamadığı için müteessir oldu. Bunun üzerine Resulullah: "Musa'ya göre Harun ne ise, sen bana karşı o olmak istemez misin?" dedi. Ali, bu iltifattan çok memnun oldu.
Berae suresinin ayetleri nazil olunca, Resulullah Hz. Ali'yi Mekke'ye gönderdi. Bu suretle hiçbir müşrikin artık Kâbe-i Şerîfi bundan sonra haccedemeyeceğini bildirdi.
Yemen bölgesinin İslâm'a girmesi zordu. Görev yine Ali b. Ebi Talib'e verildi. Hz. Ali "Bu çok güç bir iş" dedi. Resulullah da "Ya Rabb, Ali'nin dili tercümanı, kalbi hidayet nurunun memba olsun" diye dua edince, Ali, siyah bir bayrak alarak Yemen'e gitti, kısa süren irşadları sayesinde Yemen'in bütün Hemedan kabilesi müslüman oldu.
Hz. Peygamber'in vefatı sırasında, hücresinde bulunanların başında geliyordu. Hz. Ebu Bekir halife seçildiği sırada Hz. Ali Resulullah'ın hücresinde tekfin ile meşgul idi.
Hz. Ömer devrinde devletin bütün hukuk işleriyle ilgilenip adeta İslâm devletinin baş kadısı olarak görev yaptı. Hz. Ömer'in şehâdeti üzerine yine devlet başkanını seçmekle görevlendirilen altı kişilik şûra heyetinde yer alıp, bu altı kişiden en sona kalan iki adaydan biri oldu.
Hz. Osman'ın hilâfeti döneminde idarî tutumdan pek memnun olmamakla birlikte İslâm devletinin muhtelif vilâyetlerinden gelen şikayetleri hep Hz. Osman'a bildirmiş ve ona hâl çareleri teklif etmişti. Hz. Osman'ı muhasara edenleri uzlaştırmak için elinden gelen gayreti sarfetti.
Hz. Osman'ın şehâdetinden sonra İslâm'ın ileri gelen şahsiyetleri ona bey'at ettiler. Ancak onun bu dönemi Allah'ın bir takdiri olarak son derece karışık bir dönem oldu. Hilâfete geçtiğinde hâlledilmesi gereken bir çok problemle karşı karşıya kaldı. Bu karışıklıklar Cemel ve Sıffın gibi iç çatışmaları doğurdu. İslâm devleti bünyesindeki bu ihtilâfları giderme konusunda büyük fedakârlık ve gayretler gösterdi.
Kûfe'de 40/661 yılında bir Hârici olan Abdurrahman b. Mülcem tarafından sabah namazına giderken yaralandı. Bu yaranın etkisiyle şehid oldu.
Hz. Ali devamlı olarak Hz. Peygamber (s.a.s.)'in yanında bulunduğu için Tefsir, Hadîs ve Fıkıhta sahabenin ileri gelenlerindendir. Hatta Resulullah'ın tabiri ile "ilim beldesinin kapısı" olarak ümmetin en bilgini idi. Hz. Peygamber yolunda insanları hakka iletmek için büyük gayretler sarfetmiş ve hilâfet dönemi iç karışıklıklarla dolu olmasına rağmen İslâm'ın öğretilmesi ve öğrenilmesi hususunda büyük katkıları olmuştu.
Medine'de duruma hakim olup yönetimi tam olarak eline aldıktan sonra öğretim için merkezde bir okul kurdu. Arapça gramerin öğretilmesini Ebu Esved ed-Düeli'ye, Kur'an okutma ve öğretme işini Abdurrahman esSülemi'ye, Tabiî ilimler konusunda öğretmenlik görevini Kümeyl b. Ziyâd'a verdi. Arap edebiyatı konusunda çalışma yapmak üzere de Ubade b. esSamit, ve Ömer b. Seleme'yi görevlendirdi. Devlet yönetimi ve hizmetlerini; maliye, ordu, teşrî ve kaza gibi bölümlere ayırarak yürütüyordu. Malî işleri, dağıtma ve toplama diye iki kısma ayırmazdı.
Ümmetin malını ümmete dağıtırken de son derece titiz davranırdı. Kendisine bir pay ayırma noktasında gayet dikkatli olup, kimsenin hakkına tecavüz etmemekte de büyük bir örnek idi. Kendisini Kûfe'de görenler, kışın soğuğunda ince bir elbisenin altında tir tir titreyerek camiye gittiğini aktarırlar. Devlet yönetici ve memurlarının nasıl davranmaları gerektiği konusunda şu yönetmeliği hazırlamıştı.
1. Halka karşı daima içinizde sevgi ve nezaket besleyin. Onlara bir canavar gibi davranmayın ve onları azarlamayın .
2. Müslüman olsun olmasın herkese aynı davranın. Müslümanlar kardeşleriniz, müslüman olmayanlar ise sizin gibi bir insandır.
3. Affetmekten utanmayın. Cezalandırmada acele etmeyin. Emriniz altında bulunanların hataları karşısında hemen öfkelenip kendinizi kaybetmeyin .
4. Taraf tutmayın, bazı insanları kayırmayın. Bu tür davranışlar sizi zulme ve despotluğa çeker.
5. Memurlarınızı seçerken zalim yöneticilere hizmet etmemiş ve devletin suçlarından ve zulümlerinden sorumlu olmamış bulunmalarına dikkat edin.
6. Doğru, dürüst ve nazik kişileri seçin ve çıkar ummadan ve korkmadan acı gerçekleri söyleyebilenleri tercih edin.
7. Atamalarda araştırma yapmayı ihmal etmeyin.
8. Haksız kazanç ve ahlâksızlıklara düşmemeleri için memurlarınıza yeterince maaş ödeyin.
9. Memurlarınızın hareketlerini kontrol edin ve bunun için güvendiğiniz samimi kişileri kullanın.
10. Mektuplar ve müracaatlara bizzat kendiniz cevap verin.
11. Halkın güvenini kazanın ve onların iyiliğini istediğinize kendilerini inandırın .
12. Hiç bir zaman vaadinizden ve sözünüzden dönmeyin.
13. Esnaf ve tüccara dikkat edin; onlara gereken önemi gösterin, fakat ihtikâr, karaborsa ve mal yığmalarına izin vermeyin.
14. El işlerine yardım edin; çünkü bu yoksulluğu azaltır, hayat standardını artırır.
15. Tarımla uğraşanlar devletin servet kaynağıdır ve bir servet gibi korunmalıdır.
16. Kutsal görevinizin yoksul, sakat ve yetimlere bakmak olduğunu hiç aklınızdan çıkarmayın. Memurlarınız onları incitmesin, onlara kötü davranmasın. Onlara yardım edin, koruyun ve yardımınıza ihtiyaç duydukları her zaman huzurunuza çıkmalarına engel olmayın .
17. Kan dökmekten kaçının, İslâm'ın hükümlerine göre öldürülmesi gerekmeyen kimseleri öldürmeyin.
Hz. Ali bütün bu emirleri kendi nefsinde eksiksiz uygulayan bir halifeydi. Beş yıllık halifeliği çok önemli olaylarla, savaş ve sıkıntılarla geçmişti. Fitnelere karşı sonuna kadar doğru yoldan sabırla mücadele etmek istedi sonunda şehid oldu.
Hz. Ali İslâm'ın bütün güzelliklerine vakıftı. Çünkü o, Resulullah'ın daima yanında bulunmuştu. Vahiy kâtibiydi, hâfız, müfessir ve muhaddisti. Hz. Peygamber'den beş yüzden fazla hadis rivayet etti. Ahkâmın nazariyatından çok amelî keyfiyetine bakardı: "Halka anladıkları hadisleri söyleyiniz. Allah ile Peygamber'in tekzip edilmesini ister misiniz?" (Buhârî, İlim) demiştir.
Hz. Ali'nin, Hz. Fâtıma'dan Hasan, Hüseyin, Muhsin adlı oğulları ve Zeynep, Ümmü Gülsüm adlı kızları oldu.
Hz. Ali âbid, kahraman, cesur, iyilikte yarışan, takva sahibi ve son derece cömertti. Medine'de müslümanların durumu düzeldikten sonra, Hz. Ali de bir hizmetçi almaya karar verip, Resulullah'a gitti. Resulullah kızıyla damadının arasına girerek: "Ben size hizmetçiden daha hayırlısını haber vereyim. Yatarken otuzüç kere Allahü ekber, otuzüç kere Elhamdülillah, otuzüç kere de Subhanallah deyin" buyurdu. Yine bir gün yiyecek çok az yemekleri olan Hz. Ali ile ailesi sofraya oturdukları sırada kapılarına bir dilenci geldi, onlar da yemeği dilenciye verdiler. Ertesi gün gelen bir yetime, üçüncü gün gelen bir esire yemeklerini verdiler. Bu olay üç gün sürdükten sonra şu ayet-i kerime indi: "şüphesiz en iyiler mizacı kâfur olan bir tastan içerler. Allah'ın kullarının taşıra taşıra içeceği bir kaynak. Adağı yerine getirirler ve şerri yaygın olan bir günden korkarlar. İçleri çektiği hâlde yiyeceği, miskine, yetime ve esire yedirirler. 'Biz sizi ancak Allah'ın rızası için doyuruyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Doğrusu biz oldukça asık suratlı zorlu bir günden dolayı Rabbımızdan korkuyoruz' derler. Allah da bu günün şerrinden onları korur. Onlara parlaklık ve sevinç verir." (İnsan, 5/11)
Hz. Ali'nin "Zülfikâr" adı verilen meşhur bir kılıcı vardı. Kılıcın ağzı iki çatallı idi ve Hz. Ali'ye Resulullah tarafından hediye edilmişti.
Hz. Ali'nin cömertliği, insanîliği, Resulullah'a olan yakınlığıyla edindiği büyük manevî miras onu yüzyıllardır halk inançlarında destani bir kişiliğe büründürmüştür. Bir gün onun dört dirhemi vardı. Birini açıktan, birini gizliden birini gündüz, birini de gece infak etti ve hakkında şu ayet-i kerime indi: "Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık olarak infak edenler. Onlar için Rabbleri katında karşılıkları vardır ve üzülecek de değillerdir." (el-Bakara, 2/274).
Hz. Ali'nin peygamberimizden rivayet ettiği bazı hadis-i şerifler: "Günah işleyen biri pişman olur, abdest alır namaz kılar ve günahı için istiğfar ederse Allah'u Tealâ Nisâ suresinde 'Biri günah işler veya kendine zulmeder sonra pişman olup Allah'u Teâlâ'ya istiğfar ederse Allah'u Teâlâ'yı çok merhametli ve af ve mağfiret edici bulur' buyurmaktadır."
"Üzerinde farz namaz borcu olan kimse, kazasını kılmadan nafile kılarsa boş yere zahmet çekmiş olur. Bu kimse, kazasını ödemedikçe Allah'u Teâlâ onun nafile namazlarını kabul etmez. "
"Malınızın zekâtını veriniz. Biliniz ki, zekâtını vermeyenlerin bunu vazife kabul etmeyenlerin namazı, orucu, haccı ve cihadı ve imanı yoktur. "
Peygamberimiz (s.a.s.) Hz. Ali'ye buyurdu: " Ya Ali, altıyüzbin koyun mu istersin, yahut altıyüzbin altın mı veya altıyüzbin nasihat mı istersin ? " Hz. Ali dedi: "Altıyüzbin nasihat isterim." Peygamberimiz buyurdu: "Şu altı nasihate uyarsan altıyüzbin nasihata uymuş olursun: 1. Herkes nafilelerle meşgul olurken sen farzları ifa et. Yani farzlardaki rükünleri, vacipleri sünnetleri, müstehapları ifa et. 2. Herkes dünya ile meşgul olurken sen Allah'u Teâlâ'yı hatırla. İslâm'a uygun yaşa; İslâm'a uygun kazan; İslâm'a uygun harca. 3. Herkes birbirinin ayıbını araştırırken sen kendi ayıplarını ara. Kendi ayıplarınla meşgul ol. 4. Herkes dünyayı imar ederken sen dinini imar et, zinetlendir. 5. Herkes halka yaklaşmak için vasıta ararken, halkın rızasını gözetirken sen Hakk'ın rızasını gözet; hakka yaklaştırıcı sebep ve vasıtaları ara. 6. Herkes çok amel işlerken sen amelinin çok olmasına değil, ihlaslı olmasına dikkat et."
Hz. Ali buyurdu: "Kişi dili altında saklıdır. Konuşturunuz, kıymetinden neler kaybettiğini anlarsınız."
"İnsanın yaslanıp Rabbini bildikten sonra ölmesi, küçükken ölüp hesapsız Cennet'e girmesinden daha hayırlıdır. "
"Kul ümidini yalnız Rabbi'ne bağlamalı ve yalnız günahları kendini korkutmalıdır. "
"Cahil, bilmediğini sormaktan utanmasın. Âlim, içinden çıkamayacağı bir meselede en iyisini Allah'u Teâlâ bilir' demekten sakınmasın."
"Sizin için korktuğum şeylerin en başında, nefsinin isteğine uymak ve uzun emelli olmak gelir. Birincisi hak yoldan alıkoyar; ikincisi ise ahireti unutturur. "
"Amellerin en zoru üçtür. Bunlar; nefsin hakkını verebilmek, her halde Allah'u Teâlâ'yı hatırlayabilmek, kardeşine bol bol ikramda bulunabilmektir. "
"Takva, hataya devamı bırakmak; aldanmamaktır . "
"Kalpler, kaplara benzer. Hayırlı olanı, hayırla dolu olanıdır."
"Bana bir harf öğretenin kölesi olurum. "
Hz. Ali bu ümmetin en ileri gelenlerinden biri olarak İslâm'ın bize kadar gelmesinde büyük rolü olan sahabelerdendir .
Peygamberimizin(s.a.v) ayrica damati olan hz.ali büyük kuvetli bir peygamberdi.
Hz. Ali Efendimizin Peygamber olduğunu nerden çıkardın. Hangi kanıtlarla. Hz. Ali (a.s) Hz. Muhammed (s.a.a) Efendimizin damadı, vasisi, halifesidir. Hz.Muhammedden (s.a.a) sonra İslam camiasının önderidir. Peygamber falan değildir. Bu arada aleviler namazla ilgili şüpheye düşerler ve Ramazan ayı hakkında. Şunuda söylemek iştiyorum sadece Hz.Ali'yi sevmekle alevi olunmaz. Neyse konuma devam ediyim. Namazı reddederler. Şunu diyorum Hz.Ali (a.s) seven namazını kılar. Hz. İmam Ali (a.s) ve Oniki İmamların namazla ilgili sözlerini belirtmek işterim inşallah.
İmam Caferi Sadık (a.s): "Namazı hafife alan bizim şefaatimize nail olmayacaktır."1
Hz.İmam Ali (a.s) İmam Hasan ve Hüseyin'e vasiyetinde: "Allah için, Allah için namazı terketmeyin."2
Hz. Ali'nin örnek hayatlarından bir tanesini size sunmak iştiyorum güzel kardeşlerim.
Bir gece Hz. Ali (a.s) mescidden dönüyordu. Bir grup insan da Hz. Ali'nin arkasından geliyordu. Hz. Ali onlara dönerek "kimsiniz" diye sordu. Onlar "biz senin şialarınız, dostlarınız." deyince Hz. Ali onlara dikkatle baktı ve şöyle buyurdu:
"Ben sizde dostluk alameti göremiyorum."
"Onlar Ya Emir'el Müminin bu alamet nedir?"
die sorunca Hz. Ali (a.s) "Geceleri uyak kalarak fazla ibadet ettiklerinden renklerinin sararması, uykusuzluk nedeniyle gözlerinin zayıflaması (namazda) kıyam halinde fazla durduklarından dolayı bellerinin eğilmesi, dua ve zikirden dolayı da dil ve dudaklarının kurumasıdır." buyurdu.3
Hz. Ali bu ifadeyle Ehl-i Beyt yolunun gerçek dost ve takipçilerinin önemli vasıflarını beyan etmiştir.
Hz.Ali namaza o kadar önem veriyorduki hatta Ramazan ayının19.cu gecesi İbn-i Mülcem (Allah'ın laneti ona olsun) tarafından kılıçla zerbetlendiği zaman, şehadetinden önce İmam Hasan ve Hüseyine şu vasiyette bulundu;
"Allah için, Allah için namazı terketmeyin." buyurmuştur.
İmam Caferi Sadık (a.s) bir sözündede: "Bizim şefaatimiz namazı hafife alana yetişmeycektir." buyurdu.4
Yine Ehl-i Beyt İmamlarından da namazla ilgili öğüt ve emirler vardır. Emirel Müminin İmam Ali (a.s) buyurdu;
"Sizlere dinin direği namazı kılmanızı tavsiye ediyorum. Ondan gafil olmayın ve ona ilgisiz kalmayın."[5]
Sıffin savaşında İmam Ali (a.s) taraftarlarına:
"Biz niçin savaşıyoruz? Biz bunlarla niçin çarpışıyoruz, ölüyoruz ve öldürülüyoruz? Bilmelisiniz ki biz namaz için bunlarla savaşmaktayız."5 buyurmaktadır.
[1]Bihar'ul-Envar, c.5.sh.105
[2]Nehc'ul Belaga.
[3]İrşad-ı Şeyh Müfid
[4]Bihar'ul-Envar, c.5.sh.105
[5]İrşad'ul-Kulub
Allahın selamı Hz.Muhammed (s.a.a) Efendimize ve pak Ehl-i Beytine (a.s) olsun.
Aleviler derler Ramazan orucu farz değildir falan filan. Bizim oruç Muharrem ayıdır derler. Ramazan ayı değilmiş. Ramazan orucunu Hz.Muhammed ve Ehl-i Beytide tutarmış eğer ayrıntılı bir şekilde incelerseniz. Şimdi Hz.Muhammed (s.a.a) ve Oniki İmaların Ramazan ayıyla hakkında sözlerine bakalım inşallah.
Resulullah (s.a.v) buyurmuştur ki:
"Şaban ayı benim ayımdır, Ramazan ayıda Allah(c.c)'ın ayıdır. Kim benim ayımdan birgün Oruç tutarsa kıyamet günü ben onun şefaatçısı olurum. Kim benim ayımdan iki gün Oruç tutarsa (bütün) geçmiş günahları affolunur. Kim benim ayımdan üç gün Oruç tutarsa ona:'Ameline yeniden başla (yeni teklife erişmiş birisi gibi tertemiz olmuşsun) denilir. Kim Ramazan ayının Oruc'unu tutarda belini, dilini, korur ve halka eziyet etmezse Alah-u Teala onun geçmiş ve sonraki günahlarını bağışlar, onu ateşten azad eyler ve Darul- Kararda (cennette) ona yer verir."1
Şimdi ise Ehl-i Beyt İmamlarının sözlerine gelelim.
İmam Muhammed Bakır (a.s) buyurmuştur ki:
"İslam beş temel üzerine kurulmuştur. Namaz, zekat, hac, oruç ve velayet."2
İmam Cafer Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
"Allah-u Teala Orucu, zengin ile fakirin eşit olması için farz kılmıştır. Çünkü (normal durumlarda) zengin adam açlığı hiçbir zaman tadmıyor ki (fakirlerin ne çektiğini anlasın da) fakirlere acısın. Zira o her istediği şeyi rahatça ele getirebiliyor. Allah zenginin fakire acıması ve aç olana merhamet etmesi için, kullarını (Ramazan ayında Oruç vesilesiyle) eşit bir seviyeye getirmek ve zengine açlık ve acının zorluğunu taddırmak istemiştir."3
Emir-ül Müminin Ali (a.s) buyurmuştur ki:
"Allah-u Teala Orucu halkın ihlasını imtihan etmek için farz kıldı."4
İmam Rıza buyurmuştur ki:
"İnsanlar, açlık ve susuzluğun acısını anlamaları ve bu vesileyle de ahiretin fakirliğini idrak etmeleri için Oruç tutmaya emrolunmuştur."5
İmam Muhammed Bakır (a.s) buyurmuştur ki:
"Herşeyin bir baharı vardır Kur'an-ın baharı da Ramazan ayıdır.6
[1]Bihar'ul Envar c.96 s.356
[2]Usul-u Kafi c.4 sh.62 hadis 1
[3]Men la Yahzuruh-ul Fakih .2 s.49 hadis.1
[4]Nehcul Belaga hikmet.252
[5]Vesail-üş Şia c.4 sh.4 hadis.5
[6]Bihar-ül Envar c.96 s.257
bayatlı kenan58
05.06.2008, 10:11
gercek alevı dernegı baskanı ne dıyor bılıyormusunuz PSAKD dernegı baskanı KAZIM GENC ....AIHM ye alevılık ıslamın dısındadır dıye dava acıyor.roportajlarında alevılık ıslamın ıcınde degıldır ,alevılık ıslamdan ayrıdır, alevılık orta asyadan samanızmın rıtuellerınıde alarak anadoluya gelen ,musevılıkten ,hırıstıyanlıktan ve ıslamıyetten etkılenen bır ınanc felsefe kultur ve yasam bıcımıdır dıyor. bızım TANRIMIZ ınsan,kabemız sevgıdır dıyor alevılerın gercek adı kızılbastır baskılardan dolayı bız kendımıze ALİ taraftarı dıyelım dedıler Muhammedın arap olan Alı sıyle bızım Ali mız cok farklıdır dıyor.....
Hz.Ali ile ilgili bircok yazı yazıyorlar . sizin Ali nız Hz.Ali degilse hangı Ali den bahsedıyorsunuz ?
EMİRE’L-MÜMİNİN ALİ’NİN (a.s) HAYATINA KISA BİR BAKIŞ
İmam Ali (a.s) 30. Fil yılında, Recep ayının 13. günü Kâbe’de dünyaya geldi. Annesi Esed kızı Fatıma ve babası Ebu Talib’dir. Hicri 40 yılı, Ramazan ayının 21 de Küfe şehrinde şahadet mertebesine erdi. Mübarek türbesi Irak’ın Necef-i Eşref kentinde bulunmaktadır.
HZ. ALİ’NİN (a.s) YAŞAMINDAN KESİTLER
Müminlerin Emiri’nin (a.s) İslam Peygamberi’nin (s.a.a) Bi’setinden (Peygamber oluşundan) on yıl önce dünyaya gözlerini açtığı, İslam tarihi oluşurken bütün gelişmelerde Efendimiz Resulullah’ın yanında olduğu ve onun vefatından sonra otuz yıl yaşadığı dikkate alındığında, 63 yıllık ömrünü beş bölüme ayırabiliriz:
1- Doğumdan Peygamber’in Bi’setine kadar olan dönem.
2- Bi’setten Peygamber’in Medine’ye hicret edişine kadar olan dönem.
3- Peygamber’in vefatından kendi hilafetinin başlangıcına kadar olan dönem.
4- İmam Ali’nin halifelik dönemi.
1- DOĞUMDAN İSLAM PEYGAMBERİNİN Bİ’SE*TİNE KADAR OLAN DÖNEM
Yukarıda da değindiğimiz gibi eğer imam Ali’nin (a.s) yaşamını beş bölüme ayıracak olursak, ilk bölümünü, Peygamber’in Bi’setinden önceki yaşamı oluşturmaktadır. İmam’ın bu bölümdeki yaşam süresi on yılı geçmektedir. Çünkü İmam Ali (a.s) dünyaya gözlerini açtığı zaman Peygamber Efendimiz daha otuz
yaşında idi. Peygamberimiz kırk yaşında peygamberlikle görevlendirildiğine göre; İmam Ali, Peygamber’in bi’seti sırasında on yaşın üstünde değildi.
PEYGAMBERİN YANINDA
İmam Ali (a.s) ruhsal ve kişilik yapısının olgunlaştığı ve her türlü terbiyeye yatkın olduğu bu hassas dönemi Hz. Muhammed’in (s.a.a) evinde ve onun eğitimi altında geçirdi. İslam tarihçileri bu konuda şöyle yazarlar:
Bir ara Mekke’de büyük bir kuraklık ve kıtlık baş gösterdi. O sırada Peygamberin amcası Ebu Talib kalabalık bir ailenin geçimini sağlaması gerektiğinden, masrafların ağır yükü altında ezilmekteydi. Resul-i Ekrem (s.a.a) Haşimoğullarının en zenginlerinden olan diğer amcası Abbas’a, her birimiz Ebu Talip oğullarından birini evimize götürüp bakımını üstlenelim ki Ebu Talib’in aile yükü azalsın, önerisinde bulundu. Abbas kabul edince birlikte Ebu Talib’in yanın gidip konuyu kendisine açtılar. Bu öneriyi Ebu Talib’de kabul etti. Sonuçta; Abbas “Cafer’i ve Hz. Muhammed’de (s.a.a) Ali’yi alıp evlerine götürdüler. Böylece İmam Ali (a.s) efendimizin evinde iken (hayatının ilk yıllarında) Allah, habibini peygamberlikle görevlendirdi. İmam Ali (a.s) ise onu hemen tasdik edip Peygameri izlemeye koyuldu.(1)
İslam Peygamberi (s.a.a) Ali’yi (a.s) himayesine aldıktan sonra: İşte ben Hz. Muhammed (s.a.a) Allah’ın benim için seçtiğini seçtim, diye buyurdu.(2)
Abdü’l-Muttalib’in vefatından sonra çocukluk dönemini amcası Ebu Talib’in evinde geçirip onun kefaleti altında büyüdüğünden, onun evlatlarından birini yetiştirmek suretiyle amcasının ve onun karısı Esed kızı Fatıma’nın zahmetini telafi etmek istiyordu. Dolayısıyla Ebu Talip oğulları içinde Ali’yi (a.s) himayesine almak istemişti.
Ali (a.s) kendi halifeliği döneminde, “Kasıâ” hutbesinde eğitim dönemine değinerek şöyle buyuruyor:
“Siz (Peygamber’in son sahabeleri) benim Resu*lullah’a olan yakın akrabalığımı ve onun nezdinde olan özel mevkimi bilmektesiniz. Yine biliyorsunuz ki; henüz bir çocuk iken o beni kucaklayıp göğsüne bastırıyor ve beni yatağında yatırıyordu; öyle ki, ben onun vücuduna dokunuyor, hoş kokusunu duyuyordum. O yemeği elleriyle benim ağzıma koyuyordu.
Ben, annesinin peşinden giden çocuk gibi her yere onunla birlikte yürüyordum. Her gün, üstün faziletli ahlaklarından birini bana öğretiyordu. Ve bana: “Onu izlememi emrediyordu.”(3)
ALİ (a.s) HİRA MAĞARASINDA
Hz Muhammed (s.a.a) pey*gamberlikle görevlendirilmeden önce her yıl bir ay boyunca Hira(4) mağarasında ibadet ederdi. Bu süre içinde yanına bir yoksul uğrasa (efendimiz) gelir ve kendisine yemek verirdi. Evine gitmek istediği zaman ise önce Mescidü’l-Harama gidip yedi kere veya Allah ne kadar istese Allah’ın evini tavaf eder sonra evine dönerdi.(5)
Eldeki kanıtlar gösteriyor ki, Hz. Muhammed (s.a.a) Ali’ye (a.s) duyduğu aşırı inayetten dolayı (Hira mağarasında bulunduğu zamanlarda) bir ay içinde onu da kendisi ile birlikte Hira’ya götürüyordu.
Vahiy meleği ilk defa o mağarada efendimiz Hazretlerine nazil olup onu peygamberlik makamı ile şereflendirdiği zaman, Ali (a.s) da oradaydı. O gün, Hz. Muhammed’in (s.a.a) Hira da*ğında ibadetle meşgul olduğu ayın bir günü idi.
Ali (a.s) Kasiâ hutbesinde bu konuda şöyle buyuruyor:
“Peygamber her yıl Hira dağında ibadete koyulur ve onu benden başka kimse görmezdi... Hazretlerine vahiy indiği zaman şeytanın feryat sesini duydum; Allah’ın Resulü’ne, bu feryadın ne olduğunun sordum; Bu şeytanın feryadıdır, sebebi ise dünya yüzünde itaat edilmekten ümidini kesmesidir, Benim duyduğum sesi sen de duyuyorsun, benim gördüğümü sen de görüyorsun ama ne var ki sen Peygamber değilsin, (benim) hayır ve iyilik üzere vezirimsin, buyurdu”(6)
Gerçi bu sözler, Peygamberin Risalet görevini almasından sonra Hira’da ibadet ettiği dönemle ilgili gibi gözükmektedir. Fakat öncesi karineler ve Peygamberimizin genellikle Risalet görevinden önce Hira’da ibadet etmesinden, bu sözlerin İslam Peygamber’inin risaletinden önceki döneme ait olduğu anlaşılmaktadır. Her halükarda, Ali’nin (a.s) ruh temizliği ve Peygamber’in (s.a.a) yanında eğitim; çocukluğundan beri hassas bir kalp, etkili bir yüz ve duyarlı bir kulak ile normal insanların göremeyeceği şeyleri görmesine ve duyamayacağı sesleri duymasına sebep olmuştu.
Mûtezili İbni Ebi’l-Hadid Nehcü’l-Belağa şerhinde şöyle yazar:
“Sahih kitaplarında (kütübi sittede) rivayet edilmektedir ki; Cebrail ilk defa Peygambere nazil olup onu peygamberlik makamı ile şereflendirdiği zaman Ali’de (a.s) İslâm Peygamber’inin yanında idi.”(7)
İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“İmam Ali (a.s) İslam Peygamberinin risaletinden önce Peygamberin yanında Nübüvvet nurunu görmekte ve meleğin sesini duymaktaydı. İslâm Peygamberi (s.a.a) kendisine: “Eğer ben peygamberlerin sonuncusu olmasaydım, sen peygamberlik makamına layıktın. Ama sen benim varisimsin, velilerin efendisi ve takvalıların liderisin” diye buyurmuştur.”(8)
2- Bİ’SETTEN PEYGAMBERİN HİCRETİNE KA*DAR
İmam Ali’nin (a.s) hayatının ikinci bölümünü Bi’set’ten Hicret’e kadar olan dönem oluşturmaktadır. Bu dönem on üç yıldan ibarettir. İmam Ali (a.s) bu dönemde İslam’ın ilerleme kaydetmesi için bir takım hizmetler sunmuştur. Parlak ve etkili çabaları, önemli girişimleri olmuş, büyük hizmetler sunmuştur. İslam tarihinden O’ndan başka kimseye nasip olmayan faziletleri vardır. Böyle yüce bir şeref, onu başkalarından ayırmaktadır.
İLK İMAN EDEN
İmam Ali (a.s) açısından bu dönemin önemi; herkesten önce İslam’ı kabul etmesi ve gönül verdiği dine ilk adımı atmış olmasıdır. Daha doğru bir değişle; eskiden beri içinde taşıdığı İslamı dışa vurması, dile getirmesidir. Çünkü Ali (a.s) çocukluğundan beri tek Allah’a ibadet etmekteydi.(9) İslamı kabul etmesi putperestlikten vazgeçmesi anlamına gelmiyordu. Zira o, hiçbir zaman putlara tapmamıştı. Fakat bildiğiniz gibi Peygamberimizin diğer sahabeleri böyle değildi.
İslamiyeti ilk kabul etmiş olmak, Kuran-ı Kerim’in üzerinde durduğu bir değerdir. İslamiyeti kabul etmede ön ayak olanların Allah katında üstün bir değere sahip olduğunu Kurân-ı Kerim şu sözleriyle beyan etmektedir: “... Ve bir de ileri geçenler ki herkesi geçmişlerdir, onlardır mabutlarına yaklaştırılanlar”(10)
Kurân-ı Kerim “İslam dinine diğerlerinden önce inanma” hususuna özel bir teveccüh göstermiştir. Hatta Mekke’nin fethinden önce iman edenleri, can ve mallarını Allah yolunda verenleri; Müslümanların Mekke’yi fethetmesinden sonra, iman edip cihat edenlerden üstün saymıştır. Hal böyle iken hicretten önce ve İslam’ın ortaya çıktığı ilk yıllarda Müslüman olanlar elbette ki çok daha üstündürler. Nitekim Kuran-ı Kerim şöyle buyurmaktadır:
“... Sizden, fetihten önce mallarını harcayan ve savaşan, başkalarıyla bir değildir; onların, fetihten sonra mallarını harcayan ve savaşanlara karşı, derece bakımından pek büyük üstünlükleri var; ve hepsine de Allah güzel mükâfatlar vaadetmiştir...” (11)
Müslümanların (Hicri sekizinci yılda vuku bulan) Mekke’nin fethinden önce iman etmelerinin daha üstün olmasının sebebi, şudur:
Mekke’de Müslüman olanlar; İslam dini, Arap yarımadasında gücünün doruğuna erişmeden, Mekke putperestlerin güçlü bir merkezi iken İslam dinini kabulenmişlerdi. Birçok tehlike her taraftan Müslümanların canlarına ve mallarına yönelmişken iman etmişlerdi. Elbette Müslümanlar Medine’ye hicret ettikten, Avs, Hazrec ve Medine çevresinden bazı kabilelerin İslamiyeti kabul etmesinden sonra nispeten daha güvende oldular ve İslamiyet daha süratli ilerlemeye başladı. Birçok savaşta galip oluyorlardı. Ama tehlike daha geçmemişti. Buna göre; böyle bir ortamda iman edip can ve malını feda etmenin özel bir değeri olmakla birlikte; Peygamberin ilk daveti sırasında güç Kureyş ve putperestlerin elinde iken (her an can ve mal tehlikesi ile karşı karşıya bulunuyorken) iman etmenin çok daha üstün değeri olacağı kuşkusuzdur. Bu nedenle İslam dinini kabul etmede öne geçmiş olmak, Peygamber sahabeleri arasında önemli iftiharlardan biri sayılmaktaydı.
Bu açıklama ile İmam Ali’nin (a.s) İslam’ı izhar etmede öncü olmasının değer ölçüsü daha iyi anlaşılmaktadır.
İMAM ALİ’NİN (a.s) İLK MÜSLÜMAN OLDUĞUNA DAİR DELİLLERİ
İmam Ali’nin (a.s) İslâm’ı kabul eden ilk kişi olduğuna dair İslami kaynaklarda yer alan deliller, bu kitabımıza sığmayacak kadar çoktur. Örnek olarak sadece bir kaç tanesini zikredeceğiz.
1) Herkesten önce, İslam Peygamberi’nin (s.a.a) bizzat kendisi İmam Ali’nin (a.s) öncü olduğunu açıklamış ve bir grup ashabının yanında şöyle buyurmuştur:
“Kıyamet günü Kevser havuzu başında bana ilk kavuşanınız, İslam’ı herkesten önce kabul eden Ali b. Ebu Talib olacaktır.”(12)
2) Alimler ve Muhaddisler şöyle aktarmışlardır:
Hz. Muhammed (s.a.a) pazartesi günü peygamber*liğe seçildi. Ali (a.s) ertesi gün (Salı) günü Peygamberle birlikle namaz kıldı.(13)
3) İmam Ali (a.s) “kasıa” hutbesinde şöyle buyurmaktadır:
“O gün İslam, Peygamber ve Hatice’den başkasının yanında duyulmamıştı ben ise onların üçüncüsü idim Risalet ve vahiy nurunu görüyor ve Nübüvvet tortusunu alıyordum.”(14)
4) İmam Ali (a.s) İslam’da ilk oluşumu başka bir yerde şöyle dile getirmektedir:
“Allah’ım sana ilk dönen, mesajını ilk duyan ve Peygamberin davetine ilk icabet eden benim ve İslam Peygamber’i hariç benden önce namaz kılan olmamıştır.(15)
5) İmam Ali (a.s) buyuruyor ki:
“Ben Allah’ın kulu, Peygamber’in kardeşi ve Sıddık-ı Ekberim. Bu sözü benden sonra iftiracı yalancıdan başkası söylemez. Ben halktan yedi yıl önce Resulullah ile birlikte namaz kılıyordum.”(16)
6) Ufeyf b. Kaysi’nini Kendisi şöyle aktarıyor:
Ben cahiliyet döneminde ettar (esans tüccarı) idim. Bir seferinde ticaret için Mekke’ye gitmiş ve büyük Mekke Tacirlerinden olan Abbas’a misafir olmuştum. O sırada Mescidü’l Haram’da Abbas ile birlikte oturuyorken, güneşin doruğa yükseldiği bir vakitte yüzü ay gibi nurlu olan bir genç Mescid’e geldi. Gökyüzüne bakıp Kâbe’ye doğru durarak namaz kılmaya başladı. Hemen peşinden güzel yüzlü bir delikanlı kendisine yaklaşıp sağ tarafında durdu, sonra örtünmüş olan bir kadın gelip ikisinin arkasında yerini aldı. Her üçü birlikte namaza koyulup rüku ve secde etmeğe başladılar.
Ben (Putperest merkezinde üç kişinin putperestlik dışında başka bir dine inandıklarını görünce) şaşırdım. Abbas’a dönerek, büyük bir olay, Dedim. Bu sözü oda yineledi. Sonra ekledi; bu üç kişiyi tanımıyor musun? Hayır! dedim. İlk önce gelip ikisinin önünde duran kardeşimin Abdullah’ın oğlu Muhammed’dir. İkincisi diğer kardeşimin Ebu Talib’in oğlu Ali’dir. Üçüncüsü ise Muhammed’in eşidir. O, dinin Allah’tan geldiğini iddia etmektedir. Yeryüzünde bu üçünden başka bu dine inanan yoktur.”(17)
Bu olaydan açıkça anlaşılmaktadır ki, İslam Peygamber’inin ilk daveti sırasında sadece Ali ve Hatice kendisine iman etmişlerdi.
PEYGAMBERİN AİLESİ VE KORUYUCUSU
İslam Peygamberi üç yıl boyunca genel davetten sakınıyordu. Sadece özel temaslarla, davet kabul edebileceklerini hissettiği kişileri İslam’a davet ediyordu.
Üç yıl sonra vahiy meleği nazil olarak, Peygamber’e, yakın akrabalarından başlayarak insanları Allah’ın dinine davet etmesi emrini iletti. Allah’ın emri şöyle idi:
“Ve en yakın hısımlarını (Allah’ın azabına karşı) korkut. İnananlardan sana uyanlara karşı (sevgi) kanadını indir, mütevazı ol, Sana isyan ederlerse (karşı gelirlerse) de ki: şüphe yok ki ben sizin yaptıklarınızdan uzağım”(18)
Genel davete, başlama noktası olarak yakın akrabalarını davet ederek başlamayı seçmesinin sebebi: İlahi veya beşeri bir liderin yakınları ona inanıp izlemezlerse, yabancılara karşı etkili olması çok güçtür. Zira yakınları onun sırlarını, iyi ve kötü yanlarını herkesten iyi bilmektedirler. Bu nedenle onların iman etmesi risaletinin (görevinin) doğruluğunun belirtisi sayılmaktadır. Bu nedenle İslam Peygamberi niye Ali’ye (a.s) Haşim oğullarının ileri gelenlerinden kırk beş kişiyi öyle yemeğine davet etmesini ve yemek olarak da etkili bir yemek ve süt hazırlamasını emretti?
Konuklar vakit gelince Peygamberin huzuruna vardılar. Yemek yenildikten sonra Peygamberin amcası “Ebu Leheb” kendine has tavrıyla toplantının seyrini değiştirdi ve sonuç alınmadan meclis dağıldı. Konuklar yemeklerini yiyip süt içtikten sonra Peygamberin evinden ayrıldılar Efendimiz ertesi gün yeniden yemekli bir toplandı yapmaya ve Ebu Leheb dışında hepsini davet etmeğe karar verdi. İmam Ali (a.s) yine Peygamber’in emriyle yemek ve süt hazırlatıp Haşimoğul*ları’nın ileri gelenlerini yemeğe ve Peygamber’i dinlemeğe davet etti. Tüm konuklar verilen zamanda hazır bulundular ve yemek yenildikten sonra efendimiz sözlerine şöyle başladı:
“Hiç kimse kendi halkına, benim size getirdiğimden daha iyisini getirmemiştir. Ben sizin için dünya ve ahiret iyiliğini getirdim. Allah bana, sizi, O’nun birliğine ve kendi peygamberliğime inanmaya davet etmemi emretmiştir. Sizden hanginiz bana bu yolda yardım ederse benim kardeşim, vezirim ve içinizdeki temsilcim olacaktır.”
Bu sözleri söyledikten sonra içlerinden hangisinin bu çağrıya uyup yanıt vereceğini görmek için bir süre sustu. Bu sırada meclis şaşkın bir sissizliğe gömülmüş, herkes başını öne eğmiş derin bir düşünceye dalmıştı.
O gün daha on beş yaşını doldurmamış olan Ali (sessizliğin içinden) aniden ayağa kalkarak Peygamber’e döndü:
“Ey Allah’ın Resulü ben bu yolda sana yardım edeceğim” diyerek fedakârlık antlaşmasını pekiştirmek için elini efendimize uzattı. Peygamber Ali’ye oturmasını emrederek sözlerini tekrarladı. Yine Ali ayağa kalkıp buna hazır olduğunu duyurdu.
Bu kez Peygamber yine oturmasını emretti. Peygamberin davetini üçüncü tekrarlayışında da yine Ali’den başka yanıtlayan olmadı. Sadece o, ayağa kalkıp Peygamber’in mukaddes hedefini desteklediğini İlan etti. Peygamber Ali’nin elini sıkarak Haşim oğullarına hitaben Ali hakkında tarihi sözünü buyurdu:
“Ey yakınlarım ve akrabalarım! Bundan sonra Ali kardeşim, vasim ve sizin içinizde halifemdir.”(19)
Böylece İslam Peygamber’inin ilk varisi, en son ilahi elçi tarafından, daha birkaç kişi risaletine iman ettiği bir zamanda tayin edilmiş oldu.
Peygamber’in en yakın akrabalarına; ben Allah’ın Resulüyüm diyerek peygamberliğini ilan ettiği gün, hemen peşinden Ali benim vasim ve halifemdir buyurarak Ali’nin imamlığını ilan etmesiyle, imametin İslam’daki makamı ve konumunu daha açık bir şekilde anlamış oluruz. Bundan da anlaşılmaktadır ki; bu iki makam birbirinden ayrı değildir ve imamet, risaletin tamamlayıcısıdır.
BÜYÜK FEDAKÂRLIK
Bi’set’in on üçüncü yılında Zilhicce ayının on üçünde Peygamber ve Yesrib halkı arasında bir anlaşma yapıldı. Buna göre Peygamber’i şehirlerine davet ettiler ve onu koruma ve destek sözü verdikler. Buna “İkinci Akabe Anlaşması” denir. O gecenin ertesi günü Müslümanlar yavaş yavaş Yesrib’e hicret etmeğe başladılar.
Kureyş’in ileri gelenleri, Yesrib’de İslam davetini yaymak için yeni bir karargâh oluşturulduğunu anlamışlardı. Bu nedenle tehlikede olduklarını hissediyorlardı. Çünkü onca yıl Peygamber ve izleyicilerine eziyet ettikten sonra Peygamber’in intikam alabileceğinden, savaşmasa bile, Kureyş’in Medine kenarından geçen Şam ticaret yolunu tehdit edebileceğinden korkuyorlardı. Böyle bir tehlikeyi önlemek için bi’set’in on dördünde sefer ayının sonunda “Daru’n-Nüd ve”de (Mekke şura Meclisi binası) toplanıp çareler düşünmeye koyuldular. Bu toplantıda bazıları, Peygamber’in sürgün edilmesi veya hapsedilmesini önerdiyseler de, bu öneri reddedildi. Sonunda onu öldürmeğe karar verdiler. Ama Peygamber’i öldürmek pek kolay değildi, Haşim oğulları sessiz kalmayıp intikam almaya kalkışabilirdi. Dolayısıyla her kabileden bir gencin seçilerek, gece Muhammed’in (s.a.a) evine baskın yapıp onun yatakta öldürülmesini karara verdiler. Bu durumda katil bir kişi olmayacağından, Haşim oğulları, bütün kabilelerle savaşmaya güçleri yetmeyeceği için mecburen kan parası almak zorunda kalacaklardı. Böylece İslâm macerası da son bulacaktı. Kureyş bu planı uygulamak için Rebiü’l-Evvel ayının ilk gecesini seçti.
Yüce Allah daha sonra onların her üç planını da hatırlatarak şöyle buyuruyor:
“Hani bir zamanlar, kâfir olanlar, seni bağlayıp hapsetmek, yahut öldürmek, yahut da yurdundan çıkarmak için düzenlere başvurmuşlardı, bu düzeni kurarken Allah’ta düzenlerini bozuyordu ve Allah hilekarları cezalandıranların en hayırlısıdır.”(20)
Kureyş’in bu kararından sonra, vahiy meleği Peygamber’i durumdan haberdar edip, Mekke’den Yesrib’e doğru hareket emrini iletti.
Burada Peygamber, düşman planını bozmak ve şehirden çıkabilmek için “iz kaybetme” yönteminden faydalandı. Bu nedenle, cesur ve fedakâr bir kişinin gece Peygamber’in yatağında yatması gerekiyordu. Düşman, evine saldırdığında Peygamber’in yatağında uyuduğunu sanarak evini gözetleyip, yolları kontrol etmezlerdi. Böyle bir kişi Ali’den başkası değildi.
Bunun üzerine Peygamber Kureyş ileri gelenlerinin planını Ali’ye anlatıp buyurdu ki:
“Bu gece benim yatağımda yat ve her gece üzerime örttüğüm yeşil örtüyü üzerine ört ki; benim yatağımda uyuduğumu sansınlar.”
İmam Ali (a.s) da öyle yaptı. Kureyş memurları, Peygamber’in evini akşamdan çembere aldılar. Sabah olduğunda kılıçlarını çekerek eve saldırdıklarında Peygamber’in yatağında Ali’yi buldular.
Planlarının yüz de yüz başarılı olacağını sananlar Ali’yi görünce şaşırıp kaldılar. Daha şaşkınlıklarını üzerlerinden atmadan, Muhammed nerede, diye sordular. Ali sakin bir şekilde: “Onu bana mı teslim etmiştiniz ki, bana soruyorsunuz, ona öyle davrandınız ki evini terketmek zorunda kaldı” dedi.
Bu sırada Ali’nin (a.s) üzerine saldırıp yakaladılar. Taberi’nin dediğine göre; Ali’ye eziyet ettiler. Sürükleyerek Mescidü’l-Haram’a götürdüler ve bir süre tuttuktan sonra da serbest bıraktılar.
Medine yönünde Peygamber’i izlemeğe koyuldular. O sırada Peygamber “Sur” mağarasında saklanıyordu.(21) Kuran-ı Kerim Ali’nin (a.s) bu büyük fedakârlığına ölümsüzlük bahşederek onu şu ayet-i şerife ile Allah yolunda canlarını feda edenlerden birisi olarak tanıtmıştır:
“İnsanların öylesi de var ki (Ali gibi Hic*ret gecesi, Peygamber’in yatağında yatmak suretiyle) Allah rızasına nail olmak için adeta kendisini satar, Allah rızasını alır. Allah kullarını pek esirger.”(22)
Müfessirler, bu ayetin İmam Ali’nin (a.s) bu büyük fedakârlığı hakkında Mebiyt (gecesi) nazil olduğunu söylerler.(23)
İmam Hazretlerinin kendisi de ikinci halifeden sonra, kurulan altı kişilik Şura da, Şura üyelerine karşı bu üstün faziletini öne sürerek şöyle buyuruyor:
“Sizi Allah’a yemin veriyorum söyleyin; Peygamber’in “Sur” mağarasına yöneldiği o tehlikeli gecede vücudunu belaya siper ederek (efendimizin) yatağında yatan benden başkası mıydı?”
Hepsi: Senden başkası değildi, dediler.(24)
3- HİCRETTEN PEYGAMBERİN VEFATINA KA*DAR
İmam Ali (a.s) Peygamber’in (s.a.a) kardeşi:
İslami kardeşlik ve kardeşlik bağı İslam dininin sosyal ilkelerinden biridir. İslam Peygamber’i çeşitli zamanlarda bu bağı kurup sağlamlaştırmaya özen göstermiştir. Peygamberimiz Medine’ye geldikten sonra, ensar ile muhacirler arasında kardeşlik antlaşması yaptırdı. Bu amaçla, Müslümanlar’ın bir araya toplandığı bir gün ayağa kalkarak buyurdu ki:
- “Allah yolunda ikişer, ikişer kardeş olun!”
Bunun üzerine Müslümanlar ikişer, ikişer birbirlerinin kardeşi olarak el sıkıştılar ve böylece aralarındaki birlik ve bağlılık pekişmiş oldu.
Elbette bu antlaşmada, kişilerin birbiriyle uyumuna, iman, fazilet ve İslami şahsiyet açısından denkliklerine riayet edilmişti. Öyle ki birbiriyle kardeş olanlar göz önüne alındığında bu husus apaçık görülmektedir.
Hazırda bulunanların her birisi için kardeş belirlendikten sonra Ali (a.s) yalnız kalmıştı. Efendimize dönerek:
- Beni kimseyle kardeş etmedin, dedi.
Peygamber (s.a.a)efendimiz de şöyle buyurdu:
- Sen her iki dünyada benim kardeşimsin, buyurarak(25)) Ali ile kendisi arasında kardeşlik akdi okudu.(26)
Bu konu, İmam Ali’nin (a.s) fazilet ve azametinin ölçüsünü, açıkça göstermektedir. Ayrıca onun Resulullah’a ne kadar yakın olduğu da anlaşılmaktadır.
SAVAŞ CEPHELERİNDE
İmam Ali’nin (a.s) hicretten, Peygamber’in (s.a.a) vefatına kadar olan yaşamı; çok sayıda olayları, özellikle İmam’ın savaş cephelerinde gösterdiği büyük kahramanlıklar ve olağanüstü fedakarlıkları kapsamaktadır. İslam Peygamber’i Medine’ye hicret ettikten sonra, Yahudiler, müşrikler ve isyancılarla yirmi yedi “Gaz*ve”si(27)) olmuştur. İmam Ali (a.s) bunlardan yirmi altısına katılmış, sadece “Tebük” gazvesine katılmayıp münafıkların Peygamber’in yokluğunda İslamı hükümeti merkezinde olay çıkaracakları korkusu olduğu için Peygamber’in emriyle Medine’de kalmıştı. Bu gazvelerin hepsini yazmaya kalkışırsak kitabımıza sığması mümkün değildir. Dolayısıyla sadece İmam Ali’nin (a.s) çok önemli kahramanlık sergilediği dört büyük cihadı örnek olarak aşağıda sunuyoruz:
A- Bedir Savaşında
Biliyoruz ki, Bedir savaşı Müslümanlarla müşrikler arasında vuku bulan tam teşekküllü bir savaştı. Bu nedenle taraflar arasında ilk askeri deneyimdi ve taraflardan birisinin savaşta zafer kazanması çok önemliydi.
Bu savaş hicretin ikinci yılında vuku buldu. İslam Peygamber’i o yıl, Kureyş ticaret kervanının İslam’ın en eski düşmanı Ebu Süfyan başkanlığında Şam’dan Mekke’ye dönmekte olduğunu haber almıştı. Kervan güzergâhı Medine yakınından geçtiği için, İslam Peygamber’i muhacirler ve ensardan oluşan 313 kişi ile Kervanı ele geçirmek için Bedir’e hareket etti.
Peygamberin bu hareketten amacı Kureyş’e; Kervan yolunun güçlü İslam kuvvetlerinin elinde olduğunun anlatmaktı. Onlar İslam’ın yayılmasını önleyecek ve Müslümanlar’ın özgürlüğünü kısıtlayacak olurlarsa, ekonomilerinin hayat damarı İslam birliklerince kesilecekti.
Diğer taraftan Ebu Süfyan Müslümanlar’ın hareketini haber alınca, kızıl deniz kıyılarından sapma bir yol seçerek kervanı tehlike bölgesinden uzaklaştırdı. Aynı zamanda da Mekke’deki Kureyş ileri gelenlerinden yardım istedi.
Ebu Süfyan’ın yardım istemesi üzerine, Kureyş Savaşçılarından 950 ila 1000 savaşçı Medine’ye doğru hareket etti. Ramazan ayının on yedisinde müşrikler, müslümanlarla karşı karşıya geldiler. Sayıları Müslümanlar’ın üç katı idi.
Savaşın başında; Kureyş silahşörlerinden, baştan ayağa silahlı “Utbe” (Ebu Süfyan’ın eşi Hinde’in babası). “Şeybe “ (Utbe’nin büyük kardeşi) ve “Velit” (Utbe’nin oğlu) isminde üç kişi, haykırışlarla savaş meydanının tam ortasına gelip kendilerine eş değer savaşçılar istediler. Ensardan üç silahşör onlarla savaşmak için meydana çıkıp kendilerini tanıttılar. Kureyş yiğitleri onlarla savaşmak istemeyip şöyle haykırdılar:
“Ey Muhammed! Kavmimizden Şanımıza uygun kişileri karşımıza gönder!”
Bunun üzerine Resulullah (s.a.a), Ubeyde b. Haris b. Abdü’l-Muttalib, Hamza b. Abdü’l-Muttalib ve Ali’nin (a.s) bu üç kişinin karşısına çıkmalarını emretti. Üç yiğit mücahit, savaş meydanına çıkıp kendilerini tanıttılar. Hamza Şeybe ile, Ubeyde Utbe ile ve içlerinde en genci olan Ali Muaviye”nin dayısı Velit ile karşılaştı ve göğüs göğse savaş başladı. Hamza ve Ali rakiplerini hemen cehenneme vasıl ederek saf dışı bıraktılar. Ama Ubeyde ile Utbe civarında karşılıklı saldırılar devam ediyor hiç birisi diğerini yenemiyordu. Bu nedenle Ali ve Hamza rakiplerini saf dışı ettikten sonra Ubeyde’nin yardımına koşup Utbe’yi de cehenneme vasil ettiler.(28)
Ali (a.s) sonraları Muaviye’ye yazdığı bir mektup da bu olaya şöyle değinmiştir:
“... Bir savaşta deden Utbe’ye dayın Velit’e ve kar*deşin Hanzele’ye indirdiğim kılıç şimdi yanımdadır.”(29)
Üç büyük İslam kahramanının, Kureyş silahşörlerini yenmesi, şirk ordusu komutanlarının ruhiyesini bozmuştu. Topyekûn savaş başladı ve şirk ordusunun ağır yenilgisiyle sonuçlandı. Öyle ki; yetmiş kişi esir oldu...
Bu savaşta öldürülenlerin yarısından fazlası Ali’nin kılıcı ile yere serilmişti.
Merhum Şeyh Müfid, el-İrşad kitabında, Bedir savaşında ölenlerden otuz altısını bizzat isimleriyle zikrederek: “Sünni ve Şia ravilerinin, bunların bizzat Ali b. Ebu Talib (a.s) tarafından öldürüldüklerinde ittifakı vardır. Veya Ali onların öldürülmesinde başkalarıyla birlikte şirket etmiştir.”(30)) demiştir.
B- Uhud Cephesinde Eşsiz Yiğitlik
Kureyş ruhiyesi, Bedir savaşında aldıkları yenilgiyle kötü bir şekilde bozulmuş, kaybettiklerinin intikamını almak ve bu yenilgiyi telafi etmek için güçlü ve mücahit bir orduyla Medine’ye saldırı kararı almıştı.
İslam Peygamber’i Kureyş’in kararından haberdar olunca, düşmana karşı koymak için “Askeri Şûra” oluşturdu. Müslümanlardan bazıları; İslam ordusunun Medine dışına çıkarak düşmanla şehir dışında savaşmalarının daha iyi olacağını önerdiler.
Peygamber bin kişi ile Medine’den ayrılarak şehrin kuzeyindeki Uhud dağına doğru yola çıktı. Meşhur münafık Abdullah b. Übeyy taraftarlarından üç yüz kişi, (Uhud’a doğru) hareket esnasında efendilerinin tahrikine kapılarak Medine’ye geri döndüler. Böylece, İslam kuvvetlerinin sayısı yedi yüz kişiye düştü. Hicretin üçüncü yılı Şevval ayının yedinci gününün sabahı, Uhud dağı eteklerinde iki ordu karşılıklı saf oluşturdular.
İslam Peygamber’i, savaş başlamadan önce, askeri açıdan savaş meydanını incelerken, savaş tam kızıştığı sırada düşmanın müslümanlara arkadan saldırabileceği stratejik bir noktayı farketti. Tedbir alarak, düşmanın o noktadan sızmasını önlemek için “Abdul*lah b. Cubeyr” adında bir savaşçısını, elli okçuyla bu stratejik tepeye yerleştirerek: Müslümanlar yense de yenilse de hiçbir şekilde bu hassas noktayı terk etmemelerini emretti.
Diğer taraftan, o zamanki savaşlarda bayrağı taşıyan kişinin önemli rolü vardı, bu nedenle bayrağı daima, yiğit ve güçlü kişilere teslim ederlerdi. Bayraktarın direnişi ve bayrağın savaş alanında dalgalanması savaşçılara cesaret veriyordu. Bayraktar ölüp de bayrak düşünce savaşçıların ruhunda büyük bir sarsıntı meydana geliyordu. Bu husus göz önüne alınarak, savaş başlamadan önce en yiğit savaşçılardan birkaçı, bayraktar olarak tayin ediliyordu.
Bu savaşta da Kureyş bu önemli hususu dikkate alarak yiğitlikleriyle tanınan “Beni Abdu’d-Der” kabilesinden birkaç kişiyi bayraktar olarak seçmişti. Ama savaş başladıktan sonra, bu bayraktarlar birbiri ardınca İmam Ali’nin (a.s) güçlü elleriyle öldürülüp, bayrak peş peşe yere düşünce, Kureyş ordusu ruhsal sarsıntıya uğramış kaçmaya başlamışlardı.
İmam Cafer Sadık’ın (a.s) bununla ilgili şöyle buyurduğu aktarılmıştır:
- “Uhud savaşında Şirk ordusunun bayraktarları dokuz kişiydi. Hepside Ali’nin (a.s) güçlü elleriyle helak oldular.”(31)
İbni Esir’de diyor ki:
- “Kureyş’in bayraktarlarını (yere sererek) yenen kişi Ali (a.s) idi.”(32)
Merhum Şeyh Sâduk’ın rivayetine göre: Halife Ömer’in, vefatından sonra halife seçmeleri için tayin ettiği altı kişilik şurada, Ali yaptığı konuşmalarda, bu konum üzerinde durarak şöyle buyurmuştur:
“... Allah aşkına söyleyin, içinizde benden başka (Uhud savaşında) Beni Abdu’d-Dar bayraktarlarından dokuz kişiyi öldüren birisi var mıdır?!...”
İmam sözlerini şöyle sürdürdü:
“... Bu kişi öldürüldükten sonra, pek büyük gövdesi olan “Sevâb” adındaki köleleri savaş alanına girerek, ağzından köpük saçıp, gözleri kan çanağına dönmüş bir halde: “Efendilerimin intikamı için Muham*med’den başkasını öldürmem, diye haykırırken, Sizler (korkudan) hemen çekilmediniz mi? Ama ben onunla savaştım, karşılıklı vuruştuk ve ona öyle bir darbe indirdim ki belinden ikiye ayrıldı.”
Şura üyeleri, Ali’nin (a.s) sözlerinin tamamını doğruladılar.(33)
Kureyş ordusu bozguna uğradı, Abdullah b. Ubeyr komutasındakiler bu durumu görünce ganimet toplamak amacıyla, tuttukları stratejik noktayı terket*mek istediler. Abdullah, Peygamber’in açık emrini onlara (bağıra bağıra) hatırlattıysa da fayda etmedi. Kırk kişiden fazlası ganimet toplamak amacıyla tepeden uzaklaşırken, Abdullah on kişiden az bir kuvvetle orada kaldı.
Bu sırada okçu birliği ile pusuda bekleyen Halid b. Velit, bu fırsattan istifade ederek atağa geçti. Abdullah ve askerlerini öldürüp, arkadan saldırdı. Tam bu sırada, bayrakları “Amre b. Alkeme” adında Kureyşli bir kadının ellerinde yükseldi.
Bu kadın, Kureyş askerlerini teşvik ve tahrik etmek için savaş meydanına gelen kadınlardan biriydi.
Bu andan itibaren savaşın seyri tam tersine dönüştü. Müslümanların savaş düzeni bozulmuş, saflar dağılmış, askerlerin komutanlarıyla ilişkileri kesilmiş ve Müslümanlar yenilmişlerdi. Bu savaşla, aralarında Hamza b. Abdü’l Muttalib ve İslam ordusu bayraktarlarından Mus’ab b. Umeyr’inde bulunduğu yetmiş kişiden fazla Müslüman mücahit şehit oldu.
Diğer taraftan, savaş meydanında, düşman tarafından İslam Peygamber’inin öldürüldüğü haberi yayınlanmış, Müslümanlardan birçoğunun morali bozulmuş, ruhiyesi sarsılmış şirk ordusunun yeni bir askeri baskısıyla, Müslümanlar’ın tamamına yakını dağılarak geri çekilmişlerdi. Savaş alanında parmakla sayılacak kadar az bir kişi kalmıştı. Peygamberin çevresinde İslam tarihinde dönüm noktası sayılacak kritik anlar yaşanıyordu.
İşte burada Ali’nin (a.s) ne kadar önemli bir rol üstlendiği ortaya çıkmaktadır. O, eşsiz bir yiğitti ve cesaretle Peygamber’in yanı başında kılıç sallayarak, müşriklerin dalga dalga akınları karşısında yüce İslam Peygamberini koruyordu.
İbn-i esir tarihinde şöyle yazıyor:
“İslam Peygamber’i, saldırmak üzere olan bir müşrik grubu görünce Ali’ye: “Onlara saldır!” diye buyurdu. Ali Peygamberin emri gereği onlara saldırdı. Bir kaçını öldürerek bozguna uğrattı. Peygamber başka bir grubu gördü ve Ali’ye, “Saldır onlara!” diye emir verdi. Ali üzerlerine saldırıp bir kısmını öldürdü bir kısmını da devre dışı bıraktı. Bu sırada vahiy meleği, Peygambere: “Bu Ali’nin gösterdiği fedakârlıkların en üstünüdür, deyince, Resulullah: O benden, ben de ondanım, diye buyurdu. O anda gökten “Ali gibi kahraman, Zülfikar gibi kılıç yoktur!” nidası duyuluyordu”(34)
İbn-i Ebi’l-Hadid de şöyle yazıyor:
“Peygamber sahabelerinin çoğu (savaşlarından) kaçarken düşman birliklerinin Peygamber’e doğru akınları giderek artıyordu. “Beni Kenane” kabilesinden bir grup ve içlerinde, namlı dört kahraman bulunduran “Beni Abdü Menaf” kabilesinden bir grup Peygamber’e doğru saldırıya geçtiler. Peygamber: “Bunları defet!” buyurdu. Piyade olarak savaşan Ali (Toplam) elli kişi olan gruba saldırıp bozguna uğrattı. Onlar bir kaç kere toparlanıp saldırıya geçtiler, her defasında Ali, saldırılarını geri püskürtü. Bu saldırılarda ünlü dört kahraman ve on kişi daha Ali’nin güçlü elleriyle öldürüldü.
Cebrail, Resulullah’a: “Gerçekten Ali pek yiğitlik gösteriyor. Melekler onun yiğitliğine şaşmaktadırlar.” dedi. Resulullah (s.a.a): “Neden olmasın, o bendendir ben de ondanım” diye buyurdu. Cebrail de “Ben de sizdenim” dedi. O gün gök tarafından bir sesin devamlı:
“Ali gibi kahraman, Zülfikar gibi kılıç yoktur” diye sürekli nida verdiği duyuluyordu. Ama söyleyen görülmüyordu. Peygamberden bunu kimin söylediği sorulduğunda, Bu Cebrail’dir, diye buyurdular.”(35)
C- Ahzab (Hendek) Savaşında
Adından da anlaşılacağı gibi Ahzab (gruplar) savaşı, İslam’a düşman olan bütün kabile ve grupların “Genç İslamı” ezmek için birleşerek yürüttükleri bir savaştı. Bazı tarihçiler bu savaşta “Küfür” ordusunun sayısını onbinden fazla yazmışlardır. Oysa Müslümanlar’ın toplam sayısı ise sadece üç bindi.
Bu ordunun komutanlığını üstlenen Kureyş Liderleri, neferlerin ve savaş donanımlarının çokluğunu dikkate alarak kendi hayallerince Müslümanlar’ın işini tam olarak bitireceklerdi. Muhammed (s.a.a) ve adamlarının elinden ebedi olarak kurtulabilecekleri bir savaş planı hazırlamışlardı. Kureyş’in hareketliliği haberi Peygamber’e ulaşınca, Peygamberimiz derhal askeri Şûra kurdu. Bu Şûrada Selman-ı Farisi, Medine çevresinde, düşmanın nüfuz edebileceği bölgelere, düşman girişini önlemek için hendek kazmasını önerdi. Bu öneri kabul edilerek birkaç gün içinde Müslümanlar’ın gece gündüz çabaları sonucu hendek kazıldı. Hendek, düşman süvarilerinin atları ile sıçrayıp geçemeyecekleri genişlikte idi. Derinliği ise, içine düşen birisinin kolayca çıkmayacağı derinlikte idi.
Güçlü şirk ordusu, Yahudilerin işbirliği ile nihayet geliverdi. Onlar her zamanki gibi, Medine dışındaki çöllerde savaşacaklarını sanıyorlardı. Ama bu kez şehir dışında kimseyi göremeyip ilerlemelerini sürdürdüler. Medine kapılarına vardıklarında, nüfuz edebilecekleri tüm noktalara geniş ve derin hendek kazıldığını görünce şaşırıp kaldılar. Çünkü Arap savaşlarında hendek kullanmak görülmemiş şeydi. Mecburen hendeğin dışından şehri muhasaraya aldılar.
Bazı rivayetlere göre; Medine kuşatması yaklaşık bir ay kadar sürdü. Kureyş askerleri ne zaman hendeği geçme girişiminde bulunsalar hendeğin diğer tarafında kısa aralıklarla oluşturulan savunma siperlerinde nöbet tutan Müslümanlar’ın direnişi ile karşılaşıyorlardı. İslam ordusu, düşmanın her türlü tecavüz girişimini oklarla geri püskürtüyordu. Gece ve gündüz her iki taraf da karşılıklı oklaşıyor ama kimse galip gelemiyordu.
Diğer taraftan, Medine’nin böyle güçlü bir ordu tarafından muhafaza edilmesi Müslümanlardan birçoğunun ruhiyesini zayıflatıyordu. Özellikle Yahudi “Beni Kurayza” kabilesinin Müslümanlarla olan antlaşmalarını bozarak, müşriklere, hendeği geçtikleri takdirde içerden Müslümanlara saldıracakları sözünü verdikleri anlaşılınca, Müslümanlardaki endişe iyice artmıştı.
HASSAS VE KRİTİK GÜNLER
Kurân-ı Kerim, Müslümanlar’ın bu muhasara altındaki çok zor ve kritik durumlarını Ahzab suresinde pek iyi yansıtmaktadır:
“Ey insanlar, anın size Allah’ın nimetini, hani askerler saldırmıştı üstünüze de onlara bir yel ve görmediğiniz askerler göndermiştik ve Allah, sizin yaptıklarınızı görür.
Hani size hem üst tarafınızdan hücum etmişlerdi, Hem alt tarafınızdaki yerlerden ve hani gözler yılmıştı ve korkudan yürekler, ağızlara gelmişti ve Allah hakkında çeşitli zanlara kapılmıştınız.
İşte orda, inananlar, bir sınanmaya uğratılmışlardı ve adam akıllı da sarsılmışlardır.
Hani münafıklarla gönüllerinde hastalık alanlar, Allah ve Peygamber’i demişlerdi, bizi ancak aldattılar vaatlerinde aldatıştan başa bir şey yok.
Ve hani onların bir bölüğü, ey Yesribliler demişti, burada durmanıza imkân yok, dönün artık ve bir bölüğü de Peygamber’den, evlerimiz açık, sağlam değil diye izin istemişti, hâlbuki evleri açık değildi ve sağlamdı. Onlar ancak kaçmayı diliyorlardı.
Eğer şehrin etrafından girilip onların üstlerine varılsaydı da şirk koşmaları istenseydi hemen işe girişirler ve şehirde pek az bir müddet kalırlardı.”(36)
Ama Müslümanlar’ın zorda olmalarına rağmen, hendeğin Ahzab ordusunun geçişine engel oluşu nedeniyle onların bu durumunu sürdürmeleri çok daha zordu. Çünkü bir taraftan hava giderek soğuyordu. Diğer taraftan hazırladıkları yiyecek ve yem sadece Bedir ve Uhud savaşları gibi kısa süreli savaşlar için yeterliydi. Muhasaranın uzun sürmesiyle yemek ve yemin azlığı baskısını artırıyordu. Savaş ve kahramanlık heyecanı azalıyor ve tembelleşiyorlardı. Bu nedenle ordu komutanları bu duruma son vermek için, yiğit silahşörlerinin ne şekilde olursa olsun hendeği geçip savaşmalarından başka çare düşünemiyorlardı. Bu amaçla; Ahzab ordusunun namlı kahramanlarından beş kişi, atlarını son hızıyla koşturup on defa deneyerek hendeğin öte tarafına geçmeyi başardılar. Ve savaşmak için rakip istediler.
Bu silahşörlerden biri namlı, şanlı Arap kahraman “Amr b. Abduvedd” idi ki, Arap’ın en güçlü ve en yiğit silahşoru sayılmaktaydı. “Yelye” bölgesinde tek başına bir grup düşmanı yendiği için “Ferisi Yelyel” diye ün kazanmıştı. Amr Bedir savaşına katılıp yaralandığı için Uhud savaşına katılmamıştı. Ve şimdi Hendek savaşında gövde gösterisi yapmak için ortaya çıkmıştı.
Amr hendeği geçince “Yok mu benimle savaşacak” çığlıkları atmaya başladı. Müslümanlardan kimse karşısına çıkamadı. Daha da cesaretlenerek Müslümanlar’ın inançlarıyla alay etmeğe başladı:
“Siz ki, öldürülenlerinizin cennette ve bizden öldürülenlerin cehennemde olduğunu söylüyorsunuz, içinizden birisi yok mu ki, ben onu cennete göndereyim veya o beni cehenneme göndersin?!” Sonra şu anlamda hâmasî şiirleri okudu:
“Aranızda feryat edip savaşçı istemekten sesim tutuldu!”
Amr’ın peşpeşe savurduğu çığlıklar Müslümanlar’ın yüreğinde öyle korku yaratmıştı ki, yerlerine çivilenip hiç bir harekette veya tepkide bulunmuyorlardı.(37)
Amr ne zaman haykırıp savaşçı istese Ali (a.s) öne çıkıp meydana gitmek için Peygamber’den izin istiyordu, ama Peygamber onaylamıyordu. Bu durum üç kere tekrarlandı. Ali son kez savaş izin istediğinde, Peygamber: Bu Amr b. Abduvedd” dir, buyurdu Ali’de: “Bende Ali’yim”, dedi.(38)
Sonunda Peygamber (s.a.a) izin verdi, kendi kılıcını Ali’ye verip imamesini başına sardı ve kendisine dua etti.
Ali (a.s) savaş meydanına çıktığında Peygamber’imiz (s.a.a) buyurdu ki:
“İslâm’ın tamamı, küfrün tamamı karşısında karar kılmıştır”
Bu buyruktan da açıkça anlaşılmaktadır ki; bu ikisinden birinin galibiyetine göre; ya İslam küfrü yenecek veya küfür İslam’ı yenecekti. İslam ve şirkin geleceğini tayin edecek yazgıyı belirleyen bu çarpışma idi.
Ali (a.s) Amr’a doğru piyade olarak koştu, onun karşısında yerini alınca. Sen kendine; Kureyş’ten biri senden üç şey isterse kabul edeceğine dair söz vermiştin, dedi.
- Doğrudur.
- İlk isteğim, İslam dinini kabul etmendir.
- Bu isteğini geç.
- Gel bu savaştan vazgeç, buradan git ve Muhammed’in (s.a.a) işini başkasına bırak.
-Kureyş kadınları hiç bir zaman bunu konuşmayacaklardır. Ben nezretmişim, Muhammed’den intikam almadan kafama yağ sürmeyeceğim.
- O zaman savaşmak için atından in!
-Hiç bir Arap’ın benden böyle bir şey isteyeceğini sanmıyordum. Senin, ellerimde ölmüş olmanı istemiyorum. Çünkü babam benim dostumdu. Geri dön daha gençsin!
-Ama ben seni öldürmek istiyorum.
Ali’nin sözlerine karşı Amr öfkelendi kibirle atından inip, atının ayaklarını biçti ve İmam Ali’ye doğru saldırdı. İki silahşor şiddetle birbirine girdiler. Amr uygun bir fırsatını bulup Ali’nin başına şiddetli bir darbe indirdi. Ali, kalkanı ile kendini savundu kalkan ikiye bölünürken Ali’ye (a.s) bir şey olmadı. Tam bu sırada Ali düşmana aman vermeden karşı darbeyi indirdi ve devasa Amr’ı yere serdi. Ortalığı toz duman bürümüş ordular kimin ne yaptığını göremiyordu. Toz duman içinden Ali’nin (a.s) tekbir sesi yükseldi.
İslam ordusu sevinçle, çığlıklar atıyordu. Her kes Ali’nin (a.s) Arap kahramanını öldürdüğünü anlamıştı.(39)
Amr öldürülünce kendisiyle birlikte hendeği geçen ve Amr ile Ali’nin (a.s) savaşının sonucunu bekleyen diğer dört silahşor kaçmaya koyuldular, üçü hendeği atlamayı başardı. “Nuğen” adındaki kişi hendeği atlayamayıp içine düştü. Ali (a.s) de hendeğe atlayıp onu da orada öldürdü. Bu kahramanın ölümüyle Ahzab ordusu kendine güvenini tamamen kaybetti. Şehre saldırma umutlarını yitirdiler ve kabileler geldikleri yerlere geri dönmeye başladılar.
Yüce Allah son darbeyi, gönderdiği şiddetli fırtınalarla müşrik ordusuna indirdi. Arkalarına dahi bakmadan evlerinin yolunu tuttular.(40)) İslam Peygamber’i, Ali’nin bugün gösterdiği üstün cesaret ve kahramanlık için kendisine şöyle buyurdu.
“... Eğer senin bu günkü yaptığın işi, bütün ümmetimin amelleriyle mukayese edecek olsalar, onlardan üstün olacaktır. Çünkü Amr’ın öldürülmüş olmasıyla, müşrik evlerinden, zillet girmeyen ev yoktur. Ve Müslüman evlerinden izzet girmeyen ev kalmamıştır.”(41 )
Ünlü Ehl-i Sünnet muhadisi “Hakim Nişaburi” Peygamber’in İmam Ali hakkında buyruğunu, şu cümleyle aktarmıştır:
“Ali b. Ebu Talib’in Hendek savaşında, Amr b. Abduvedd ile savaşması, kıyamet gününe kadar ümmetimin amellerinden daha üstündür.”(42)
Bu buyruğun felsefesi gayet açıktır: İslam ve Kurân O gün savaş alanında uçurumun kıyısında yer almış ve en kritik anlarını geçiriyordu. İşte böyle bir durumda İmam Ali’nin (a.s) eşsiz fedakârlığı ve kahramanlığı ile İslam; tehlikeden kurtuldu ve kıyamet gününe kadar devamlılığı garantilendi. Böylece İslam dini onun bu üstün fedakârlığı bereketiyle kökleşti. Buna göre her kes ibadetini ona borçludur.
D- Hayber Kalesi Fatihi
İslam Peygamber’i, Hicretin yedinci yılında iken Hayber Yahudilerini silahsızlandırmaya karar verdi. Peygamberin bu girişiminin iki gerekçesi vardı:
1- Hayber, yeni kurulan İslam hükümeti aleyhine fitne ve komplo üreten bir merkez olmuştu. Ayrıca bu kalede bulunan Yahudiler, defalarca İslam düşmanlarının Medine üzerine düzenledikleri saldırılara katılmışlardı. Özellikle Ahzab savaşında hizipleri takviye etmede önemli rol üstlenmişlerdi.
2- O zaman İran ve Rum, iki büyük imparatorluk olarak birbirleriyle uzun yıllar savaş yapmalarına rağmen, İslam’ın üçüncü güç olarak ortaya çıkması onların tahammül edebilecekleri bir şey değildi. Bu nedenle Hayber Yahudileri, Kasra veya Kayser’e yardım ederek, İslam’ı silmek için onlarla işbirliği yapabilirlerdi. Veya müşrikleri İslam’a karşı teşvik edebilir, bu yeni dini ortadan kaldırmak için bu iki imparatorluğu teşvik edebilirlerdi.
Bu gerekçeler, Peygamberin bin altı yüz kişilik bir ordu ile Hayber üzerine yürümesine sebep oldu.
Hayber kalesi istihkâm açısından çok sağlam bir yapıya sahipti. Çok sayıda savunma teçhizatı vardı. Yahudi savaşçılar bu teçhizatı kullanarak şiddetli savunma yapıyorlardı.
İslam ordusu askerlerinin yiğitçe savaşmaları sayesinde kaleler birer birer ama çok zor şartlar altında düşmüştü. Ama “Kemus” kalesi ki, kalelerin en büyüğü ve silahşorların en yiğitlerine sahipti. (Hayber Kalesi) olduğu gibi direniyordu. İslam mücahitleri tüm kahramanlıklarına rağmen bu kaleyi fethedemiyor kapısını açamıyorlardı. Peygamber’in (s.a.a) yakalandığı amansız baş ağrısı, bizzat kendisinin savaşa katılmasına ve komutanlığı üstlenmesine engel oluyordu. Bu nedenle bayrağı her gün Müslümanlardan birinden diğerine veriyor ve kaleyi fethetmekle görevlendiriliyordu. Ama her birisi sonuç almadan dönüyordu.
Bu durum Peygamber için pek dayanılmaz olmuştu. Sonunda şöyle buyurdu:
“Yarın bu bayrağı öyle birisinin ellerine teslim edeceğim ki, Allah onun elleriyle bu kaleyi açacak; O Allah’ı ve Allah’ın Resulü’nü sevmekte, Allah ve Resulü de onu sevmektedir.”
Resulullah’ın (s.a.a) sahabeleri o geceyi; yarın Peygamber bayrağı kime teslim edecek, diye düşünerek geçirdiler. Güneş doğarken İslam ordusu askerleri, Peygamber’in çadırını çevrelemiş herkes Peygamberin, bayrağı kendisine teslim etmesini ümit ediyordu. Bu sırada peygamber:
- Ali nerededir, diye sordu.
Şiddetli göz ağrısına yakalanmış dinleniyor, dediler.
- Ali’yi bana getirin, buyurdu.
Ali (a.s) Peygamber’in huzuruna vardığında efendimiz kendisine dua etti. Efendimizin bu duası ile Ali (a.s) iyileşti ve efendimiz bayrağı kendisine teslim etti:
Ali:
- Ey Allah’ın Resulü, onlar İslam dinini kabul edinceye kadar onlarla savaşacağım, dedi.
Efendimiz:
-Onlara doğru hareket et, kaleye varınca onları önce İslam’a davet et, Onlara Allah’a karşı olan vazifelerini hatırlat. Allah’a andolsun ki, Allah onlardan birini senin elinle hidayet ederse kırmızı tüylü develere sahip olmandan daha iyidir.(43)
İmam Ali (a.s) aldığı görevi başarıyla yerine getirdi ve Sağlam yapılı Hayber kalesini eşsiz bir cesaretle fethetti.
PEYGAMBERİN ELÇİSİ VE ÖZEL TEMSİLCİSİ
Şirk ve putperestliğe karşı; İslam mantığı, yirmi yıldan fazla bir süre içinde, Hicaz bölgesinde müşrik Arap kabileleri arasında yayılıyordu. Bu süre zarfında bölgenin tamamına yakını, İslam’ın put ve putperestliğe karşı mantığından haberdar olmuş ve putperestliğe körü körüne inanmanın, atalarını taklit etmekten başka bir şey olmadığını anlamışlardı. Batıl ilahlarının; sadece başkalarına bir şey yapamayacak kadar zelil olduklarını biliyorlardı. Hatta kendilerine yönelen bir zararı bile defedemeyeceğini veya kendilerine bir yarar sağlayamayacak kadar zelil olduklarını anlamışlardı. Bu tür zavallı ilahlar, hiçbir övgü ve saygıya layık değillerdi.
Peygamber’in (s.a.a) buyruklarını can kulağıyla dinleyen kimse, yaşamlarında köklü bir değişiklik yaparak putperestlikten tevhit dinine dönmüşlerdi. Özellikle Peygamber (s.a.a) Mekke’yi fethedince vaizler, serbest bir ortamda bu dini yayma fırsatı bulmuşlardı. Sonuçta; şehirlerde, kasabalarda, köylerde çok büyük bir çoğunluk putları kırmış, gönüllerini fetheden tevhit nidasıyla Kâbe’ye dönmüşlerdi. Ama eski geleneklerini bırakmak kendileri için çok zor oluyor ve sürekli vicdanları ile keşmekeş içinde olan; mutaassıp, bağnaz grup, kötü alışkanlıklarından ahlaki ve sosyal çöküntülerden vazgeçemiyorlardı. Bu durumda Peygamber’in (s.a.a) askeri güçle, putları kırıp, insanlık dışı davranışlara son verme zamanı gelmişti. Tüm ahlaki ve sosyal çöküntülerin kaynağını ve esasen bir çeşit insanlık haremine tecavüz olan putperestliği tümüyle ortadan kaldırmak için zaman gelmişti.
Bu sırada “Beraât” suresi nazil oldu. Peygamber (s.a.a) her yerden haccetmek için Mekke’de bulunan binlerce hacı arasında Allah ve Resulü’nün müşriklerden beri olduğunu bildirdi. Yüksek bir sesle putperestlere, dört aya kadar durumlarını düzeltmelerini duyurmakla görevlendirildi. Tevhit dinine inanırlarsa, diğer Müslümanların sırasında yer alacaklar, İslam’ın Maddi ve manevi meziyetlerinden yararlanacaklardı. Eğer inat ve bağnazlıklarını sürdürecek olurlarsa, dört ay sonra savaşa hazır olacaklar ve yakalandıkları an öldürüleceklerdi.
Beraât suresi nazil olduğu zaman, Peygamber hac merasimine katılma kararında değildi. Zira Mekke’nin fethinin önceki yılı Allah’ın evini ziyaret etmiş. Sonraları “Heccetü’l-Vida” adıyla adlandırılacak olan sonraki yıl haccetmeği düşünüyordu. Bu nedenle Allah’ın mesajlarını iletmek üzere birini seçmeliydi. Bu amaçla önce Ebu Bekir’i huzuruna çağırdı Beraat suresinin bazı ayetlerini kendisine öğretti ve kırk kişi ile birlikte, Kurban bayramında (Müşriklere) okuması için Mekke’ye gönderdi.
Ebu Bekir, Mekke’ye yöneldikten sonra ilahi vahiy nazil olarak Peygamber’e (s.a.a); bu mesajları ya Peygamber’in kendisi veya ondan olan birinin halka duyurması gerektiği ve bu iki kişiden başkasının böyle bir yetkisi olmadığı emrini iletti.
Acaba, Vahiy’de Peygamber’den olduğu belirtilen ve vücuduna bu mukaddes elbise dikilen kişi kimdir?
Çok geçmeden Peygamber Ali’yi çağırarak Mekke’ye doğru yola çıkmasını, yolda Ebu Bekir’e ulaşıp ayetleri kendisinden alarak ona, ilahi vahyin Peygamber’e; bu ayetleri ya Peygamber’in kendisi veya ondan olan birisinin halka okuması gerektiğini, emrettiğini, bu nedenle bu görevin sana verildiğini iletmesini emretti.
Ali (a.s) “Cabir” ve bir grup sahabe ile birlikte, Resulullah’ın özel devesine binmiş olduğu halde Mekke’ye doğru hareket etti, Peygamber’in buyruğunu Ebu Bekir’e iletti. O da ayetleri Ali’ye verdi.
Emire’l-Müminin (a.s) Mekke’ye girdi. Zilhicce ayının onunda Cemere-i Akabe’nin üzerinde, yüksek sesle Beraat suresinin ilk ayetlerini okudu. Resulullah’ın dört maddelik ihtarını herkesin duyabileceği şekilde ilan etti.(44)) Müşrikler İslam hükümetine karşı tavırlarını dört ay içinde belirlemeleri gerektiğini anlamış oldular. Daha dört ay dolmadan gruplar halinde, tevhit dinine girmeye başladılar. Hicretin onuncu yılı dolmadan Hicazda putperestlik tamamen kökünden kazınmış oldu.
Ebu Bekir, görevden azledildiğini haber alınca, rahatsız olarak Medine’ye döndü. Peygamber’in huzuruna vardı ve sitem edercesine dedi ki:
“Beni bu işi yapmaya (İlahi ayetleri duyurup müşrikleri uyarmaya) layık gördün, ama çok geçmeden bu görevden azlettin, acaba bu konuda Allah’tan emir mi geldi?”
Peygamber cevabında buyurdu ki?
“Allah’ın elçisi, gelip; ben veya benden olan birisinin dışında, başkasının bu görevi yapmaya yeterli olmadığını iletti.”(45)
4- PEYGAMBERİN VEFATINDAN KENDİ HİLAFETİNİN BAŞLANGICINA KADAR OLAN DÖNEM
Bu bölüme başlamadan önce, konuya giriş olarak hatırlatmak istiyorum ki: Peygamber’in vefatından (H. 11 Sefer) İmam Hasan Askeri’nin vefatına kadar (H. 260 R. Evvel) imamet yaklaşık olarak dört dönem geçirmiştir. Her dönem, imamların hâkim iktidara karşı tavırları bakımından, kendine has özelliklere sahipti. Bu dönemler şunlardan ibarettir:
1- İmam’ın bu iktidarlara karşı sabretme veya onlarla iyi geçinme dönemi. Bu dönem, Peygamberin vefatından, İmam Ali’nin zahiri hilafetinin başlangıcına kadar geçen yirmi beş yılın tamamını kapsamaktadır.
2- İmam’ın iktidar olma dönemi. Bu dönem İmam Ali’nin dört yıl ve dokuz ay, imam Hasan’ın birkaç aylık hilafet dönemini kapsamaktadır. Bu kadar kısa olmasına ve İslam’ın rengârenk düşmanlarının bu iki saygıdeğer insana çıkardığı onca sorunlar ve sıkıntılara rağmen İslam hükümetinin en parlak yılları sayılmaktadır.
3- İslam hükümetini kurmaya yönelik kısa süreli yapıcı çalışmalar dönemi. Bu dönem; İmam Hasan’ın barışından İmam Hüseyin şehit edildiği yıla kadar (H. 41-61) geçen yirmi yıllık zamanı kapsamaktadır. Barış olayından sonra Şia’nın yarı gizli faaliyetleri fiilen başlamış olup, uygun bir fırsatta iktidarı Peygamber ailesine yeniden kazandırmaya yönelik programlar uygulamaya konulmuştur. Normal bir değerlendirmeyle Muâviye’nin hile dolu yaşamının sona ermesiyle, bu fırsatın pek uzak olmadığı ve elde edileceği ümidi vardı.
4- Dördüncü dönem ise; programların uzun süre devamı ve uygulanmasıydı. Bu dönem; yaklaşık iki asır sürdü. Bir takım galibiyet ve yenilgileri içerir. Bazı ideolojik çalışmalarda kesin başarı elde edilmiş, yaygın şekillerde yüzlerce taktik uygulanmış ve binlerce fedakârlık örnekleri gösterilmiştir.
PEYGAMBERİN VEFATI VE LİDERLİK KONUSU
İslâm Peygamber’inden sonra, İslam toplumunu yönetip işlerini idare etmeğe en layık ve üstün kişi İmam Ali (a.s) idi. İslâm alemi içinde Peygamber (s.a.a) hariç hiç kimse; fazilet ve takvada, fıkıh ve yargılamada, cihat ve Allah yolunda gösterilen çabada ve diğer tüm üstün manevi sıfatlarda Ali’nin seviyesine ulaşmazdı. Bu üstün özelliklerinden dolayı, defalarca Allah ve İslam Peygamber’i tarafından Müslümanların gelecekteki lideri olarak tanıtılmıştır. Bunların en önemlisi “Kadir Hum” olayıdır.
Bu bakımdan, Peygamber’in (s.a.a) vefatından he*men sonra, İmam Ali’nin (a.s) işlerin idaresini ele alarak, Müslümanların liderliğini sürdürmesi bekleniyordu. Ama beklendiği şekilde olmadı. Peygamberden sonra hilafetin beklenen seyri saptırıldı. Ali (a.s) siyaset alanından, İslam toplumunun işlerini yönetmeğe yönelik karar merkezinden dışlandı.
GELECEĞİ BELİRLEYEN İKİ YOL AYRIMI
İmam Ali (a.s) bu sapmaya tahammül göstermedi. Buna karşı sessiz kalmayı yakışıksız buldu. Defalarca sağlam deliller ileri sürerek kanıtlarıyla halife ve yandaşlarını eleştirdi. Tepkisini göstermekten geri durmadı. Ama zaman içerisinde bir takım olayların gelişmesi bu tür tepkilerin pek fayda sağlamayacağını, halife ve yandaşlarının iktidarı koruyup sürdürmede ısrarlı olduklarını gösterdi. Bu durumda İmama Ali (a.s) geleceği belirleyen, çok kritik bir yol ayrımında idi:
Ya Risalet ailesi gençlerinin ve yeni hükümeti meşru kabul etmeyen gerçek dostlarının yardımıyla, güç kullanarak hükümeti ele geçirmeli veya mevcut duruma katlanıp, imkanı ölçüsünde Müslümanların sorunlarını çözerek kendi kişisel görevini yerine getirmeliydi. İlahi liderliklerde mevki ve makam hedef değildir.
Liderin varlığının sebebi hedefi gerçekleştirmektir. Dolayısıyla bir gün lider, önemli bir yol ayrımına varır ve makam ile hedef arasından birini seçmek zorunda kalırsa; hedefi seçmelidir. Böyle bir durumla karşılaşan İmam Ali de ikinci yolu seçti. O, İslam dünyasının içinde bulunduğu durumu ve şartları değerlendirdi. Eğer hükümeti ele geçirip liderlik makam ve mevkisini korumada ısrar edecek olursa, İslâm Peygamber’inin zahmetleri boşa çıkacaktı. Bu hedef uğruna, yeni filizlenen İslâm fidanını sulamak için akan kanların hepsi de boşa gidecekti.
İmam, “Şıkşıkiyye” hutbesinde, bu kritik yol ayrımında ikinci yolu seçmesinin sırrını şöyle açıklıyor:
“... Ben hilafet hırkasını bıraktım ve eteğimi toplayıp ondan korudum (kenara çekildim.) Hep düşünüyordum: acaba tek başıma (kimsesiz) hakkımı almak için ayaklansam mı veya meydana getirilen bu karanlık ve kovucu ortamda sabır mı etsem? Bir ortam ki yaşlıları yıpratmış, gençleri yaşlandırmış ve imanlı kişileri yaşamın son nefesine kadar sıkıntıya sokmuştur.
Sonunda gördüm ki, sabır gösterip katlanmak akla daha yatkındır. Bu nedenle sabır gösterdim ama; gözüne diken batmış ve boğazına kemik tıkamış bir insan gibiydim. Gözlerimle mirasımı yağmaladıklarını görüyordum!”(46)
İmam, İslam’ın esasını korumak için, İslam hilafetinin saptırılmasına karşı gösterdiği sabrı başka zamanlarda da dile getirmiştir. Şûra’nın kararıyla hilafete oturan Osman’ın hilafetinin başlarında, İmam Ali Şura’nın diğer üyelerine hitaben şöyle buyurmuştu.
“... Çok iyi biliyorsunuz ki, ben hilafete herkesten daha layığım. Allah’a andolsun, Müslümanların durumu düzenini korudukça ve benden başka kimseye zulmedilmedikçe müdafaa edeceğim”(47)
İÇ VE DIŞ TEHLİKELER
Belirttiğimiz gibi; İmam Ali (a.s) kıyam ettiği takdirde, İslam camiası tehlikeye düşecekti. Bu tehlikeleri dikkate alarak sabretmeyi daha uygun gördü. O dönemde İslam dünyasını hangi tehlikelerin tehdit edebileceği sorulabilir.
Böyle bir soruya karşı, İmam Ali’yi kıyam etmekten vazgeçiren iç ve dış tehlikeleri ve imanın dikkate aldığı hususları şöyle sıralayabiliriz.
1- Eğer İmam güç kullanarak silahlı ayaklanma ile hilafet ve hükümeti ele geçirmeye kalkışsaydı, can-ı gönülden onun imamet ve liderliğine inanan sevgili dostlarından birçoğunu kaybederdi. Ayrıca imamın hilafetine rıza göstermeyen birçok Peygamber sahabeleri de öldürülürdü. Bu gurup liderlik konusunda İmam’ın karşısında yer almış, taşıdıkları ukde ve kinden dolayı İmam’ın kontrolü ele almasına rıza göstermemiş olmalarına rağmen, başka konularda İmam’a ters düşmemekteydiler. Şirk, putperestlik, Hıristiyanlık ve Yahudilik karşısında önemli bir güç sayılan bu kişilerin öldürülmesiyle Müslümanların merkezindeki gücü zaafa uğrayabilirdi.
İmam, verdikleri sözü tutmayan Talha ve Zübeyirleri etkisiz kılmak için “Basra”ya hareket ettiği zaman buyurduğu bir hutbe de bu hassas konuya parmak basarak şöyle buyurmaktadır:
“Allah, Peygamber’inin ruhunu aldığı zaman, Kureyş kendi keyfine göre (hareket ederek) kendilerini, ümmetin liderliği için herkesten daha layık olan bizden önde görüp, hakkımızdan alıkoydular. Ama ben gördüm ki; buna katlanıp sabır göstermek, Müslümanlar arasında ayrılık yaratıp kan akıtmaktan daha iyidir. Zira halk İslam’ı yeni kabullenmişti. Din, yeni dip tutmakta olan sütle dolu bir tulum gibiydi, en ufak bir ihmal ve gaflet onu bozabilir ve en küçük fert onu ters çevirebilirdi”(48)
2- Peygamber’in (s.a.a) değerli ömürlerini sonlarına doğru Müslüman olan kabilelerden çoğunun, gerekli İslami eğitimden yoksundular. İman nuru yüreklerini daha tam anlamıyla aydınlatmamıştı. Peygamberin ölüm haberini alınca içlerinden bazı gruplar İslam dininden yüz çevirdiler. İrtidad bayrağı çekerek yeniden putperestliğe döndüler. Medine’deki İslam hükümetine fiilen karşı gelerek İslami vergiyi ödemekten imtina ettiler. Askeri bir güç oluşturarak Medine’yi şiddetle tehdit etmeye başladılar. Bu nedenle yeni hükümetin yaptığı ilk şey, bir grup Müslüman’ı seferber ederek “Mürtet” ve isyancıların üzerine göndermiş ve bu isyan büyümeden bastırılmıştı.
Gerici İslâm düşmanlarının bayrak açıp İslâm hükümetini tehdit ettikleri böyle bir durumda, İma*m’ın başka bir bayrak açarak ayaklanması kesinlikle doğru olmazdı.
İmam sonraları Mısır halkına yazdığı bir mektupta bu konuyu şöyle dile getirmektedir:
“...Allah’a andolsun ki, hiç bir zaman, Arap’ın Peygamber’den sonra imamet ve liderliği onun Ehl-i Beyt’inden alacağını, hilafeti benden uzaklaştıracağı aklımın ucundan geçmezdi.
Beni üzen halkın biat etmek için falancanın etrafına toplanmasıydı. Elimi çektim. Ta ki; gözlerimle gördüm, bir grup İslam’dan çıkmış Muhammed’in dinini yok etmek istiyorlardı. Eğer İslam ve ehline yardım etmezsem, İslam’ın parçalanıp yok olmasına tanık olmaktan korktum. Bunun acısı benim için halifelik ve hükümetten mahrum olmaktan daha büyüktü. Çünkü bu birkaç günlük dünya kârıdır ki, zelil olup son bulacaktır; serabın sona erdiği veya bulutların birbirinden koptuğu gibi. Ama ben bu gelişmelere karşı ayaklandım ve (savaşta) batıl ortadan kalkıp yok oldu, din ayakta kalıp sağlamlaştı.”(49)
Yine İmam Ali, halife oluşunun ilk günlerinde bu konuya bir kez daha değinmiştir. “Abdullah b. Cunade” şöyle rivayet eder:
Ali’nin halife olduğu ilk günlerde Mekke’den Medine’ye geldim. Halk camide toplanmış İmam’ın gelmesini bekliyorlardı. Bu sırada Ali kılıç kuşanmış olarak evinden çıktı. Gözler üzerine çevrilmişti. Doğruca kürsüye çıkıp, Allah’a hamd-üsena ederek konuşmaya başladı:
“Ey cemaat! Biliniz ki sevgili Peygamber aramızdan ayrılırken Onun bıraktığı hükümet hakkında kimsenin bizimle kavga etmeyip rekabet etmeyeceğini, hakkımıza göz dikmeyeceğini düşünüyorduk. Zira; biz onun varisi, velisi ve Ehl-i Beyti idik. Ama beklentimin aksine içinizden birileri hakkımıza tecavüz edip hilafeti bizden aldılar ve hükümet başkalarının eline geçti.
Allah’a andolsun ki; eğer Müslümanların parçalanıp ihtilafa düşeceklerinden korkumuz olmasaydı, küfür ve putperestliğin yeniden İslam topraklarına dönmesinden İslam’ın yok olmasından çekinmeseydik, onlara başka türlü davranırdık.”(50)
3- Mürtetlerin tehlikesine ek olarak bir de; “Museyleme”, “Tuleyhe” ve “Seccah” gibi yalancı peygam*berler ortaya çıkmıştı. Her birisi etrafına taraftar ve askeri güç toplamış, Medine’ye saldırı amacındaydılar. Ama Müslümanların birlikte hareket etmeleri, büyük çabaları sonucu o birlikler ortadan kaldırıldı.
4- Rumların muhtemel saldırı tehlikesi de Müslüman cephesi için ayrı bir üzüntü kaynağı oluşturabilirdi. Zira o zamana kadar Müslümanlar üç kere Rumlarla karşı karşıya gelmiş veya savaşmışlardı. Bu yüzden Rumlar, Müslümanları ciddi bir tehlike olarak görüyorlar ve İslam merkezine saldırmak için uygun fırsat kolluyorlardı. Eğer İmam Ali (a.s) silahlı bir harekete kalkışsaydı Müslüman cephesi içeride zayıflayacak ve Rumların eline büyük bir fırsat geçmiş olacaktı.
Yukarıdaki hususlar dikkate alındığında; İma*mın, kıyam yerine neden sabrı tercih ettiği anlaşılmaktadır. İmam Ali’nin bu tedbiri İslam camiasını büyük ve ciddi tehlikelerden korumuştur. Eğer, Müslümanların birliğini önemsemeseydi, ikilik ve anlaşmazlığın korkunç sonuçlarından korkmasaydı; ümmet liderliğinin, Peygamber’in ger*çek vasi ve halifelerinin elinden çıkmasına kesinlikle izin vermezdi.
HALİFELER DÖNEMİNDE EMİR’EL-MÜMİNİN İMAM ALİ’NİN (a.s) ÇALIŞMALARI
Bu dönemde, İmam’ın çalışmalarını şöyle özetleyebiliriz:
1- Ali gibi bir şahsiyete yakışır şekilde Allah’a ibadet ve kulluk etmek. Öyle ki, ibadet edenlerin ziyneti diye meşhur olan İmam Zeynelâbidin (a.s) bile, kendi ibadetini dedesi İmam Ali’nin ibadeti karşısında naçiz sayıyordu.
2- Kurân-ı Kerim’i tefsir etmek, birçok zor ayeti çözmek ve ashap arasında büyük İslam müfessirlerinden olan “Abdullah b. Abbas” gibi öğrenciler yetiştirmek.
3- Dünya milletlerinden çeşitli bilginlerin sorularını cevaplandırmak. Özellikle, Peygamber’in (s.a.a) vefatından sonra onun dini hakkında araştırma yapıp muhtelif sorular yönelten Hıristiyan ve Yahudi alimlerini aydınlatmak. Çünkü onlar, sözlerinden İncil ve Tevrat’ı iyi bildiği anlaşılan İmam Ali’den (a.s) başka kendilerini yanıtlayacak birisini bulamıyorlardı. Eğer bu boşluk İmam Ali (a.s) tarafından doldurulmasaydı İslam alemi bilimsel açıdan büyük bir yenilgiye uğrardı. İmam, onların tüm sorularını eksiksiz olarak cevaplandırınca, Peygamber’in yerinde oturan halifelerin yüzünde, bu soruların muhatabı olmamanın verdiği ilginç bir sevinç beliriyordu.
4- Müslümanlar arasında daha önce karşılaşılmamış yeni meselelere dair şer’i hükümleri vermek ve diğerlerinin hüküm vermediği çok karmaşık, meselelerin şer-i hükmünü açıklamak. Bu imamın yaşamının en hassas noktalarından biridir. Eğer, Peygamber’in bizzat kendi onayı ile ümmetin en bilgini ve şer-i hükümleri en iyi bilen Ali (a.s) gibi birisi ashap arasında olmasaydı, birçok konu daha İslam’ın ilk döneminde çözülmeden kalırdı.
Yeni karşılaşılan bu konular, ümmet arasında, İslam’ın tüm usul ve füruuna vakıf olan Peygamber (s.a.a) gibi mâsum ve bilgili bir imamın Peygamber’in vefatından sonra ümmet arasında bulunmasını gerektiriyordu. Ancak İmam’ın geniş ve engin bilgisi, ümmeti istenmeyen yanılgılara düşmekten kurtarırdı. Bu büyük insan da Resulullah’ın (s.a.a) sahabelerinin tamamının tasdiki ile Ali’den (a.s) başkası değildi.
İmamın verdiği hükümlerden bir kısmı ve Kurân ayetlerinden elde ettiği hayret verici istifadeler hadis ve tarih kitaplarında yer almış, hatta bunlarla ilgili müstakil kitaplar da yazılmıştır.
5- Müslümanların, manevi kemallere ulaşmaları için gerekli eğitimi vermesi. Seyr ve süluk için ruhi yetenek ve temiz bir yüreğe sahip olanları, İmamın manevi etkisi ve liderliği ışığında manevi kaleleri fethetmeleri ve zahiri gözle göremediklerini gönül gözüyle görmeleri için eğitip yetiştirmek.
6- Birçok yoksul, öksüz ve düşkünlerin ihtiyaçlarını temin etmeye çalışması. Öyle ki, İmam, kendi elleriyle bağlar yetiştiriyor ve kanallar kazıyor, Allah yolunda vakfediyordu.
7- Hilafet makamı, siyasi meseleler ve bazı sorunlarda çıkmaza girdiğinde, sorunları tam bir gerçekçilikle çözen tek güvenilir müşavir İmama Ali’idi. Bu danışmanlıklardan bazıları Nehcü’l Belağa ve tarih kitaplarında kaydedilmiştir.
gercek alevı dernegı baskanı ne dıyor bılıyormusunuz PSAKD dernegı baskanı KAZIM GENC ....AIHM ye alevılık ıslamın dısındadır dıye dava acıyor.roportajlarında alevılık ıslamın ıcınde degıldır ,alevılık ıslamdan ayrıdır, alevılık orta asyadan samanızmın rıtuellerınıde alarak anadoluya gelen ,musevılıkten ,hırıstıyanlıktan ve ıslamıyetten etkılenen bır ınanc felsefe kultur ve yasam bıcımıdır dıyor. bızım TANRIMIZ ınsan,kabemız sevgıdır dıyor alevılerın gercek adı kızılbastır baskılardan dolayı bız kendımıze ALİ taraftarı dıyelım dedıler Muhammedın arap olan Alı sıyle bızım Ali mız cok farklıdır dıyor.....
Hz.Ali ile ilgili bircok yazı yazıyorlar . sizin Ali nız Hz.Ali degilse hangı Ali den bahsedıyorsunuz ?
Kazım Genç Sağlıklı Düşünen Birisi Değildir
Kaldıki Cemlerimize Girseniz Sizlerde Görürsünüz
Tüm İbadetlerimiz YÜCE KİTAP KURANI KERİM DEN YAPILIR
Ondan Ayetlerle İbadetimizi Yaparız,
Peki Yüce Kitapla İbadet Yaptığımıza Göre
Size Sorarım Canlar
Alevilik İslam ' ın İçindemi Dışındamı ?
Dr. Mahmud Hekimi
Tercüme: Şirali Bayat
Kufe Haklına Hitaben:
Muharrem'in onbirinci sabahı Ömer bin Sa'd, yakılmış çadırların yanındaki küçük çocuklarla kadınları çıplak develere bindirmelerini emretti. Bu kasavet ve merhametsizliğin göstergesiydi. İbni Sa'd, Ehl-i Beyt dostlarının Kerbela faciasından haberdar olup ayaklanacaklarından korkuyordu. Bundan dolayı şehid edilenlerin ailelerinin bir an evvel Kûfe'ye götürülmesi gerekiyordu.
Muharremin onikinci sabahı, esirler kervanı Kûfe’ye vardı. Şehir halkı normal yaşamlarına devam ediyordu. Halk arasında, çeşitli söylentiler dalga dalga dolaşıyordu. Herkes farklı bir şekilde Kerbela faciasından söz ediyordu. Esirler kervanının acı verici bir biçimde Kûfe'ye gelmesi, halkın durumunun birden değişip perişan olmasına sebep oldu.
Kerbela faciasının; o kötü katliamın gerçekleşmesinden sonra, kervanın gelmesine şahid olan herkes ağlamaya başladı. Çünkü halkın çoğu ya Hz. Hüseyn'e karşı savaşa bizzat katılmış veya fırsat kollayarak susmuş böylece olup bitenlere rıza göstermişlerdi.
Hz. Zeyneb halkın göz yaşlannı görünce çok kızdı ve onlara dönerek şöyle buyurdu:
"Yüce Allah'a hamd-ü sena, Hz. Peygamber ve Ehl-i Beytinin pak ruhlarına selam olsun! Ey Kûfe halkı! Ey hilekar ve düzenbazlar! Ey Mektup yazarak bizi davet edenler! Siz bizi buraya çağırdınız ve biz gelince hak dininizi ayaklar altına aldınız ve düşmanlarımızla anlaştınız.
Şimdiyse görüyorum ki, bizim başımıza gelenlere ağlıyorsunuz. Halbuki bu büyük musibeti kendi elinizle hazırladınız. Sizin kıssanız iplerini kendi eliyle toparlayıp kazak ören sonra sökerek kendi emeğini heba eden kadının durumuna benziyor.
Sizin aranızda hiç bir şey yalan ve hile değildir (hiçbir kötülüğü kötü görmüyorsunuz). Çünkü bize verdiğiniz ahdinizi bozdunuz. Her zamanki gibi yalan ve hokkabazlıkla başka bir tutum içine girdiniz. Bukalemun gibi renk değiştirdiniz. Bazen hiç olmayan birşeyi savunuyorsunuz. Bazen satılmış yağcı köleler gibi oluyorsunuz. Kimi zaman da kindar düşman gibi intikam peşine düşüyorsunuz.Siz az yağmurlu siyah bulut, çöplükte biten güzel çiçek gibi görünüyorsunuz. Ancak sizin içiniz boş ve koftur. Siz geleceğiniz için kötü bir zahire (vebal) kazandınız. Biliniz ki, Allah'ın hışmı ve gazabı sizi beklemektedir. Siz bizim kardeşlerimizi ve yardımcılarımızı öldüren cinayetkarlarla işbirliği yaptınız.
Şimdiyse utanmadan bizim musibetimize ağlıyorsunuz. Allah’a and olsunki ağlamalısınız kendi halinize. Çünkü sizin, Resulullah'ın hanedanının haysiyet ve hürmetini ayaklar altına almanız hiçbir şeyle telafi edilemez. Siz, size gerçek rehber olan birini öldürdünüz. Allah'ın Resulunun seçtiği evlatlarının kanına elinizi boyadınız. Siz ismet ve taharet evladını takva ve fazilet sahibi kişileri esir ettiniz. Bu kötü amelinizin karşılığında her kesin yanında rezil ve rüsva olacaksınız. Ahirette ise, azab ve kısas sizi beklemektedir. Azabın gecikmesi, sizi yaptıklarınız unutuldu düşüncesine sevk etmesin. Kesinlikle böyle değildir. Zira, kahhar olan Allah her zaman suçlu, ve rüsva insanları takip altında tutmaktadır."
Hz. Zeyneb'in konuşması Kufe halkını korku ve dehşete düşürdü, Özellikle hutbesinin sonunda şöyle buyurması:
"Ey Kufe halkı erkekleriniz bizi öldürüyor, kadınlarınız da buna ağlıyor. Allah kıyamette aramızda hakem olacaktır."
Hz. Zeyneb'in bu ölümsüz sözleri, bütün iradesiz ve zillet altında bulunan halkları kınamaktadır. Özellikle zalimlerle işbirliği yapan veya sessiz kalarak zalimin zulmüne yardımcı olan, sonra da ahmakça ağlayan ve sonunda kurtuluş bekliyen toplumları kınamaktadır.
Seyyid İmadeddin Nesimi (ö.1404-8)İmam Ali’yi, tanımak isteyen talibine, hem insani hem rahmani yönleriyle anlatıyor
Gözün aç gör kim ey talib Ali'dir her kan-ı server
Muhammed aşk ile derya Ali'dir kıymeti gevher
Muhammed ilme kan oldu Ali nutk-ı beyan oldu
Ana her sır ayan oldu Ali'dir hace-i Kanber
Ali'dir cümlenin canı Muhammed'dir Ali kanı
Hakikattir Ali şanı Ali'dir yar-i peygamber
Hezaran türlü cümbüşler Ali emri ile işler
Varır yazlar gelir kışlar Ali'dir cisme canperver
Ne bilsin cahil ü nadan Muhammed ya Ali kimdir
Muhammed server-i dindir Ali'dir cümleye rehber
Ali evvel Ali ahir Ali zahir Ali batın
Ali şems-i münevverdir Ali'dir nur ile enver
Ali'dir herşey için can Ali'dir yar ile mihmen
Ali rahim Ali rahman Ali'dir cümleye can
Ali vahid Ali ehad Ali ferd ü Ali samed
Ali'dir cümleye rahmet Ali'dir şafi-i Mahşer
Ali sultan Ali sübhan Ali cennet Ali Rıdvan
Ali dindir Ali iman Eli sakı-i Kevser
Ali'dir ol veliyullah Ali'dir mazhar-ı Allah
Ali nurundan eyvallah münevverdir yedi kişver
Ali'dir Haydar-ı Kerrar aldı kala-i Hayber
Ali'dir katil-i küffar Ali'dir mir-i leşker
Nesimi "nin dil ü canı münevverdir Ali nuru
Ali vala Ali a'la Ali'dir server-i safder
Açıklaması:
Ey talip gözünü aç da gör her baş olanın (server) kaynağı Ali'dir. Muhammed sevgi ile deniz, Ali ise gevher değerindedir. Muhammed bilime kaynak, Ali bu kaynaktan konuşan ve onu açıklayandır. Çünkü ona her sır ayan olur. O aynı zamanda Kanber'in efendisidir. Ali cümlenin canı, Muhammed ise Ali'nin özkaynağıdır. Muhammed'in sevgili dostu Ali şanı bir gerçekliktir. Eğlenceye dönük binlerce çeşit hareketler Ali'nin buyruğu ile olur. Yazlar ve kışlar ondan gelir: o cisimlere can verir. Bilgisiz yabanlar Ali'nin Muhammed'in kim olduğunu ne bilsinler? Muhammed dinin başı, kunucusu; Ali ise cümleye rehber, yolgösterendir. Ali başlangıç, Ali sonuçtur.
Dışgörünüş (zahir) ve içdüşünüş (batın) de odur. Ali aydınlatan güneş, Ali parıldayan ışıktır. Her şey için can olan Ali, dosta konuktur. Esirgeyen ve bağışlayan Ali'dir. Ve o cümleye serverdir. Ali birdir, tekdir. Ali sameddir, yani hiçkimseye ve hiçbirşeye gereksinimi yoktur. Cümleye rahmet dağıtan odur. Kıyamet gününün şefaatçısı da Ali'dir. O hem sultan hem sübhandır. Cennet de Ali'nin kendisi, cennetin kapıcısı Rıdvan da. Cennetteki kevser şarabının sakisi olan Ali, din ve imanın kendisidir. Ali Tanrı'nın velisi, yani yakın dostu olduğu gibi, Tanrı'nın ortaya çıkışı ve bir görüntüsüdür. Yedi alem Ali'nin nuruyla aydınlanır vallahi. Tekrar tekrar arslan (Haydar-ı Kerrar) Ali'dir. Hayber kalesini alan, inanmıyanları kıran odur. Askerlerin başı da Alidir. Nesimi’nin gönlü ve canı Ali'nin nuruyla aydınlanır. Ali ulu, Ali yüce ve Ali'dir yiğitler serveri.
Agâhi (ö.1920) kendini bilmez bir vaiz’e ve de Ali’yi tanımayan gafillere O’nun kim olduğunu öğrenmeleri için yol gösteriyor *
Gel ey vaiz Ali’nin vasfın evvel Hüda’dan sor
Ali ta ibn Adem olmadan ta iptidadan sor
Ali kimdir Veli kimdir bilem dersen bu esrarı
Anı hiç kimseden sorma, Muhammed Mustafa’dan sor
Ki yer gök su iken Cebrail’e rehber Ali oldur
Cihan halkolmadan evvel kevneyn’in temeli oldur
Ol dem Musa ile binbir kelam eden Veli oldur
Dile Tur-i Sina’dan sor dilersen Lenteran’dan sor
Körmüsün (!) sen ey vaizi Ali’den söyle bir tebdi
Ali’nin aslına gökten yere yüzdört kitab indi
Kur’an’da metheyleyip “vechinde, dedi Hak kendi”
Dile Yasin Taha’dan sor, dilersen Hel Eta’dan sor
Gel ey vaiz har u çüş ne zannettin Ali’yi sen
Anın evladına kasteyleyen kişilerde mi müslüman
Neler çekti ol mazlumu el zalim-i darb Yezid’inden
Dile arş-ı semâdan sor dilersen Kerbela’dan sor
Ali’dir damad-ı Ahmed, Ali’dir Mustafa’ya yar
Odur evladını Hak yoluna kurban eden Haydar
Ali gibi etmemiştir cihanda hiçbir peygamber
Dile gel evliyadan sor dilersen enbiyadan sor
Agâhû’yam Alevi mezhebim Şia Kızılbaş’ım
Kerbela’nın firgatındandır gözümden akan yaşım
Hüseyn’in derdini hiç kimseden sorma karındaşım
Dile Zeynel Aba’dan sor dile Zeyneb anadan sor
ibn Adem : Ademoğlu
iptida : başlangıç
Kevneyn : iki alem, dünya ve ahiret
tebdi : zulüm ya da dinsizlik iftirası
vech : yüz
Lenteran(i) : Tanrı’nın Tur-i Sina’da Musa’ya “beni göremiyeceksin!”hitabı.
Yasin Taha, Hel Eta :Kur’an’da Ali’den sözeden, onun adına inen Sure ve Ayet
Har : eşek
Firgat/firkat : ayrılık acısı
* Bu nefes Feyzullah Çınar tarafından 1970’li yıllarda seslendirilmiştir ve kaset ve CD’lerde onun davudî sesinden dinleyebilirsiniz.
''alıntıdır ''
memati baba
05.06.2008, 11:26
Anlamadığım herkes alevileri kötülüyo, aleviliği islam dışı görüyo ama maasallah konuya yazı yazamadanda kımse gecemıyo enteresan, forumlar neden vardır, paylasmak, ögrenmek , bilgilenmek, ve bilgilendirmek için.
Madem öyleyse neden bunu yapmaya denemiyosunuz, herkes sunni olmak zorundamı, herkes alevi olmak zorundamı, farklı mezhep ve inanctakı kişilere sizin kapınız kapalımı ?
Gerçi bu zihniyet değilmiydi 1993'de Sivas Madımak Otelinde 37 canı yaktı
bu yazıyı hangi mantıkla yazdın
Peki Esengül kardeşim. Semahı ibadet sayıyorsunuz. Semah Kur'an'da geçmiyor. Nasıl ibadet olabiliyor semah. Kırklar cemi diyorsunuz. kısaca kırklar cemi geçmek iştiyorum;
‘Hz.Peygamber,Miraç öncesi veya dönüşünde ilahi katmanlardan bir yere gelir ve bir kapıyı çalar. İçeriden kim o ?diye sorulur.Peygamberde Ben Resulüm,içeri girmek istiyorum der.İçerdeki ses:Aramızda Resule yer yok sen git ümmetine peygamber ol .der ve O’nu içeri almaz.Bu olay üç kez tekrarlandıktan sonra Peygamberimiz Kim o diye sorulunca Ben Yoksulum .der ve kapı açılıverir! Peygamber içeri girdiğinde 39 kişi görür.Peygambere bir üzüm tanesini sıkıp şerbet yapıp sunarlar ve hepside bu şerbetten içerek kendilerinden geçip mest olurlar.Peygamber siz kimlersiniz ?diye sorunca Biz kırklarız derler.Peygamber 39 kişi saydım deyince Selman da var birazdan gelecek derler ve o da gelir.Bu şerbeti içenler az sonra Başta Hz.Ali olmak üzere semaha başlarlar ve Peygamber miraç yolunda bir aslanda gördüğü
yüzüğü Ali’de de görünce Ali’nin yüceliğini görür ve o da semaha katılır.’
Şimdi soruyorum güzel kardeşim sana;
Hz.Ali hayatının tümünü kainatın efendisi en şerefli canlısı Hz.Muhammed’in yolunda harcamışken ve O’nun damadı,akrabası ve vasisi iken nasıl olurda O’nu içeri almaz.?
Bazıları Kırkların içerisinde İmma Hasan ve Hüseyinin de olduğunu söylüyorlar ,Oysa Miraç olayı Mekke döneminde olmuştu ve Hz.Ali ile Hz.Fatıma ise Medine döneminde evlenmişler ve İmam Hasan ve İmam Hüseyin medine de dünyaya gelmişlerdi.Onlar daha dünyada yokken olan bir olayın! İçinde nasıl olabiliyorlardı?
Bu olay doğruysa ! ve bu kadar da önemliyse ! neden Peygamber ve Oniki İmamlar hayatlarında bir kez bile olsa Cem yapmıyor ve semah dönmüyorlar?
CEVABINI BEKLİYORUM GÜZEL KARDEŞİM İNŞALLAH. ALLAHA EMANET OLUN... BU ARADA YANLIŞ ANLAŞILMASIN BEN KİMSEYİ İNANCI YÜZÜNDEN KÖTÜLEMİYORUM SADECE SORULARIM VAR. ANADOLU ALEVİSİ KARDEŞLERİME.
bayatlı kenan58
05.06.2008, 12:06
Kazım Genç Sağlıklı Düşünen Birisi Değildir
Kaldıki Cemlerimize Girseniz Sizlerde Görürsünüz
Tüm İbadetlerimiz YÜCE KİTAP KURANI KERİM DEN YAPILIR
Ondan Ayetlerle İbadetimizi Yaparız,
Peki Yüce Kitapla İbadet Yaptığımıza Göre
Size Sorarım Canlar
Alevilik İslam ' ın İçindemi Dışındamı ?
saglıklı dusunmuyorda neden turkıyenın enbuyuk alevı dernegının baskanı yaptınız .madem butun ıbadetlerınız KUR'AN I kerıme gore yapıyorsunuzda neden namaz kılmıyor oruc tutmuyorsunuz.Kur’an-ı kerimi tam olarak yalnız Resulullah anlamıştır. Çünkü muhatabı Odur. Kur’an Ona gelmiştir. Ondan başkası tam anlayamaz.
Onun için Allahü teâlâ buyuruyor ki:
(İnsanlara açıkla diye Kur’anı sana indirdik.) [Nahl 44]
Peygamber efendımız (s.a.v) ıbadetlerımızı nasıl yapacagımızı acıklamısken neden bunlara uymayıp kendınıze gore ıbadet seklı cıkarıyorsunuz.Gercek mu'mın ALLAH(cc) ve Resulunun emır ve yasaklarına tam manasıyla ıtaat edendır
RABBIM bızlerı dogru yoldan ayırmasın
saglıklı dusunmuyorda neden turkıyenın enbuyuk alevı dernegının baskanı yaptınız .madem butun ıbadetlerınız KUR'AN I kerıme gore yapıyorsunuzda neden namaz kılmıyor oruc tutmuyorsunuz.Kur’an-ı kerimi tam olarak yalnız Resulullah anlamıştır. Çünkü muhatabı Odur. Kur’an Ona gelmiştir. Ondan başkası tam anlayamaz.
Onun için Allahü teâlâ buyuruyor ki:
(İnsanlara açıkla diye Kur’anı sana indirdik.) [Nahl 44]
Peygamber efendımız (s.a.v) ıbadetlerımızı nasıl yapacagımızı acıklamısken neden bunlara uymayıp kendınıze gore ıbadet seklı cıkarıyorsunuz.Gercek mu'mın ALLAH(cc) ve Resulunun emır ve yasaklarına tam manasıyla ıtaat edendır
RABBIM bızlerı dogru yoldan ayırmasın
Namaz ne demek, bana tam açıklamanızı rica edicem ?
Kaptan-58
06.06.2008, 07:42
ARKADAŞLAR BU KONULARI UZATMANIN ANLAMI YOK.. HERKES İSTEDİĞİ İNANCI BENİMSEYEBİLİR... HERŞEY AHİRETTE ORTAYA ÇIKAR... AMA BENDE ŞUNU YAZMADAN MALAEF GEÇEMEYECEĞİM...
BENİM BİR ALEVİ ARKADAŞIM VAR. BU KONULARI ONUNLA BİR KERESİNDE KONUŞURKEN AYNEN ŞU LAFLARI SÖYLEDİ VE BEN AÇIKCASI ŞOK OLDUMÇ. ÇOKTA ÜZÜLDÜM.. ARKADAŞIM, ASLINDA CEBRAİLİN VAHİYLERİ HZ. ALİ'YE GETİRMESİ GEREKİRKEN HZ. MUHAMMED (S.A.V.) EFENDİMİZE GETİRMİŞ.. YANİ ASLINDA SON PEYGAMBER HZ. ALİ'YMİŞ.. BEN ÇOK ÜZÜLDÜM. SON PEYGAMBER HZ. MUHAMMED (S.A.V) EFENDİMİZİDİR VE HZ. ALİ EFENDİMİZDE BİZİM İÇİN ÇOK DEĞERLİDİR..
------ REHBERİMİZ KURAN BİZİM, HEDEFİMİZ TURAN BİZİM -------
gürün_güzeli
06.06.2008, 08:55
kimsenin birşey dediği yok...herkes dininde özgürdür...bizim dinimiz de HZ.MUHAMMED(S.A.V) başka yok!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
arkadaşlar konu ile ilgili açıklama yapın lütfen....başlığın anlamıyla alakasız şeyler yazıyosunuz...lütfen bu başlığı kirletmeyelim. Rica ediyorum....
EYUP K işte sizin insan sevginiz ,aslında her müslümanda olması gereken sizde olmayan hoşgörü kavramı açıkça görülüyo....nedir sizdeki bu Alevi düşmanlığı.....nereden geliyo bi açıklarmısın.....TAM OLARAK GERÇEKLERİ BİLMEDEN ÇOK BÜYÜK ÖNYARGIYLA BİZLERE YAKLAŞIYOSUN......SİZİN(sünnil erin) de bir çok konuda yanlı yaptığınızı herkes biliyo....ama biz hoşgörülüyüz....insan incitmekten kalp kırmaktan hoşlanmAYız.....İŞTE FARKIMIZ ZATEN BURDA.....LÜTFEN BİDAHA BU KONU HAKKINDA İLGİSİZ ,HOŞ OLMAYAN,KIRICI YAZI YAZMA....saygılar...
bayatlı kenan58
06.06.2008, 09:38
Namaz ne demek, bana tam açıklamanızı rica edicem ?
İslam'da namaz Peygamber Muhammed (s.a.v.)'e vahiy suretiyle anlatılmış, sınırları ve şekli belirlenmiş özel bir ibadettir. Biçimindeki herhangi bir değişiklik onu hükümsüz kılar. Namaz, formal olduğu kadar, bütün müslümanlara farz kılınmış bir disiplindir. Onu mü'minlere mecbur kılmakla İslam, mensuplarını disipline etmeyi amaçlamış ve Allah'ın varlığının sonsuz bilincini korumuştur. Namaz, zamanı bölümlere ayırarak müslümanı sağlıklı ve düzenli bir hayata alıştırır. Temiz suyla alınan abdestle o, tazeleyici ve temizleyici bir ameliye olarak kabul edilir. Ayağa kalkma, diz çökme, secde ve oturma değişimleriyle, aynı zamanda vücut içinde bir egzersiz görevi görür . Namaz maddi ve manevi itminanı ve ruhi hazzı beraberinde getirir. Zihni günlük işlerden uzaklaştırmak,
Farzlar, Hazret-i Peygamber - sallâllâhü aleyhi ve sellem-'e Cebrâil vasıtasıyla bildirilmiştir. Fakat beş vakit farz namaz, bunlardan ayrı olarak mirâc gecesi bizzât Cenabı Hak tarafından Âlemlerin Efendisi'ne bir hediye kabîlinden takdim buyurulmuştur. Başlangıçta elli vakit olarak farz kılınan namaz, Musâ -aleyhisselâm-'ın semâda Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'e ;"
- Yâ Rasûlallâh! Ben, senden evvel İsrâîl oğulları'nda tecrübe ettim. Elli vakte senin ümmetin de güç yetiremez!"
şeklindeki tavsiyesi dolayısıyla Rasûlallâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem-, o gece Cenâb-ı Hakk'a beş defa mürâcaat ve münâcat eyledi. Nihayet namaz beş vakte indirildi.
Hazret-i Mûsâ, Peygamber Efendimiz -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'e ;"
- Buna da güç yetiremezler!" dediyse de Rasûlallâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem-;"
- Bundan başka tenkîsi Rabbimden istemeye hayâ ederim." diyerek beş vakitte karar kıldı.Ancak Cenâb-ı Hak, Hazret-i Peygamber - sallâllâhü aleyhi ve sellem-'in duâsı bereketiyle merhamet eyleyip namazı beş vakte indirmenin yanında o vuslat gecesi olan mirâcda Resûlü'ne şu müjdeyi de lütfetti:"Ey Resûlüm! Benim katımda söz asla değişmez. Bu beş vakit namazın karşılığında sen, elli vaktin ecrini alacaksın." (İbn-i Mâce, İkâmetü's salât, 194)
Hazret-i Peygamber - sallâllâhü aleyhi ve sellem-, ümmetine bu beş vakit hususunda şöyle buyurur:Allâh Teâlâ buyurdu ki; "Senin ümmetine beş vakit namazı farz kıldım. Kendi katımda verilmiş bir söz vardır. Kim o namazları tam vaktinde kılarsa, onu mutlaka cennete sokacağım. Kim de o namazları korumazsa, katımda ona verilmiş hiçbir söz yoktur."(İbn-i Mâce, İkâmetü's salât, 194),
Namaz : İslam ın şartıdır.
Namaz : Peygamberlere öğretilen ibadetlerin ilkidir.
Namaz : Kıyamet günü hesabı sorulan vazifelerin ilkidir.
Namaz : Gaybe inanmanın pratik bir görüntüsüdür.
Namaz : Kur an ı Kerimde en çok zikredilen emirdir.
Namaz : İnsanı Allah a bağlayan ve iman manalarını kalpte canlandıran temel noktadır.
Namaz : Cehennemden kurtuluşa bir vesiledir.
Namaz : Cennetin anahtarıdır.
Namaz : Yoksulların haccıdır.
Namaz : Mü minlerin miracıdir.
Namaz : Amellerin en hayırlısı muradın en feyizlisidir.
Namaz : Hayatın manası, yaratılışın hikmet ve gayesidir.
Namaz : İmanın gıdası,kalbin cilası,ahlakın kaynağıdır.
Namaz : İslamın binası,ibadetin hayırlısıdır.
Namaz : İmanın alameti,vücudun selametidir.
Namaz : Kullukta vakar ile tevazuun ifadesidir.
Namaz : Dünya nimetlerine şükür,ahiretin sonsuz nimetlerine nail olma vesilesidir.
Namaz : İnsanın hareketlerini Allah ın emirlerine uyduran bir sebepdir.
Namaz : İki vakit arasında küçük günahlara kefarettir.
Namaz : İman ile şirk ve küfür arasında bir perdedir.
Namaz : Suyun kiri giderdiği gibi günah kirlerini yıkayıp atandır.
Namaz : Allah ın huzuruna varmaya,O nunla konuşmaya,O nun nuruna erişmeye bir vesiledir.
Namaz : İnsanı kötülüklerden uzaklaştıran,iyiliğe çağıran bir ibadettir.
Namaz : Mü minin edep,irfan ve feyiz mektebidir.
Namaz : Allah ın verdiği nimetlere şükretmenin en güzel örneğidir.
Namaz : Camii ve cemaatle İslami birlik ve beraberliğin numunesidir.
Namaz : Ulu emre itaatin,içtimai talim ve terbiyenin en güzel yoludur.
Namaz : Mü mini Allah a yakınlaştıran ilahi bir emirdir.
Namaz : Şahadetten sonra İslami amellerin en önemlisi olduğu gibi şahadetinde bir alametidir.
Namaz : Yirmidört saat boyunca günah sağnakları altında kirlenen insanın bu günahlardan beş defa arınmasıdır.
Namaz : Kişinin yalnız Allah a kulluk ettiğinin ve yalnız ondan yardım dilediğinin ispatıdır.
gürün_güzeli
06.06.2008, 09:40
EYUP K işte sizin insan sevginiz ,aslında her müslümanda olması gereken sizde olmayan hoşgörü kavramı açıkça görülüyo....nedir sizdeki bu Alevi düşmanlığı.....nereden geliyo bi açıklarmısın.....TAM OLARAK GERÇEKLERİ BİLMEDEN ÇOK BÜYÜK ÖNYARGIYLA BİZLERE YAKLAŞIYOSUN......SİZİN(sünnil erin) de bir çok konuda yanlı yaptığınızı herkes biliyo....ama biz hoşgörülüyüz....insan incitmekten kalp kırmaktan hoşlanmAYız.....İŞTE FARKIMIZ ZATEN BURDA.....LÜTFEN BİDAHA BU KONU HAKKINDA İLGİSİZ ,HOŞ OLMAYAN,KIRICI YAZI YAZMA....saygılar...
evet haklısın ero kardeşimm herkes özgürdür.....kimsenin kimseye birşey söylemeye hakkı yoktur.........dinde zorlama olmaz..
İslam'da namaz Peygamber Muhammed (s.a.v.)'e vahiy suretiyle anlatılmış, sınırları ve şekli belirlenmiş özel bir ibadettir. Biçimindeki herhangi bir değişiklik onu hükümsüz kılar. Namaz, formal olduğu kadar, bütün müslümanlara farz kılınmış bir disiplindir. Onu mü'minlere mecbur kılmakla İslam, mensuplarını disipline etmeyi amaçlamış ve Allah'ın varlığının sonsuz bilincini korumuştur. Namaz, zamanı bölümlere ayırarak müslümanı sağlıklı ve düzenli bir hayata alıştırır. Temiz suyla alınan abdestle o, tazeleyici ve temizleyici bir ameliye olarak kabul edilir. Ayağa kalkma, diz çökme, secde ve oturma değişimleriyle, aynı zamanda vücut içinde bir egzersiz görevi görür . Namaz maddi ve manevi itminanı ve ruhi hazzı beraberinde getirir. Zihni günlük işlerden uzaklaştırmak,
Farzlar, Hazret-i Peygamber - sallâllâhü aleyhi ve sellem-'e Cebrâil vasıtasıyla bildirilmiştir. Fakat beş vakit farz namaz, bunlardan ayrı olarak mirâc gecesi bizzât Cenabı Hak tarafından Âlemlerin Efendisi'ne bir hediye kabîlinden takdim buyurulmuştur. Başlangıçta elli vakit olarak farz kılınan namaz, Musâ -aleyhisselâm-'ın semâda Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'e ;"
- Yâ Rasûlallâh! Ben, senden evvel İsrâîl oğulları'nda tecrübe ettim. Elli vakte senin ümmetin de güç yetiremez!"
şeklindeki tavsiyesi dolayısıyla Rasûlallâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem-, o gece Cenâb-ı Hakk'a beş defa mürâcaat ve münâcat eyledi. Nihayet namaz beş vakte indirildi.
Hazret-i Mûsâ, Peygamber Efendimiz -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'e ;"
- Buna da güç yetiremezler!" dediyse de Rasûlallâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem-;"
- Bundan başka tenkîsi Rabbimden istemeye hayâ ederim." diyerek beş vakitte karar kıldı.Ancak Cenâb-ı Hak, Hazret-i Peygamber - sallâllâhü aleyhi ve sellem-'in duâsı bereketiyle merhamet eyleyip namazı beş vakte indirmenin yanında o vuslat gecesi olan mirâcda Resûlü'ne şu müjdeyi de lütfetti:"Ey Resûlüm! Benim katımda söz asla değişmez. Bu beş vakit namazın karşılığında sen, elli vaktin ecrini alacaksın." (İbn-i Mâce, İkâmetü's salât, 194)
Hazret-i Peygamber - sallâllâhü aleyhi ve sellem-, ümmetine bu beş vakit hususunda şöyle buyurur:Allâh Teâlâ buyurdu ki; "Senin ümmetine beş vakit namazı farz kıldım. Kendi katımda verilmiş bir söz vardır. Kim o namazları tam vaktinde kılarsa, onu mutlaka cennete sokacağım. Kim de o namazları korumazsa, katımda ona verilmiş hiçbir söz yoktur."(İbn-i Mâce, İkâmetü's salât, 194),
Namaz : İslam ın şartıdır.
Namaz : Peygamberlere öğretilen ibadetlerin ilkidir.
Namaz : Kıyamet günü hesabı sorulan vazifelerin ilkidir.
Namaz : Gaybe inanmanın pratik bir görüntüsüdür.
Namaz : Kur an ı Kerimde en çok zikredilen emirdir.
Namaz : İnsanı Allah a bağlayan ve iman manalarını kalpte canlandıran temel noktadır.
Namaz : Cehennemden kurtuluşa bir vesiledir.
Namaz : Cennetin anahtarıdır.
Namaz : Yoksulların haccıdır.
Namaz : Mü minlerin miracıdir.
Namaz : Amellerin en hayırlısı muradın en feyizlisidir.
Namaz : Hayatın manası, yaratılışın hikmet ve gayesidir.
Namaz : İmanın gıdası,kalbin cilası,ahlakın kaynağıdır.
Namaz : İslamın binası,ibadetin hayırlısıdır.
Namaz : İmanın alameti,vücudun selametidir.
Namaz : Kullukta vakar ile tevazuun ifadesidir.
Namaz : Dünya nimetlerine şükür,ahiretin sonsuz nimetlerine nail olma vesilesidir.
Namaz : İnsanın hareketlerini Allah ın emirlerine uyduran bir sebepdir.
Namaz : İki vakit arasında küçük günahlara kefarettir.
Namaz : İman ile şirk ve küfür arasında bir perdedir.
Namaz : Suyun kiri giderdiği gibi günah kirlerini yıkayıp atandır.
Namaz : Allah ın huzuruna varmaya,O nunla konuşmaya,O nun nuruna erişmeye bir vesiledir.
Namaz : İnsanı kötülüklerden uzaklaştıran,iyiliğe çağıran bir ibadettir.
Namaz : Mü minin edep,irfan ve feyiz mektebidir.
Namaz : Allah ın verdiği nimetlere şükretmenin en güzel örneğidir.
Namaz : Camii ve cemaatle İslami birlik ve beraberliğin numunesidir.
Namaz : Ulu emre itaatin,içtimai talim ve terbiyenin en güzel yoludur.
Namaz : Mü mini Allah a yakınlaştıran ilahi bir emirdir.
Namaz : Şahadetten sonra İslami amellerin en önemlisi olduğu gibi şahadetinde bir alametidir.
Namaz : Yirmidört saat boyunca günah sağnakları altında kirlenen insanın bu günahlardan beş defa arınmasıdır.
Namaz : Kişinin yalnız Allah a kulluk ettiğinin ve yalnız ondan yardım dilediğinin ispatıdır.
Namazın anlamı
SALAT DEMEK
SALAT ' DA = DUA DEMEK
Alevilerin İbadeti Olan Cemlerdede Dualar Yapılır
Secdeler Yapılır
ve
ALLAH ' a Yalvarılır :)
bayatlı kenan58
07.06.2008, 10:59
Hazret-i Peygamber - sallâllâhü aleyhi ve sellem-, ümmetine beş vakit hususunda şöyle buyurur:Allâh Teâlâ buyurdu ki; "Senin ümmetine beş vakit namazı farz kıldım. Kendi katımda verilmiş bir söz vardır. Kim o namazları tam vaktinde kılarsa, onu mutlaka cennete sokacağım. Kim de o namazları korumazsa, katımda ona verilmiş hiçbir söz yoktur."(İbn-i Mâce, İkâmetü's salât, 194),
Resululah (s.a.v) efendımız namazın kac vakıt oldugunu ve nasıl ıcra edılecegını acık bısekılde belırtmıs ve butun ıslam alımlerı , evlıyaları ve ıslam alemı aynı sekılde devam ettırmısken sızın yapmıs oldugunuz bu ıbadet bıcımını kım belırlemıstır ve neden Resulullah (s.a.v) efendımızın nasıl yapılacagını belırlemıs oldugu namazın dısında yenı bır ıbadet bıcımı ortaya cıkarma gereksınımı duymuslardır
Peygamber efendimiz, namaz farz olduktan sonra, beş vakit namaz kılıp, farz olduğunu bildirdi. Eshab-ı kiram ve ondan sonra gelenler hep beş vakit namaz kılmışlardır. Resulullah, hâşâ Kur’an-ı kerimi anlayamadı mı? Salât kelimesini anlayamadı mı? Hâşâ, beş vakit namaz kılması yanlış olsaydı, Allahü teâlâ vahiy gönderip düzeltmez miydi?
Cebrail aleyhisselam, gelip, beş vakit namazın vakitlerini, kılınış şeklini ve diğer bütün hususları bizzat tatbiki olarak öğretti. Peygamber efendimiz de, (Namazı benim kıldığım gibi kılın) buyurdu. (Buhari)
Bir âyet-i kerime meali şöyledir:
(Namaz, müminlere belli vakitlerde farz kılındı.) [Nisa 103]
Demek ki, namaz kılmanın belli vakitleri vardır.:)
sivaslıgenç
07.06.2008, 11:15
Ama Aleviler gerçektende dini konularda çok zayıfla.Dinin esas 4-5 kuralına uymuyorlar.
abdussvs
07.06.2008, 16:57
Toplumumuzda oluşmaya başlayan yanlış kanılardan birisi haline gelen olay sanki Alevilik ayrı bir din gibi. Sonuçta bu Alevi kardeşlerimizde müslüman ama nedendir ki cenazelerini camiden kaldırmazlar, cemevini ibadethane kabul ederler kısacası kendi kendilerini soyutluyorlar. Sonuçta hepimiz Elhamdülillah Müslümanız, Dinimiz, Peygamberimiz, Kitabımız bir ...
abdussvs
07.06.2008, 17:08
Osman’ın halifelik dönemi (644-656), daha önce tohumları ekilmiş bulunan bölünmelerin, problemlerin su yüzüne çıktığı bir dönem olmuştur. Halife Osman’ın yönetiminde akrabalarına, yani Emevi ailesine gösterdiği aşırı yakınlık ve valiliklere onları tayin etmesi ve diğer suistimaller ona karşı Irak, Mısır, Hicaz ve Surite’de yoğun bir hoşnutsuzluk duyulmasına yolaçmıştır. Valileri halka kötü davranıyor olmalarına rağmen onları koruyucu bir tutum takınmış, sonuçta Mısır, Basra ve Kûfe’den yola çıkan gruplar Halife Osman’ın evini kuşatarak onu öldürmüşlerdir.(656)
Bu parağrafta açıkladığın yanlış. Peygamber efendimiz ve özellikle Dört büyük Halifesi ile halifeliği alarak İslam dinini dünyaya yayan Osmanlı Padişahları da dahil dinimizin yayılması için hiçbir insana kötü davranmadığı gibi Müslüman yada Gayrimüslim herkese eşit vede hakkaniyetli davranmışlardır.İltimas ,akraba kayırma hiçbirinin özelliği değildir...
Ertugrul
07.06.2008, 17:37
Namazın anlamı
SALAT DEMEK
SALAT ' DA = DUA DEMEK
Alevilerin İbadeti Olan Cemlerdede Dualar Yapılır
Secdeler Yapılır
ve
ALLAH ' a Yalvarılır :)
Yapmayın bunu, gaza gelmeyin, inançlarınızı yarıştırmayın. Namaz ile Semahı eşit tutmak haksızlık olur, hem Namaza hem Semaha...
Aleviliğin yazılı olmasa da kurallarında, edebinde ve geleneğinde Semah = Namaz diye bir şey yok !
İbadeti yanlız Allah emreder şeklini, zamanı, biçimini ya Vahiy yolu ile direkt bildirir yada Resulü aracılığı ile bildirir. Allah Resulü tabiri caiz ise Kurran'ın kullanma klavuzu gibidir. Kitabımızda ki Namaz emrinin kurallarını bize Peygamber Efendimiz öğretir. Namazında şekli, zamanı ve kuralları gayet açıktır. Kelime manasını ele alıp bireyler istediği gibi yorum yapamazlar. İslam'ın nasları tartışılmazdır ki bunlardan biri de Namazdır.
Bu forumda Alevi-Sünni tartışması faydadan çok zarar getirir. İyi niyetli, halis düşünceli arkadaşlarımız bu tartışmaya girmeyeceklerdir.
Hakka giden yol, alınan nefes sayısı kadardır :)
Şu benim sevdiğim Muhammed Ali
Kumru dost dost deyü öten Ali'dir
Sakınan çağıran mahrum mu kalır
Şu sefiller carına yeten Ali'dir
Ali'm tutdu Zülfikâr'ın sapını
Döndürdi kâfirin dine hepini
Mağribde attı kudret topunu
Maşrıkta uzatıp tutan Ali'dir
Muhammed mi'raca gidecek oldu
Ali Muhammed'i gönderi geldi
Doksan bin kelâmı o demde sordu
Soran Muhammed dinleyen Ali'dir
Âşıka dilden halife kılandan
Bülbül ayrılır mı gonca gülünden
Dad be dad çağırdı devin elinden
Kesikbaş carına yeten Ali'dir
Ecel kayıp nasib kayıp er kayıp
Ya Ali sırrına ermedim deyip
KUL HİMMET ortaya bir nişan koyup
Bir olup birliğe yeten Ali'dir.
(Cönk no: 4, sayfa: 28
Bugün yâr bize geldi
Gülleri taze geldi
Önünde Kanber ile
Ali Murtaza geldi
Ali benim mâhımdır
Kâbe kıblegâhımdır
Mir'aç'taki Muhammed
O benim padişâhımdır
Padişâhım Yaradan
Okurum ağ-karadan
Ben yardan ayrılalı
Yüzyıl geçti aradan
Arayı uzattılar
Yaraya tuz ektiler
Avluya bir kul geldi
Bedestende sattılar
Sattılar bedestende
Gül biter gülistanda
Muhammed'le hatemi
Bergüzardır aslanda
Daha ben intizârım
Aslanda bergüzarım
Ben sevdanla gezerim
El yarine kavuşmuş
İntizarlık çekerim
Gözyaşını dökerim
Dökerim göz yaşını
Bak Mevlâ'nın işine**
Dört eyledi kapısın
Lâl ü gevher yapısın
Kâfirler şehit etti
İmamların hepisin
İmam Hüseyn'e kıydılar
Hasan'a ağı verdiler
Zeynel ile Bakır'ı
Bir zindana koydular
Zindan bize mezardır
Hak yolları gözetir
Câfer'in bin yarası
Mehdi Kâzım Rıza'dır
(I)rıza'ya ağladım
Çeşmim yaşı çağladım
Ol Hasan Askeri'yle
On ikiye bağladım
On ikidir katarım
Türlü mercan satarım
Yüküm lâl ü gevherdir
Müşteriye satarım
Satarım müşteriye
Kalka gören yürüye
Melekler el kaldırdı
Cenneteki huriye
El kaldıra Süphan'a
İsm-i Âzam okuna
İmamların duâsı
Kaldı ulu divana
Ulu divan kuruldu
Cümle mahluk dirildi
..................... oldu
Muhtar önde vuruldu
Muhtar'a hû dediler
Ehline nur dediler
Muhammed rehber oldu
Ali'ye pîr dediler
Pîr dediler Ali'ye
Hacı Bektaş Velî'ye
Hacı Bektaş nâmını
Verdi Kızıl Deli'ye
Kızıl Deli tâcımız
Muhammed Mir'ac'ımız
Gürledik mi Karaca Ahmet
Yalıncık duâcımız
KUL HİMMET'tir adımız
Burda yoktur yadımız
Şâh-ı Merdan aşkına
Hak versin muradımız.
(Cönk no: 9, sayfa: 102-105)
Ey âşıki saramadın yâremi
Yâreme em olup merhem çalasın
Yarem deşilmiştir sarılmaz madem
Arayıp da hekimini bulasın
Dört kapı açıldı hangisi vardır
Bu manaya ermek hayli hünerdir
Deryanın dibinde kaç şehir vardır
Çarşısını pazarını bilesin
Mehdî çıkmış diye tellâl bağırdı
Bir teknesi vardır kırklar yoğurdı
On iki kız sekiz oğlan doğurdu
Onların ne olduğunu bilesin
Âşıkların sözlerine has derim
Muhammed'i gördüm Ali dost derim
Yedi bin yedi yüz âyet isterim
Yüz on daha vardır onu bilesin
Benim sevdiceğim Takî Nakî'dir
Dost bağında bülbüller şakıtır
Yüz kardaşın hocası var okutur
Onlarıñ da ne olduğun bilesin
Düzüm düzüm olmuş yüzünün beni
Açılmıştır gül benzinde yanağı
Sar'öküzün alnındaki beneği
Kanadında ne yazılı bilesin
Var bul bir delilin yaka fenerin
Kaç hamail vardır şems ü kamerin
Sar'öküzün bastıcağı mermerin
Direğinde ne olduğun bilesin
Âriflerin sözü hilaf yazılmaz
Güher olmayınca hatem düzülmez
Bir kız vardır hergiz kuşağı çözülmez
Anasının kande olduğun bilesin
Dinleyeyim KUL HİMMET'in sözlerin
Onda gördüm yedilerin izlerin
Muhammed'in koynundaki kızların
Huri midir peri midir bilesin
(Cönk no: 6, sayfa: 10-11)
Büyüklere karsI saygIlI olun ki çocuklar da size karsI saygIlI olsunlar.
Cahil dosttan ziyade akIllI düsmana güven.
Cahil ile sakIn latife etme. Dili zehirli oldugundan gönlünü yaralar.
Cahil, ne kendi eksigini görür, ne de ögütlere kulak asar.
Cahilden uzak kalmak, akIllIya yaklasmakla esittir.
Cahiller çogalInca bilginler garip olurlar.
Can gözü kör olunca, gözle görmenin bir yararI yoktur.
Cehaleti ilimle geri çevirin.
Cehalet ve gaflet alimin kalbinde olmaz. Fakat alimler, zengin cahillerin karsIsInda, ancak ilim sayesinde yükselirler.
Cimri zengin, cömert yoksuldan daha yoksuldur.
Cimri her zaman asagIlIktIr, kIskanç olan her zaman iskencededir.
Cimrinin dostu bulunmaz.
Cömertlik alIskanlIklarIn en üstünüdür.
Cömertlik, istemeden önce vermektir, istendikten sonra vermek utançtandIr ve kötüdür.
ÇalIsan kötülük düsünemez, çalIsmayan da kötülükten kurtulamaz.
ÇalIsmak kadar dinlenmeyi de görev bil, ihmal etme. SaglIgInIza eza etmeyin, saglIgIn bozulmasI kolay; elde etmek ise zordur.
Çocuk açIsIndan hiçbir süt anne sütünden iyi degildir.
Çocuklara sevgi ve büyüklere saygI gösteriniz.Çocuklara söz verdiginizde kesinlikle sözünüzde durunuz.
Çocugun kalbi hiç ekilmemis bir tarla gibidir. Ona ne verilirse kabul eder.
Çocugunuzun yedi yIl oyun oynamasIna müsade ediniz ve yedi yIl ona yasam edebini ögretiniz.
Çogu insan medhedilip övüldügü için gurura kapIlIr.
Çogu sözler hamleden daha serttir.
Çok akIllI insanlar baskalarInIn hatalarIndan ögrenirler ve hata yapmazlar; akIllI insanlar hata yapar ve ders çIkararak bir daha yapmazlar; ahmak insanlar da sürekli hata yapar, gene de ders çIkarmazlar.
Çok kimseler varisleri kavga etsinler diye mal toplamaya çalIsIrlar.
Çok sakacI insanI ciddiye almazlar.
Çok yasayanIn ömrü, dostlarIna aglamakla geçecektir.
Dert ve gam, ihtiyarlIgIn yarIsIdIr.
Dil, aklIn tercümanIdIr.Dil, insanIn terazisidir.
Dil yIrtIcIdIr; yularI bIrakIldI mI salar, parçalar.
Dili tatlI olanIn arkadasI çok olur.
Dilini sövüp saymaya alIstIrma. TatlI dilli ol. Kötü söz alIskanlIgI insanI soysuz yapar.
Dilini küfre alIstIrma. TatlI dilli ol. Yoksa önüne gelene havlayan köpeklere dönersin. HalkI zorla kendinden nefret ettirirsin.
Dilsiz ol, yalancI olma.
Dilinizi daima iyi kullanInIz. O sizi saadete götürdügü gibi, felakete de götürebilir.
DindarlIgIn en üstünü, dindarlIgI gizlemektir.
Dinle, ögrenirsin. Sus, esen kalIrsIn.
Dogru, dürüst ve nazik kisileri seçin ve çIkar ummadan ve korkmadan acI gerçekleri söyleyebilenleri tercih edin.
Dogru her zaman yüce, yalancI her zaman asagI ve cücedir.
Dogru söz söyleyenin delili kuvvetli olur.
Dogruluk en iyi yol, bilgi en iyi kIlavuzdur.
Dogruluk, hakkIn dilidir.
Dost, sen yokken dostluk sartInI yerine getiren kimsedir.
Dost, kardesini üç halde korumadIkça tam dost olamaz: düskünlügünde, kendisi bulunmadIgI vakit, ölümünden sonra.
Dostun olmayIsI, bir çesit gariplik ve yalnIzlIktIr.
DostlarI yitirmek gurbete düsmektir.
DostlarIma dost olanlarI çok severim ve onlarIn kIymetlerini de dostluklarIn dereceleriyle ölçerim.
DostlarIn çogalsIn diye çIrpInma. OnlarI bir gün ihmal etmeye kalkarsan çabucak düsmanIn olurlar.
Dostlar ates gibidir. Pek çogalIrlarsa yakarlar.
DostlarInIn kötüsü seni iyi gününde arayIp sIkIntIlI zamanInda yüz üstü bIrakandIr.
Dostluk en yakIn akrabalIktIr.
Dostluk elde edilmis akrabalIktIr.
Dostlukta asIrI gitme, kimbilir belki o dostun bir gün düsmanIn olur, düsmanlIkta da asIrI gitme, kimbilir belki o düsmanIn bir gün dostun olur.
Dostunu ihtiyatla sev, olabilir ki bir gün sana düsman olur; düsmanInla da ihtiyata riayet ederek düsmanlIkta bulun, olabilir ki bir gün sana dost kesilir.
Dostunun düsmanInI kendine dost seçme.
Dünya geçici gölgedir.
DünyanIn en degerli hazinesi ögüttür, ama ondan ucuzu da yoktur.
DünyayI yutsa yoksul kalacak biri vardIr: Aç gözlü.
Düsene sevinme, zamanIn sana ne sakladIgInI bilemezsin.
DüsmanI kovalamayInIz, onlardan yaralananlarIn yarasInI sarInIz, esirlerini tedavi ediniz.
DüsmanlIk, kalbi mesgul eder.
Düsünce akIllarIn cilasIdIr.
Düsünce ve prensiplerini kendi hayatlarInda da uygulayan kimselerin bilgi IsIklarIyla aydInlanInIz.
Düsünün, sonra konusun, yanIlmalardan kurtulacaksInIz.
Edep, aklIn suretidir.
Edep, en iyi mirastIr.
Edep, had tanImaktIr.
Edep insanIn kemalidir.
Edep insan için güzel elbise menzilesindedir.
Edepsiz olan kimsenin ayIplarI çok olur.
Eger ararsak kendimize kolayca düsman bulabiliriz, ama ne kadar ararsak dost bulmak kolay degil.
Eger baskalarInI Islah etmek istiyorsan önce kendini Islah et. Kendin fasid oldugun halde baskalarInI Islah etmekle çalIsmak çok büyük bir kusurdur.
Eger bilgiyi hak edene vermezseniz o kisiye zulmetmis olursunuz; hak etmeyene verirseniz bilgiye zulmetmis olursunuz.
Eger bir seyahata çIkarsanIz, gittiginiz yerlerin adetlerine uymaya çalIsInIz.Eger sIrlarInIzI birbirinize açarsanIz, artIk onu gizleyemezsiniz.
Eger hayIrlI bir is görmek istersen, bugünün isini yarIna koyma. Çünkü yarIna kadar ne olacagI belli degildir.
Fena bir ise baslayacagIn zaman da acele etme. Belki hayIrlI bir düsünce, sana o fenalIktan gelecek olan tehlikeye mani olur.
Eger talihin açIk ise kusurlarIn kapalI kalIr.
Eglence ve zevke kapIlan akIldan kaybeder.
Elbiseleriniz eski de olsa, kalpleriniz yeni ve temiz olsun.
El islerine yardIm edin; çünkü bu yoksullugu azaltIr, hayat standardInI artIrIr.
Emanetin en feyizlisi ahde vefadIr.
En ahmak insan, kendini herkesten akIllI sanandIr.
En akIllI insan, ögütleri dinlemekten vazgeçmeyen insandIr.
En büyük yardIm, en çabuk yapIlan yardImdIr.
En büyük zenginlik akIl, en siddetli yoksulluk ahmaklIktIr.
En büyük zenginlik akIl, en siddetli yoksulluk ahmaklIktIr.
En faydalI bilgi, uygulanabilendir.
ali gibi davranmıyosunuz
namaz tok kendi kendinize cem ayini yapıyosunuz
oruç yok değişik değişik adetler
islamın aslını hz peygamber efendimiz göstermiş hz. ali de ona göre yaşamış tüm müslümanların sevdiği bir kişi
cami yerine cem evine gidiyosuunuz allahı evi olan camiyi terk ediyosunz ama hz. ali böle yapmazdı eğer yaşasaydı bu yaptıklarınızın doğru olmadığını sölerdi
beni yanlış anlamayın kışkırtmak için sölemiyorum kişesel fikirlrim ister kabul edin ister yanlış
madımak_58
21.07.2008, 11:25
Alevi ve Bektaşiler, neden camiye gitmiyorlar?
sürekli bize yönletmiş olduğunuz soru.üzerinde tartışmalara yer vermeyecek yazılı kaynaklar istiyorsunuz.pekala o çok merak ettiğiniz soruların cevaplarını paylaşalım bakalım.kaç kişi sonuna kadar okuyup,saygı gösterecek...
1) Bilindiği gibi Hz. Muhammed’in soyu Kureyş kabilesinden gelmektedir. Kureyş kabilesi ise; Abdümenaf’ın aynı bâtında doğan iki oğlunun temsil ettiği kabiledir. Bu iki kardeş: Haşim (Amr) ve Abdüşems’tir.
2) Haşimiler: Abdimenaf- Haşim (Amr)- Mutallib- Abdulmutallib (Şeybe)-Abdulmutallib’in oğulları, Abdullah ve Ebu Talip’tir. Abdullah’ın oğlu da Hz. Muhammed’tir. Ebu Talib’in oğlu ise Hz. Ali’dir.
3) Ümeyye oğulları: Abdimenaf-Abdüşems- Ümeyye- Harb- Sahar (Ebû-Süfyan)- Muaviye ve Yezid’dir. (Emeviler)
Daha İslamiyet öncesi Kâbe’nin yönetimi ile ilgili olarak başlayan bu iki ailenin düşmanlıkları, Kerbelâ’ya kadar sürmüş, hatta Kerbelâ’dan sonra da devam etmiştir.
Hazret-i Peygamber’in vefatından sonra hilafet, Ümeyye oğullarının eline geçmişti. Daha Hz. Peygamber zamanında başlayan ayrılıklar, Hz. Peygamber’in Hakk’a yürümesinden sonra giderek artmıştır. Özellikle Ümeyye oğullarından Muaviye ve oğlu Yezid, hilafeti ellerinde tutabilmek uğruna Hz. Ali ve onun soyuna akla ve hayale gelmeyecek hile ve kötülükler yapmışlardır. Yüz yıllar boyunca camilerde, Hz. Ali ve soyuna küfürler edilmiş, Hz. Ali ve soyu için akla va hayale gelmeyecek hakaretler yapılmıştır. Hz. Ali ve onları sevenlere, onlara taraftar olanlara korkunç işkenceler uygulanmıştır.
Ancak, Emevi saltanatının sona ermesiyle birlikte bitecek sanılan bu zulüm, Abbasiler döneminde de devam etmiştir. İşte bu sebeptendir ki, Ehl-i Beyt dostu ve taraftarı olan Alevi ve Bektaşiler, giderek camiden uzaklaştılar ve ibadetlerini evlerinde veya cem evi adı verilen kutsal mekanlarda yapmaya başladılar.
4) Bir başka neden de, Alevi ve Bektaşilerin İslam anlayışından ileri gelmektedir. Türkler İslamiyet’i kabul ettikleri zaman, Başta Hz. Muhammed olmak üzere, Hz. Ali ve onun soyundan gelenlere büyük bir muhabbetle bağlandılar. Bu arada Hoca Ahmet Yesevi’nin başlatmış olduğu tasavvuf akımı, Türkleri de etkiledi. Türkler, Kuran’ı ve İslamiyet’i, kendikerine göre yorumladılar. Kuran-ı Kerim’deki, “salât” ve “namaz” terimlerini, “dua ve ibadet” olarak kabul ettiler. Bugün Alevi ve Bektaşilerin cem evlerinde uyguladıkları da budur, yani dua ve ibadettir, bunu yaparken de Ehl-i Beyt sevgisi ve Kuran’ın gerçek yorumuna uygun bir biçimde hareket edilmektedir.
Bunu biraz daha açacak olursak, Alevi-Baktaşi inancında, beş vakit namaz yoktur. Alevi-Bektaşi ibadetindeki cemin, erkân ve ritüellerine dönecek olursak; kıyamın, rükunun ve secdenin olduğunu açıkça görürüz. Namaz sözü Kuran’da salât olarak dile getirilir. Salât, kulun Allah’a takva yoluyla yönelişidir. Bu yöneliş, Alevi-Bektaşi geleneğinde niyaz ile yapılır. Bu yöneliş, tamamen kulun kendi iradesine göre yapılan bir teslimiyet halidir ve bunun için de bir mabet veya camiye gerek duyulmaz; gök kubbenin altında her yer bir mabettir, her yer bir ibadet yeridir. Çünkü Cenab-ı Allah Kuran’da: “Sen nereye dönersen orada benim yüzümü görürsün” diyor.
NAMAZ
Namaz: Namaz, Kuran’ın pek çok ayetinde “salât” olarak geçer. Salât, aynı zamanda salavâttır. Salavât, ibadet olarak alındığı gibi, aynı zamanda Hz. Muhammed’e ve onun Ehl-i Beyt’ine okunan duadır. Aleviler Salâvatı, dua ve ibadet olarak kabul ederler. Çünkü Cenab-ı Allah Kuran’da: “Allah ve melekleri, Peygamber’e çok salavât getirirler. Ey müminler! Siz de ona ve yakınlarına salavât getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin” [2] buyrulmuştur.
Yine Kuran’da: “Ey ümmetler! Her birinize bir şeriat ve bir minhaç (ışıklı yol) verdik. Allah, dileseydi sizleri bir tek ümmet yapardı; fakat size verdiğinde, sizi denemek için böyle yaptı” [3] denmektedir. Şu ayette de: “Biz her ümmet için bir ibadet şekli belirledik; onlar onu izlerler” [4] diyor. Kuran ayetlerinde görüldüğü gibi, Allah, her ümmet için bir yol ve ibadet şekli belirlemiştir.
Kuran’da Hz.İbrahim’e: “İnanan kullarına söyle: Dua ve ibadet etsinler” [5] deniyor.
Şu ayetlerde de: “İsrail oğullarından şöyle bir söz almıştık: Allah’tan başkasına ibadet etmeyin, anne-babaya, akrabaya, yetime, yoksullara iyilik ve güzellikle davranın. İbadeti dosdoğru yapın, zekatı verin…” [6] deniyor.
Hazret-i İsa: “Beni bulunduğum her yerde kutsal ve bereketli kıldı. Yaşadığım sürece bana ibadeti, zekatı önerdi”[7] demektedir.
Görüldüğü gibi, Cenab-ı Allah, Kuran’da, “Biz her ümmet için ışıklı bir yol ve ibadet şekli belirledik” diyor. Yine İbrahim Peygamber’e, ibadet et, zekatı ver diyor. İsrail oğullarına, Allah’tan başkasına ibadet etmeyin diyor. İsa Peygamber de:“Allah bana ibadet ve zekatı önerdi” diyor. Biz biliyoruz ki, her peygamberin ve onlara bağlı olanların ibadet şekli ayrı ayrıdır. Ellerinde Tevrat veya İncil olduğu halde dua ediyorlar. Öyle ise Allah, onların bu yaptıklarını ibadet olarak kabul ediyor. Çünkü Cenab-ı Allah, yapılan ibadetin şekline değil, özüne bakmaktadır. İşte, Alevi ve Bektaşiler, bu bağlamda Kuran’ın tasavvufi yorumunu esas alarak, kendilerine özgü bir ibadet şekli benimsemişlerdir. Bu ibadetin içerisinde kıyam, rüku, secde, dua ve tevhit vardır ve bu ibadeti de cem evlerinde yerine getirirler.
ORUÇ
Evet vardır. Kuran’da: “Andolsun tan yerinin ağırma vaktine, on geceye”[8] diyor. Yine Kuran’da: “Ey iman sahipleri! Oruç sizden öncekilerin üzerine yazıldığı gibi, sizin üzerinize de yazılmıştır. Bu sayede korunmanız umulmaktadır”[9] deniyor. Bu ayetler: Muharrem orucu ile ilgilidir. Kuran’da: “Andolsun tan yerinin ağırma vaktine, on geceye” deniyor. On geceden kasıt, on gün tutulan oruçtur. Sizden öncekilere farz kılındığı gibi demekle, Hz. Muhammed öncesi peygamberleri kastediyor. Çünkü Kuran’da: “Sizden önce gönderdiğimiz resullerimize uygulanan yasa da buydu. Sen bizim yol ve yasamızda değişme bulamazsın” deniyor.[10]
İşte, Hz. Muhammed öncesi tutulan oruç, Muharrem orucudur, bu orucu Hz. Peygamber’imiz de tutmuştur. Öyle ise hangi peygamberler bu orucu tutmuştur? Kuran yorumcuları şöyle açıklıyorlar:
1. Adem Peygamber, 10 Muharrem günü eşi Havva ile buluştuğu zaman, yüce Allah’a şükranlık orucu tutmuştur.
2. Nuh Aleyhisselam, 10 Muharrem günü tufandan kurtulunca, şükranlık orucu tutmuştur. Ayrıca o gün gemide kalan erzakları bir araya getirerek aşure pişirmiştir. Aşr, on demektir, aşur veya aşura, Muharrem’in onuncu günü pişirilen buğday tatlısıdır.
3. Hz. İbrahim Peygamber, Nemrut’un attığı ateşten kurtulunca, Allah’a şükretmek için oruç tutmuştur.
4. İshak veya İsmail Peygamber, kurban olmaktan kurtulunca, şükranlık için oruç tutmuştur.
5. Yakup Peygamber, oğlu Yusuf’a kavuştuğu zaman şükranlık için oruç tutmuştur.
6. Eyüp Peygamber, ağır dertlerinden kurtulunca şükranlık için oruç tutmuştur.
7. Yunus Peygamber, balığın karnından kurtulunca şükranlık için oruç tutmuştur.
8. Musa Peygamber, Firavun’un gazabından kaçarken, Kızıl Denizin, mucizevi bir şekilde kendisine yol vermesinin şükranlığı için oruç tutmuştur.
9. İsa Peygamber, şükranlık için oruç tutmuştur
10. Allah’ın Resulü, Hz. Muhammed Mustafa da Emevilerin zulmünden kurtulmak için Medine’ye hicret etti. Medine’ye sağ salim dönmesinin şükranlığı olarak on gün oruç tuttu ve aşure pişirdi.
İşte, isimlerini saydığımız bu peygamberler, kendileri için kurtuluş, kavuşma ve müjde günü sayılan bu günlerde, bir gün kendileri için, birer gün de kendisinden önceki peygamberlerin tuttuğu orucu tutmuşlardır. Bu peygamberler için kurtuluş veya müjde günü sayılan on muharrem günü, Hz. Peygamber’in torununa felaket ve musibet günü olmuştur.
madımak_58
21.07.2008, 11:27
ORUÇ
Alevilerin kendilerine özgü bir oruç anlayışları vardır. Oruç Allah rızası için tutulmalıdır. Oruç deyince hemen aklımıza Ramazan ayı içerisinde hiçbir şey yemeden, içmeden tutulan 30 günlük oruç ve aç durmak gelir. Aslında oruç bu değildir, oruç tüm azaların orucudur. Yani beden orucudur. Alevilerin de tutmakla yükümlü oldukları oruçlar vardır. Ama, Alevilerin oruç anlayışı, sadece aç durmak anlamında değildir. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
Elin orucu: Oruçlu olan bir kimse, hiçbir vesiyle harama el uzatmamalıdır.
Dilin orucu: Oruçlu olan kimse hiçbir vesiyle yalan, küfür, dedikodu ve gıybette bulunmamalıdır.
Belin orucu: Oruçlu olan bir kimse, zinadan ve şehvetten uzak durmalıdır.
Gözün orucu: Oruçlu olan bir kimse, hiçbir şeye kötü gözle bakmamalıdır ve gafletten uzak durulmalıdır.
Kulağın orucu: Oruçlu olan bir kimse, tüm kötü fiillere kulağını kapamalı, yasaklanmış olan şeyleri duymamalıdır.
Nefsin orucu: Oruçlu olan kimse, tüm nefsani duygulardan uzak durmalıdır, şehvetten kendisini korumalıdır.
Kalbin orucu: Oruçlu olan kimse, her an Allah’la beraber olduğunu bilmeli, hiçbir vesile Allah’tan uzak olmamalıdır, her an için tefekkürden uzak kalmamalı ve vermiş olduğu nimetlerden ötürü, Allah’a şükretmelidir.
İradenin orucu: Cenab-ı Allah, ahseni takvim üzere, yani en mükemmel olarak yarattığı insana, diğer varlıklardan fazla olarak “irade sıfatı” vermiştir. Oruç tutabilen bir kimse, iradesine hakim kimsedir. Nefsimiz bizden pek çok şey isteyebilir. Eğer biz, nefsimizin her istediğini ona verecek olursak, onun tutsağı oluruz. O vakit irademiz elimizden gitmiş, onun tutsağı sayılırız. Ama, acıktığı zaman yemek, susadığı zaman su vermezsek, herhangi bir kötülüğe sebep olabilecek fiili yerine getirmezsek, o vakit biz irade sahibi sayılırız ki, bu da bizi kemale ulaştırır.
Ruhun orucu: Cenab-ı Allah’ın kendi öz cevherinden ve tertemiz olarak bize verdiği ruhumuzu, manevi duygularla beslemeliyiz. Nasıl ki, müzik ruhun gıdasıysa, buna benzer tüm ibadetlerimiz de ruhun gıdasıdır. Buraya kadar saydıklarımızı gereği gibi uygulayabilirsek, bu hareketlerimizin tümü, ruhun gıdasıdır. Bir Alevi veya Bektaşi, ikrar verip musahip olur, muntazam Hakk, Muhammed, Ali yoluna devam ederse, her sene görgüden geçip üzerinde kul hakkı bulundurmazsa, hayat boyu oruçlu sayılır. O Allah’tan, Allah’ta o kulundan razı olur.
madımak_58
21.07.2008, 11:30
Namaz,Farsça bir kelimedir, Arapça’sı “ “Dua” , Türkçesi “Tanrı’ya yalvarıp yakarma, dilek dileme” dir. Farsça’da, dua etmek yerine “namaz handan ” yani “ dua okumak, dua etmek “ denir.
Kur-an’ı Kerim’deki “Salat” kelimesi, Türkçeye çevrilirken “Namaz” diye aktarılmış, bu bir gelenek halinde sürmüştür.
Kur-an’ı Kerim’de “Ey müminler! Günde 5 vakit namaz kılınız (sabah,öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazı eda ediniz ve bu 5 vakit rekat sayıları da şunlardır…) diye Cenabı Hakk’ın açık bir emri yoktur. Hz. Yusuf’tan, Musa’dan, Firavundan, Ebu Lehep’den vb. uzun uzadıya kıssalar sunan Cenabı Hak, namazdan hiç böyle detaylar vermemiştir. Sadece ve kısaca 37 yerde “ Salat eyleyin” emri geçmiş fakat salat’ın nasıl kılınacağını genişçe anlatmamıştır.
Kur-an’da, Allah en çok zikir üzerinde durmuş, zikir ayetlerinden birinde “Allah’ın zikri en büyük ibadettir” buyurmuştur. Bir başka ayette de “Benim gerçek mümin kullarım otururken, dururken, bir yere yaslanıp otururken hep beni anarlar” (Ali imran ve müzzemmil suresi 5- 6- 7- 8 ayetlerinde) buyurmaktadır.
Aleviler Kur-an’ı Kerim’in zahir anlamı ile değil, batın anlamı ile amel eder, ibadetlerini buna göre yaparlar.
Alevililerin Aleviliğe göre, Sünnilerin Sünniliğe göre ibadet biçimleri vardır. Sünnilikteki NAMAZ’ın karşılığı, Alevilikte NİYAZ’dır. Yani, Sünni’nin namazı, Alevilerin de niyazı vardır.
Namaz da , niyaz da dua’dır, ibadettir.
Tarih boyunca gelmiş geçmiş tüm erenler, mutasavvıflar, hep niyaz’dan, salat-ı daimden yana olmuşlardır. Bir Sünni bilgini, rahmetli Prof. Dr. Mahmut Eröz, Alevilik üzerine yaptığı bilimsel –sosyolojik araştırmalar sonunda elde ettiği gerçekleri, bu konuyu bilmeyen Sünni yurttaşlarımızın da okuyup anlaması için yayınladığı kitapta diyor ki ;
“Türkler, kitleler halinde İslamiyet’i kabul ettiler, şehirlerde yeni dinin bütün icapları yerine getirilirken, göçebeler, Müslümanlığı şeklen kabul ettiler.Göçebe Türler eski dinlerinde olduğu gibi, şimdi de kadın – erkek bir arada bulunuyor ve ibadetlerini ( cem ibadetini) büyük vecd (coşku) ve heyecan içinde müzik ve semah dönerek yapıyorlardı. Bu hususu çok iyi bilen Yesevilik, Orta Asya göçebeleri arasında yayılma başarısı gösterdi.
Bu ayinlerde mâşeri vicdan, kolektif şuur, en güçlü ve en galeyanlı haline ulaşır. Bizim “ mum söndü” zannımızdan tamamen aksi yönde, iffetli ve saygılı bir tavır ve davranış içinde yapılan cem törenlerinde ve bütün hayatın çeşitli evrelerinde, kadınlar (bacılar) cemaatin manevi kontrolü ve himayesi altındadır. Kadınların (bacıların) namusu, cemaatin namusu demektir. Kızılbaş-Alevi-Bektaşi cem evlerinde,aile kurumunun kutsallığı ve namus anlayışını biraz aşağıda göstereceğiz. Burada hemen belirtelim ki, bu kapalı toplantılar, birer işret ( içkili alem), ahlaksızlık meclisi asla değildir. “Hak Meydanı” adı verilen, Hakkın, hakikatin orada doğduğuna inanılan birer ibadet meclisidir. Bu ibadet, şeriat’daki namaz karşılığıdır. Buna ise niyaz denir.
Alevi- Bektaşilerin inanışlarına göre, şeriatte namaz,camide imamın arkasında kılınır.
Tarikatta ise, cemal cemale, yüz yüze kılınır. KABE, insanın gönlüdür. “ Adem’e secde ediniz ! “ ayeti gereğince, insana secde edilir. Kabe’de nasıl, Kabe’nin etrafında bir halka namazı kılınırsa, burada da öylece bir Halka Namazı olur. Bu, eski Türk tarihinin, İslam’i bir şekilde yorumundan başka bir şey değildir. Ancak, bu bile, bu saf ve temiz insanların, nasıl yanlış ve kötü şekilde yorumlandığını göstermeye yeter sanırız. (bk; Doç.Dr. Mehmet Eröz, Türkiye’de Alevilik – Bektaşilik, sf.309).
sonbahar5803
21.07.2008, 11:47
Allah razı olsun, güzel güzel yazmışsınız.
Ben de Alimlerin farklı açıklamalarını eklemek istiyorum.
Peygamber efendimiz bize namazın beş vakit olduğunu bildirdi. Senelerce beş vakit kıldı. Artık başka delil aramak gerekmez. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Namaz, müminlere belli vakitlerde farz kılındı.) [Nisa 103]
Nisa suresinin 103. âyetinde, (Namaz, belli vakitlerde farz kılındı) buyurulup, ayrıca, beş vaktin hepsi de diğer âyetlerde bildirildiği halde, “Beş vakit namaz” ifadesinin geçmeyişi, kutuplarda ve buralara yakın yerlerde, beş vaktin tamamının teayyün etmemesindendir. (Nimet-i İslam)
İsra suresinin, (Güneşin kayması anından, gecenin kararmasına kadar ve sabah vakti namaz kıl) mealindeki 78. âyet-i kerimenin aslında geçen, (Dülûk-üş şems) öğle ve ikindi, (Gasak-ıl leyl) akşam ve yatsı namazı, (Fecr) de sabah namazıdır. (Beydavi)
Kaf suresinin, (Güneşin doğuşundan ve batışından önce ve gece Rabbini tesbih et) mealindeki 39. ve 40. âyet-i kerimesindeki, güneşin doğuşundan önceki sabah namazı, güneşin batışından önceki öğle ve ikindi namazı, geceki de akşam ve yatsı namazıdır. (Beydavi)
İbni Abbas hazretleri, (Kur’an-ı kerimde beş vakit namazı bildiren âyet hangisi) diye sual edildiğinde, şu mealdeki âyet-i kerimeyi okudu:
(Akşama girerken, sabaha ererken, gündüzün sonunda ve öğle vaktinde Allah’ı tenzih edin!) [Rum 17,18]
(Akşama girerken)den maksat, akşam ve yatsı namazı, (sabaha ererken)deki sabah namazı, gündüzün sonundaki, ikindi namazı, öğledeki de, öğle namazıdır. (Celaleyn)
Nur suresinin 58. âyet-i kerimesinde, (salât-ı fecr = sabah namazı) ve (salât-ı işâ = yatsı namazı) ifadesi açıkça geçmektedir.
Peygamber efendimiz, Bekara suresindeki, (Namazları ve vusta namazını kılın) mealindeki 238. âyet-i kerimeyi açıklarken, (Vusta namazı ikindi namazıdır) buyurdu. (İ. Ahmed)
Bu âyet-i kerimede, (Namazları ve orta namazı [ikindi namazını] kılın) buyuruluyor. Arabi gramere göre, namazlar [salevat] denince, ikiden fazla namaz anlaşılır. Çünkü iki namaz demek için, salevat [namazlar] değil, salâteyn [iki namaz] denilir. Vusta [orta] namaz ikindi namazı olduğuna göre, ikindi hariç, öteki namazların sayısı iki olamaz, ikiden fazla olması gerekir. Üç de olamaz; çünkü VUSTA NAMAZI hariç 4,6 gibi çift sayılı olmalı ki, orta namaz [ikindi namazı] tam ortada olabilsin. Yani ortadaki namaz ikindi olduğuna göre, ondan önce iki namaz, ondan sonra da iki namaz bulunduğu meydana çıkar. Diğer âyetlerdeki namaz vakitleri de dikkate alınınca, namaz vakitlerinin beş olduğunda hiç şüphe kalmaz.
Bu konuda bir çok hadis de mevcut. Bunları yazmayacağım.
Bu hadislerin doğruluk derecesini sorgulayanlar çıkıyor sonra. Kimsenin günaha girmesine de vesile olmak istemiyorum.
Ama şu bir gerçek:
İslam dininde tek kaynak Kuran değildir.
Kuran, Sünnet (hadis), icma ve kıyastır.
Öyle olmasaydı zaten, tüm zamanlara hitap eden bir din olamazdı.
Selametle.
engineer58
21.07.2008, 11:47
Alevilerin kendilerine özgü bir oruç anlayışları vardır.
Bu ne demek yaw.Kuranda herşey son derece açıktır...Ama şuda vardır senin dinin sana benim dinim bana senin inandıkların sana benm inandıklarım sana .Saygı duyuyorum.Allah kimseyi doğru yoldan ayırmasın...
hepimiz türküz ama islamın bazı değişmez kaidelri vardır ve dinin direği namazdır hz. muhammed ve hz ali nasıl ibadet etmişse onlar gibi yapmalıyız
biz muhammediyiz yani onun takipçisiyiz
siz alinin takipçisisniz ama namazı farklı yorumluyosunuz
imsnın şartıdır namaz
gürün_güzeli
21.07.2008, 20:09
yine kendinize göre bir konu açmışsınız tebrikler.....
madımak_58
21.07.2008, 20:16
yine kendinize göre bir konu açmışsınız tebrikler.....
teşekkürler!...
bu konu zaten açılmış bir konuydu ve devam ediyor.
sandalli
21.07.2008, 20:24
Allah hepimizi Hz. Ali gibi yasayanlardan eylesin... Amin.
Deniz5835
21.07.2008, 20:43
ALLAH ALLAH can,ALLAH'ım Muhammet Mustafa Efendimizi ve Ehlibeytini Sevenleri Darda Bırakması
Allah Allah hüüü erenler
ya allah ya muhammed ya ali
Deniz5835
21.07.2008, 21:08
Yanlışlık var, düzeltmek isterim :)
Hz. Ali Efendimiz Cami de değil,
Evinin kapısında öldürülmüştür . . .
hz ali efendimiz evinde ölmüştür yolda zehirli hançerle hançerlendikten
yolda hançerlemiştir evinde 1 kaçgün sonra hakka kavuşmuştur
Deniz5835
21.07.2008, 21:18
Kelime-i şehadet:
Eşhedu enla ilahe illallah ve eşhedu enne muhammeden resulullah ve eşhedu enne Aliyyün veliyullah
manası: şahitlik ederim ki tanrı birdir ve yine şahitlik ederim ki Muhammed onun kulu ve peygamberidir ve yine şahitlik ederim ki Hz Ali onun velisidir (yani sırrına ermiştir)
Kelime-i tevhit:
Lailahe illallah Muhammeden resulullah Aliyyün veliyullah
Manası:Tanrı birdir Hz Muhammed onun peygamberidir,Hz Alide onun velisidir (yani onun sırrına ermiştir)
Kelime-i şehadet:
Eşhedu enla ilahe illallah ve eşhedu enne muhammeden resulullah ve eşhedu enne Aliyyün veliyullah
manası: şahitlik ederim ki tanrı birdir ve yine şahitlik ederim ki Muhammed onun kulu ve peygamberidir ve yine şahitlik ederim ki Hz Ali onun velisidir (yani sırrına ermiştir)
Kelime-i tevhit:
Lailahe illallah Muhammeden resulullah Aliyyün veliyullah
Manası:Tanrı birdir Hz Muhammed onun peygamberidir,Hz Alide onun velisidir (yani onun sırrına ermiştir)
Yazıcaksan doğru yaz yazını Tanrı değil Allah diyeceksin şimdi sizlere Tanrı ile Allah arasındaki farkları anlatıcam inşallah dikkatli dinleyin.
Allah (c.c.) kelimesi ile tanrı kelimesi arasında ne fark vardır :
Bizim eski atalarımız müsliman olmadan önce yaratıcı bir varlığa inanıyorlardı. Belki kendilerine göre değişik tanrılarıda vardı ama onlar daha çok kendi lehçeleri ile ''tengri'' dedikleri zaman zat-ı uluhiyeti kasdediyorlardı. Bu kelime sonra biraz daha incelik kazandı tanrı şeklini aldı ki aslında mabud demektir ve arapca'daki ilah'ın fransızca'daki diyo'nun farsca'daki huda'nın karşılığı olan bir kelimedir.
Ama hiç bir zaman Cenab-ı Hakkın bütün Esma-i Hüsnasını cami,ism-i zat olan Allah (c.c.) kelimesinin karşılığı değildir.
Allah (c.c.) dendiği an,bütün kainatta tecelli eden isimleriyle bir zat-ı ecell-i A-la akla gelir. Allah (c.c.) kelimesiyle anlaşılan budur,yani o Mabudu mutlak, Halıkı mutlak, Maksud-u mutlak, Rezzak-ı mutlak, Bari-i mutlak, Cemil-i mutlak'tır.
İlhesma-i Hüsnayı cami Allah (c.c.) kelimesinde böyle umumi bir mana anlaşılır ve bu itibarla da Allah'ın (c.c) ism-i hass dır. Allah (c.c.) dendiği an bu mabudu mutlak anlaşılır ve vacib-ül vücud akla gelir. Ama tanrı dendiği zaman yunanlıların aklına zeus, mısırlının apis boğası ve hintlinin aklınada kendi inekleri gelir. Tanrı kelimesiyle yerli yersiz mabud kelimesinin akla gelmesine karşılık, Lafz-i celale olan Allah (c.c.) kelimesi vacib-ül vucut un ism-i hassı olarak sadece o Esma i Hüsna sahibi Za-tı Zülcelali akla getirir. Onun için bir insan Tanrı demekle Allah (c.c.) yerinde kullanırsa maksatını anlatamaz ve hata etmiş olur.
Tanrı ilah kelimesi yerinde, huda, diyo ve god yerinde kullanılabilir. Fakat Allah (c.c.) yerinde değil....
Allah (c.c.) cenab-ı Hakk ın Zatının has ismidir. Onun için LÂ İLAHE İLLALLAH diyoruz. Fakat la Allaha illallah demiyoruz. Evvela ilahlar tanrılar ne varsa hepsi nefyediliyor, sonrada isbatta mabudu mutlak getiriliyor ve sadece ALLAH (c.c.) vardır deniliyor.
Mevlid yazarı Süleyman Çelebi bu hususu çok güzel tefrik ederek ''Birdir ALLAH ondan artık tanrı yok'' deyip her iki kelimenin yerinide tayin ve tesbit etmiştir.
Buna binaen bir insanın ağzından tanrı kelimesi çıktığında hemen reaksiyon göstermemeli o adamın maksadına bakmalı ALLAH (c.c.) yerine o manayı kullanmışsa tatlıca ikaz etmeli aksine tevehhür gösterilmemeli. Hele günümüzde asla...
madımak_58
21.07.2008, 22:11
Yazıcaksan doğru yaz yazını Tanrı değil Allah diyeceksin
.............................. .............................. ..........
Buna binaen bir insanın ağzından tanrı kelimesi çıktığında hemen reaksiyon göstermemeli o adamın maksadına bakmalı ALLAH (c.c.) yerine o manayı kullanmışsa tatlıca ikaz etmeli aksine tevehhür gösterilmemeli. Hele günümüzde asla...
sizin ikazınızda kendinizden büyük biri için gayet tatlı olmuş.
...................
Bu arada Hz.Ali (a.s) efendimizin evinde şehit edildiği sözleri dolaşıyor. Bana sağlam kaynak gösterin. Hz.Ali (a.s) Kufe caminde şehit edilmiştir bunda şii ve sünni alimler birleşmektedir. 1600 yıllarda ortaya çıkan bektaşiler nerden çıkartıyor evde şehit edildini ona aklım ermez. Normaldir camiye gitmezler sevmezler camiyi. O yüzden Hz.Alinin şehit oluşunuda evinde oldu sanarlar.
madımak_58
21.07.2008, 22:29
wallahi sizleride anlamak mümkün değil,öyle söylüyoruz bi bahane,böyle söylüyoruz bi bahane... camide öldürülmüştür diyince işinize geliyor heralde.ama camide öldürülmemiştir.bu yüzden camiye gidilmediğini düşünüyorsunuz ve yine yanılıyorsunuz...
Allah'in rahmeti bereketi ve magfireti üzerinize olsun.
Ben ne diyeyim size. O kadar carptirilan konu varki, o kadar yazilan yanlis yorum varki. Hak Kitabimiz Kuran-i Kerim de yazilanlar bile farkli bir sekilde yorumlanmis. Namazindan tutun, orucuna kadar. Tuhaf. Hic bir yorum yapmak istemiyorum ben.
Yaratılanı severiz Yaratan'dan ötürü. Sizi seviyoruz.
Bu kadar.
Neyse güzel kardeşlerim konuyu uzatmak iştemiyorum. Siz kardeşlerime Hz.Ali (a.s)'nin Sevgisi Hakkında Kırk Hadisi sunmak işterim.
Bismillahirrahmenirrahim
METİN GÖLBOL
1- Peygamber efendimiz şöyle buyurdu:
"Bana iman edip beni doğrulayana Ali bin Ebi Talib'in velayetini tavsiye ederim. Kim onu veli edinirse beni veli edinmiş olur, beni veli edinen de Allah’ı veli edinmiş olur, onu seven beni sevmiştir, beni seven de Allah’ı sevmiştir, ona düşmanlık yapan bana düşmanlık yapmıştır, bana düşmanlık yapan da Allah’a düşmanlık yapmıştır”[1]
2- Ümmü Seleme'den naklen, Peygamber efendimiz şöyle buyurdu:
"Ali'yi seven beni sevmiş olur, beni seven de Allahı sevmiş olur, Ali'ye buğzeden bana buğzetmiş olur, bana buğzeden de Allaha buğzetmiş olur"[2]
3- Peygamber efendimiz şöyle buyurdu:
"Beni seven Ali'yi sevsin; Ali'ye düşmanlık yapan bana düşmanlık yapmış olur; bana düşmanlık yapan Allah'a düşmanlık yapmış olur ve Allah'a düşmanlık yapanı da Allah cehenneme sokar."[3]
4- Peygamber efendimiz şöyle buyurdu:
“Ali’yi sevmek iman, ona düşmanlık küfürdür”[4]
5- Peygamber efendimiz şöyle buyurdu:
“Ya Ali! Müminden başkası seni sevmez; münafıktan başkası da sana düşmanlık yapmaz”[5]
6- Ümm-ü Seleme'den şöyle rivayet edilir: Rasulullah (s.a.a)şöyle buyuruyordu:
"Münafık Ali'yi sevmez; mümin ise Ali'ye buğzetmez."[6]
7- Emir’ül Müminin Hz. Ali aleyhisselam şöyle buyurmuştur:
"Tohumu yaran ve mahlukatı yaratana ant olsun ki Ümmi Peygamber'in bana ahdidir bu: Beni ancak mümin sever ve bana ancak münafık düşmanlık yapar."[7]
8- Ahmed b. Hanbel şöyle demiştir: "Ancak Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlihi ve sellemin hiçbir şüphe olmayan hadisinde, "Seni ancak mümin sever ve sana ancak münafık düşmanlık yapar" buyurmuştur ve Allah Teala da şöyle buyurmuştur: "Münafıklar, Cehennemin en aşağı tabakasındadırlar." Dolayısıyla, Ali aleyhisselam'a düşmanlık yapan cehennemin en aşağı tabakasındadır."[8]
9- Ebu Zer’den naklen, Peygamber efendimiz şöyle buyurdu:
“Ali ilmimin kapısı ve risaletimi benden sonra ümmetime açıklayacak olandır. Onu sevmek iman, onu buğz etmek nifaktır. Ona bakmak huzur ve refah getirir, ona yakınlık ibadettir.”[9]
10- Ebi Said el-Hudri dedi ki: Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlihi ve sellem Ali’ye hitaben şöyle buyurdu:
“Seni sevmek iman, sana düşmanlık ise nifaktır. Cennet’e ilk girecek olan seni sevenin, Cehenneme ilk girecek olan sana düşmanlık yapandır”[10]
11- Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlihi ve sellem Emirulmüminin Ali aleyhisselam'a işaret ederek şöyle buyurdu:
"Ey insanlar! Evlatlarınızı (helâlzade olup olmadığını öğrenmek için) onun sevgisiyle imtihan edin; doğrusu Ali dalalete davet etmez ve hidayetten de uzak olmaz; dolayısıyla kim onu severse, sizdendir ve kim de ona düşmanlık ederse, sizden değildir."[11]
12- Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlihi ve sellem İmam Ali’ye hitaben şöyle buyurdu:
“Beni sevdiğini söyleyip sana düşmanlık yapan yalancıdır”[12]
13- İbade b. Samit der ki:
“Biz evlatlarmızı, Ali b. Ebutalib'i sevmekle imtihan ederdik; birisinin Ali b. Ebi Talib’i sevmediğini görseydik, onun bizden olmadığını ve onun gayri meşru olduğunu bilirdik.”[13]
14- Mahbub b. Ebu Zinad diyor ki:
“Ensar, biz insanların, Ali b. Ebutalib'e düşmanlık etmeleriyle, babasından başkasından olduğunu tanırdık, diyordu.”[14]
15- Malik bin Enes’ten, Ebi Zinad’tan, Ansar halkı dedi ki:
“Biz bir adamın babasının olmadığını Ali’ye olan buğzundan dolayı tanırdık”[15]
16- Eba Said-i Hudrî'den şöyle rivayet edilir:
"Biz -Ensar topluluğu- münafıkları, Ali b. Ebutalib'e düşmanlık yapmalarıyla tanırdık."[16]
17- Peygamber efendimiz şöyle buyurdu:
"Kıyamet günü insan dört şeyden sorguya çekilmedikçe adım atmaz: Ömrünü ne ile geçirdiğinden, bedenini ne ile eskittiğinden, malını nerede harcadığı ve nereden kazandığından ve biz Ehlibeytin sevgisinden sorgulanacaktır. Resulullah (sallallah'u aleyhi ve âlihi ve sellem)’a: “Ey Resulullah, sizi sevmenin belirtisi nedir? diye sorulması üzerine, O hazret eliyle Ali'nin omuzuna vurdu."[17]
18- Peygamber efendimiz şöyle buyurdu:
“Ali’yi sevmek iyiliktir, onunla birlikte hiçbir günah zarar vermez; Ali’ye olan düşmanlık ise bir günahtır ki, onunla birlikte hiçbir iyilik fayda vermez.”[18]
19- Peygamber efendimiz şöyle buyurdu:
"Cehennem ateşinden kurtuluş, Ali sevgisidir"[19]
20- Peygamber efendimiz şöyle buyurdu:
“Ali'yi sevmek, nifaktan kurtuluştur.”[20]
21- "Topluca Allah'ın ipine sımsıkı yapışın."
İmam Rıza aleyhisselam, babaları kanalıyla İmam Ali aleyhisselam'dan şöyle nakletmektedir: Resulullah (saa) buyurdu ki:
“Kurtuluş gemisine binmek, sağlam kulpa sarılmak ve Allah'ın sağlam ipine yapışmak isteyen; Ali'yi sevsin ve onun evlatlarından olan hidayetçileri izlesin."[21]
22- Peygamber efendimiz şöyle buyurdu:
“Müminin amel defterinin başlığı, Ali bin Ebi Talib’in sevgisidir.”[22]
23- Peygamber efendimiz şöyle buyurdu:
“Ali'yi sevmek ibadettir"[23]
24- İmam Cafer-i Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu:
"Ali’yi sevmek ibadettir ve ibadetlerin en faziletlisidir"[24]
25- Peygamber efendimiz şöyle buyurdu:
“Ali'ye olan sevgi, günahları ateşin odunu yediği gibi yer”[25]
26- Peygamber efendimiz şöyle buyurdu:
"İnsanlar, Ali bin Ebi Tâlib'in sevgisi üzerine toplansaydılar, Allah Cehennem’i yaratmazdı"[26]
27- Enes bin Malik diyor ki: “Resulullah’ın yanında kuş vardı. Resulullah şöyle buyurdu:
‘Allahım, bana en sevgili kulunu gönder ki benimle beraber yesin’ Sonra Ali geldi ve beraber yediler.”[27]
28- Ammar bin Yaser ve Abdullah bin Abbas'tan naklen, Peygamber efendimiz şöyle buyurdu:
“Ey Ali, seni sevip doğrulayana ne mutlu ve seni yalanlayıp sana düşmanlık yapanın vay haline”[28]
29- Peygamber efendimiz şöyle buyurdu:
“Her kim Allah'ın gazabını söndürmek ve amelinin Allah'ın yanında kabul edilmesini istiyorsa Ali bin Ebi Talib’i sevsin. Çünkü onun sevgisi imanı arttırır, onun sevgisi kötülükleri eritir, tıpkı ateşin kurşunları erittiği gibi.”[29]
30- İmam Cafer-i Sadık babası ve dedelerinden, İmam Ali’den naklen, Peygamber efendimiz şöyle buyurdu:
“Ey Ali, sen benim kardeşim, varisim ve vasimsin. Seni seven beni sevmiştir ve seni buğz eden beni buğz etmiştir. Ey Ali, ben ve sen bu ümmetin babalarıyız. Ey Ali, ben ve sen ve evladından olan imamlar dünyada seyyid ve ahirette melikleriz. Her kim bizleri tanırsa Allah'ı tanımıştır ve her kim bizleri inkar ederse Allah'ı inkar etmiştir.”[30]
31- Adamın biri Selman-ı Farisi'ye sordu ki: "Ali'yi neden aşırı derecede seversin?" Selman dedi ki: Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlihi ve sellem in şöyle buyurduğunu duydum:
“Her kim Ali'yi severse beni sevmiş olur ve kim Ali'yi buğzederse beni buğzetmiş olur"[31]
32- Peygamber efendimiz şöyle buyurdu:
“Ya Ali! Halk arasındaki misalin, Kur’ân’daki ‘Kulhuvallahu ahad’ (İhlas) suresine benzer; kim onu bir defa okursa, Kur’ân’ın üçte birini okumuş gibi olur; kim onu iki defa okursa, Kur’ân’ın üçte ikisini okumuş gibi olur; kim onu üç defa okursa, Kur’ân’nın hepsini okumuş gibi olur. Ya Ali, sen de böylesin! Kim seni kalbiyle severse, imanın üçte birini elde etmiştir; kim kalbi ve diliyle seni severse imanın üçte ikisini elde etmiştir; kim seni kalbi, dili ve eliyle severse imanın hepsini elde etmiştir. Beni hak olarak peygamber gönderen Allah’a ant olsun ki, eğer yeryüzünün ehli, gök ehli gibi seni sevmiş olsaydı, Allah onlardan hiç birini ateşle azap etmezdi.” [32]
33- İbn-i Ömer dedi ki: Resulullah (saa)’ a sordular ki:
Mirac gecesinde Allah seninle kimin lugatı ile muhatab oldu? Resulullah buyurdu ki: “Allah, Ali bin Ebi Talib’in lugatı ile bana muhatab oldu ve bana ilham edip ona sordum ki: Ey Rab, sen mi bana muhatab oluyorsun yoksa Ali mi? Allah bana buyurdu ki: Ey Ahmed, ben eşyalar gibi bir şey değilim, insanlar ile kıyas edilemem ve eşyalar ile vasıflanamam. Seni nurumdan yarattım ve senin nurundan Ali’yi yarattım. Kalbinin içine baktım, kalbinde Ali bin Ebi Talib’den daha sevgili olanı görmedim ve böylece kalbin mütmain olsun diye onun lugatı ile sana muhatab oldum.”[33]
34- İbn-i Abbas’tan naklen, Peygamber efendimiz şöyle buyurdu:
“Ey Ali, ben ilmin şehriyim, sen ise onun kapısısın. Şehire ancak kapıdan varılır. Bir kimse beni sevdiğini söyleyip seni buğz ederse, beni sevmiyor ve yalancıdır. Zira sen bendensin ve ben de sendenim, senin etin etim, kanın kanım, ruhun ruhum, sırrıyetin sırriyetim ve senin adaletin benim adaletimdir. Sana itaat eden kişi ne saadetlidir ve sana karşı asi olan kişi ise ne bedbahttır. Seni Veliyyül emr kabul eden kazanır ve sana karşı çıkıp düşmanlık eden ise kaybeder. Sana iltizam eden kişi muradına erecektir ve seni terk eden kişi ise helak olacaktır. Senin ve senden gelecek evlatlarından olan imamların misali Nuh (as)’un gemisi gibidir. Her kim gemiye bindiyse kurtuldu ve her kim muhalefet ettiyse helak oldu. Sizin misaliniz de yıldızlar gibidir, bir yıldız kaybolduğunda Kıyamete kadar onun yerine başka bir yıldız (imam) doğacaktır.”[34]
35- Büreyde'den naklen: Resulullah (saa) Hayber ehlinin kalelerine indiğinde bayrağı önce Ebu Bekir'e verdi, fethetmeden geri döndü. Sonra Ömer aldı, Ömer de askerleriyle beraber Hayber'e hücum etti. Fakat sonunda askerleriyle beraber geri kaçtı. Askerler Resulullah (saa)'ın huzurunda Ömer'i ayıpladılar. Ömer de onları ayıpladı. Bunun üzerine Resulullah (saa) şöyle buyurdu:
"Yarın sancağı öyle birisine vereceğim ki, Allah ve Resulü’nü sever, Allah ve Resulü de onu severler. Allah kaleyi onun eliyle fethedecektir"[35]
Ertesi gün sancağı Hz.Ali'ye verdi ve ve Hz. Ali de Hayber Kalesi’ni fethetti.
36- Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlihi ve sellem Ansar halkına şöyle buyurdu:
"Ey Ansar halkı, ona tutunduğunuz müddetçe benden sonra asla sapmayacağınız bir şeyi sizlere tavsiye edeyim mi? " Dediler ki: "Evet ey Resulullah" Bunun üzerine Resulullah (saa) onlara hitaben şöyle buyurdu:
"Bu, Ali'dir, beni sevdiğiniz gibi onu seviniz ve bana ikramda bulunduğunuz gibi ona ikramda bulununuz. Size söylediklerimi Cebrail vasıtasıyla Allah bana emretti."[36]
37- Ashabın büyüklerinden Selman-ı Farisi'ye Hz.Ali ve Hz. Fatıma'yı sordular, kendisi dedi ki: Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlihi ve sellem in şöyle buyurduğunu kendim duydum:
"Sizlere Ali bin Ebi Talib'i tavsiye ederim, kendisi sizin mevlanızdır ki onu seviniz, sizin büyüğünüzdür ki ona tabi olunuz, sizin bilgininizdir ki ona ikramda bulununuz, kendisi sizleri cennete götürendir ki ona saygılı olunuz, Ali, sizleri davet ederse icabet ediniz, sizlere emir verirse ona uyun, beni sevdiğiniz gibi onu seviniz, bana ikramda bulunduğunuz gibi ona ikramda bulununuz. Ben sizlere Ali hakkında ancak Allah’ın bana emretmiş olduğunu söyledim."[37]
38- Peygamber efendimiz şöyle buyurdu:
"Kıyamet Günü’nde Ali bin Ebi Talib, Cennet’in yüksekliklerinde olan Firdevs Dağı’nın üzerinde bulunacak, o dağın üstünde Alemlerin Rabbinin arşı ve altında kol kol akan Cennet’in içine akan nehirler vardır, kendisi nurdan bir kürsüye oturup elinde tesnim (içecek) olacak, onun ve Ehl-i Beyt’inin velayetini kabul etmeyenler, sıratın üstünden geçemeyecek. Ali o gün, sevenlerini Cennet’e, buğz edenlerini de Cehennem’e geçirecektir"[38]
39- Peygamber efendimiz şöyle buyurdu:
“Ey Ali, sen havuzumun ve sancağımın sahibi ve kalbimin sevgilisisin. Sen benim vasim, ilmimin varisi ve benden önceki peygamberlerin mirasının emanetçisisin. Sen Allah'ın yeryüzündeki güvendiği ve insanlar üzerinde onun hüccetisin. Sen imanın rüknü ve İslamın direğisin. Sen, zifri karanlığın meşalesi, hidayetin nuru ve dünya ehli için yükseltilmiş nişanesin. Ey Ali, her kim sana uyarsa kurtulur, her kim senden yüz çevirirse helak olur. Sen aşikar, belli olan yol ve dosdoğru olan sıratsın. Sen ak yüzlülerin önderi ve müminlerin sultanısın. Ben kimin mevlası isem sen de onun mevlasısın. Ben ise her erkek ve kadın müminlerin mevlasıyım. Seni ancak temiz doğumlu bir kişi sever ve ancak kötü doğumlu olan kişi düşman olur. Miraç’ta Allah beni katına aldığında bana şöyle bildirdi: Ey Muhammed, Ali'ye benden selam oku ve bildir ki, kendisi evliyamın imamı ve bana itaat edenlerin nurudur. Ona bu keramet kutlu olsun.”[39]
40- İbn-i Abbas, Mücahit, Ömer bin Hattab ve Said bin Cübeyr’den naklen, Peygamber efendimiz şöyle buyurdu:
"Şayet ağaçlar kalem olsa, deniz mürekkep olsa, cinler hesap edici, insanlar da katip olsalar, Ali bin Ebi Talib'in faziletlerini sayamazlardı."[40]
Vessalâtü ves selâmü alâ seyyidinâ ve mevlânâ Muhammed’ül Mustafâ ve alâ ehlibeytihit tâhirin...Vesselâmü alâ menittebe’al hüdâ / Allah’ın salat ve selamı Seyyidimiz ve mevlâmız Muhammed’ül Mustafa’ya ve temiz Ehl-i Beyt’ine olsun...Hidayete uyanlara da selam olsun.....
--------------------------------------------------------------------------------
[1] - (İbn-i Asakir "Tarih-i Dimaşk" c.2, s.93; Menakıb-ı Meğazeli s.230; el-Müttaki el-Hindi "Muntahab'ul Kenz" c.5, s.32; el-Hamvini "Feraid es-Simtayn" c.1, s.291; el-Heysemi "Mecma'üz Zevaid" c. 9, s.108; el-Müttaki el-Hindi "Kenz' ul Ummal" c.6, s.154; el-Kunduzi “Yenabi’ül-Meveddet” s. 237; İbn-i Hasnevi “Dür Bahr’ül Menakib” s.59)
[2] - (et-Tabarani “Mucem el-Kebir” c.23, s.380, Hadis No: 901; İbn-i Asakir eş-Şafii "Tarih-i Dimaşk" c.42, s.271, Hadis No: 8801; eş-Şeblenci "Nur'ül Absar" s.72; Muhibeddin et-Tabari "Zehair'ul Ukba" s. 65; el-Müttaki el-Hindi "Kenz'ul Ummal" c.12, Hadis No: 1264; İbn'ül Cevzi "Tezkiret'ül Havas" s.28)
[3] - (Hatip el Bağdadi “Tarih-u Bağdad” c.13, s.32.)
[4] - (el-Hamzavi “Meşarik’ul Envar” s.122 Mısır bas.; Kunduzi “Yenabi’ul- Mevedde” s.55.)
[5] - (Sahih-i Müslim, c.1, s.120; Sahih-i Tirmizi c.5, s.306, Hadis No: 3819; Sünen-i Nisai c.8, s.117; Müsned-i Ahmet bin Hanbel c.1, s.95; Ebu Naim el-Asbahani "Hilyet'ül Evliya" c.4, s.185; el-Müttaki el-Hindi "Kenz'ul Ummal" c.2, s.598; İbn'ül Cevzi “Tezkiret'ül Havas” s.35; İbni Ebil Hadit "Şerhu Nehc' ül Belağa" c.8, s.119; el-Heysemi "Mecma'üz Zevaid" c.9, s.133; el-Tabari "Zehair'ul Ukba" s.91; İbn-i Abdülbirr “el-İstîab” c.3,s.1100.)
[6] - (Sünen-i Tirmizî, c.5, s.635 / 3717; İbn-i Esir “Cami-ul Usul” c.8, s.656 / 6499; Heysemi “Mecma-uz Zevaid” c.9, s.133.)
[7] - (Sahih-i Müslim, c.1, s.86 / 131, Sünen-i Tirmizî, c.5, s.643 / 3736; Sünen-i Nesaî, c.8, s.116 ve 117; Sünen-i İbn-i Mace, c.1, s.42 / 114; Misbah-us Sünne, c.4, s.171 / 4763; Tercemet-u Emirulmüminin Ali aleyhisselam min Tarih-i Medinet-i Dimaşk, c.2, s.190 / 682-685; el-Bidayet-u ve'n Nihaye, c.7, s.54; al-Askalni “el-İsabe fi Temyiz es-Sahabe” c.4, s.271; Müsned-i Ahmed bin Hanbel c.1, s.84, 95 ve 227; Suyuti “Tarih-ul Hulefa” s.187)
[8] - (Muhtasar-u Tarih-i Medinet-i Dimaşk / İbn-i Menzur, c.17, s.375, Dar'ul Fikr-Dimaşk, 1. baskı.)
[9] - (El-Müttaki el-Hindi "Kenz'ul Ummal" c.6, s.158; Süleyman el-Kunduzi "Yenabi' ul Mevedde" s.235; Es-Seyyid Murtada Hüseyni "Fedail'ül Hamse min es-Sıhah es-Sitte" c.2, s.210)
[10] - (Eş-Şeblenci "Nur'ül Absar" s.72; Es-Seyyid Murtada Hüseyni "Fedail'ül Hamse min es-Sıhah es-Sitte" c.2, s.211)
[11] - (İbn-i Asakir “Tercümet-u İmam Ali min Tarih-i Medinet-i Dimaşk” c.2, s.225/ 730.)
[12] -(el-Müttaki el-Hindi "Kenz' ul Ummal" c.6, s.395 / Menakıb-ı Meğazeli s.51 / el-Zehebi "Mizan'ül İtidal" c.1, s.251 / el-Askalani "Lisan'ül Mizan" c.2, s.285 / İbn-i Kesir "el-Bidayetü ven-Nihaye" c.7, s.354 / el-Künci "Kifayet'üt Talib" s.319)
[13] - (İbn-i Asakir “Tercümet-u İmam Ali aleyhisselam min Tarih-i Medinet-i Dimaşk” c.2, s. 224/727)
[14] - (İbn-i Asakir “Tercümet-i İmam Ali aleyhisselam min Tarih-i Medinet-i Dimaşk” c.2, s.224/728 ve 729)
[15] - (el-Hamvini eş-Şafii "Feraid es-Simtayn" c.1, s.365 / İbn-i Asakir eş-Şafii "Tarih-i Dimaşk" c.2, s.224, Hadis No: 729)
[16] - (Sünen-i Tirmizî, c.5, s.635 / 3717; İbn-i Sabban “İs'af-ur Rağibin” s.113; eş-Şeblenci “Nur-ul Ebsar” s.88; el-Heysemi “Mecma-uz Zevaid” c.9, s.132; Tabari “er-Riyad-un Nadire” c.3, s.242; İbn-i Hacer “Savaik-ul Muhrika” s.122; Taberanî de bunu Mu'cem-ul Evset'te Cabir'den tahriç etmiştir, c.2, s.s.391 / 2146.)
[17] - (Taberanî “Mu'cem-ul Avsat” c.2, s.348/2191; Menakıb-ı Harezmî, s.77/59.)
[18] - (Şeyh Abdurrauf Menavi el-Mısri “Menakıb’is- Seb’in” s.239; Mir Seyyid Ali Fakih-i Hemdani eş-Şafii “Meveddet’ul- Kurba”nın 6. Meveddesinde; Taberi “Zehair’ul- Ukba”nın Ehl-i Beyt’in fazileti hakkında nakletmiş olduğu 70 hadisten 59. hadisi)
[19] - (el-Hakim Nişaburi “Müstedrek-u ala's Sahihayn” c.2, s. 241)
[20] - (El-Münavi "Künuz el-Hakaik" s.63)
[21] - (el-Haskani “Şevahid-ut Tenzil” c.1, s.168/177.)
[22] - (el-Müttaki el-Hindi "Kenz'ul Ummal" c.11, s.601 Hadis No: 32900; İbn-i Hacer “es-Sevaik’ul Muhrika” s.125, Hadis No: 32; el-Suyuti "Cami us-Sağir" c.2, s.45 Mısır bas.;Hatip el-Bağdadi "Tarih-i Bağdat" c.4, s.410 Mısır bas.; İbn-i İbn-i Hacer "Lisan'ül Mizan" c.4, s.471; es-Safvari “Nezhet'ül Mecalis” c.2, s.208; İbn-i Asakir “Tarih-i Dimaşk” Hadis No: 1262; Menakıb-ı Meğazeli s.243 Hadis No: 290; en-Nebehani “el-Feth’ül Kebir” c.2, s.245)
[23] - (Tefrih’ul Ehbab fi Menakib el-Âl vel Ashab s. 340; et-Tüsteri'nin "İhkak'ul Hak" c.17, s.234)
[24] - (Hatip el-Bağdadi "Tarih-i Bağdat" c.12, s.301)
[25] - (İbn-i Asakir "Tarih-i Dimaşk" c.2, s.103 Hadis no: 610; el-Künci eş-Şafii "Kifayet üt-Talip" s. 184; Hatip el-Bağdadi "Tarih-i Bağdat" c.4, s.194; Tabari "Zehair'ul Ukba" s.91-92 ve "Riyad'ul Nadara" c.2, s.215; İbn-i Hacer “Lisan’ül Mizan” c.1, s.185; es-Safvari “Nezhet'ül Mecalis” c.2, s.207; el-Münavi "Künüz el-Hakaik" c.1, s.17; el-Müttaki el-Hindi "Kenz'ul Ummal" c.11, s.621 Hadis No: 33021 ve "Muntahab'ul Kenz" c.5, s.34; ed-Deylemi “el-Firdevs” c.2, s.142, Hadis No: 2722; Seyyid Eyyub bin Sıddık “Menâkıb-ı Çihâr Yâri Güzîn” 6. Bab, 25. Menâkıb, 23. Hadis; el-Hemedani eş-Şafii “Meveddet’ül Kurba” 6. Meveddet.;Ramuz’ ul Ahadis s.394 Hadis No: 3405; es-Seb’in fi Menakıb Emir’ül Müminin Hadis No: 33; el-Kunduzi el-Hanefi "Yenabi'ül Mevedde" s. 180, 236)
[26] - (el-Müttaki el-Hindi "Kenz' ul Ummal" c.11, s.611; es-Suyuti “Zeyl el-Âli” s.62; Muhammed bin Salih et-Tirmizi "el-Kevkeb ed-Dürri" s.122; el-İyni el-Haydar el-Abadi “Menakib Ali” s.45; el-Askeri "Makam Emir'ül Müminin İnd'ül Hulefa" s.45; Menakıb-ı Hüvarezmi el-Hanefi s.28; el-Hemedani “Meveddet’ül Kurba” s.61-Lahur baskısı; Hatip Hüvarezmi “Maktel-il Hüseyn” s.37; Emrutesri el-Hanefi “Ercah’ül Metalib” s.522 – Lahur baskısı; ed-Deylemi "el-Firdevs bi Masur’ul Hitab” c.3, s.88 ;el-Kunduzi "Yenabi'ül Mevedde" s. 91, 125, 237, 251; el-Musuli el-Hasneviyye “Dürr Bahr’ül Menakib” s.58; ed-Deylemi “Münahic el-Fadiliyn” s.377; Seyyid Eyyub bin Sıddık “Menâkıb-ı Çihâr Yâri Güzîn” 6. Bab, 25. Menâkıb, 32. Hadis.; ed-Dehlevi “Kurret’il Aynayn fi Tefdil eş-Şeyheyn” s.234 Peyşaver bas.; et-Tüsteri "İhkak'ul Hak" c.7, s.149-151; c.17, s.240-241)
[27] - (Sünen-i Tirmizi C.5. S.363. Hadis No: 3721; Hakim “Müstedrek alas-Sahihayn” C.3, S.130-132. Hakim Diyor ki: Bu Hadis iki şeyhin (Buhari ve Müslim) şartlarına göre sahihtir. Ama tahric etmezler.)
[28] - (el-Hakim'in "Müstedrek es-Sahihayn" c.3, s.135 Hakim diyor ki: Bu hadisin isnadı sahihtir, ama tahric etmezler.; İbn'ül Esir "Üsd'ül Gabe" c.4, s.101, Hadis No: 3783; el-Heysemi “Mecma’üz Zevaid” c.9, s.132; İbn-i Sabbağ el-Maliki "Füsul el-Mühimme" s.127; İbn-i Hanbel “Fedail’us Sahabe” c.2, s.680, Hadis No: 1162; İbn-i Kesir “el-Bidayetü ven-Nihayetü”c.7, s.355; Müsned Ebi Yala c.2, s.259; Hatip el-Bağdadi “Tarih-i Bağdat” c.9, s.72, Hadis No: 4656; ez-Zerendi el-Hanefi “Nazım Dürer es-Simtayn” s.102; İbn-i Asakir eş-Şafii “Tarih-i Dimaşk” c.2, s.211, Hadis No: 705,706; Tabari “Zehair’ul Ukba” s.92 ve “Riyad’ul Nadara” c.2, s.285; el-Müttaki el-Hindi "Muntahab'ul Kenz" c.5, s.34; eş-Şeblenci “Nur’ül Absar” s.74; el-Kunduzi el-Hanefi "Yenabi'ul Mevedde" s.91, 213; el-Münavi “Künuz’ül Hakaik” s.203; el-Hamvini eş-Şafii "Feraid es-Simtayn" c.1, s.129, 310, Hadis No: 248; Menakıb-ı Hüvarezmi el-Hanefi s.30, 66; et-Tüsteri “İhkak’ul Hak” c.7, s.271)
[29] - (Süleyman el-Kunduzi "Yenabi' ul Mevedde" s.255)
[30] - (Hüsamiddin el-Mirdi el-Hanefi “Âli Muhammed” s.621; Enis Emir "Fazilet-i Ehl-i Beyt-i Resulullah" s.345; el-Kunduzi el-Hanefi "Yenabi'ül Mevedde" s.123)
[31] - (el-Hakim Nişaburi "Müstedrek es-Sahihayn" c.3, s.130; Menakıb-ı Hüvarezmi el-Hanefi s.30; el-Müttaki el-Hindi "Kenz'ul Ummal" c.6, s.157-158; el-Münavi "Künüz el-Hakaik" s.188; el-Heysemi "Mecma'üz Zevaid" c.9, s.132; Tabari "Riyad'ul Nadara" c.2, s.2, s.166; el-Suyuti "Cami'üs Sağir" s.160; et-Tüsteri İhkak’ul Hak” c.16, s.608)
[32] - (el-Kunduzi el-Hanefi “Yenabi’ul- Mevedde” s.125; Enis Emir "Fazilet-i Ehl-i Beyt-i Resulullah" ve “Kuran’da Ehli Beyt”)
[33] - (Hatip Hüvarezmi el-Hanefi “Maktel’il Hüseyn” c.1, s.42 ve “Menakıb-ı Hüvarezmi s.37” el-Kunduzi "Yenabi' ul Mevedde" s.83; Yunus Ramadan “Buğyet’üt Talib” s.451 Beyrut Bas.; Enis Emir "Fazilet-i Ehl-i Beyt-i Resulullah" s.463)
[34] - (Süleyman el-Kunduzi "Yenabi' ul Mevedde" s.28; Enis Emir "Fazilet-i Ehl-i Beyt-i Resulullah" s.338-339; El-Hamvini eş-Şafii "Feraid es-Simtayn" )
[35] - (İbn-i Hasan el-Kilabi "Müsned-i Dimaşk" Hadis No: 27; Siret-i İbn-i Hişam c.3, s.334; Müsned-i Ahmet bin Hanbel c.5,s.33; İbn-i Sa'd "Tabakat" c.3, s.158; Tarih'üt Tabari c.2, s.93; Tirmizi Hadis No: 3970; Altı Parmak Peygamberler Tarihi s.644)
[36] - (İbn-i Ebil Hadit "Şerh-u Nehc'ül Belağa" c.9, s.170; Ebu Naim "Hilyet'ül Evliya" c.1, s.63; el-Heysemi “Mecma'üz Zevaid” c.9, s.132; el-Künci eş-Şafii "Kifayet üt-Talip" s.210; el-Kunduzi el-Hanefi "Yenabi'ül Mevedde" s.313; el-Müttaki el-Hindi "Kenz'ul Ummal" c.15, s.126, Hadis No: 363; el-Tabari "Riyad'ul Nadara" c.2, s.233; el-Hamvini "Feraid es-Simtayn" c.1, s.197, Hadis No: 154; İbn-i Ebi Talha eş-Şafii "Metalib üs-Süül" c.1, s.60)
[37] - (Hatip Hüvarezmi el-Hanefi “Maktel-il Hüseyn” c.1, s.41 ve “Menakıb-ı Hüvarezmi” s.226; el-Hamvini “Feraid es-Simtayn c.1, s.78 Hadis No: 45)
[38] - (Hatip el-Bağdadi "Tarih-i Bağdat" c.3, s.161; Muhibeddin et-Tabari "Riyad'ul Nadara" c.2, s.173, 177, 244; el-Hamvini eş-Şafii "Feraid es-Simtayn" c.1, s.292 Hadis No: 230; er-Rahmani el-Hemedani “el-İmam Ali bin Ebi Talib” s.364, Hadis No: 4; Hatip el-Hüvarezmi el-Hanefi "Maktel-i Hüseyn" c.2, s.32; el-Kunduzi el-Hanefi "Yenabi'ül Mevedde" s.86, 113; Menakıb-ı Hüvarezmi el-Hanefi s.31; Emrutesri “Ercah’ül Metalib” s.550; Muhammed Salih et-Tirmizi “Menakib’ül Murtadaviyye” s.105; el-Bahrani “Gayet’ül Meram” s.207 Hadis No: 12; et-Tüsteri "İhkak'ul Hak" c.7, s.114-121 ve c.17, s.158-162; Muhammed Miri el-Antaki "Limaze ahtertü Mezhebe Ehl’il Beyt" s.294-295; Ebu Bekir bin Şihabiddin eş-Şafii “Reşfet’üs Sadi”)
[39] - (Hüsâmettin el-Mirdi el-Hanefi “Âli Muhammed” s.45; el-Kunduzi el-Hanefi "Yenabi'ul Mevedde" s.133; et-Tüsteri "İhkâk'ul Hak" c.20 s.407; Enis Emir "Fazilet-i Ehl-i Beyt-i Resulullah" s.346)
[40] - (İbn-i Osman el-Zehebi "Mizan'ül İtidal" c.3, s.467; el-Künci eş-Şafii "Kifayet üt-Talip" s.252; İbn-i Hacer el-Askalani "Lisan'ül Mizan" c.5, s.62, Haydar Abad bas.; el-Zehebi "Tezkiret'ül Huffaz" s.8; Sıbt İbn-i Cevzi “Tezkiret’ül Havas” s.23 Müessetü Ehl’il Beyt. Beyrut bas.; el-Hamvini eş-Şafii "Feraid es-Simtayn" c.1, s.16 Beyrut Bas. Mukaddemesinde.; el-Kunduzi el-Hanefi "Yenabi'ül Mevedde" s.121; Menakıb-ı Hüvarezmi el-Hanefi s.2; Emrutesri “Ercah’ul Metalib” s.11, 98 Lahur bas.; el-Hemedani “Meveddet’ül Kurba” s.55; Muhammed Miri el-Antaki "Limaze ahtertü Mezhebe Ehl’il Beyt" s.309; el-Bahrani “Gayet’ül Meram” s.493; el-Hilli “Nehc'ül Hak ve Keşf'üs Sıdk” s.231; el-Hilli’nin “Keşf’ül Yakin” s.22; İbn-i Şazan “Miet Menkıbe” s.110, Hadis No: 99; Yunus Ramadan “Buğyet’üt Talib fi Marifeti Ali bin Ebi Talib” s.423 Beyrut Bas.; Enis Emir "Fazilet-i Ehl-i Beyt-i Resulullah" s.454 ve “Kuran’da Ehli Beyt”)
Deniz5835
21.07.2008, 22:50
Kelime-i şehadet:
Eşhedu enla ilahe illallah ve eşhedu enne muhammeden resulullah ve eşhedu enne Aliyyün veliyullah
manası: şahitlik ederim ki tanrı birdir ve yine şahitlik ederim ki Muhammed onun kulu ve peygamberidir ve yine şahitlik ederim ki Hz Ali onun velisidir (yani sırrına ermiştir)
Kelime-i tevhit:
Lailahe illallah Muhammeden resulullah Aliyyün veliyullah
Manası:Tanrı birdir Hz Muhammed onun peygamberidir,Hz Alide onun velisidir (yani onun sırrına ermiştir)
Üçler, Beşler, Yediler, Kırklar
Nûr-u Nebi, kerem-i Ali, Kerâmâtı Velî
Pirimiz, hünkârımız, Üstadımız Kûtb-ül Arifîn
Hacı Bektaş-ı Veli
Dem-ü, devranına hü diyelim
Hüüüü …………
gürün_güzeli
21.07.2008, 22:51
teşekkürler!...
bu konu zaten açılmış bir konuydu ve devam ediyor.
biliyorum ama ben yeni kaale alıp baktığım için :D:D
Deniz5835
21.07.2008, 22:51
Gülbank-ı Cenk
Bism-i Şâh, Allah, Allah
Mümine farz-ı âyın Cenk-i Cihad
Hüda’ya şükür bîhad
Lâ ilahe illallâh el-melikel Hâk’kun Mübin
Muhammed Resulallâh
Sadık-ı Vad’ül emin
Ve ma’erselnake rahmeten lil alemin,
İnnâ fetahnâleke fethan Mübina,
Ve yensurullâhi nasren aziza
Ey, Padişah-ı mülk-i İslam aleyke ayn-ullâh
Sensin Haris-i Din-i Mübin
Bism-i Şâh, Allah, Allah
Mümine farz-ı âyın Cenk-i Cihad
Hüda’ya şükür bîhad
Lâ ilahe illallâh el-melikel Hâk’kun Mübin
Muhammed Resulallâh
Sadık-ı Vad’ül emin
Ve ma’erselnake rahmeten lil alemin,
İnnâ fetahnâleke fethan Mübina,
Ve yensurullâhi nasren aziza
Ey, Padişah-ı mülk-i İslam aleyke ayn-ullâh
Sensin Haris-i Din-i Mübin
Leşker-i İslamın uğru açık ola
Ricâl-i devletimizin ömrü ikbâl-i mezid ola
Yeniçeriyan ve Sipayihan ve bütün Orduyu Gazânın,
Sözünü üstün, kılıcını keskin eyleye
Nûr-u şan ve satveti ziyade ola
İşte Furkân-ı Adalet
İşte seyf-i Şeriat
Tahtıgâh-ı Mülki İslamın ola,
Ta yevm-ü haşre dek medîd.
Fâhr-ı lem efendimiz pâk ve mübarek,
Mukaddes rûh-u pür fütûhları hoşnud olup,
Gaza-yı Ekber’in eylesin taziz ve Said
Allâh-u Ekber, Allâh-u Ekber, Allâh-u Ekber
Erenlerin topu, küffârın bağrında patlaya
İlâ-yı kelimetullah
Cihâd-ı fî-sebulûllâh ve Ehl-i Beyt-i Resulullah
Uğrunda, ser verip-ser alan, pala sallayan
Gaziyânın rûh’ları mübarek ve muazzez ola
Sahib-i Kûr’an Muhammed Mustafa ve sahib-i
Zülfikâr Aliy-yel Mürteza ve Sahib-i Seyf
Eba-Müslim-î Horasân-i ve Sahib-i Nefes,
Hünkâr Hacı Bektaşi Veli El-Horasân-i Efendilerimizin
Himmet-i rûhaniyeleri, üzerimizde hâzır ve nâzır ola…
Eli kan, dili kan, sine üryân, ciğeri büryân,
Meydan-ı şehâdet’te Allah yoluna revân…
Gâzâ-yı Şühedâ’ya Cemâl-i Hâk görünür â’yan…
Kahrımız, kılıcımız düşmana ziyan
Ya Rahim, Ya Rahman, Ya Reccânâ, Ya Deyyan
Resûl-i Kibriyâ Ahmed-i Muhtar Muhammed Mustafa
l-i evlâdı hamse-yi ve Ehl-i kesâ-yı İmdadî
Ruhaniyetlerine,
Hünkâr-ı Evliyâ Esseyid Muhammed Hac-ı Bektâş-ı Veli,
Kaddesıllahü sır-rül aziz Efendimizin,
Himmeti velâyetine ve Dest-grimiz Balım Sultan
Ve güzeştegân-ı piran âyn-ı inayetine
Şah-ı Şühedâ Sultan-ı mükerrem,
Hüseyn-i Kerbelâ’yı Müçteba sırrına…
Nuru Nebî, Kerem-i Alî, Kerâmat-ı velî,
Pirimiz, Hünkârımız, Kutb’ül Arifin,
Hacı Bektâş-ı Veli demine,
Üçler, beşler, yediler, kırk’lar dem-ü devrânına
Hü, diyelim
Hüüüüü….
Deniz5835
21.07.2008, 22:51
Allâh Allâh İllallâh
Baş üryan, göğüs kalkan, dide al-kan, sine püryân
Bu meydanda nice başlar kesilir hiç olmaz soran
Kahrımız, kılıcımız düşmana ziyan
Kulluğumuz, padişaha ayan
Sayılmayız parmakla
Tükenmeyiz kırmakla
Üçler, Beşler, Yediler, Kırklar
Nûr-u Nebi, kerem-i Ali, Kerâmâtı Velî
Pirimiz, hünkârımız, Üstadımız Kûtb-ül Arifîn
Hacı Bektaş-ı Veli
Dem-ü, devranına hü diyelim
Hüüüü …………
Deniz5835
21.07.2008, 22:52
GULBANK-I MEHTER
Bismişah Allah Allah
Celîl-i Cebbar, Mu’în-i Settâr, Hâlik-i Leylü’n-nehâr,
Lâ-yezâl, zü’l-celâl, Yektir Allah ve onun birliğine
Resûl-i enbiya, Peygamberimiz Cenâb-ı Ahmed-i Mahmud
Muhammed Mustafa ve Âl-i evlâd-ı Resûlün Müctebâ’nın
İmdâd ve ruhâniyetlerine,
Bi’l-cümle âlem-i İslamın sıhhat ve selâmetlerine
Ebu’l-feth Gazi Sultan Mehmed Han hazretlerinin
Ayn-ı inâyetleriyle
Nefes Baba’nın rûh-ı pür-fütûhlarına
Ordularımızın devâm-ı muzafferiyetlerine
Üçler, beşler, yediler, kırklar
Ve göçenler dem ü devrânına
Hü diyelim, hüüüü…
biz elhamdurullah müslüman türküz eğer tanrı kelimesini kullanırken içende bir kötülük yoksa kullanılmasında bi yanlışlık yoktur
esma ül hüsna'ı türkçe çevirisini sölesek ne farkeder hiç bişey bana hatta kazınıcı var çünkü allahın ismini sölediğim zaman ne anlama geldiğini biliyor ve nasıl davramam gerektiğini biliyorum öteki türlü hiç bişeyden haberim olmayabilir allahın sıfatlarını bilemeyebilirdim. nitekim şunuda unutmayalım kuran da yazdığı gibi hz.peygamber arapça bildiği için kuran arapça inmiştir. türkçe bilse ve türkçe inecekti veya başka bir dil içinde geçerli.
Bu arada kardeşlerim eğer kalbinizi kırdıysam özür dilerim. Yüce Allaha Tanrı denilmesi hiç hoş değildi moralimi bozuldu. Birde alevi kardeşlerimizin herşeyi inkar etmesi moralimi dahada bozdu kendimi tutamadım kardeşlerim. Alevi kardeşlerime sesleniyorum affedin bu kardeşinizi ne dediğimi bilemedim. Bir müslüman kardeşimi kırdığımda çok üzülüyorum hakkınızı helal edin. Allaha emanet olun.
madımak_58
21.07.2008, 22:59
biliyorum ama ben yeni kaale alıp baktığım için :D:D
sizin kaale almanızı beklemiyorduk zaten.o kadar da gerekli değil.ne sizin için bu konu,ne de bu konu için siz...
gürün_güzeli
21.07.2008, 23:00
sizin kaale almanızı beklemiyorduk zaten.o kadar da gerekli değil.ne sizin için bu konu,ne de bu konu için siz...
tekrar polemiğe giremem....çünkü analmıyorsunuz laftan o yüzden yorulamam hiç kusura bakmayın:D
Bu arada kardeşlerim eğer kalbinizi kırdıysam özür dilerim. Yüce Allaha Tanrı denilmesi hiç hoş değildi moralimi bozuldu. Birde alevi kardeşlerimizin herşeyi inkar etmesi moralimi dahada bozdu kendimi tutamadım kardeşlerim. Alevi kardeşlerime sesleniyorum affedin bu kardeşinizi ne dediğimi bilemedim. Bir müslüman kardeşimi kırdığımda çok üzülüyorum hakkınızı helal edin. Allaha emanet olun.
Size diyorum güzel kardeşlerim...........
Alevi kardeşlerimden özür diliyorum eğer sizi kırdıysam hakkınızı helal edin. Gerçekten bir müslüman kardeşimi kırdığımda üzülüyorum pişman oluyorum affedin kardeşinizi
madımak_58
21.07.2008, 23:07
tekrar polemiğe giremem....çünkü analmıyorsunuz laftan o yüzden yorulamam hiç kusura bakmayın:D
yormayın zaten o parmaklarınızı bu konu için.yeterli bilgiye sahip olanlar veya paylaşımda bulunup öğrenmeye çalışanlar yeter bize.cahil insanlara laf anlatılmaz...
eyüpk,hatalar kullar içindir.kimse dört dörtlük değildir.mutlaka ki bazen sert tavırlar oluyor ancak önemli olan bunun farkına varmaktır.
bu yüzden teşekkürler kardeşim.
Deniz5835
21.07.2008, 23:15
Bu arada kardeşlerim eğer kalbinizi kırdıysam özür dilerim. Yüce Allaha Tanrı denilmesi hiç hoş değildi moralimi bozuldu. Birde alevi kardeşlerimizin herşeyi inkar etmesi moralimi dahada bozdu kendimi tutamadım kardeşlerim. Alevi kardeşlerime sesleniyorum affedin bu kardeşinizi ne dediğimi bilemedim. Bir müslüman kardeşimi kırdığımda çok üzülüyorum hakkınızı helal edin. Allaha emanet olun.
benden yana hakkım heleldir can
Özünü bilen özürden kurtulur sevgili can
Vicdani kanaat en yüce hakim,en güzel terazidir bilene.
Sende biliyor olmaktan ötürü geldin bu meydana.
Gönüller kabul etti,Hakk'da kabul eder inşallah.
kasparix
21.07.2008, 23:40
GEVŞEKLİK GÖSTERMEYİN TASALANMAYIN;
EĞER İMAN EDİYORSANIZ ÜSTÜNSÜNZ...
YER YÜZÜNDEKİ EN BÜYÜK HAKİKAT İMANDIR,İMANDAN SONRA NAMAZ,NAMAZ KILMAYAN HAİNDİR..HAKİKİ İMANI ELDE EDENLER KAİNATA MEYDAN OKUR.......İMAN EDENLERLE ORTAK NOKTALARIMIZ OLABİLİR ...NAMAZ KILMAYANLAR VAY O HAİNLERİN HALİNE....
ESENGÜL ADLI UYENİN YAZILARINI BEĞENİ İLE TAKİP ETTİM...SİZE BÖYLE TEMSİLDE YADA BU SEKİLDE İNSANLAR GEREK.....TACİZ İÇİNDEĞİLDE BİRŞEYLER ANLATABİLMEK ANLAYABİLMEK İÇİN GELMİŞ ...TEKRR TŞKLER...SONBAHAR ADLI UYEYEDE TŞKKÜRÜ BORÇ BİLİRİZ..ÖRNEK DİYALOG VE TEMSİLİYETİNİZ İÇİNDE AYRI AYRI TEKRR TEŞKKLER...
Deniz5835
21.07.2008, 23:52
GEVŞEKLİK GÖSTERMEYİN TASALANMAYIN;
EĞER İMAN EDİYORSANIZ ÜSTÜNSÜNZ...
YER YÜZÜNDEKİ EN BÜYÜK HAKİKAT İMANDIR,İMANDAN SONRA NAMAZ,NAMAZ KILMAYAN HAİNDİR..HAKİKİ İMANI ELDE EDENLER KAİNATA MEYDAN OKUR.......İMAN EDENLERLE ORTAK NOKTALARIMIZ OLABİLİR ...NAMAZ KILMAYANLAR VAY O HAİNLERİN HALİNE....
ESENGÜL ADLI UYENİN YAZILARINI BEĞENİ İLE TAKİP ETTİM...SİZE BÖYLE TEMSİLDE YADA BU SEKİLDE İNSANLAR GEREK.....TACİZ İÇİNDEĞİLDE BİRŞEYLER ANLATABİLMEK ANLAYABİLMEK İÇİN GELMİŞ ...TEKRR TŞKLER...SONBAHAR ADLI UYEYEDE TŞKKÜRÜ BORÇ BİLİRİZ..ÖRNEK DİYALOG VE TEMSİLİYETİNİZ İÇİNDE AYRI AYRI TEKRR TEŞKKLER...
sayın kasparix can biz kimseye bizim inancımızı enpoze etmeye çalışmıyoruz sadece birlikte yaşam için inanaçlarımıza saygı duyalım
herkes inandığı gibi ibadet etsin
ama birlikte her ortamda insanlığı savunalım birlikte yaşayalım
hak bilir kime ne ceza vereceğini
kasparix
22.07.2008, 00:04
İİİ O ZAMAN SÖZDE LAİKLİK MİTİNGLERİNİN BOROZANCISI OLAN DERNEKLERİNİZ ERGENEKON OLAYINA KOŞULSUZ SARTSIZ DESTEK VERSİN HALA ...BAZI SÖZDE KANAATÖNDERLERİNİZ İŞADAMLARINIZ DARBECİ ZİHNİYETLERE MİT RAPORLARINA GÖRE DESTEK OLSUN...SONRADA ORTAK ZEMİNDEN BAHSEDİN..ORTAK ZEMİN ORTAK AKILDA DARBELERE KARSI ÇIKMAKLA OLUR HANİ NERDE O SOZDE LAIK SOZDE ATATURKÇÜ DERNEKLERİNİZ EY ANAM HEY ..İNSANLAR NİYET OKUMAZ AMA DEVLET OKUR VE NİYETLERİ GİZLİ EMELLERİ İİ BİLİR...ONA GÖREDE NİYETLERİNİZİ DÜZELTMEDİKÇE İSTEKLERİNİZE KAVUSACAĞINIZI DA SANMIYORUM..NEYSE BU BURDA BİTSİNDE..
YA BİRAZDA LAIK Bİ DEVLETTE DÜŞKÜNLÜĞÜ BİRAZ AÇIKLAR MISINIZ..KİMLER NASIL DÜŞKÜN İLAN EDERLER İSLAMDA DA VARMIDIR BÖLE SEY ...DÜŞKÜN OLMAK NE DEMEKDİR..AFAROZ GİBİ BİŞEY Mİ???
Deniz5835
22.07.2008, 00:19
İİİ O ZAMAN SÖZDE LAİKLİK MİTİNGLERİNİN BOROZANCISI OLAN DERNEKLERİNİZ ERGENEKON OLAYINA KOŞULSUZ SARTSIZ DESTEK VERSİN HALA ...BAZI SÖZDE KANAATÖNDERLERİNİZ İŞADAMLARINIZ DARBECİ ZİHNİYETLERE MİT RAPORLARINA GÖRE DESTEK OLSUN...SONRADA ORTAK ZEMİNDEN BAHSEDİN..ORTAK ZEMİN ORTAK AKILDA DARBELERE KARSI ÇIKMAKLA OLUR HANİ NERDE O SOZDE LAIK SOZDE ATATURKÇÜ DERNEKLERİNİZ EY ANAM HEY ..İNSANLAR NİYET OKUMAZ AMA DEVLET OKUR VE NİYETLERİ GİZLİ EMELLERİ İİ BİLİR...ONA GÖREDE NİYETLERİNİZİ DÜZELTMEDİKÇE İSTEKLERİNİZE KAVUSACAĞINIZI DA SANMIYORUM..NEYSE BU BURDA BİTSİNDE..
YA BİRAZDA LAIK Bİ DEVLETTE DÜŞKÜNLÜĞÜ BİRAZ AÇIKLAR MISINIZ..KİMLER NASIL DÜŞKÜN İLAN EDERLER İSLAMDA DA VARMIDIR BÖLE SEY ...DÜŞKÜN OLMAK NE DEMEKDİR..AFAROZ GİBİ BİŞEY Mİ???
ya arkadaş sen tam bağımsız bir ükeden yanasın
bende
sen tam demokratik bir ülkeden yanasın
bende
sen insan haklarından yanasın
bende
sen tam özgürlükten yanasın
bende
burada hem fikiriz ama
bak bana ben Atatürk düşmanıyım deme ben deyilim
sevmesende saygı duyman gereken biridir yüce Türk Atatürk
haaa onu kulanıpta kendilerini bu ülkeyi satanlarıda gördük
yücetürk atatürk kimsenin tekelindedeyil
herkes sevmek zorundadadeyil sadece saygı duyulmalı ki ben seviyorum
ve ömrümün sonunadek seveceğim
kasparix
22.07.2008, 00:48
YOK KARDESİM BEN SİZİN GİBİ SEVMEM DAHASI SIZN SÖZDE ÖNDERLERİNİZ GİBİ ÖYLE SAHTEKAR ATATÜRKÇÜDE OLMAK İSTEMEM...AZİZ BAŞKOMUTANIMIZ GAZİ MUSTAFA KEMAL PAŞAMIZIN RESMİNİ İNDİRİP KENDİ RESMİNİ ASTIRAN AYNI ŞEKLDE PARADAN ÇIKARTIP PARAYA KENDİ RESMİNİ KOYDURAN ADİ ALCAK ZİHNİYETİN SAVUNUCUSU ASLA OLAMAM...BEN ATATURKU SEVİYORUM AMA STATATUKOCULAR GİBİ DEĞİL CANDAN YÜREKDEN SEVİYORUM...BEN ATATURKU PUTLARDA TABLOLARDA PARANIN ÜZERİNDE GÖRMÜYORUM MUASIR MEDENİYETLERİN ZİRVESİNDE İSTİKBALİN GÖKDE OLDUĞU YERDE BİZLE KUCAKLAŞDIĞINI GÖRMEK İSTİYORUM...ATATÜRKE DÜŞMANIM DİYENLER ONA ZARAR VEREMİYO MADIMAK DOSTUMUZ ÖNDERİMİZDİYEN DOSDUMUZ DİYEN DÜŞMANLAR EN BÜYÜK ZARARI VERİYO....UMARIM ANLAMIŞINDIR..MADEM YAZILARIMA MUHATAP GÖRÜYON KENDİNİ İSTERDİM Kİ ÜSTEKİ BU KISMADA CVP VERSEYDİN..
YA BİRAZDA LAIK Bİ DEVLETTE DÜŞKÜNLÜĞÜ BİRAZ AÇIKLAR MISINIZ..KİMLER NASIL DÜŞKÜN İLAN EDERLER İSLAMDA DA VARMIDIR BÖLE SEY ...DÜŞKÜN OLMAK NE DEMEKDİR..AFAROZ GİBİ BİŞEY Mİ???
ali gibi davranmıyosunuz
Bizler kimizki HZ. ALİ EFENDİMİZ gibi olabilelim ?
Bizler sadece onların bastıkları toprak olmaya çalışıyoruz.
ALLAH ım bizi doğru yoldan ayırmasın.
hepimiz türküz ama islamın bazı değişmez kaidelri vardır ve dinin direği namazdır hz. muhammed ve hz ali nasıl ibadet etmişse onlar gibi yapmalıyız
biz muhammediyiz yani onun takipçisiyiz
siz alinin takipçisisniz ama namazı farklı yorumluyosunuz
imsnın şartıdır namaz
Namaz,Farsça bir kelimedir, Arapça’sı “ “Dua” , Türkçesi “Tanrı’ya yalvarıp yakarma, dilek dileme” dir. Farsça’da, dua etmek yerine “namaz handan ” yani “ dua okumak, dua etmek “ denir.
Zaten bizlerde cemlerimizde ALLAH a yalvarıyoruz, güzellikler istiyoruz.
ALLAH a gidilen yolların hepsi aynıdır merak etmeyin.
biliyorum ama ben yeni kaale alıp baktığım için :D:D
Kaale almamak !!
Bizleri ( tabirinizle ) kaale almayabilirsiniz, saygı duyarım ama HZ. ALİ EFENDİMİZİ kaale almamanız enteresan !!!!
HZ. MUHAMMED (S.A.V ) Buyuruyorki ;
Ben ali denim, ali de benden, aliyi seven beni sever, beni sevende HAKK ı sever.
Şimdi soruyorum.
Kaale alıyormusunuz ?
Boş boş şeyler yazıp tartışılacağına lütfen okuyalım ve doğruları öğrenelim
------------------------------------------------
Cem İbadeti
Aleviler ibadetlerine CEM adı verirler. CEM; toplanmak, bir araya gelmek, topluca davranmak anlamlarına gelir. Ayrıca; "Cem ayini" veya "Ayini Cem" adı da verilir. Aleviler, Anadolu'da Osmanlı döneminde, Osmanlı şeriatla yönetilen Sünni bir din devleti olduğu için ibadetlerini yüzyıllarca saklı, gizli yapmışlardır. Bu nedenle cami veya kilise gibi geliştirilmiş bir dinsel, mekan mimarisi, Cemevi mimarisi v.s. oluşmamıştır. Aleviler yüzyıllarca ibadetleri olan cemleri köyün veya yerleşmenin en büyük evinde yapmışlardır. Evlerin dışında ibadetlerini, açık bulundukları sürece tekke ve dergahlar ile son yıllarda yapılan CEMEVLERİNDE yapmaya çalışmışlardır. Aleviler, yaptıkları ibadet biçimi olan CEM'in kaynağının; Hz. Muhammet'in Miraç'tan dönüşte uğradığı dergahtaki topluluğun birlikte yaptığı ve adına KIRKLAR CEMİ denilen ibadetten geldiğine inanırlar. Bu mitolojik meclis kendisini şöyle ifade ediyor: "Bizim küçüğümüz, büyüğümüz yoktur. Küçüğümüzde uludur, büyüğümüz de uludur. Birimiz kırkımız, kırkımız birimizdir." Bu anlayıştan kaynaklandığı kabul edilen Alevi ceminde kapıdan içeri giren her can, kadın olsun, erkek olsun birdir. Dışarıda toplumsal ünvanı ne olursa olsun her kişi cem erenleri meclisinde eşittir. Alevilerde cemi dede yönetir. Dedenin yanında bağlama eşliğinde nefes söyleyen bir veya birden fazla zakir bulunur. Bazen bağlamayı çalıp nefes söyleyen cemi yürüten dede de olabilir. Dede cemin yapıldığı yerde kapıdan içeri girenin rahatça görebileceği bir yerde oturur. Kapıdan giren canlar önce orada bulunan toplumu niyaz anlamında, toprağı niyaz eder. Arkasından dedeye niyaz eder. Sonra dedenin karşısında; eşi ve çocukları ile ayakta öne eğilerek selamlama vaziyetinde durarak dededen dua alırlar. Ceme lokma getirmek diye bir adet de vardır. Herkes kesesine göre evinden cem için bir lokma getirir. Bu bir kilo elma da olabilir. Birkaç kurban da olabilir. Gelen lokmalar görevli tarafından toplanır ve cem sonunda tüm canlara eşit olarak dağıtılır. Cem, Alevilerde geçmişte kırsal kesimde genellikle üretimin olmadığı herkesin zamanının daha uygun olduğu kış aylarında ve haftada bir gün Perşembe akşamları yapılırdı. Tabii son yıllarda ülkemizde geçler nedeni ile bu takvime uymak şartlar nedeni ile zorlanmıştır. Son yıllarda büyük kentlerde ibadetler Cumartesi veya Pazar gününe kaymıştır. Alevi ibadetine kadın-erkek birlikte katılınır. Haremlik-selamlık yapılmaz. Cemevinin kapısından içeri giren her can cinselliğinden arınır ve kadın-erkek ayrımı yapılmaksızın insan olarak, can olarak görülür. Alevi cemine katılan insanlar anne, baba ve çocuklar temiz elbiselerini giyerek lokma veya kurbanlarını alarak bir bayram sevinci ile ceme gelirler. Ceme, küskün ve dargın olanlar alınmaz. Cemde suçlular bulunamaz. Örneğin, hırsız, katil vs. ceme alınmaz. Ceme katılıp çeşitli nedenlerle kırgın, dargın olan canlar varsa onlar barıştırılmadan cem başlamaz. Üstünde "kul hakkı" olan kişi Ceme katılamaz. Kırgın, dargın veya birbirinden davacı olan canlar var ise, onlar toplum huzurunda dedenin hakemliğinde cemde kurulan adını Hallacı Mansur'dan alan "dar"da kurulan divanda yargılanma olur ve aklanmış olanlar ceme katılabilir. Bu adeta bir mahkemedir. Yargılamada tüm canlar jüri üyeleridir. Karar, halkın tümünün katıldığı bu yargılamada topluca alınır. Şeriatla yönetilen Osmanlı'nın mahkemelerine 700 yıl boyunca gitmeyen Anadolu Alevileri mahkemelik sorunlarını cemlere taşımış ve orada çözmeye çalışmışlardır. Bu yargılama biçimi daha başarılı olmuş ve bugün çağdaş adalet sistemine adeta örnek oluşturmuştur. Alevilerdeki cemler iki türlü yapılır. Bunlardan biri, tüm toplumun katıldığı cemlerdir. Buraya kadın-erkek, çocuk-yaşlı, evli-bekar herkes katılır. Bunun dışında bir de sadece müsahip ve evli olanların katıldığı daha dar e kendine özgü cemler vardır. Orada her kişinin görgüsü de yapılır. Bu her kişinin görgüsü de yapılır. Bu her kişinin kendi isteği ile bir yıl boyunca kendini eleştiriye açmasıdır. Bir önceki görgü ile bu görgü arasında işlediği hataların ister görülen olsun, ister hiç görülmeyenler olsun meclise açıklanması yani "kendini dara çekmesidir." Kendini gönüllü olarak yargılamasıdır. Buna "görgü" denir. Alevi Cemleri genellikle akşam yapılır. Akşam yaklaşık saat 7 civarında başlar. Gelecek olanlar tamamlandıktan sonra cem başlar. Cemi dede yönetir. Cemevinin sorumlusu gözcü vardır. Bir de dış tehlikelere karşı dışarıda bekçi bulunur. Geçmişte Alevilerin ibadetleri yasak sayılırdı ve gizli yapılırdı. Bu nedenle köyün ve mahallenin girişine ve çıkışına bekçi konurdu. Cemlerde hizmetler 12 İmamlar adına görüldüğü için ceme "12 hizmet" adı ad verilir. "12 hizmet" sahipleri şunlardır:
1) MÜRŞİT: Cemi yöneten kişidir. İnsanı kamildir. Hz. Muhammet, Hz. Ali veya Hünkar Hacı Bektaş Veli makamlarını sembolik olarak temsil eder. Onların adına cemde bulunur. İkrar alır. Nasip verir. Mürşitlik, dedelik kurumunun en üst makamıdır. Kendisinin soyunun Hz. Ali'ye dolayısıyla Hz. Muhammet'e dayandığına inanılır.
2) REHBER: Mürşide, dedeye yardımcı olan kişidir. Yol ve erkan konusunu iyi bilen, yol gösterendir.
3) GÖZCÜ: Cemde rehberin yardımcısıdır. Cemin düzenini sağlar.
4) ÇERAĞCI: Cem evinin aydınlanmasından sorumludur. Bazı yörelerde "delilci" de denilir.
5) ZAKİR: Cemde, dede bağlama çalmazsa, bağlama çalıp nefes, duvaz, mersiye okuyan görevlidir.
6) SÜPÜRGECİ: Cemevinin temizliğinden sorumludur.
7) BEKÇİ: Cemevinin dış güvenliğini sağlar.
8) KURBANCI-LOKMACI: Cemevindeki kurban ve lokma işleri ile ilgili görevlidir.
9) SAKA: Cemevinde, su, şerbet, dolu sunan görevlidir.
10) PERVANECİ: Cemevinde "semah" görüldüğü zaman ilgili hizmet görevlisidir.
11) PEYİKÇİ: Cemden önce ve cem esnasında haberleşmeyi sağlayan görevlidir.
12) MEYDANCI: Ceme katılanlara yer gösteren, meydan görevlerini yapan, meydanevi yani cemevinin hizmet görevlilerinden birisidir.
--------------------------------------------------------------------------------
İbadetlerin evler dışında yapıldığı cemevlerinde "12 İmamlar'a" atfen 12 post bulunur. Bu postlara Alevi büyüklerinin adları vermiştir. Bu post sahiplerinin makamları bugün de sembolik olarak Alevi-Bektaşi geleneğinde yaşamaktadır. Bu postlar cem evinde mürşit ve rehber postları dışında mürşit (dede) postunun sağına ve soluna, yani ocak makamının sağına ve soluna serilir. Bunların adları sırası ile şöyledir:
1) Horasan postu (Hacı Bektaş Veli Makamı)
2) Aşçı postu (Seyit Ali Sultan Makamı)
3) Ekmekçi postu (Balık Sultan Makamı)
4) Nakip postu (Kaygusuz Sultan Makamı)
5) Atacı postu (Kamber Ali Makamı)
6) Meydancı postu (Sarı İsmail Sultan Makamı)
7) Türbedar postu (Karadonlu Can Baba Makamı)
8) Kilerci postu (Hacım Sultan Makamı)
9) Kahveci postu (Şeyh Sazeli Sultan Makamı)
10) Kurbancı postu (Halil İbrahim Makamı)
11) Ayakçı postu (Abdal Musa Sultan Makmaı)
12) Mihmandar postu (Hızır Makamı)
"12 hizmet" görevlileri Cemin başından sonuna kadar hizmetlerini sürdürürler. Cemi, dede oturduğu posta dua okuyarak açar. Dedenin duası şöyledir. "Bu post, Şahı Merdan Ali postudur. Bu post, üçlerin, beşlerin, 12 İmamlar'ın kırkların postudur. Bu post Hünkar Hacı Bektaş Veli'nin postudur. Bu post oturmak için, bu demi sürmek için, sırrı hakikate varmalı, dört kapı kırk makamı bilmeli, vahdet-i vücuda ermeli… Ele, dile, bele sahip olmalı. Her türlü kötülüğü, kini, kibri ve düşmanlığı gönülden uzak tutmalı. Ya Allah, Ya Muhammet, Ya Ali! Üçler, Beşler, Yediler, On İkiler, On Dört Masumlar, On Yedi Kemerbestler, Kırklar, Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş Veli yardımcımız, bekçimiz ve gözcümüz ola… Ceminiz bizi birleştirici ola, dil bizden, uymak canlardan, yardım Allah'tan, nefes pir'den hizmet bizden ola… Gerçeğe hü diyelim hû…" Dede ve katılan konuklar ibadet başlamadan önce toplumun sorunları ile, ülkenin ve dünyanın sorunları ile ilgili sohbet yaparlar. Bu sohbetlerde çok verimli canlı üretken tartışmalar olur. Toplumsal ve dinsel konular tartışılır. Karşılıklı bilgi alışverişi yapılır. Bu sohbet bazen Ceme katılan fertlerin katılımı ile saatlerce sürer. Ceme katılan kırgın ve dargınlar da ibadetten önce barıştırılır. Bunun işareti olarak cem başlamadan önce her can yanındaki canı niyaz eder. Cemde herkes yüzyüze bakacak tarzda halka şeklinde oturur. Bunu, "duvara değil, dindara, cemale, yüze bakmak" olarak ifade ederler. Dede cemaate, "edep erkan" diyerek duayı okur ve Cem başlar. Dede, "ey canlar aranızda birbirinden incinen, gücenen, bilerek veya bilmeyerek hata etmiş olan varsa meydana gelsin, şikayetini söylesin" der. Şikayeti olan varsa çıkar, yoksa cem başlar. Dede arkasından; "Bu cem, barışıkların cemidir. Burada kinin, kötülüğün yeri yoktur. Elini, diline, beline sahip olmayan nefsine hakim olmayan bu Ceme giremez" der. Devamında ise, "Yolumuz; sevgi, barış, kardeşlik, dostluk yoludur" der. "İçinde kötülük olanlar kötü huyları olanlar bu yola gelmesin" der. Bu sırada zakirler; bağlamaları ellerine alırlar, bağlamaları niyaz ederler. Dededen duasını alır ve oturdukları yerde bağlama çalmaşa başlarlar. Bu çalınan nefesler, duazı imamlar ve mersiyeler esas olarak; Şah Hatayi, Pir Sultan, Virani, Fuzuli, Yemini gibi alevi ozonlarının Hz. Ali, Ehlibeyt, 12 İmamlar, Kerbela Olayı vb. ile ilgili söylenen nefeslerdir. Ozanların çalıp söylemeleri saatlerce sürer. Arada dede dua okur, katılan canlar toplu halde secde ederek niyaz ederler.Halkadaki oturuş tarzı ile edilen secdeye "halka namazı" adı verilir. Bağlama eşliğinde kadın ve erkek canların katıldıkları bu ibadette o denli uygulu anlar yaşanır ki, bazen tüm toplum dede ile birlikte ağlar. Adeta ayrı bir dünyaya yolculuk yapılır. Cemde duygunun, sevginin dorukta olduğu bir anda ise, dedenin işareti ile birlikte; kadın-erkek canlar "turnalar gibi semah dönmeye" başlarlar. Kendilerinden geçercesine müziğin ritmi ile döner dururlar. Nefeslerin söylenmesi ve semah dönülmesi ortalama 5-6 saati alır. Arkasından getirilen ya da pişirilen lokmalar dağıtıldığında çoğu kere cemevinde sabah olur. Cem bitirme duası (gülbengi) dede tarafından okunarak ceme son verilir. Bu dua ise şöyledir: "Bismi Şah. Allah Allah. Oturana, gidene, kazasız, belasız evine varana, eşine niyaz edene, sağ yatıp selamet kalkana, Allah, Muhammet, Ali, Pirimizi Hünkar Hacı Bektaş Veli demine, devranına hü… Ali haldaşınız, Hızır yoldaşınız ola… Gerçeğe hü.." Böylece cem bitmiş olur.
Bir alevi dedesinden bir nefes.
Gönül hûn oldu şevkinden boyandım yâ Resûlallâh
Nasıl bilmem bu nîrâna dayandım yâ Resûlallâh
Ezel bezminde bir dinmez figândım yâ Resûlallâh
Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım yâ Resûlallâh
Yanan kalbe devâsın sen, bulunmaz bir şifâsın sen
Muazzam bir sehâsın sen, dilersen reh-nümâsın sen
Habîb-i Kibriyâsın sen, Muhammed Mustafâ’sın sen
Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım yâ Resûlallâh
Gül açmaz, çağlayan akmaz, İlâhî nûrun olmazsa
Söner âlem, nefes kalmaz, felek manzûrun olmazsa
Firâk ağlar, visâl ağlar, ezel mestûrun olmazsa
Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım yâ Resûlallâh
Erir cânlar o gül-bûy-ı revân-bahşın hevâsından
Güneş titrer, yanar dîdârının, bak, ihtirâsından
Perîşân bir niyâz inler hayâtın müntehâsından
Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım yâ Resûlallâh
Susuz kalsam, yanan çöllerde cân versem elem duymam
Yanardağlar yanar bağrımda, ummanlardan nem duymam
Alevler yağsa göklerden ve ben messeylesem duymam
Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım yâ Resûlallâh
Ne devletdir yumup aşkınla göz, râhında cân vermek
Nasîb olmaz mı Sultânım haremgâhında cân vermek
Sönerken gözlerim âsân olur âhında cân vermek
Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım yâ Resûlallâh
Boynu büktüm, perîşânım, bu derdin sende tedbîri
Lebim kavruldu âteşden döner pâyinde tezkîri
Ne dem gönlüm murâd eylerse taltîf eyle Kıtmîr’i
Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım yâ Resûlallâh
Yaman Dede
Buralara senin gibi bir yalancı yazıp, bu yüce isimlerin adını ağzına almamalı.
Buralara senin gibi bir yalancı yazıp, bu yüce isimlerin adını ağzına almamalı.
Sanırım bana demişsiniz !!!
Açıklama bekliyorum, ne amaçla dediğinizi halen anlamadım !!!!!
Vahdetin simana ereyim dersen
Vücudun şehrine gireyim dersen
Tüm alemi ayni göreyim dersen
Önce kendi özünü bilmen gerek
Künh ü kenzin sırrına ermek için
Tüm alemi kendinde görmek için
Hakk sende olduğun bilmek için
Önce kendi özünü bilmen gerek
Enel Hakk sırrına erişmek için
Tüm varligi bir gözle görmek için
Vahdeti vücuda ulaşmak için
Önce kendi özünü bilmen gerek
Hakki Baba Hakk'ı bileyim dersen
Hakk'a Hakk-el yakın olayım dersen
Sen kendi kendini bileyim dersen
Önce kendi özünü bilmen gerek
Ah dost!
Ali'ye yüz tutanlarız biz
Ali ile yola düşenleriz biz
Ha dost, haşa
Ok, hançer yarasından korkmayız biz
Ayağımızın bağlanmasından
Başımızın gitmesinden korkmayız biz
Ah dost!
Ateş gibi gidenleriz
Cihana nur saçanlarız
Cehennemi içenleriz biz
Halkın dedikodusuna metelik vermeyiz
biz
Ali'yi giyindik, A!i ile yola düştük
Cihan durdukça Ali ile Alil kalacağız biz
Ali'nin demine Hu...
Hasan Çıkar Dede
ALEVİLİKTE AHLAK SİSTEMİNİN TEMELİ NEDİR
Alevi sisteminin temeli ; eline , beline, diline hakim olmaktır. Eline demek, kendisine izinli olmazan şeylere dokunmamak; beline demek; kendi eşi dışında hiç kimseyle cinsel ilişkide bulunmamak; diline demek ; yalan söylememek demektir.
KURBAN
Hakk’a sunulan , eti yenilen hayvana kurban denir. Alevilikte Allah yoluna, İnanç yoluna, ululara ve Hakk’a yakınlaşmak için kesilir.
ADAK
Bir dileği yerine getirmek, bir tehlikeden korunmak için gücüne inandığımız şeylere vaad edilen şeylere denir.
LOKMA
Dualanmış bir yiyeceğin her parçasına denir. Dedelerden ululardan lokma almak sevaptır.
DEM
Kan, zaman, an, soluk anlamına gelir. Alevilikte ‘dem’ kuralları gereği alınan kutsal içki, dualı içki anlamına gelir.
MUHARREM ORUCUNUN ANLAMI NEDİR?
Kurban Bayramı Hicri Takvim'e göre Zilhicce ayının 10. günü başlar. Kurban Bayramının 1'nci gününden başlayarak 20 gün sayılır. 20'nci günün akşamı Muharrem Orucu için niyet edilir ve oruç başlar. Muharrem Orucundan önce 3 günlük MASUM-U PAK ORUCU tutulur. Bu oruç Küfe'de şehit düşen Müslüm Bin Akıyl ile çoçukları ibrahim ve Muhammet için tutulur. Müslüm, imam Hüseyin'in amcasının oğlu ibrahim ile Muhammet ise amcasının torunlarıdır. 3 günlük Masum-u Pak ve 12 günlük Muharrem Orucu olmak üzere toplam 15 gün oruç tutulduktan sonra Muharrem Ayının 13'ncü günü kurbanları tığlanır ve AŞURE dağıtılır. Kurban imam Ali Zeynel Abidin'in Kerbela Katliamından kurtuluşundan duyulan sevinci belirtir. Muharrem Ayında eğlence yapılmaz, bıçağa ve kesici aletlere el sürülmez, düğün-nişan-sünnet törenleri yapılmaz, karı koca ilişkileri kesilir, kurban kesilmez, et yenilmez. Kerbela şehitleri'nin çektikleri susuzluğu hissetmek için su içilmez, eğlence yerlerine gidilmez, saç ve sakal traşı olunmaz.
Günümüzde bunların bir bölümü uygulanamamaktadır. Örneğin, sakal traşı olmamak gibi...
Su saf olarak içilmemektedir. Vücudun su ihtiyacı yenilen yemeklerden, çay-kahve-meşrubat-meyve suyu-ayran gibi sıvı içeceklerden karşılanır.
Alevi inancı şekilciliğe takılıp kalmayı değil, özü benimser. Aklın ve ilmin yolundan ayrılmaz. Önemli olan imam Hüseyin'in ve diğer Kerbela şehitleri'nin çektikleri acıyı ve zorlukları beyninde, kalbinde ve gönlünde duymaktır. Onlar gibi düşünüp, onlar gibi yaşayıp, onlar gibi inanmaktır. Zalime karşı çıkıp, mazlumdan yana olmaktır. Eline-diline-beline sadık olup insanca ve onurluca yaşamaktır. Onlara layık olmaktır. Ölmeden önce ölmek, öldükten sonra yaşamaktır. Yaşayan ölü olmamaktır. Yarın onlar'ın huzuruna alnı açık yüzü pak çıkmaktır. Onlar'ın bıraktığı onurlu mirasa sahip çıkmaktır.
Belirlenmiş bir iftar vakti'de yoktur. Akşam olup güneş batınca, karanlık gözle görünce oruç açılır. Gece sahura kalkma uygulaması Muharrem Orucu'nda yoktur.
Oruç tutulmadan önce (yatmadan önce) şöyle niyet edilir. Niyetten sonra Muharrem Orucu başlar.
BiSMi ŞAH. ALLAH ALLAH. ERENLERiN HiKMETiNE. ER HAK MUHAMMET-ALi AŞKINA. iMAM HÜSEYiN EFENDiMiZiN SUSUZLUK ORUCU NiYETiNE. KERBELA ŞEHiTLERi'NiN TEMiZ RUHLARINA MATEM ORUCU NiYETi iLE HZ. FATMA ANAMIZIN ŞEFAATiNE. 12 iMAM, 14 MASUM-U PAK EFENDiLERiMiZiN ŞEVKiNE, 17 KEMERBESTLER HÜRMETiNE HAZIR-GAYiP GEÇEK ERENLERiN YÜCE HÜMMETLERi ÜZERiMiZDE HAZIR VE NAZIR OLA. LANET MÜNKiRE. LANET YEZiD'E. RAHMET MÜMiN'E ALLAH EYVALLAH. HÜ
GÖRGÜ NEDİR ? DÜŞKÜNLÜK NEDİR ?
Alevi yolunda her talib , yılda bir kez tüm topluluğun ve pirinin huzurunda, o yıl içerisinde yaptıklarının ve yol kurallarına uyup uymadığının hesabını verir. Burada hem dinsel hem dünya evi sorunlar , sorumluluklar söz konusudur. Eğer kişi, topluluk tarafından kabul görülmeyen hatalar, fenalıklar yapmamış ve kuralları yerine getirmişse, pirin ve orada bulunan yol erenlerinin izniyle görülmüş olur. Komşuluk ilişkilerinde hoşnutsuz, yol kurallarına aykırılık gösteren kişiler düşkün bırakılırlar. Düşkünlük bir anlamıyla toplumun dışına çıkarmak , cemaatten atmak anlamına gelir. Cezanın büyüklüğüne göre geçici ya da sürekli düşkünlükler vardır.
MUSAHİPLİK NE DEMEKTİR ?
Musahiplik yol kardeşliği demektir. Alevi inancına göre evli her Alevi kendisine denk düşebilecek başka bir evli Alevi ile dinsel bir kardeşlik tutar; bu aynı zamanda kendisinin ahiret kardeşidir. Öz kardeşlik kurallarından daha ağır kuralları olan bu yol kardeşliği Alevilikte farzdır.
Dilim kalem kalbim defter yazarım
Dilim kalem kalbim defter yazarım
Mahabbet bahrine dal'aldan beri
Leylam deyüp kan ağlayup gezerim
Mecnun olup a§ka uyaidan beri
Çıkınca Mi'raca Hazret-i Sultan
Diledi ümmetin Huda'dan hemen
Nur ile gark oldu cümle bu cihan
Hakk ana Resulüm deyelden beri
Gel ey zahid atma kendini dama
Keramet bizdedir şukur Huda'ma
Ve lekad Kerremna beni ademe
Saadet tacını giyelden beri
Mahlasım Ahu'dur ismim Ali'dir
Sanma derunumda dünya malidir
Şukur kalbim dürri iman doludur
Kendi noksanımı bilelden beri
kasap duran
23.07.2008, 00:13
kusura bakmayin ama bunlar kopyami yoksaaaa. siz sair yada sevdali olmalisiniz
sandalli
23.07.2008, 00:28
Kelime-i sahadeti de degistirdiniz, Hz. Ali (R.A.) hayatta iken cennetle müjdelenmis, Peygamber efendimizin amcasinin oglu ve damadidir. Ilk müslümanlardandir. Ama sizin halinizi görse size asla onay vermezdi. Cünkü bir insanin müslüman olmasi icin Kelime-i Sahadeti dili ile söylemesi ve kalbi ile iman etmesi gerekir. Ama kelime-i Sahadet te asla Hz.Ali adi gecmez, lütfen asiriya kacmayin, Hz. Ali de dahil olmak üzere diger 3 Halife ve Peygamberimizin ailesinden biri yada Ashab-Ikramdan da kimse kelime-i sahadette yer almaz. Onlara saygimiz sonsuzdur ama insan asla asiriya gitmemelidir. Kelime-i Sahadet sadece Allah`tan baska ilah yoktur, Muhammed O´nun kulu ver Resùlüdür den ibarettir. Sonradan yapilan eklemeler dogru degildir. Imanin tasdigi olan Kelime-i Sahadet degistirilemez. Dinde esas olan imanin sartlaridir, bir kisi Peygamberi inkar ederse kafir olur, ama Hz. Ali`yi inkar ederse kafir olmaz. O yüzden dikkatli olmak gerekir, herkes kafasina göre eklemeler yapamaz, Hz. Ali`yi hepimiz cok severiz, ilim ve bilim adami, islamin en önemli simalarindandir bunu hic kimse yabana atamaz, ama Kelime-i Sahadet özeldir, kaliptir degistirilemez, ekleme yapilamaz ve azaltilamaz. Herkesi daha dikaktli olmaya davet eder saygilar sunarim.
sandalli
23.07.2008, 00:49
Bir sürü detay sizin anlattiklariniz. Gecmiste yasayan erenlerin, bektasilerin, post sahiplerinin size hicbir faydasi olmaz, onlarin yapiklari ibadetler, iyilikler kendileri icindir, din gecmisten menkibeler anlatmak degil, iman ve ibadet etmektir. Imanin ve ibadetin nasil oldugu Kur`an da ve Hadiste acikca anlatilir. Hz. Ali`nin kahramanliklarini oniki imamin yüceliklerini anlatmak güzeldir ama ibadet olarak kabul eder ve bundan dolayi cennete gidecegimizi düüsnürsek yaniliriz, elbette onlari bilmek ve gelecek nesillere ögretmek gerekir ama islamin sartlari bellidir, islamin sartlarini yerine getirmeden menkibeler anlatmanin hicbir anlami kalmaz. Ben sadece nacizane hatirlatmak istedim. Herkes kendi yaptiklarindan sorulacak, babamin hoca olmasinin yada evliya olmasinin bana hicbir faydasi olmaz, taa ki ben de gercekten Allah`a kul, Resul-ü Ekrem`e ümmet olana kadar.
kasparix
23.07.2008, 01:48
esengül adlı kişinin niyetinden şüphem yok .ii niyetli biri niyet okuyucusu da değilim...ancak anlatılanların sunnileri hiç etkilemediin düşünüyorum...çünki çok soyut rahmanilikden uzak yazmış..belki 14 asır evvelin belki hacı bektaşın belki mevlananın bugün masa basında toplanılmış yazılıp yorumlanmış bi versiyonu gibi bi izlenm oluşdu son yazdıklarını okuduğumda.....eğer aleviler o yazılanları yapıosa yaşıosa laiklikle zerre kadar alakalı işler yapdıklarını söyleyemem sözde beleş laik olurlar sadece....hz muhammedin hz alinin devamıyız diyonuz namazı neden onların uslup ve yorumuna göre algılamıyorda arapcada ki sözlük anlamına göre SADECE DUA OLARAK ANLIYONUZ türkçeleşdiriyosunuz...onu da anlamış değilim....alevi düşünce zihniyet yaşaam bu ise buyrun HU HUHÜ... ''EŞHEDÜ ENLA İLAHE İLLALLAH VE EŞHEDÜ ENNE MUHAMMEDEN ABDUHU VE RESULUH..SİZİ İSLAMA DAVET EDİYORUM....
''EŞHEDÜ ENLA İLAHE İLLALLAH VE EŞHEDÜ ENNE MUHAMMEDEN ABDUHU VE RESULUH..SİZİ İSLAMA DAVET EDİYORUM....
İslâmız çok şükür.
Davet etmenize gerek yokki. Bu düğün yada eğlence değil ;)
kusura bakmayin ama bunlar kopyami yoksaaaa. siz sair yada sevdali olmalisiniz
Konuların altına kimin yazdıklarını belirttim.
bayatlı kenan58
23.07.2008, 09:02
Bir alevi dedesinden bir nefes.
Gönül hûn oldu şevkinden boyandım yâ Resûlallâh
Nasıl bilmem bu nîrâna dayandım yâ Resûlallâh
Ezel bezminde bir dinmez figândım yâ Resûlallâh
Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım yâ Resûlallâh
Yanan kalbe devâsın sen, bulunmaz bir şifâsın sen
Muazzam bir sehâsın sen, dilersen reh-nümâsın sen
Habîb-i Kibriyâsın sen, Muhammed Mustafâ’sın sen
Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım yâ Resûlallâh
Gül açmaz, çağlayan akmaz, İlâhî nûrun olmazsa
Söner âlem, nefes kalmaz, felek manzûrun olmazsa
Firâk ağlar, visâl ağlar, ezel mestûrun olmazsa
Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım yâ Resûlallâh
Erir cânlar o gül-bûy-ı revân-bahşın hevâsından
Güneş titrer, yanar dîdârının, bak, ihtirâsından
Perîşân bir niyâz inler hayâtın müntehâsından
Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım yâ Resûlallâh
Susuz kalsam, yanan çöllerde cân versem elem duymam
Yanardağlar yanar bağrımda, ummanlardan nem duymam
Alevler yağsa göklerden ve ben messeylesem duymam
Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım yâ Resûlallâh
Ne devletdir yumup aşkınla göz, râhında cân vermek
Nasîb olmaz mı Sultânım haremgâhında cân vermek
Sönerken gözlerim âsân olur âhında cân vermek
Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım yâ Resûlallâh
Boynu büktüm, perîşânım, bu derdin sende tedbîri
Lebim kavruldu âteşden döner pâyinde tezkîri
Ne dem gönlüm murâd eylerse taltîf eyle Kıtmîr’i
Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım yâ Resûlallâh
Yaman Dede
bir yanlışı duzeltmek ıstıyorum.YAMAN DEDE kesınlıkle alevi değildir
Kim Bu Yaman Dede?
Kayseri’inin Talas ilçesinde Rum esnaflardan iplik tüccarı Yuvan Efendi ile Afurani Hanımefendinin oğlu Diyamandi 1887 yılında dünyaya gelir. Henüz on aylık iken ailesi Kastamonu’ya göç eder. İlk tahsilini Rum Ortodoks Mektebinde yapan küçük Diyamandi1901de Kastamonu İdadisi(lise)ne girer. Yedi yıllık idadiyi birincilikle tamamlar. İdadide arkadaşları kendisine “Yamandî Molla” lakabını takarlar. Bir Rum çocuğuna neden molla lakabı takılmış gelin Yaman Dedenin kendi ağzından dinleyelim:
Dönüşün Kapısı Farsça Dersi
Rüştiye birinci sınıfta iken 13 yaşımda idim. Bu sınıfta Arapça ve Farsça dersleri başlar. Bütün dersleri sevmeme karşın Türk Edebiyatı ile birlikte Arapça ve Farsça’ya pek düşkündüm. Rüştiye ikinci sınıfta ders yılının ortalarındayız. Farsça Hocamız Şeyh Sadi’nin Gülistan’ını okuturdu. Arada sırada başka manzumeler de yazdırırdı. Bir gün siyah tahtaya yazdığı birkaç beyit kalbimi tutuşturmaya yetti. O beyitleri bugün gibi hatırlıyorum. Mesnevi’nin ilk beyitleri idi:
Bişnev in çün şikayet mî küned/Ez cüdâyîhâ hikayet mî küned
Kez neyistân ta mera bübrideend / Ez nefirem merd ü zen nalideend
Dinle neyden ki hikayet etmede
Ayrılıklardan şikayet etmede
Tahtaya yazılan ismi bana pek tatlı geldi. Okunan beyitler beni derinden sarstı. Son beyit ise içimi yaktı. O an içimde yanmaya başlayan aşk ateşini kelimelere dökmekte aciz kalıyorum.
Farkında Olmadan Mümin Olmak
Farsça dersinde başta Mesnevi olmak üzere Şark İslam Klasiklerinden beyitler ezberleyenDin Dersinden gayrimüslim talebeler muaf olduğu halde sınıfta oturan ve bir Müslüman gibi İlmihal bilgileriniRasulullah’ın hayatınıinanç esaslarını öğrenen Diyamandi farkında olmadan içindeki aşk ile mümin olmuştur. İslam’a duyduğu sevgi gün geçtikçe artmaktabir taraftan tıpkı Farsça edebi metinler gibi aruz kalıpları ile rubailergazeller yazmaya çalışmaktadır. Ancak toplumokularkadaş ve aile çevresinde halen Hıristiyan olarak tanınmaktadır.
Arapça metinlerle birlikte hadisi şerif ve bazı ayetleri de ezberlemeye başlar. Yazdığı beyitler edebiyat hocasının gözünü doldurur. Hocası bir şiirini şu mısralarla övecektir:
Aferin yavrum güzelhem de pek güzel.................Aferin yavrum güzel gerçekten çok güzel
Manevi sûrî füyuzun berter etsin Lemyezel ..........Manevi sevinç ve ilhamlarını artırsın Allah
Liseyi birincilikle bitiren DiyamandiArapça ve Farsça hocalarından özel dersler de alır. Üniversite tahsili için İstanbul’a hareket eder.
Genç Bir Avukat
İstanbul’da Hukuk mektebine giren Yamandi Mollafakülteyi bitirdikten sonra devlet kademesinde görev alır. Bu esnada özel hocalardan edebiyat ve İslamî ilimler okumaya devam eder. Kendi ifadesine göre artık hidayet bulmuşlisana dökemese bile kalpten Kelime-i Şehadeti çoktan kabul etmiş ve gizli Müslüman olarak yaşamaya başlamıştır. Meşhur mevlevi dedelerinden Ahmed Remzi Dede’den Mesnevî okur. Mesnevide Mevlana’nın mikrobuserumu haber verdiğini görünce aşkı ve hayranlığı kat kat artar. Hatta Mevlana’nın hayata gözlerini yumacağı tarihi bir beyitte ebced hesabı ile ifşa ettiğine hayretle şahit olur. Mesnevi ve şerhlerini(açıklamalarını) kısa sürede okur.
Bir yandan devlet kademesinde görevine devam ederken diğer yandan şiir çalışmaları sürmekte
Ankara Radyosunda çeşitli Mevlevi büyüklerinin hayatını anlatan sohbet programı yapmaktadır. Bu programlar devrin gazete yazarları ve ediplerinin dikkâtini çeker. Kısa sürede edebiyat ve ilim çevrelerinde yer edinir.
Aşıklar Kâbesi
Mevleviler arasında Konya; Aşıklar Kâbesidir. Yaman Dede de kırklı yıllarda sık sık Konya’ya sefer eder. Şeb-i Arus törenlerinin özel davetlilerindendir artık. Biri İstanbul’a gelse ve “Ben Konya’dan geliyorum” dese Yaman Dede “Demek Sultanımızın şehrindesiniz” der; alıryediririçirir ikram eder!... Konya ve Mevlana onun için özel aşk bestesinin vazgeçilmez iki notasıdır.
Müslümanlığını İlanı
1942 yılından itibaren başta azınlıklara mensup kız ve erkek liseleri olmak üzere çeşitli okullarda Türk Edebiyatı ve Farsça okutan Yaman Dede devlet hizmetinden ayrılmış eğitimciliğin yanı sıra serbest avukatlık yapmaya başlamıştır.
Anadolu’nun çeşitli vilayetlerinde Mevlana konulu konferanslar verir. Ancak halen gizli bir mümindir. Namazını en kuytu semtlerin küçük mescitlerinde kılmaktaRamazanda gizli oruçlar tutmaktadır. Kızı ve eşi inancından habersizdir. “Tam kırk yıl bazen sahursuz bazen iftarsız oruçlar tuttum ama ailem bunu hiç bilmedi!..” der hatıratında. Avukatlıktan çok zamanını lise derslerine gençliğin manevi aşkı tanımasına ayırmaktadır.
15 Şubat 1942 de ismini değiştirir ve Mehmet Abdülkadir KEÇEOĞLU adını alarak nüfus idaresine ismini ve yeni dini İslam’ı tescil ettirir. Bu sırada 55 yaşındadır. Kırk yıldır sakladığı yeni kimliğini kuşanmış ama o saatten sonra da aile içi sancı başlamıştır.
Ceketi Alıp Çıkmak
Üsküdar’daki evinde bir kış gecesi durumu kızı ve eşine açar. Karısı ve kızı o an feryadı basarlar. Haber Patrikhaneye kadar ulaşır. Dönemin Hıristiyan din adamları ya Hıristiyanlığa dönmesi ya da karısından boşanması konusunda baskı yaparlar. Karısı bu ikilem karşısında kararlı bir tutum sergileyemez. Yaman Dede zor ama cesur bir karar alır. Evden ayrılacak yalnız yaşayacaktır.
Yerde dizlere kadar kar havanın keskin ayaz olduğu bir Şubat gecesi ailesini toplar ve:“Aşkımın bedeli bu yaşananlar. Sizler sakın üzülmeyiniz. Aşk ıstırapsız olmaz. Size acı vermeye hakkım yok. Bu ev ve içindekiler size kalsın. Elveda!..”
Ceketini alıp çıkmıştır artık. Üsküdar Selamsız Yokuşundan iskeleye iner. Sabah ezanına kadar o soğukta sokakları ve sahili arşınlar. Sabah karşıda Karaköy’deki avukatlık bürosuna geçer. Birkaç gece burada yatıp kalkar. Dostlarınınöğrencilerinin evlerine misafir olur bazı geceler. Kendi ifadesi ile dür artık.
Hocaların Hocası
Azınlık okulları yanı sıra İstanbul İmam Hatip Okulu ve Y.İslam Enstitüsünde de Farsça derslerine girer. Bugün her biri kendi branşında otorite olan Prof.Dr.Hayreddin Karaman Prof.Dr.Bekir Topaloğlu Prof.Dr.Emin Işıkİstanbul Eski Müftüsü Selahaddin KayaOsman Nuri Topbaş gibi pek çok öğrenci Farsça’yı ondan öğrenir. Mevlana’yı onun gözyaşları içinde verdiği derslerden tanırlar. AllahRasülullah Mevlana KonyaAşk deyince hüzün çökenhemen ağlamaya başlayan ikinci bir kişinin görülmediği bu zatların beyanlarından anlaşılmaktadır.
İkinci Evliliği ve Vefatı
Dostlarının teşvik ve tanıştırması ile ilkokul öğretmenliğinden emekli Hatice Hanım’la hayatını birleştiren Yaman Dede eski karısı ve kızını zaman zaman telefonla arayarak hediye ve ikramlarda bulunmayı ömür boyu ihmal etmemiştir.
1962 yılına gelindiğinde çok hasta olmasına karşın Acıbadem’deki evinden Bağlarbaşı’ndaki Yüksek İslam Enstitüsüne derslere gelmeye devam eder. O artık paltosu içinde zayıf ceset gibi solgun75 yaşın yorgunluğuyla bedenini sürüyerek yürümektedir.3 Mayıs 1962 Perşembe günü “Ölüm asûde bir bahardır” diyerek Hakka yürür. Öğrencileri ve yüzlerce seveninin omzunda Karacaahmet Mezarlığına defnedilir.
Bir İstirham
Karacahmet mezarlığının Küçük Selimiye Camii karşısındaki kapısından girişte yatar Yaman Dede. İstanbul’da yaşama bahtiyarlığına erenlerya da yolu bir gün düşeceklere sesleniyorum:
Bu Hak aşığını mutlaka ziyaret ediniz. Küçük Selimiye Camii kapısını arkanıza alıp Karacaahmete girdiğinizde 15 adım yürüyünüz. Durduğunuz zaman solunuzda asırlık bir servinin altında karısı Hatice Hanımla yan yana yatan Yaman Dedeyi göreceksiniz. Siyahyosun kaplı mezar taşı üzerinde şunları okuyacaksınız:
HuvelBaki
Mevlana Aşıkı Yaman Dede
Hakk’a kavuşmak için ircii emrine etti itaat.1304-3.5.1962
Bütün Hak aşıklarına binlerce Fatiha...
Yaman Dede’den Özdeyişlerİlginç Özellikleri ve Şiir Örnekleri
Naatları-Şiirleri
Kalbindeki yangını mısralara dökmede ustadır Yaman Dede. Sıradan bir şair olmayıp edebi antoloji ve ansiklopedilerde hayatına yer verilecek kadar önemli bir kişiliktir. Yakın dostu Yahya Kemal onu şu mısra ile övecektir:
Yüz sürdü gerçi pâyine çok Müslüman Dede
Mollâ-yı Rûm görmedi bundan Yaman Dede.
(Gerçi –Peygamberin-ayağının izine çok Müslüman dede yüz sürdü ama Anadolu mollaları bundan daha yaman bir dede görmedi.)
Bugün mevlidhan ve tasavvuf musikisi sanatçılarının büyük bir vecd ile söyledikleri meşhur “Yanan Kalbe Devasın Sen” isimli naat onundur. İşte o naattan birkaç dörtlük:
Gönül hûn oldu şevkinden boyandım ya Rasûlallah
Nasıl bilmem bu nîrana dayandım ya Rasûlallah
Ezel bezminde bir dinmez figandım ya Rasulallah
Cemalinle ferahnak et ki yandım ya Rasulallah
Yanan kalbe devasın senbulunmaz bir şifasın sen
Muazzam bir sehasın sendilersen runumasın sen
Habibi Kibriyasın sen Muhammed Mustafasın sen
Cemalinle ferahnak et ki yandım ya Rasulallah
Mevlana’ya ve neye olan tutkusu ile de meşhur Ney şiirini kaleme alır:
İçi boş benzi sararmış ona aşıktır maye
Derdi hicran ile inler eder ah leylaye
Arz eder hıçkırarak aşkını hep Mevlaye
Bak neler söyletiyor Hazreti Mevlanaye!..
Bu cihanın ötesinden geliyor nağmeleri
Kanatır sineyikalbideler elbet ciğeri
Erişir mi buna kudretbuna insan hüneri
Bak neler söyletiyor Hazreti Mevlanaye!..
(Bak neler söyletiyor Hazreti Mevlanaye derken iki anlam vardır. Birincisi neyin Hz.Mevlana’ya söyletmesiikinci ve daha derini Mevlanınyani Allah’ın neye söyletmesi.)
Başka bir naatta Rasulullah’a şöyle seslenecektir:
Rahmeyledi alemlere gönderdi seni Hak
Nur etti nigâhın gazabı nar-ı Muhammed
Ümmi iken ümmetleri hayretlere saldın
İlmin edebi kutb-ı şerefbarı Muhammed
Sen havfı recanın ne büyük rehberi oldun
Kalbin en ulu vakıf-ı hüşyarı Muhammed
Aşıkların ah eyleyerek sine döverler
Hun oldu güneş gördü de ruhsar-ı Muhammed
Gül yüzlü güneş yüzlü Muhammed meh-i taban
Çak oldu görüp pertev-i didarı Muahmmed
Derdinle senin handenuma derde bu gönlüm
Aşkın ile yak sen dil-i bimarı Muhammed
Cananımın Harîminde (Sevgilimin Özel Odasında) başlıklı şiiri muhtemelen Mevlana Türbesini ziyaretlerinden birindeKonya’da kaleme alınmıştır:
Geldim sana kan ağlayaraksızlayarak bak
Aşkınla yanan benliğime durma hemen ak
Aksönmesin ateş alevim dinmesin ancak
Ağlat beni inlet beni ta haşre kadar yak
Artır ne olur ateşini bağrımı dağla
Yansın bu vücudum fakat eksilmesin asla
Hicran ile yak vasl ile yakaşkına bağla
Ağlat beniinlet benita haşre kadar yak!...
Ağlatma Beni başlıklı şiir ise aşk yarasının çok farklı bir ifadesidir:
Yak sinemi ateşlere efgânıma bakma
Ruhumda yanan ateşe nîrânıma bakma
Hiç sönmeyecek aşkıma imanıma bakma
Ağlatma da yak hal-i perişanıma bakma!...
Yaşlar akarak belki uçar zerresi aşkın
Ateşle yaşar yaşla değil yaresi aşkın
Yanmaktır efendim biricik çaresi aşkın
Ağlatma da yak hal-i perişanıma bakma!..
Deniz5835
23.07.2008, 11:36
kusura bakmayin ama bunlar kopyami yoksaaaa. siz sair yada sevdali olmalisiniz
eyvallah can öyle bir sevdaki 1400 yoldır bitmedi bitmeyecekde
MEVLANA’DAN “DEM HAME DEM ALİ ALİ”Kasidesi
Türkçe’ye çevirip şiirleştiren: Derviş Baba
İlhamındır içkisi, bu zavallı ozanın
Coşkuyla çığırırım, her dem ya Ali Ali!
Ben kalbi temiz olan, bir Sufiyim amanın
Coşkuyla çığırırım, sana ya Ali Ali!
Aşığım Murtaza’ya, o benim nazlı yarim
Aşk ile çığırırım, her dem ya Ali Ali!
Sensiz sevincim olmaz, anlamsız şiirlerim
Aşk ile çığırırım, sana ya Ali Ali!
Adem’i temiz kılan, o saf Adem de sendin
Yusuf’a güzelliği, veren Güzel de sendin
Hızır’ın hem rehberi, hem öğretmeni sendin
Coşkuyla çığırırım, sana ya Ali Ali!
Şeriatı gönderen Şah, ve öğreticisi sen
Hem tarikatın piri, doğru yol gösteren sen
Hakikata götüren, Hak da hakikat da sen
Aşk ile çığırırım, sana ya Ali Ali!
Eşsiz erdemlerinden, insanlık esinlenir
Onların ışığında, güneş ile ay nedir?
Oğlun Hasan Hüseyin, birer inci küpedir
Coşkuyla çığırırım, her dem ya Ali Ali!
Seyyitlerin cömerdi, server Muhammed dedi
“Yakınım kuzenimdir, amcamın oğlu Ali
Kanı benim kanımdır, etim de onun eti”
Coşkuyla çığırırım, her dem ya Ali Ali!
Kur’an “ inananların, emiri Ali’dir” der
Başı taçlı yenilmez, koruyucudur Hayder
Rumî’yim Şems’in kulu, tıpkı Kanber’e benzer
Aşk ile çığırırım, her dem ya Ali Ali
Coştu Derviş Baba da, çığırırır Ali Ali!
Londra, 25 Şubat 2006
Şah-ı Merdan coşa geldi sırrın aşikar eyledi
Yağmuru yağdıran benim diye şol Ömer"e söyledi
Oldemde şimşek yalayuban yedi sema gürledi
Hem sakidir hem bakidir nuru Rahmanım Ali
Yetiş carımıza medet mürvet ya Ali ya Ali
Ömer Muhammet katına vardı bu hAli evledi beyen
Gökyüzünde Ali midir ya Muhammet gürleyen
Çarhı gerdun elindedir sırrı hikmet eyleyen
Hem sakidir hem bakidir nuru rahmanım Ali
Yetiş carımıza medet mürvet ya Ali ya Ali
Muhammet diz üstüne geldi "yektir Ali bir" dedi
"Hem evveldir hem ahirdir her şeye kadir" dedi
"Aliye şek getirenler mutlaka kafir" dedi
Hem sakidir hem bakıdır nuru rahmanım Ali
Yetiş carımıza medet mürvet ya Ali ya Ali
Levleke levlek buyurdu cısmim Ali demlike
Ali benim vechum dedi zül celAli rahmike
Hükmü baki adil handır lailahü gayruke
Hem sakıdır hem bakıdır nuru rahmanım Ali
Yetiş carımıza medet mürvet ya Ali ya Ali
"Kün" deyince yaratmıştır on sekiz bin alemi
yazan sensin düzen sensin Levhi Mahfuz Kalemi
Her dertlerin dermanısın yaraların melhemi
Hem sakisin hem bakisin nuru rahmanım Ali
Yetiş carımıza medet mürvet ya Ali ya Ali
Çok aşığı mecnun ettin aklın aldın Delinin
Ferhat"a şirin göründün bülbül derdi gülünün
Mucuzatı zahir oldu Hacı Bektaş Velinin
Hem sakisin hem bakısın nuru rahmanım Ali
Yetiş carımıza medet mürvet ya Ali ya Ali
Sefil Ali"m akıl ermez hikmetine Ali"nin
Aşık olan kıymet biçer gövherine lalının
Mümin isen ver selavat evladına Alinin
Hem sakıdır hem bakıdır nuru rahmanım Ali
Yetiş carımıza medet mürvet ya Ali ya Ali
[QUOTE=sandalli;290080]yasayan . Hz. Ali`nin kahramanliklarini oniki imamin yüceliklerini anlatmak güzeldir ama ibadet olarak kabul eder ve bundan dolayi cennete gidecegimizi düüsnürsek yaniliriz, QUOTE]
Aleviler ibadetlerini cennete gitmek için değil, ALLAH sevgisinden yaparlar.
Türbesinin Üstün Nakş Eylemişler
Gel Dinim İmanım İmamı Hüseyn
Seni Dört Köşeye Baş Eylemişler
Gel Dinim İmanım İmamı Hüseyn
Çağlar Sular Gibi Akasım Gelmez
Şehrine Girince Çıkasım Gelmez
Yezid'in Yüzüne Bakasım Gelmez
Gel Dinim İmanım İmamı Hüseyn
Senin Aşıkların Yanar Yakılur
On İki İmam Katarına Katılur
Bunda Yezid'lere La'net Okunur
Gel Dinim İmanım İmamı Hüseyn
Senin Dervişlerin Sema'lar Döner
Kadir Geceleri Şem'alar Yanar
Katarımız İmam Ca'fer'e Uyar
Gel Dinim İmanım İmamı Hüseyn
İmamı Hüseyn'in Kolları Bağlu
Muhib Aşıkların Ciğeri Dağlu
Hazret -İ Ali'nin En Küçük Oğlu
Gel Dinim İmanım İmamı Hüseyn
Şah Hatayi'm Eder Erenler Nerde
Çalısız Kayasız Bir Sahra Yerde
Kerbela Çölünde Kandilde Nurda
Gel Dinim İmanım İmamı Hüseyn
sandalli
23.07.2008, 19:29
[QUOTE=sandalli;290080]yasayan . Hz. Ali`nin kahramanliklarini oniki imamin yüceliklerini anlatmak güzeldir ama ibadet olarak kabul eder ve bundan dolayi cennete gidecegimizi düüsnürsek yaniliriz, QUOTE]
Aleviler ibadetlerini cennete gitmek için değil, ALLAH sevgisinden yaparlar.
Allah`i gercekten sevenler Allah`in emrinden cikmazlar, herseyin bir ödülü vardir, Allah`in sevgisinin ödülüde cennettir, Kur`an da Allah mümin kullarini cennetle müjdeler, bunu inkar edemezsiniz.
sandalli
23.07.2008, 19:33
Kelime-i şehadet:
Eşhedu enla ilahe illallah ve eşhedu enne muhammeden resulullah ve eşhedu enne Aliyyün veliyullah
manası: şahitlik ederim ki tanrı birdir ve yine şahitlik ederim ki Muhammed onun kulu ve peygamberidir ve yine şahitlik ederim ki Hz Ali onun velisidir (yani sırrına ermiştir)
Kelime-i tevhit:
Lailahe illallah Muhammeden resulullah Aliyyün veliyullah
Manası:Tanrı birdir Hz Muhammed onun peygamberidir,Hz Alide onun velisidir (yani onun sırrına ermiştir)
kelime-i sahadeti degistirmissiz, kendinize gelin, Hz. Ali sizin gibileri görse halinize acirdi. Kelime-i Sahadette sadece Allah ve Resulünün ismi gecer, sonradan ekleme yapilamaz.
[QUOTE=Esengül;290169]
Allah`i gercekten sevenler Allah`in emrinden cikmazlar, herseyin bir ödülü vardir, Allah`in sevgisinin ödülüde cennettir, Kur`an da Allah mümin kullarini cennetle müjdeler, bunu inkar edemezsiniz.
Bizler ödül beklediğimiz için değil, ALLAH ı sevdiğimiz için ibadet ederiz ;)
kelime-i sahadeti degistirmissiz, kendinize gelin, Hz. Ali sizin gibileri görse halinize acirdi. Kelime-i Sahadette sadece Allah ve Resulünün ismi gecer, sonradan ekleme yapilamaz.
Ben Ali denim Ali de Bendendir. ( HZ. MUHAMMED S.A.V )
6 AYLIK KERBELA ŞEHİDİ
Sabahın erken saatlerinde başlayan kanlı direniş, artık yerini sükûnete bırakmıştı. Kuru sahrada binlerce kişilik düşman ordusu karşısında yarensiz kalan Hüseyin (a.s), feryadına henüz bir cevap alabilmiş de değildi. Hayata karşı dakika dakika yabancılaşıyor, adeta yeni bir dünyayla tanışıyordu. Bir an için eskiye dönmüş; çektiği sıkıntıları, tattığı acıları tek tek gözden geçiriyordu:
Ceddi Resul-u Ekrem’in (s.a.a) rihleti ve onun ardından anası Fâtıma’nın (s.a) bitmek bilmeyen çileler zinciri, çektiği ıstırap ve işkenceler; babası Hz. Ali’ye (a.s) yapılan zulümler ve onun hazin sonu; kardeşi Hasan’ın (a.s) Muaviye karşısında sabrı ve o melun tarafından şehit edilişi ve bir de bu acılara ek olarak Kerbela faciası..
İşte tüm bu çileler Hüseyin (a.s) için örülmüş, onun için takdir edilmişti. Bu yüce şahsiyet, Resul-u Ekrem’in “İyisi de var, kötüsü de” şeklinde beyanlarda bulunduğu ashap ve tabiinin arasındaki “iyi” olarak tanınan “kötüler” sınıfının kurbanı olmuş, tüm Ehl-i Beyt gibi, o da bunun cefasını çekmişti.
Artık Hüseynî çadırlarda Hüseyin’den (a.s) başka savaşabilecek kimse kalmamıştı. Vefalı dostların tümü, az önce arka arkaya aşk diyarına doğru süzülmüşlerdi çünkü. Hüseyin yavaş yavaş çadırlara doğru yürürken Ehl-i Beyt hatunlarına sesleniyordu:
-Ey Sakine, ey Fâtıma ve ey Zeynep! Allah’ın selamı size ve yanınızdaki diğer Ehl-i Beyt’ime olsun. Bu, benim size olan son selamım, sizinle son görüşmemdir. Bilesiniz ki, artık hüzün defteri size yeni yeni sayfalar açacak, keder size daha da yakınlaşacaktır!..
İmam, daha fazla dayanamamış, ağlamaya başlamıştı son sözlerinden sonra. Bu sözler, aynı zamanda onun hazin sonunun da habercisiydi. Gözyaşları Kerbela sahrasında kaybolup giderken herkes susmuştu şimdi.
Ne var ki bu suskunluk fazla sürmemişti. Kahkahalar, küfürler ve nâralar... Az önceki sessizlik, düşman askerlerinin bu çirkin çığlıklarıyla tekrar bozulmuştu.
Onların bu çirkin saldırıları Kerbela’yı kuşatmışken Hüseyin (a.s) çadırların hemen önlerinde toplanan birkaç şehidin yanı başındaydı. Buruk bir dille, onların huzurunda feryadını tazeliyordu:
-Bana yardım edecek kimse yok mu?
Bu cümlenin hemen ardından gözyaşlarına mani olamayıp ağlamaya başladı:
-Abbas, Müslim, Kâsım!.. Neredesiniz? Neden Hüseyin’e cevap vermiyorsunuz? Siz değil miydiniz bir seslenişime bin can veren fedailer, şimdi ne oldu da cevap vermiyorsunuz bana?
İmam, Allah’a şikâyetini böyle dile getirmeye, acısını böyle dindirmeye çalışıyordu. Yarenlerinin, biricik yavrularının ve can dostu yakınlarının cansız bedenleri onu epey hüzünlendirmiş, yasa boğmuştu çünkü.
O, şimdi kendi çadırına yönelmiş, Ehl-i Beyt’ine uyarılarda bulunuyordu:
-Gördüğünüz ve göreceğiniz cefalar karşısında sabredin. Yüksek sesle ağlamayın. Düşman sesinizi duyup da sevinmesin sakın!
Sonra, kız kardeşi Zeynep’e döndü:
-Hatırlıyor musun; sana hep derdim “Sonsuz hayat sahibi yalnız Allah’tır” diye. Ey kardeşim! Benden sonra kadınlar ve çocuklar sana emanet!
Zeynep ağlamaya başladı. Kızı Sakine de... Onlar, Hüseyin’in meydana çıktıktan sonra bir daha geri dönmeyeceğini çok iyi biliyorlardı. Onun da diğer şehitler gibi paramparça edileceğini, atların altında lime lime edileceğini ve şehadet şerbetini içip sonsuz diyara doğru uçup gideceğini biliyorlardı. Bu ayrılık ateşi onları tamamen yasa boğmuştu. Şimdi her üçü de ağlıyordu. Hüseyin (a.s) içindeki ıstırabı beyitlere dökerek kızı Sakine’ye seslendi:
Benden sonra çok ağlayacaksın kızım
Istırabın artacak, keder sahibi olacaksın
Ama en azından hayatta olduğum
Ve seni görebildiğim müddetçe
Islak gözlerinle yakma kalbimi!
Hasret gözyaşlarını şimdiden akıtma!
Eğer cansız bedenim yere düşer de
Tutunacak hiçbir dalım kalmazsa
Ey güzel kızım benim!
İşte o zaman sarılır, ağlarsın bana!..
Vedalaşmak için sırada en küçük yavrusu Ali vardı. Kerbela’nın en küçük kahramanı Ali Asgar’dan da vedalaşmak istiyordu şehitler serveri.
Zeynep’e dönerek minik yavrusunu istedi:
-Ey benim vefalı kardeşim; kundaktaki yavrumu getir bana, gönlüm onunla da vedalaşmak ister!
Bir müddet sonra Ali Asgar da getirildi. Kızgın güneşe karşı gözlerini sıkı sıkı kapayan minik yavru, susuzluktan neredeyse kurumak üzereydi. Hüseyin, yavrusunun kuruyan dudaklarına son kez sıcak bir buse etti. Ancak yüreği onun acı feryadına dayanamıyordu. Minik yavruyu havaya kaldırıp Kûfelilere seslendi:
-Ey Yezid'in yandaşları! Sizin gözünüzde ben zalim ve dinden çıkmış biri de olsam en azından şu masum çocuğa Muhammed'in (s.a.a) dini hatırına su verin!
O sırada Kûfe ordusu içerisinde Harmile b. Kâmil adlı bir okçu da onları sinsice izliyor, şeytani planlar kuruyordu. Özel olarak hazırladığı üç başlı çatallı oku torbasından çıkarıp yayına yerleştirerek minik yavruyu nişan aldı.
Kısa bir süre sonra ok yayından çıkmıştı bile... Hüseyin’in veda öpücüğü henüz sıcaklığını kaybetmemişken Ali Asgar’ın narin bedeni bir anda sarsılmış, bembeyaz kundağı bu okla al kanlara bulanmıştı.
Ali Asgar babasının elinde can verirken düşman saflarından yükselen sevinç çığlıkları daha da fazlalaşmıştı. Küçük yavru, gerdanına saplanan okla birlikte babasının kucağından halası Zeynep’in kucağına taşındı. Hüseyin, avuçlarına dolan kızıl kanları gökyüzüne saçarken bir yandan da bağırıyordu:
-Musibet ne türden olursa olsun, tahammülü benim için o denli kolaydır. Şüphe yok ki Allah, beni görmede, bilmededir!..
Hüseyin'in Kanı / Metin ATAM
sandalli
23.07.2008, 20:13
Bende Ali denim, ama yinede isteyen istedigi gibi degisiklik yapamaz.
Bende Ali denim, ama yinede isteyen istedigi gibi degisiklik yapamaz.
Bizler neden hep
HAK MUHAMMED ALİ deriz düşündünüzmü hiç ?
Zaten eğer düşünmüş olsaydınız, bu soruyu sorma gereği duymazdınız ;)
sandalli
23.07.2008, 20:15
Bizler neden hep
HAK MUHAMMED ALİ deriz düşündünüzmü hiç ?
Zaten eğer düşünmüş olsaydınız, bu soruyu sorma gereği duymazdınız ;)
ben size soru sormadim, zaten sorsamda ne cevap vereceginizi bilirim. o yüzden gerek yok.
ben size soru sormadim, zaten sorsamda ne cevap vereceginizi bilirim. o yüzden gerek yok.
O zaman alacağınız cevabı bileceğinize göre, kafanızdan ön yargılı davranamazsınız.
Size tek tavsiyem BİZ MUHAMMED ALİ DİYENLERDENİZ adlı deyişi dinlemenizdir.
O zaman anlarsınız neden HAK MUHAMMED ALİ aşkı ile tutuştuğumuzu.
vBulletin v3.8.3, Copyright ©2000-2025, Jelsoft Enterprises Ltd.