yerliturkuaz
02.11.2008, 21:25
2836
Aşk, sarmaşık gibi sarar sizi, benliğiniz ve artık sahip olduğunuz gözlüğü fırlatıp attığınız içindir ki farklı bir gözlükten bakarsınız çevreye, insanlara .Aşk tanımlanabilir mi? Bence hayır!öyle ki aşkın genel bir tanımı olmaz.Ben ancak kendi aşk anlayışımı tanımın yapabilirim ve herkes kendi aşkın kendi dilinde yaşar.Bu noktada aşkın ortak bir dili yoktur (!) belki; fakat sanki yaşanan pek çok şey de birbirinin tekrarı gibidir.
Evet nedir aşk?Bence aşk uçları yaşamaktır.Ya kış ortasında bahar gibi çiçek açar ortalık baktığınız pencereden ya da yaz ortasında kış yaşarsınız.Aşk; yüreğine beynine söz geçirememektir.Aşk çok sancılı, şiddetli, yoğun ve karmaşık duyguları bir arada yaşamaktır!Aşk normal akışında giden ırmağın sularına yeni suların karışmasıdır;öyle ki o ırmak eski ırmak değildir.Bileşimi değişmiştir, ya çok çoşkulu ya da zayıf aktığı için yatağı değişmiştir,belki başka yönlere sapacağı için yönü değişmiştir. Ama asla eski ırmak değildir artık! Öyle değil midir? Aşk, insanın kendi çevresini tanırken gücünün sınırlarını, acılar karşısındaki cesaretini yada cesaretsizliğini, çitlerini ne kadar genişletebileceğini tanıması değil midir? Aşk; norm, kural tanır mı?İlle de karşılık bekler mi? Nazım Hikmet ne güzel söylüyor şiirinde ’’Yani şimdi sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı?’’Elbette kural tanımaz aşk.Onun içindir ki aşk bir kalıba sokamazsınz.Aşk; fırtına gibi gelir,sizi alabora eder,fırtına dinince,durulunca ortalık,yaşadığımız duyguların aşk olduğunu anlarsınız.
Aşk acısı yaşanan en ağır acılardan biridir bence; onun içindir ki ben acılı aşk istemiyorum diyemiyorsunuz,en savunmasız anınızda ansızın sizi yakalıyor bu duygular.O burgaca dönüp bakınca bile, o korkunç acılardan garip bir haz alabilmektir aşk belki de.
İnsan neden aşk ister ne bekler aşktan?Sevmek, sevilmek, doyrulmak şefkat tenlerin ritmik beraberliği gibi pek çok bileşeni vardır aşkın.Belki de sonuçta bu kadar doyumu ararken tüm bu duyguların tabanında kendi bencilliğimizi yatmaz mı?
Bu noktadan sonra ben aşkı kendimce tanımlayabilirim.Aşk, beynime dokunan korkunç, tılsımlı elektriğin aynı anda tüm vücuduma yayıldığı an başlar bende.Evet, ilkin beynime sonra tenime dokunur aşk benim. Belki ikisini ayırt etmek güç ama her mükemmel ten uyumu aşkı getirmez tam tersi de doğrudur.Ama olmazsa olmaz kuralı o mutlak elektriğin ilkin beynime vurmasıdır. Yine tırnak içinde bence diyorum. Bence böyledir
Aşk öyle bir şeydir ki o korkunç elektrik sizi sürükler götürür. Giderken hiçbir şekilde düşünemezsiniz ben ne yapıyorum diye. Evet benim sevdiğim şairleri, yazarları, müzikleri sevmeyebilir. Ama bana yeni pencereler açar, başka düşünürler,ozanlar,müzikler adına ben yeni şeyler öğrenirim. Onunla çoğalır, büyürüm, kabıma sığmaz taşarım. Sence siyah olan, ak olan şeye ne ben ak, ne o siyah demek zorundayız. Ama aşk, o en güzel griyi görürken yaşanan tat değil midir.
Aşkta onur var mıdır? Tartışılır. Ne diyor Cemal Süreya ’’Daha nen olayım bilmem ki onursunuzum ben senin.’’ Öyle ya herkesin onur çitleri kendi içinde belirmiştir. Aşk her şeyi affeder mi? Tartışılır. Kimi aşklar vardır affeder, kimi aşklar vardır affetmez. O minicik kurtçuk beynimi kemirirken yüreğin hala onun için çarpar ve sen bu kaos içinde garip bir hazla acı çekersin.Beynin onu boğarken kalbin ise ona yapay teneffüs yaptırmak için uğraşır. İşte bu noktada girer beynine, yüreğine söz geçirememek. Çıkış için en güzel kuramlar bulunur, söylenir ama bir türlü uygulamaya konulmaz.
Ben aşkımı tüm dünyaya haykırmak isteyenlerdenim,tıpkı şiddetli sarsıcı öbür duygularım gibi. Ama bu değildir ki sadece aşkını bağıranlar aşkı yaşar. Peki ya o dar çerçeveden bakıp sıkışıp kalmış olanlar ve bunu söyleyebilecek cesareti olmayanlar EVET onlar da aşık olmuştur kuşkusuz ama cesaretten yoksundurlar. Ve ben en çok onlar için üzülürüm. Şu anda aklıma hemen Tahir ile Zühre sorunu aklıma geliyor:
Tahir olmak da ayıp değil, Zühre olmak da
Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil
Bütün iş Tahir ile Zühre olabilmekte
Yani YÜREKTE CESARETTE
YERLİTURKUAZ
Aşk, sarmaşık gibi sarar sizi, benliğiniz ve artık sahip olduğunuz gözlüğü fırlatıp attığınız içindir ki farklı bir gözlükten bakarsınız çevreye, insanlara .Aşk tanımlanabilir mi? Bence hayır!öyle ki aşkın genel bir tanımı olmaz.Ben ancak kendi aşk anlayışımı tanımın yapabilirim ve herkes kendi aşkın kendi dilinde yaşar.Bu noktada aşkın ortak bir dili yoktur (!) belki; fakat sanki yaşanan pek çok şey de birbirinin tekrarı gibidir.
Evet nedir aşk?Bence aşk uçları yaşamaktır.Ya kış ortasında bahar gibi çiçek açar ortalık baktığınız pencereden ya da yaz ortasında kış yaşarsınız.Aşk; yüreğine beynine söz geçirememektir.Aşk çok sancılı, şiddetli, yoğun ve karmaşık duyguları bir arada yaşamaktır!Aşk normal akışında giden ırmağın sularına yeni suların karışmasıdır;öyle ki o ırmak eski ırmak değildir.Bileşimi değişmiştir, ya çok çoşkulu ya da zayıf aktığı için yatağı değişmiştir,belki başka yönlere sapacağı için yönü değişmiştir. Ama asla eski ırmak değildir artık! Öyle değil midir? Aşk, insanın kendi çevresini tanırken gücünün sınırlarını, acılar karşısındaki cesaretini yada cesaretsizliğini, çitlerini ne kadar genişletebileceğini tanıması değil midir? Aşk; norm, kural tanır mı?İlle de karşılık bekler mi? Nazım Hikmet ne güzel söylüyor şiirinde ’’Yani şimdi sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı?’’Elbette kural tanımaz aşk.Onun içindir ki aşk bir kalıba sokamazsınz.Aşk; fırtına gibi gelir,sizi alabora eder,fırtına dinince,durulunca ortalık,yaşadığımız duyguların aşk olduğunu anlarsınız.
Aşk acısı yaşanan en ağır acılardan biridir bence; onun içindir ki ben acılı aşk istemiyorum diyemiyorsunuz,en savunmasız anınızda ansızın sizi yakalıyor bu duygular.O burgaca dönüp bakınca bile, o korkunç acılardan garip bir haz alabilmektir aşk belki de.
İnsan neden aşk ister ne bekler aşktan?Sevmek, sevilmek, doyrulmak şefkat tenlerin ritmik beraberliği gibi pek çok bileşeni vardır aşkın.Belki de sonuçta bu kadar doyumu ararken tüm bu duyguların tabanında kendi bencilliğimizi yatmaz mı?
Bu noktadan sonra ben aşkı kendimce tanımlayabilirim.Aşk, beynime dokunan korkunç, tılsımlı elektriğin aynı anda tüm vücuduma yayıldığı an başlar bende.Evet, ilkin beynime sonra tenime dokunur aşk benim. Belki ikisini ayırt etmek güç ama her mükemmel ten uyumu aşkı getirmez tam tersi de doğrudur.Ama olmazsa olmaz kuralı o mutlak elektriğin ilkin beynime vurmasıdır. Yine tırnak içinde bence diyorum. Bence böyledir
Aşk öyle bir şeydir ki o korkunç elektrik sizi sürükler götürür. Giderken hiçbir şekilde düşünemezsiniz ben ne yapıyorum diye. Evet benim sevdiğim şairleri, yazarları, müzikleri sevmeyebilir. Ama bana yeni pencereler açar, başka düşünürler,ozanlar,müzikler adına ben yeni şeyler öğrenirim. Onunla çoğalır, büyürüm, kabıma sığmaz taşarım. Sence siyah olan, ak olan şeye ne ben ak, ne o siyah demek zorundayız. Ama aşk, o en güzel griyi görürken yaşanan tat değil midir.
Aşkta onur var mıdır? Tartışılır. Ne diyor Cemal Süreya ’’Daha nen olayım bilmem ki onursunuzum ben senin.’’ Öyle ya herkesin onur çitleri kendi içinde belirmiştir. Aşk her şeyi affeder mi? Tartışılır. Kimi aşklar vardır affeder, kimi aşklar vardır affetmez. O minicik kurtçuk beynimi kemirirken yüreğin hala onun için çarpar ve sen bu kaos içinde garip bir hazla acı çekersin.Beynin onu boğarken kalbin ise ona yapay teneffüs yaptırmak için uğraşır. İşte bu noktada girer beynine, yüreğine söz geçirememek. Çıkış için en güzel kuramlar bulunur, söylenir ama bir türlü uygulamaya konulmaz.
Ben aşkımı tüm dünyaya haykırmak isteyenlerdenim,tıpkı şiddetli sarsıcı öbür duygularım gibi. Ama bu değildir ki sadece aşkını bağıranlar aşkı yaşar. Peki ya o dar çerçeveden bakıp sıkışıp kalmış olanlar ve bunu söyleyebilecek cesareti olmayanlar EVET onlar da aşık olmuştur kuşkusuz ama cesaretten yoksundurlar. Ve ben en çok onlar için üzülürüm. Şu anda aklıma hemen Tahir ile Zühre sorunu aklıma geliyor:
Tahir olmak da ayıp değil, Zühre olmak da
Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil
Bütün iş Tahir ile Zühre olabilmekte
Yani YÜREKTE CESARETTE
YERLİTURKUAZ