PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : İsimler Bağ Kurmak İçindir


FurkaN
29.10.2008, 17:56
Bir şeyi isimlendirmek, kendimizi onunla ilişkilendirme yoludur. İsimlendirmediğimizin varlığının farkında değilizdir; haliyle aramızda bir nisbetin kurulması da söz konusu olmaz. "Allah'ın güzel isimleri" -Esmâ-i Hüsnâ- kulun Rabbiyle ilişkisinin eksenlerini oluşturur. Bu yüzden, Esma-i Hüsnâ'nın kuru kuru ezberlenecek bir liste olduğunu düşünmek ciddi bir hatadır; Esma-i Hüsnâ'ya olan ihtiyacımızın körelmesi demektir. Üveys-el Karanî'nin ünlü tefekküründe olduğu gibi, insan Esmâ-i Hüsnânın anlam eşiğinde kendini yeniden tanır, tanımlar: "Ya Rab, sen Rezzaksın ben ise merzuk. Sen Halıksın, ben ise mahlûk..." Demek ki, merzukiyetini yani rızıklandığını anlamayan Rezzak ismini anlayamaz. Halık ismini bilen de mahluk olduğunu, her an yeni baştan yaratıldığını idrak eder. Rezzak-merzuk ekseni, Halık-mahluk ekseni, Rabb-abd ana eksenini zenginleştirir, besler, büyütür, çoğaltır, çeşitlendirir. "Allah bir de Rezzakmış..." deyip rezzakiyeti kendi varlığından dışarıda bir yerde arayarak, kaç tane Rezzak kaç sevaba denk gelir diye meraklanarak, anlamından habersiz bir takım sözler gibi diline, Esmâ'yı ezber yahut zikir yapmak, bal kavanozunu dışarıdan yalamaya benzer. Hakîm ve Rahîm olan Rabbimiz, bizi bize lâzım olmayan şeylerle niye meşgul etsin ki?
Esmâ-yı Nebî'yi de aynı şekilde değerlendiriyorum. Peygamberi, ünvanları ekseninde tanıyarak, O'nunla ilişkimizi, O'na olan ihtiyaç kanallarımızı yeniliyoruz, yeniden fark ediyoruz. Bu konuda, tefekkürümün ve Kur'ân'a muhataplığımın üstadı olan Risale-i Nur'un Allah'ı da, Peygamber'i de, Kur'ân'ı da, metin içinde zikrederken hiç rastgele zikretmediğini belirtmek isterim. Her kelime, her isim, her unvan bir hikmetin aktarımı, anlaşılması, üretilmesi için bir fırsatsa, o bahiste zikredilmeyi hak eden kelime yerine bir başka kelimeyi kullanmak zulüm olur. Her cümle bir bağlamla gelir, o bağlam ise bizi zikredilene (Allah'a, Rasûlüne, Kitabına) ayrıca bağlar, değil mi?
Esmâ-yı Nebî konusunda, Esmâ-i Hüsnâ'da olduğu kadar belirgin bir mutabakat görünmüyor ama, en azından, Ahmed, Muhammed, Mustafa, Müddessir, Tâ-Hâ, Yâ-Sîn gibi ünvanların anlamları ve farkları üzerinde durmuş olmakla, O'nu biraz daha yakından tanımaya, aramızda olması gereken bağı biraz daha yenilemeye fırsatımız olur diye düşünüyorum...