PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : SİVAS’TA ESKİ RAMAZANLAR VE İFTAR SOFRALARI


Sabiha Serin
31.07.2011, 11:24
SİVAS’TA ESKİ RAMAZANLAR VE İFTAR SOFRALARI


Çocukluğumuzdaki Ramazan Hazırlıkları


Çocukluğumda Ramazan’ın geldiğini büyüklerimizin koşuşturmalarından anlardık. Günler öncesinden kuskuslar, erişteler, tarhanalar, turşular yapılır; dolmalık yeşil biberler, patlıcanlar evin güneş gören dış kısmında uygun bir yere iplerle asılarak kurutulurdu. Kıymalıklar dış kenarlarına çamur sürülen bakır leğenler de ( çamur leğenin ve kıymanın kor ateşte yanmaması için sürülür) bahçede odun ateşi ile yanan ocakta kavrulur, daha sonra kışın yemeklerde kullanılırdı. Kıyma kavrulduktan sonra bayat ekmeğin üzerine sıcak kıyma ilave edilir ve çevredekilere ikram edilirdi. Buna halk arasında ekmek bandırma denirdi. Kıymalık günü çoluk çocuk bir bayram havası solurdu. Bulgurlar ise komşularla birlikte yine bahçede ya da evde ayıklanırdı. Bir eşeğin boynuna iple bağlanarak sürülen bulgur makinesini taşıyan bulgurcu mahalle mahalle, “Bulgurcu geldiii hanııım...” diye bağırarak dolaşırdı. Ev ev herkesin bulgurunu çekerlerdi. Duyanlar duymayanlara haber verir, o gün mahallede şenlik olurdu. Biz çocuklar ise okuldan eve geldiğimizde kapış kapış annelerimizin bizim için ayırdığı bulgurun tozuna (kepek) şeker ilave edip yerdik. Annelerimiz bulgurları elekle eleyerek pilavlık ve köftelik bulguru ayırırdı. En ufak bulgura düğülcek denirdi. Bilhassa kemikli kıyma ile pişirilirse düğülcek çorbasının tadına doyum olmazdı. Kok kömürü ile yakılan maltızların üzerinde bakır tencerelerde yemekler pişerdi. Bahçede ocaklar odun ateşi ile yanar, ocağın üzerinde kazanlarla sular ısıtılır, bu sularla çamaşırlar elde leğenlerde yıkanırdı. Evdeki kilimler, paspaslar yıkanarak temizlenmiş olan evlerle insanlar ramazana hazır olurlardı.
Ramazan da İlk Sahur Heyecanı


İlk gece davul sesleriyle uyandığımızda annemizin sahurda uyanıp yeni pişirdiği hakiki tereyağlı taze pilavın kokusu buram buram etrafa yayılırdı. İlk gece pilav yemenin haneye bereket getireceğine ve ramazanın kolay ve çabuk geçeceğine inanılırdı. Mercimekli bulgur pilavının da tok tutacağı söylenirdi. Sahur hazırlığı olarak bazen annelerimiz akşamdan ‘bişi’ denen hamuru yoğurur ve ekşimesi için üzerine temiz ıslak bez örtüp yatarlardı. Sahurda küçük tüp üzerinde ki kızgın yağda kızartılan “ bişi” ler sıcak sıcak yenirdi. Bişinin yanında ise ya taze demlenmiş çay ya da erik ekşisi (İncaz) sulandırılarak içilirdi. Bazen de sahurda kavurma eriştesi pişirirlerdi.(Eriştenin kavrulmuş hali) Eskiden büyükler evden erişteyi eksik etmezlerdi. Daha kış bile gelmeden birkaç ev toplanıp evlerdeki bahçelerde neşe içerisinde birbirleriyle yardımlaşarak erişte ve kadayıf yaparlardı. Hatta hanımlar birbirlerine, Sivas’ın doğal , öz şivesiyle “Gız anam erişteyi hangi gün yapsak ki ? eriştesiz ev olmaz, şurdanağrı (aniden) bir gelen olursa hemen erişte süzeriz de garınlarını doyururuz, yer yarılır adam çıkar anam he mi gı” derlerdi. Sonrada gayretle eriştelerini, kadayıflarını, kuskuslarını hep birlikte yaparlardı.Biz çocuklarda arasında peynir olan fetilleri, yağlamaları yiyerek bayram ederdik. Şimdi ise eriştelerin yerini makarnalar aldı.
İşte dostluk, işte paylaşım, işte güzellikler…


Davulcular Ve Çocukluğumuzdaki İlk Oruç


Annelerimiz sahur sofrasını hazırlarken evdeki erkeklerden birisi de davulcuyu evin kapısına çağırıp bahşiş verirdi. O zaman davulcu ev sahibinin istediği parçaları çalar, hatta mahalledeki diğer komşu delikanlılar bahçeye çıkıp halay dahi çekerlerdi. Eğer o ev iyi bir bahşiş vermiş ise davulcu ertesi gün o evin penceresinin ışıkları yanmadan, onları uyandırmadan kapının önünden gitmeyerek davulunu çalmaya devam ederdi. Çünkü sahurda davul sesiyle uyanmak ramazanın ayrı bir güzelliğiydi. Daha sonra davulcular bayram sabahı ev ev gezerek ramazan boyunca uyandırdıkları evlerin hem bayramını kutlar hem de çamsakızı çoban armağanı hak ettikleri bahşişlerini ve şekerlerini toplarlardı. Ev sahipleri de seve seve bahşiş verir, şeker ikram ederdi. Hatta bayram sabahı bile bazı evler davulcuyu çağırır ve kapısının önünde davul çaldırırdı.

Herkes sahura kalkmayı zevkli bir görev olarak yerine getirirdi. Eğer çocuklar sahura kaldırılmazsa sabahleyin ağlarlar ve davulcuyu göremedik diye üzülürlerdi. İlk gün genellikle küçüklere de oruç tutturulurdu. Bazen iftara kadar dayanamayıp acıkır, mızmızlanırdık. O zamanda bazen büyüklerimiz orucumuzu bozdurarak susmamız için mecburen yemek yedirirlerdi. Bu kez de orucumuz bozuldu diye ağlardık. En sonunda bize “Neyse bu sefer direkli tuttun, yarın yine oruç tutarsınız” diyip bizleri kandırıp sustururlardı. İlkokul çağlarında Ramazan’da en az yedi gün oruç tutardı çocuklar. Bilhassa Kadir Gecesi ve Arife günü iftar vakti oruç tuttuk diye büyüklerimiz bizi evin içinde bir iki adım sırtında gezdirir, horoz şekeri ile ödüllendirirlerdi. Tekrar sırtta gezdirilmek ve horoz şekeri yemek için ertesi gün o hevesle tekrar oruç tutardık. Daha yedi yaşımızda iken büyüklerimizin oruç tutmayı böylelikle bizlere zevkli hale getirmeleri sayesinde bizler büyüdükçe oruç tutmanın kolaylığını, önemini ve sevabını öğrendik
.
İftar Sofraları ve Misafirler

Ramazanda iftar soframızda misafir eksik olmazdı. Ailemizdeki en yaşlı büyüklerimizin evi ayrı ise ramazanın ilk günü oraya iftara gidilirdi. İlk oruç şenlikle, hep birlikte orada açılırdı. Büyüklerimiz iftara aniden gitmenin daha sevap olduğunu söylerdi. Ramazan süresince aile büyüklerimizden evlerinde yalnız yaşayanlar var ise onların kendi isteğine bırakılmadan evlerimize zorla getirir, ramazanı onlarla birlikte geçirmeye özen gösterirdik. Ramazan şenlikle, kalabalık sofralarla güzelleşir ve bereketli olurdu.

İftardan sonra eğer derslerimiz uygun ise büyüklerimiz ile camiye, teravi namazına heyecanla giderdik. Teravi namazına mahalledeki bayanlar grupça giderek birbirlerine ‘Teravi arkadaşım’ derlerdi. Bazen ben iftar yemeğimi acele acele yer, kapı kapı gezerek komşu teyzeleri ve arkadaşlarımı teravi namazı için toplardım ve hep beraber mahallemizdeki camiye giderdik. Çok küçük olduğumuz için namaz kılmayı yeni yeni öğreniyorduk. Namaz başlayınca da çocukluk işte kıkır kıkır gülmeye başlardık. Namaz esnasında selam veren annelerimiz bize kızar, sustururlar, namaz bittikten sonra da biz çocukları dizlerinin dibine oturttururlar, bizlere namazla ilgili nasihat ederlerdi. Çocukluğumuzdaki sevecen ve yapıcı öğütler ile namaz kılmayı ve zamanla dini bilgileri öğrenmiş olduk.

İftar vakti sofralarımızdaki yemeklerden ayrı tabaklara konup, değişiklik olsun diye komşulara verilirdi. Tabii onlardan da bize gelirdi. Buda komşuluk ilişkilerinin daha sıcak ve samimi olmasını sağlardı. Şu an da bu güzel alışkanlıklarımız bazı evlerde halen devam ediyor. Genellikle aile büyüklerimiz rahmetlik olduktan sonra insanların birbiri ile iletişim ve paylaşımları azaldı. Ramazan geldiğinde aileler diğer günlerdeki akşam yemekleri gibi yemeklerini yiyorlar. Oysa iftar sofraları misafirlerle şenlenir ve güzelleşir. Ramazanların eskisi gibi şevkli ve güzel olmamasının nedeninin ekonomik koşullar yüzünden olduğunu öne süren olabilir. Bence bu bahanedir, önemli olan ramazan ve iftar coşkusunu eş dostla birlikte paylaşmaktır. İftar sofrasında yemeğin miktarı ve çeşidinden çok, içten bir samimiyetle, güler yüzle, şenlikle bir araya gelinmesi, ramazan ve iftarın güzelliklerini yaşatır insana. Çünkü büyüklerimiz bize “ İftar sofraları misafirlerle şenlenir ve bereketli olur, hatta akrabalara haber vermeden aniden iftara gitmekte daha sevaptır “ derlerdi.

Her ne kadar şu anda Ramazan ayında bazı geleneklerimizi korumak ve yaşatmak istesek de ne yazık ki eski ramazan coşkusu ve zevkini göremiyoruz. Bu kez haklı olarak
“ Nerede eski ramazanlar,eski bayramlar hey gidi günler hey “ diyoruz. Sonra da eski anılarımızı yüreğimizde yaşatıp iç çekiyoruz.

Toplum olarak tüm insan iletişimimizde sevgi, saygı, birlik ve beraberlik, tutkunluk, paylaşım, dayanışmanın olacağı bir yaşam olması dileklerimle, hayırlı ramazanlar dilerim.


SABİHA SERİN
sabiha_serin@mynet.com

Not: Anlatmaya çalıştığım Ramazan hazırlıkları ve şiveler Sivas ve yöresi Halk Kültürüne göredir.

_DuMaN_58
31.07.2011, 13:54
Benim Sivasta geçirdiğim Ramazanlar hep sade geçti. Yani sahur vaktinde dışarı çıktığımı hiç hatırlamıyorum. Davulcuya da bahşiş vermedim hiç :) Annem ne yaptıysa onu yer tekrar uyurdum. Hoşaf, mercimekli pilav sahurda çok hoşuma giderdi. Hele bayramın yaklaştığı vakitlerde babamla çarşı alışverişine çıkardık oruçlu oruçlu. Babam horozlu şeker alırdı :) onu yemek için top atılmasını dört gözle beklerdim. İftara akrabalara gitmeyi çok severdim. Hani biz misafir oluyoruz ya ev sahibi de bol keseden yemek yapıyor, tatlılar çörekler.. Midem bayram ederdi. Ama bize misafir geldiğinde pek hoşlanmazdım. Evin tüm hizmetini ben yapıyorum çünkü :)

Salim58
31.07.2011, 14:22
Sabiha hanım okadar güzel anlatmışkı okudukça o eski ramazanlara daldık gittik.

Eski ramazanlar denince çocukluk yıllarımdaki ramazanları düşünür herzaman ahhh eski ramazanlar derim.Çocukluğumdaki ramazanlardan hiç unutamadığım birkaç güzelliği yazıp noktayı koyalım.

Bizim köyde davul olarak teneke davullar çalınırdı uzaklardan okadar güzel sesi gelirdiki yaklaştıkça o ses dahada güzelleşirdi.:)

İftar vakti sesli sistem olmadığı için haliyle ezan uzak evlere duyulmazdı bizde ezan vakti caminin yanında oturur ezan okununca ezan okundu diye eve kadar bağırarak koşardık çocukluk işte.:)

Bayram sabahı erkenden kalkar varsa bayramlık elbiselerimizi giyer makarna poşetlerini hazırlar şeker toplama vaktini beklemeye başlardık,Aile büyüklerimiz tamam startını verince gitmediğimiz ev kalmaz o poşet dolmadan dönmezdik,Lokum olan evlere öncelik verirdik.:)

O günleri birer anı olarak hep hatırlayacağız....

NECMEDDİN ÖZBEK
31.07.2011, 21:33
bizim çocukluğumuz köyde geçti bizim için ramazanın en büyük keyfi akşam ezanını toprak bacalarda beklemek hoperlör olmadığı için hocanın cılız sesi duyulur duyulmaz bedava tellalık yaparak ezan okundu hoo diye köylüye haber vermekti.

Sabiha Serin
31.07.2011, 23:39
Eski yıllarda yaşadığımız o güzel ve doyumsuz geleneklerimiz, anılarımız hiç unutulmuyor değilmi?

Keşke şimdiki kuşaktaki evlatlarımızda bizim yaşadığımız nostalji dolu o doğal güzellikleri yaşayabilselerdi.

Kim ne derse desin ben diyorum ki teknoloj ilerledi, doğallık bitti işte o kadar.

Ben çat kapı gelen, şekerli bisküvi ve çay ikram ettiğimiz misafirleri bile özledim ya inanın o yıllardaki dostluk ve akrabalık çok ama çok başka idi.
Şimdi ise kardeş kardeşe telefon ile haber vermeden gitmiyor. Çat kapı iftara gidilirdi ne güzeldi hem de büyüklerimiz ezan vakti aniden iftara gitmek sevap derlerdi. Ne ya ne olacak ki yağlı yemezsinde yavan yersin açmı kalkacaksın sofradan öneml olan yemekmi yoksa muhabbetmi.
Sizleri bilmem ama ben misafiri severim. Aniden kapımı çalana kurban olurum yemem yediririm. Mühim olan sevgi ve dostluk bence. Et olmazsa ot olur. Yemek olmazsa peynir ekmek olur nedirki yemek.
Anlatmak istediğim ramazanda birbirinize iftara gidip gelin.Ziyafet çekmek şartmı. Allah ne verdiyse bir kaşık çorbada olsa akrabalarınız ile eş dostlarınızla iftar açın.
Amacım dostluk ve akraba iletişimi kopmasın,geleneklerimize sahip çıkalım, mübarek ramazan ve bayram ayları işte bunların pekişmesinide sağlar.

ayparcam
01.08.2011, 11:46
Sahur vaktinde davul yerine teneke calirken uyanmak ne yazikki sadece güzel bir ani olarak kaldi
Gurbet ellerinde ezana bile hasret kalan bizler saat alarmiyla sahura kalkmaya calismak zor ve üzücü bir durum :(
Ogünlerimi cok ama cok özlüyorum Rabbim bugünlerimizide aratmasin insALLAH