PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : FLAŞ GÜNCEL YAZI


sivaslınet
05.04.2012, 07:58
Sayın Başbakan, bunu yapmayın artık !..

Sayın Başbakan; geçirdiğiniz ameliyata rağmen son 15 gündür gösterdiğiniz hareketlilik olağanüstü. Dünyanın öteki ucuna gidip geldiniz, en ufak bir yorgunluk belirtisi bile yok.

Umuyor ve diliyorum ki, sağlığınız eskisinden daha iyi olacak.

Salı günü partinizin grup toplantısında yine çok formdaydınız. Siyasi rakiplerinizi hem belagat gücünüz, hem espri yeteneğiniz hem de herkesin anlayacağı üsluptaki konuşmanızla gerçekten çok zorda bırakıyorsunuz.

Ancak sayın Başbakan; günlük siyasi çekişmelerdeki üslubunuzu tarih konusuna kaydırdığınızda, söyledikleriniz AKP grubunu ve kendi tabanınızı çok mutlu edebilir, buna karşın toplumsal barış ve anlayışa dinamit koymakla eşdeğer olduğunu da söylemeliyim.

Örneğin çok anlaşılır ve esprili bir dille tek parti döneminde CHP’nin Alman diktatör Hitler’le çok iyi anlaştığını söylediniz. Bunun için kararnameleri ve gazete manşetlerini gösterdiniz.

Her şey yaşandığı dönemle ilgili yorumlanmalıdır. O tarihlerde kıta Avrupası’nda yükselen değer faşizmdi. Hitler’in, Franko’nun, Salazar’ın ve Mussolini’nin faşizmi, kapitalist dünyada büyümeye çalışan Rusya komünizmine karşı en etkili ilaç olarak görülüyordu.

Amerika’da bile Hitler ve faşizm hayranlığı vardı.

Faşizmin ne beter bir şey olduğu İkinci Dünya Savaşı’ndan, 60 milyon insanın ölümünden ve uygulanan soykırımdan sonra anlaşıldı. Faşizm o tarihten sonra “insanlık suçu” olarak anılmaya başlandı ve yasaklandı.

Sayın Başbakan, benzer bir söylem, sizin Kaddafi ve Esad’la ilişkileriniz konusunda dile getirilirse verecek cevap bulabilir misiniz?

Kaddafi’den “Barış ve insanlık ödülü” alan sizsiniz. Esad’la “Kardeşim” diye kucaklaşan, ailece görüşen, birlikte tatil yapan, maça giden de sizsiniz.

Peki bugün ne oldu? Birinin devrilmesinde önemli rol aldınız, diğerini de devirmek için elinizden geleni yapıyorsunuz.

Sayın Başbakan; gelelim ikinci konuya. 4+4+4 sistemini geçirmek ve okullarda Kuran dersi verdirtmek için çok çaba harcadınız. Bu tutumunuz çağdaşlığa, laik demokratik bir hukuk devletinin temel ilkelerine, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine aykırı olsa da, bu sizin inancınızın da ötesinde, siyasi ideolojiniz.

Şu anda Başbakansınız ve güçlüsünüz, dilediğinizi yapabiliyorsunuz.

Ancak bunu yerine getirmek için verdiğiniz örneklerin toplumda açacağı yaraları görmüyor musunuz?

Örneğin sayın Başbakan, ısrarla ve vurgulayarak Cumhuriyet döneminin dinimizi yasaklatmaya çalıştığını, dindarlara büyük baskılar yaptığını, eziyet çektirdiğini anlatıyorsunuz. Bunu da “Babam anlatmıştı” kanıtına dayandırıyorsunuz.

Söylediğinize göre evinizdeki Kuran’ı Kerim’e jandarma gelip el koyuyormuş. Herkes Kuran’ı Kerim’ini yer altına, mağaralara saklıyormuş.

Peki Sayın Başbakan, sizin babanızın yaşadığı köyde hiç kimse ölmüyor muydu? Ölenlerin cenazesi nasıl kaldırılıyordu? Köyünüzde imam yok muydu? Cuma namazı, bayram namazı bile kılınamıyor muydu?

Camiye ilk kez 1960 yılında, henüz 4 yaşındayken Erzincan’da babamla birlikte gittim. O günden bu yana dinimi çok iyi öğrendiğimi söyleyebilirim.

Sizin anlattığınız şeylerin hiçbirini de bu yaşıma kadar duymadım, anlatana da rastgelmedim. Nedense sadece bu ideolojiye sahip olanlar söylüyor bunu.

Sayın Başbakan, dine bağlı olmak başka, dini siyasete alet etmek ve halkın vicdani duygularını övüyormuş gibi yapıp aslında zedelemek farklıdır.

Geçmişi eleştirirken sarf ettiğiniz sözlerin yakın bir gelecekte toplumda çok ciddi kavga ve ayrımlara neden olacağını sizin de fark edeceğinizi düşünüyorum.

-Can ATAKLI-

Alibaba58
05.04.2012, 08:54
Sayın Sivaslınet paylaşım için teşekkürler. Hepsi çok doğru.

sivaslınet
05.04.2012, 09:01
Sayın Alibaba,

Sizlerden de bu başlık altında, beğendiğiniz köşe yazarlardan güncel flaş yazıları bekleriz.

Alibaba58
05.04.2012, 09:04
Tamam Sayın Sivaslınet. Teşekkür ederim değerli bilgileriniz ve yorumlarınız için.

Alibaba58
05.04.2012, 09:12
Tablo - Yılmaz ÖZDİL

1993...

Kenan Evren’in yağlıboya tablosu açık arttırmayla satışa sunuldu, işadamları kıyasıya yarıştı, 5 bin lirayla başladı, 50 milyon liraya yükselince, Kenan Evren “yeter artık” dedi, Sakıp Sabancı’nın oldu.

*
1993...
Kenan Evren’in yağlıboya tablosu, Kenan Evren Lisesi Vakfı’nın gecesinde açık arttırmayla satıldı, 10 bin lirayla başladı, arttıran arttırana, rekor kırıldı... 110 milyon liraya Koç Grubu’nda kaldı.
*
1993...
Kenan Evren, Marmaris’te sergi açtı, bi tablosu 500 milyon liraya Nuh Çimento tarafından satın alındı. Ancak, Nuh Çimento hangi tabloyu satın aldığını bilmiyordu, hatta, sergiyi bile gezmediler, tabloları görmediler! Kenan Evren’in röportajda anlattığına göre “hangisini isterseniz, onu verin” dediler. Kenan Evren de “anne sevgisi” isimli tablosunu verdi. Kenan Evren “o kadar para etmediğini ben de biliyordum ama, ne yapayım, sanatsever, hayırsever insanlar işte” dedi.
*
1997...
Kenan Evren, Ankara’da sergi açtı, “hamamda kızlar” isimli tablosu, kimliği açıklanmayan bi müteahhit tarafından 600 milyon liraya satın alındı. Kenan Evren’in “hamamda kızlar”ı Hürriyet’in tatil ekinde yayınlanan “bayram hamamları” fotoğrafından arakladığı iddia edildi. Kenan Evren “ne yapsaydım yani, kızları hamama götürüp, öyle mi resim yapsaydım” dedi.
*
1998...
Kenan Evren’in “Denizli horozu” isimli tablosu, Denizli’de açık arttırmayla satıldı, Denizlili tekstilciler, sanayiciler, ihracatçılar kıyasıya yarıştı, 100 milyon lirayla başladı, 10 milyar liraya turizmci’de kaldı.
*
1998...
Kenan Evren’in “Atatürk” isimli yağlıboya tablosu, İstanbul Ceylan Intercontinental Oteli’ndeki Cumhuriyet Balosu’nda açık arttırmayla satıldı. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in de katıldığı görkemli gecede, seçkin davetliler kıran kırana kapıştı, Kenan Evren’in tablosu 250 milyon liradan başladı, 105 milyar liraya Ali Balkaner’de kaldı. Ali Balkaner, Kenan Evren’in tablosunu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e hediye etti!
*
1998...
105 milyar liralık fiyat, Kenan Evren’i “yaşayan en pahalı Türk ressamı” yapmıştı... Kenan Evren ise, “en yüksek ikinci fiyata satılan tablom oldu” dedi. Demek ki, 105 milyardan fazlaya satılan tablosu vardı. Ama, o tablonun kim tarafından satın alındığını açıklamadı.
*
1998...
Bilahare, en yüksek fiyata satılan tablonun hangisi olduğu ortaya çıktı. Kültür Bakanlığı Resim Heykel Müzesi, Kenan Evren’in “begonvilli duvar” tablosunu 300 milyar liraya satın almıştı iyi mi! Seneler önce yaşanan bu rezaleti, bugünün Kültür Bakanı Ertuğrul Günay ortaya çıkardı, soruşturma açtı, sonra n’ooldu bilmiyorum.
*
1999...
Kenan Evren, Playboy’a çıplak poz veren, dünya ve olimpiyat şampiyonu Alman buz patenci Katarina Witt’in tablosunu yaptı. “Şelale altında bir güzel” isimli tablosu için “belki sürpriz yapıp, bi sergimde gösteririm ama, kaç milyar verirlerse versinler, satmam” dedi.
*
2001...
Kenan Evren, İzmir’deki sergisini iptal etti. “Ekonomik kriz var, benim tablolarım en aşağı 20 milyar lira, bu ortamda kimse gelip de tablo almaz” dedi.
*
2001...
Kenan Evren haklıydı netekim. Fiyatlar fena gevşemişti. Kenan Evren, Ankara’da sergi açtı, “sigara içen ihtiyar” isimli tablosu, anca, 1 milyar 300 milyon liraya Halis Toprak tarafından satın alındı. Gel gör ki... Kenan Evren’in “sigara içen ihtiyar”ı Fikret Otyam’ın çektiği “sigara içen ihtiyar” fotoğrafından arakladığı iddia edildi. Fikret Otyam, bir liralık sembolik tazminat davası açtı. Kazandı. Mahkum etti. Kenan Evren “o fotoğrafı bana Mehmet Ali Birand gönderdi. Bu Mehmet Ali Birand, 32’nci Gün programını yapan Mehmet Ali Birand değil. Ankara’da yaşayan Mehmet Ali Birand isimli bi vatandaş. Slaytı da var. Söyledik mahkemeye, böyle böyle dedik, dinletemedik. Yatak odamda eskiden kalma gümüş bir lira var, tazminat olarak onu vereceğim. Sanatsal faaliyeti mahkemeye verenleri, millete havale ediyorum” dedi.
*
2002...
Kenan Evren, İstanbul’da sergi açtı, “asla satmam, belki gösteririm” dediği, Katarina Witt tablosunu satışa çıkardı. 10 milyar lira etiket koydu. Alıcı çıkmadı. Elinde kaldı.
*
2003...
Kenan Evren, İstanbul’da sergi açtı, 2 ila 4 milyar lira arasında etiket koyduğu yağlıboya tabloları, anca, 1 milyar liraya alıcı bulabildi. Suluboyaların yüzüne bile bakan olmadı. Getirdiği gibi geri götürdü.
*
2005...
TMSF, batık bankacı Ali Balkaner’in haczedilen mallarını sattı. Aralarında, Kenan Evren’in “portre” isimli tablosu da vardı. Verile verile, 600 lira verildi.
*
2006...
Malum, Türk Lirası’ndan sıfırlar atılmıştı. Kenan Evren’in sıfırları ise, daha hızlı erimişti. İzmir’de sergi açtı, bin lira etiket koyduğu tabloları, 500 liraya zorla gitti.
*
2007...
Kenan Evren’in yakın dostu Mustafa Deliveli’ye hediye ettiği ve Lidya Oteli’nin borçlarından ötürü el konulan “orman”, “ağaç” ve “sazlıklı göl” isimli tabloları, icra yoluyla satışa sunuldu. 3’üne birden istene istene toplam 5 bin lira istendi. Alıcı çıkmadı. Fiyat indirildi. Gene alıcı çıkmadı.
*
2009...
Cumhurbaşkanlığı, Çankaya Köşkü’nde sergilemek üzere, portresi bulunmayan eski cumhurbaşkanlarının yağlıboya tablosunu yaptırmak istedi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne başvurdu. “Yaşayan en pahalı ressam” Kenan Evren’in tablosunu yapacak ressam bulunamadı! Üniversite Senatosu’nun kararını nazik bi dille açıklayan rektör, “bizden mezun hiçbir ressam, Kenan Evren’in tablosunu yapmaz” dedi.
*
2010...
Kenan Evren’in Akbank Kültür Sanat Eğitim Merkezi tarafından 1993’te kuşe kağıda bastırılan Kenan Evren Resim Sergisi Kataloğu, internette sadece 14 liraya satışa sunuldu. Kimse almadı.
*
2011...
Kenan Evren’in İş Bankası tarafından 1994’te kuşe kağıda bastırılan Kenan Evren Resim Sergisi Kataloğu, internette 5 liraya satışa sunuldu, 5 lira! Kimse almadı.
*
Güç ondayken...
50 milyon.
110...
500...
600...
Yok mu arttıran?
10 milyar.
105 milyar.
300 milyar.
Devran dönünce?
600 lira.
500 lira.
14 lira.
5 lira.
Sıfır.
*
2012...
Böyle bu işler. Değmesin yağlı boya !

sivaslınet
06.04.2012, 10:49
Zalim yargılanırken sevinmeyen mazlum -Ahmet HAKAN-

Bakıyorum:

12 Eylül'de işkencelerden geçmiş, hapislerde yatmış, sıkıyönetim mahkemelerinde yargılanmış, eza ve cefanın en hakikisini çekmiş, sürülmüş, süründürülmüş, yurtdışına kaçmak zorunda kalmış, işi elinden alınmış insanlara...

Mutlu değiller!
Gerçekten mutlu değiller.
Müdahil falan oluyorlar ama "yaşasın" demiyorlar, "çok şükür" demiyorlar, "Allah razı olsun" demiyorlar, "bugünü de gördük" demiyorlar.
Neden?
Neden zalim yargılanırken mazlum sevinmiyor?
Neden zalim yargılanırken mazlum havalara uçmuyor?
Zalime zalimlik günlerinde yardakçılık yapanlar bile "çok şükür, bugünleri de gördük" falan diyerek zil takıp oynarlarken zalimin demir yumruğunu tepesine yemiş olan mazlum neden bu denli ihtiyatlı?
Ne ihtiyatı?
Neden bu denli karamsar?

* * *
TEK TEK SIRALADI

Galiba şunlardan dolayı:
- Darbe yargılanırken... Sıkıyönetim mahkemelerini andıran mahkemeler eliyle ortama korku salınıyor ya...
- Darbe yargılanırken... Bilim insanları, yazarlar KCK iddianamesi'nin içinde "yatakçı / elebaşı" diye nitelendiriliyor ya...
- Darbe yargılanırken... Kürt sorununa darbeli günlerdekine benzer çözümler aranıyor ya...
- Darbe yargılanırken... Darbenin oluşturduğu kurumlar sapasağlam ortada duruyor ya...
- Darbe yargılanırken... Cezaevlerinden gözyaşlarıyla ıslanmış mektuplar geliyor ya...
- Darbe yargılanırken... Özgürlük rüzgârları, tahammülsüzlük girdaplarında boğuluyor ya...
- Darbe yargılanırken... Tıpkı darbe günlerinde olduğu gibi iftiralar, kara çalmalar, tehditler gırla gidiyor ya...
- Darbe yargılanırken... Tazyikli su, biber gazı ve cop üçlüsü egemenliğini koruyor ya...
- Darbe yargılanırken... Söz söyleyenin terörist olarak ilan edilme ihtimalinde bir düşüş kaydedilmiyor ya...
- Darbe yargılanırken... Özel Yetkili Mahkemeler yaklaşık 90 bin kişiyi "örgüt üyeliği"nden yargılıyor ya...
İşte bu tablo ürkütüyor 12 Eylül'ün mazlumlarını...
İşte bu tablo nedeniyle mutlu olamıyorlar.

* * *
PEK DE HAKSIZ SAYILMAZLAR

- Mutlu olamıyorlar çünkü: "Darbecileri yargılıyoruz" diye atılan havaların, çekilen nutukların, toplanan puanların, kazanılan oyların, bu tabloyu daha da kuvvetlendireceğinden adları gibi eminler.
- Mutlu olamıyorlar çünkü: "Darbecileri yargılıyoruz" diye atılan havalar ve kazanılan puanlar sayesinde daha da kibirli olacaklarını, daha da tahammülsüz olacaklarını, daha da uzlaşmaz olacaklarını biliyorlar.
- Mutlu olamıyorlar çünkü: Darbenin değil, Kenan Evren'in yargılandığını, fakat bunun "12 Eylül'le esaslı bir hesaplaşma" gibi sunulduğunu, 12 Eylül zihniyetinin dimdik olmasa bile yıkılmayıp ayakta kaldığını görüyorlar.
- Mutlu olamıyorlar çünkü: Darbe yargılamalarının toplumun tüm kesimlerinde bir ferahlama, bir esenlik, bir özgürlük rüzgârı estirmesi gerektiğinin, oysa Kenan Evren'in yargılanmasının böyle bir rüzgâr estirmediğinin farkındalar.
Kısacası...
Elden ayaktan düşmüş iki yaşlı darbecinin yargılanmasından elde edilen gücün sağladığı ve sağlayacağı özgüvenden korkuyorlar.
O özgüvenin, kafalarına bir yumruk gibi ineceğini düşünüyorlar. Son dönemde ardı ardına yumrukların kimlerin tepelerine indiği göz önünde bulundurulursa...
Pek de haksız sayılmazlar hani...

mansur58
06.04.2012, 11:48
Zalim yargılanırken sevinmeyen mazlum -Ahmet HAKAN-

Dönek olmak zor zanaat. Ahmet Hakan bunu başarmış gibi görünüyor olsa da trajı komik duruma düşmekten kurtulamayanlardan.

KAOS
06.04.2012, 14:06
Dönek olmak zor zanaat. Ahmet Hakan bunu başarmış gibi görünüyor olsa da trajı komik duruma düşmekten kurtulamayanlardan.

Karşıdan bu tarafa dönen= Doğru yolu bulmuş, bizden, iyi...
Bu taraftan karşıya dönen= Dönek, kötü...

aktassa
06.04.2012, 23:02
Kim doğru yolu bulmuş?

mansur58
06.04.2012, 23:18
Kim doğru yolu bulmuş?

Ahmet Hakan :)

kuzu_58
07.04.2012, 09:04
ahmet hakan medyanın fahişesidir

Alibaba58
07.04.2012, 09:12
İMAM

“Bu ne?…”
Çocuklar bir ağızdan:
“Cüppeeee….”
“Ne işe yarar cüppe?..”
“Giyiliiirrrr…”
... *
İmam Dalga Efendi’nin o okulda çocuklara ders verirken sarık ve cüppe ile gitmediği… Sarık ve cüppeyi çocuklara göstermek amacıyla orada giydiği açıklandı neyse…
Tabii sevindik…
Sanki CERN deney merkezinde ders yaptılar…
*
“Şimdi burası cüppenin neyi?..”
“Koluuuuu…”
“İmam efendi kolunu nereye sokacak?..”
“Kolunaaaa.”
Çocuklar zeki, kolun abanın koluna sokulması gerektiğini biliyorlar, 7’nci sınıf çünkü…
*
Öğretmen; Durmuş Etbaş…
Çocuklara cüppe ve sarık konusunda ders veren imam; Bayram Dalga…
Okulun adı; Gazi…
*
“Şu ne?..”
“Sarııııkkk…”
“Nereye dolanır?..”
“Başaaaaa…”
“Peki bu imam efendi neyine dolayacak?..”
“Başınaaaaa…”
*
Cüppenin kol yerine kol sokulduğuna göre, sarığın da kafa için olduğunu öğrenen çocukların ufku açılırken, 4+4+4 yasası Cumhurbaşkanı’nın önünde…
İmzalarsa; işte bu resmin altına imza atmış olacak…
*
“Şimdi sırtında ne var?..”
“Cüppeeee…”
“Başındaki?..”
“Sarııııkkkk…”
“Hep birlikte bir neyimiz oldu?..”
“İmaaaamımıızzz…”
*
Daha 4+4+4’ün Meclis’ten geçtiği gün bir lisede derse sarıklı cüppeli imamı çağırmak, DHA muhabirini getirterek tüm medyada yer almasını sağlamak, sınıftaki çocuklardan çok Türkiye’ye verilen ilk dersti…

Dersini öğrenen öğrendi…
Yoksa “dindar nesil yetiştirmek” nasıl olacaktı?..
Okullara imamları doldurup da çağdaş eğitimin canını almadan…
*
Bir sonraki derstir:
“Ölü yıkama…

BEKİR COŞKUN

Alibaba58
07.04.2012, 09:19
Mustafa MUTLU : İnönü’nün torunları sessizliklerini bozdu!


Başbakan, son iki yıldır İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’yü “faşist bir diktatör” olmakla, dindarlara baskı yapmakla suçlayıp duruyor...

Düne kadar bu suçlamalar konusunda sessiz kalmaya özen gösteren İnönü ailesi, dün ilk kez bu suskunluğu bozdu.

DİNİ KİTAPLAR

İlk açıklama İsmet İnönü’nün kızının kızı ve aynı zamanda CHP Milletvekili olan Gülsün Bilgehan Toker’den geldi.

Toker, Başbakan’ın 1 Şubat 2012’de, yaptığı konuşmayı hatırlatıyor.

Başbakan o konuşmasında, İnönü’nün de imzasını taşıyan 25. 11. 1944 tarihli Bakanlar Kurulu kararnamesini göstererek, şunları söylemişti:

“İsmet İnönü ve bakanlarının imzası ile yayınlanan bir Bakanlar Kurulu kararıyla İstanbul Maarif Kütüphanesi tarafından yayınlanan ‘Tam Mevlidi Şerif’ ve Burdurlu Abidin Kara Aslan’ın İzmir Kültür Basımevi’nde bastırılarak yayınlanan ‘54 Farzlı Büyük ve Tam Namaz Hocası’ adlı kitaplar toplattırılmıştır. Bu, dönemin yöneticilerinin inanç özgürlüğüne karşı tavırlarının somut bir örneğidir.”

Gülsün Bilgehan Toker; bu sözlerin peşine düşmüş ve ortaya ilginç bir gerçek çıkmış... Gülsün Hanım’ın dün gönderdiği mektuptan aynen aktarıyorum:

“Duyunca, doğrusu bu yasaklamayı ben de çok garipsedim, içime dert oldu. Benim çocukluğum, namaz kılınan bir evde anneannem Mevhibe İnönü ile gittiğim mevlitlerde geçmişti. Bir hafiye gibi araştırdım. Bakanlar Kurulu Kararı’nın mutlaka bir de gerekçeli açıklaması olmalıydı. Ama Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’nde yaptığımız araştırmalar sonuç vermedi. Gerekçe, ortadan yok olmuştu! Yılmadık, sonunda yasaklanmış olan o kitapları bulduk. Kitapları, aralarında bir de eski Diyanet İşleri Başkanı’nın olduğu din uzmanlarına incelettim ve gerçek ortaya apaçık çıktı!

Evet, kitaplar toplattırılmıştı; çünkü:

Her iki kitaba da aslıyla uygun olmayan, İslamiyet’e aykırı, Müslümanlık karşıtı bölümler eklenmişti. Mevlit de namaz kitabı da gerçeklerine aykırıydı. Yalan yanlış bilgiler içeren bu kitaplar toplatılmış, doğruları basılıp halkın hizmetine sunulmuştu.

Şimdi; hayatta olmayan, kendilerini savunamayacak insanları haksızca eleştirmek bir Başbakan’a yakışır mı? İftira atmak Müslümanlıkta günah, siyasette ayıp değil midir?”

KURUCULUK TEKLİFİ

Aileden suskunluğunu bozan ikinci isim ise İnönü’nün en büyük torunu Hayri İnönü oldu. (Ömer İnönü’nün oğlu.)

O da dünkü Cumhuriyet’te yayımlanan oldukça ilginç bir açıklama yaptı:

Meğer her fırsatta İsmet İnönü’yü hedef alan Başbakan Erdoğan, AKP’yi kurarken Hayri İnönü’ye “kurucu üyelik” teklifi götürmüş... Son yerel seçimlerden önce ise Gülsün Bilgehan Toker’e, Çankaya Belediye Başkanı olması önerilmiş...

Hayri İnönü, 11 yıl önceki o teklifi şöyle anlatıyor:

“Cüneyd Zapsu aracılığıyla bana ulaşarak parti programını gönderdiler ve ‘kurucu üye’ olmamı istediler. Bunun, İnönü soyadını kullanabilmek için bir taktik olduğundan kuşkum yoktu. Zapsu arkadaşım olduğu için nezaketen programlarını aldım. Bir gün sonra da tekliflerini reddettim. Eşim, bir gün beklediğim için kızdı bile...”

ASIL HEDEF ATATÜRK!

Hayri İnönü, kurucusu olma teklifi aldığı partinin liderinin, dedesine yönelik suçlamalarını ise şöyle değerlendiriyor:

“Dezenformasyon yapıyorlar. Aslında onlar da İsmet İnönü’nün neyi, neden yaptığını iyi biliyor ama ‘şimdilik’ Atatürk’e uzanamadıkları için İnönü ile uğraşıyorlar. Asıl hedefleri Atatürk... Bize 70 yıl öncesinin gazete kupürlerini gösteren kişi; daha dün Sudan’da El-Beşir, Libya’da Kaddafi, Suriye’de Esad gibi diktatörlerle can ciğer, sarmaş dolaş pozlar veriyordu. İnsan başkalarına hakaret ederken kendisine bakmaz mı?”

***
Evet... Tıpkı bugün yayımlanmamış kitapların başına geldiği gibi, geçmişte de yüzlerce kitap yasaklandı, toplattırıldı ve imha edildi...

Ama bunun üzerinden siyaset yapanların aynı zulmü yaşatmamaları ve en azından gerçekleri çarpıtmamaları gerekir diye düşünüyorum.

***
Günün Sorusu

Ankara Valiliği, Milletvekili Mustafa Balbay için “resmi koruma” görevlendirmiş... Soru; CHP Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ten, İçişleri Bakanı’na:

6 Mart 2009 tarihinden beri Silivri’de tutuklu bulunduğunu bütün dünyanın bildiği Mustafa Balbay’ın bu durumunu Ankara Valiliği bilmiyor mu? Bilmiyorsa; Sayın Vali hangi gezegende yaşıyor?

*****
‘Dört özgür adam’la buluşma!

Bilirsiniz; davetten davete koşan gazetecilerden değilim. Ama önceki akşam bu kuralımı bozdum ve Basın Konseyi Başkanı Orhan Birgit’in bir süre önce cezaevinden tahliye olan gazeteciler Nedim Şener, Ahmet Şık, Coşkun Musluk ve Sait Çakır için verdiği yemeğe katıldım.

Nedim’in “meslekteki ilk müdürü”yüm ama Ahmet’i, Coşkun ve Sait’i ilk kez görüp, konuştum.

Özgür kaldıkları için mutlular...

Ama dördünün de aklı, içeride bıraktıkları kader arkadaşlarında...

Özellikle Müyesser Yıldız’ın adı ne zaman geçse; başlarını öne eğip, gözlerini kaçırıyor ve “Keşke bizi değil de onu bıraksalardı” diyorlar...

Genel durumlarını özetleyeyim:

Fişek gibiler... Enerji dolular... Yılmak bir yana, “gerçek gazetecilik” yapmak için daha da bilenmişler...

Ve hepsi de tutuklulukları sırasında haklarında “darbeci” diye atıp tutan “meslektaşları”yla karşılaşacakları günü iple çekiyorlar!

Sözüm o meslektaşlara:

Aklınız varsa kaçın kardeşim!

Bu çocukların size söyleyecek öyle lafları var ki; siz bile utanırsınız!

Alibaba58
07.04.2012, 09:22
Teşvik’iye Yılmaz Özdil

2004.
Teşvik paketi açtılar.
“Bunlar öbürlerinden çok fena geri kalmış” dedikleri şehir sayısı kaçtı?
36.
... 2009.
Teşvik paketi açtılar.
“Bunlar öbürlerinden çok fena geri kalmış” dedikleri şehir sayısı kaçtı?
49.
2012.
Teşvik paketi açtılar.
“Bunlar öbürlerinden geri kalmış” dedikleri şehir sayısı kaç?
81!
Öyle şahane teşvik edildik ki…
Geri kalmayanlar da geri artık.
“Uzay” yatırımları mesela…
5’inci bölge kapsamındaki teşviklerden yararlanacakmış.
Bakıyoruz 5’inci bölgeye…
Erzurum orada.
“5”inci bölgenin baraj göletindeki arızalı elektrik direğini tamir etmek için deniz bisikletiyle gitmek zorunda kalan “5” işçi alabora oldu, saatlerce bağıra bağıra, çırpına çırpına can çekiştiler, kıyıdakiler dövüne dövüne, çaresizce seyretti, hava karardı, biri boğularak, dördü donarak öldü… Güya uzay mekiğine teşvik verilecek ama, kayık yok Erzurum’da, kayık.
6’ncı bölgeyi düşün gari.
Ha şunu diyebilirsiniz tabii…
Hiç mi faydası olmadı?
Elbette oldu.
Teee 1854’te, Başbakanımızın “dedemiz” dediği, Abdülmecit tarafından açılmıştı ilk teşvik paketi.
Netice?
Teşvikiye Camii.
E hazır Teşvikiye’ye kadar gelmişken, rahmetli işçiler için gıyabi cenaze namazı kılalım bari.
- Teşviki nasıl bilirdiniz?
- İyi bilirdik.
- Gömün.

Cley
07.04.2012, 11:36
Bekir Coşkun imamlardan bu derece nefret ediyorsa vasiyetinde belirtsin. "Öldüğümde imam önüne getirmeyin beni,cenaze namazım da kılınmasın. Senfoni orkestrası eşilğinde çağdaş müzikler ile defnetsinler beni." diye.

LaEdri
07.04.2012, 11:39
Bekir Coşkun gibilerin devri 28 Şubat'la beraber kapandı..

mansur58
07.04.2012, 12:45
“Şimdi burası cüppenin neyi?..”
“Koluuuuu…”
“İmam efendi kolunu nereye sokacak?..”
“Kolunaaaa.”
Çocuklar zeki, kolun abanın koluna sokulması gerektiğini biliyorlar, 7’nci sınıf çünkü…
*
Öğretmen; Durmuş Etbaş…
Çocuklara cüppe ve sarık konusunda ders veren imam; Bayram Dalga…
Okulun adı; Gazi…
*
“Şu ne?..”
“Sarııııkkk…”
“Nereye dolanır?..”
“Başaaaaa…”
“Peki bu imam efendi neyine dolayacak?..”
“Başınaaaaa…”
*
Cüppenin kol yerine kol sokulduğuna göre, sarığın da kafa için olduğunu öğrenen çocukların ufku açılırken, 4+4+4 yasası Cumhurbaşkanı’nın önünde…
İmzalarsa; işte bu resmin altına imza atmış olacak…
*
“Şimdi sırtında ne var?..”
“Cüppeeee…”
“Başındaki?..”
“Sarııııkkkk…”
“Hep birlikte bir neyimiz oldu?..”
“İmaaaamımıızzz…”

Bu adam ve benzerlerini tanırız, bildik usluplarıyla her fırsatta bu milletin değerlerine salya sümük kendi köşelerinden saldırdıklarını da çok iyi biliriz.

Ancak bu yazıyı burada paylaşan arkadaşımız, çoğunluğu müslüman olan bu milletin imamlarına, sarığına, cübbesine ve manevi değerlerine pervasızca saldırmasına, aşağılamasına yada en hafif tabiriyle dalga geçmesine onay veriyormu ?

Şimdi birileri de kalksa alevi kardeşlerimizin manevi önderleri olan dedeler hakkında veya bilmem ne isimli tarikat şeyhleri hakkında onları alay konusu yapan, aşağılayan, rencide eden olur olmaz bir şekilde anlatılan fıkraları paylaşsa ne derdiniz acaba merak ediyorum ?

Sizi bilmem ama ben burada gösterdiğim tepkinin aynısını gösterirdim.

Bekir Coskun gibi Yılmaz Özdil... gibi varlık sebepleri bu milletin manevi değerlerine küfretmek olan varlıkları, zaten bu millet o büyük ferasetiyle bitirmiştir. Yazmak için gazete gazete köşe arayan dilençiler haline düşmüşlerdir. Gerçi bunlara dilençi demek bile mecburiyettten dolayı dilençilik yapan masum insanlarımıza hakaret olur beni bağışlasınlar ama bunlar dilençiliği meslek edinmiş türlerdendir.

Bu milletin yüreğindeki, gönlündeki Allah- Peygamber sevgisi o kadar büyüktür ki; dağlar içerisinde Ağrı dağı kadar yücedir. Köpeklerin ağrı dağını ısırması ne anlam ifade edebilirse bu gibi varlıkların milletin bu yüce değerlerine saldırması da onu ifade eder.

hicre58
07.04.2012, 20:26
Ancak bu yazıyı burada paylaşan arkadaşımız, çoğunluğu müslüman olan bu milletin imamlarına, sarığına, cübbesine ve manevi değerlerine pervasızca saldırmasına, aşağılamasına yada en hafif tabiriyle dalga geçmesine onay veriyormu ?

Şimdi birileri de kalksa alevi kardeşlerimizin manevi önderleri olan dedeler hakkında veya bilmem ne isimli tarikat şeyhleri hakkında onları alay konusu yapan, aşağılayan, rencide eden olur olmaz bir şekilde anlatılan fıkraları paylaşsa ne derdiniz acaba merak ediyorum ?




İlginç; ben de merak ediyorum.

Cley
07.04.2012, 21:30
Onaylamasa paylaşmazdı diye düşünüyorum

Alibaba58
07.04.2012, 21:39
Çok zekisiniz Cley Hazretleri.

mansur58
07.04.2012, 21:51
Onaylamasa paylaşmazdı diye düşünüyorum

Soruma cevap alamadım ama eğer sizin dediğiniz gibiyse; yine de yanılma payı koyarak derim ki; bu paylaşımı yapan arkadaşımız açıkça bu ülkede insanımız arasındaki ayrımcılığı, bölücülüğü, ve kutuplaşmaları yürekten isteyen odakların değirmenine su taşıyor demektir.

Bu ülkenin insanını hatta zalimler dışında bütün insanları seven birisi olarak böylesine ayrıştırıcı, ötekileştirici bir duruşu ve davranışı en hafif tabirle kınıyorum.

Ayrıca bu anlayışa sahip bir insanın çıkıp orda burda humanistlik adına şirinlik yapmasını da trajikomik buluyorum.

Alibaba58
07.04.2012, 21:56
Olumsuz hiçbirşeyi üzerime almıyorum. İsteyen istediği gibi düşünsün.

mansur58
07.04.2012, 22:13
Paylaştıklarında olumlu bir şey yokki almamayıda kabul etmiyesin.

Resmen bölücülük ve bu milletin birlik ve beraberliğine karşı ihanetten başka bir şey değildir.

Bu tükenmişliğin çırpınışlarıdır.

sivaslınet
08.04.2012, 07:23
Vatan yazarı Mustafa Mutlu yazdı...

Tabutluk yetmedi ‘alay’ başladı!


Önceki gün haber sitelerinde, dün de birçok gazetede şu başlığı okudunuz:

“Adalet Bakanı Sadullah Ergin’den, Ergenekon Davası sanığı tutuklu İzmir Milletvekili Mustafa Balbay’a iyi haber...”

Neymiş bu iyi haber?

Bir yılı aşkın bir süredir yalnızlığa mahkzm edildiği tabutluğa, bir başka tutuklu daha konulacakmış!

Sinirlendiniz mi? Küfür mü ediyorsunuz?

Ben de ettim...

***


Mustafa Balbay, Cumhuriyet Gazetesi’nin Ankara Temsilcisi ve köşe yazarıyken, 1 Temmuz 2008 sabahı Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alındı,

5 Temmuz 2008 günü tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Sonra; 5 Mart 2009 Perşembe sabahı, tekrar gözaltına alındı; 6 Mart 2009 günü de hükümeti düşürmeye teşebbüs suçlamasıyla tutuklandı.

Bugün 8 Nisan 2012... Mustafa tam 1130 gündür tutuklu...

Suçu; bilgisayarından elde edildiği ileri sürülen günlükler...

Gerçi o, “Ben asla günlük falan tutmadım. O belgeler bana ait değil. Farklı yerlerden alınıp kurgulanmış, suç üretilmeye çalışılmış” diyor ama...

Sesini hakim beylere bir türlü duyuramıyor!

***


Mustafa Balbay salak ya... Bu günlüklere, İlhan Selçuk ve diğer Cumhuriyet yazarları ve bazı komutanlar ile birlikte nasıl darbe planları yaptıklarını (!) yazmış...

Hakkındaki tek delil bu!

Bu yüzden tam 1130 gündür içeride...

Bu yüzden çocuklarının büyüdüğünü göremedi...

Bu yüzden karısının saçını değil, küçücük fotoğrafını öpüp kokladı...

Bu yüzden annesinin gözyaşlarını kuruttu...

Bu yüzden babasını hasta etti...

***


Bu arada milletvekili bile seçildi ama... PKK davasında yargılanan sanığı vekil seçildiği gün serbest bırakan yüce adalet, aynı hakkı ona çok gördü!

Serbest bırakılmayı bir kenara koyun; cezalandırıldı... Acılarını ve yalnızlığını bölüştüğü kader arkadaşı Tuncay Özkan’ın yanından alındı, hücreye tıkıldı... Ve bir yıldan fazla bir süredir o tabutlukta, tek başına!

***


Şimdi soruyorum:

Böyle bir adam için, “özgürlük”ten başka bir iyi haber ya da müjde olabilir mi artık?

Kendinizi onun yerine koyun ve öyle verin yanıtınızı:

Bir Adalet Bakanı çıkıp da; sırf sizin hücrenize bir yıl sonra bir başka tutuklunun daha verilebileceğini söyledi diye...

Bunu “müjde” olarak başlığa taşımak, o acılarla yaşayan adamla ve yakınlarıyla dalga geçmek değil midir?

Küstahlık değil midir?

Duyarsızlık değil midir?

Sorumsuzluk değil midir?

***


“Müjde”ymiş... “İyi haber”miş...

Alın o “müjde”yi... ....... .......

Yalakalık diplomanızın üzerine, şeref madalyası olarak asıverin!

*****


GÜNÜN SORUSU

Sorum; Mustafa Balbay’ın hücresine bir tutuklunun daha konulacağı haberini “müjde” başlığıyla gazetelerine, haber sitelerine, televizyon bültenlerine taşıyan tüm gazetecilere:

“Allah hepinize böyle müjdeler nasip etsin” desem kızar mısınız? Kızarsanız; bu başlığı atarken neden kafanızı değil de oturma organınızı kullandınız?

Alibaba58
08.04.2012, 18:22
Bekir Coşkun : Çamaşır makinesi kuşağı...


Çocuk Sayısı Zamlandı...


Çocuk sayısını arttırdı:

... 3’ten 5’e çıktı en azı...

*

Başbakan değil, sanki ebe...

*

Bir fotoğraf vardı gazetelerde; İstanbul’da bir üstgeçit...

Bir yol kadar geniş, ama üzerinden geçmek isteyen insanlardan köprü gözükmüyor... Mahşeri bir kalabalık, birbirlerini ite ite, üst üste...

Karşıya geçmek istiyorlar sadece...

Geçemiyorlar...

Birisi iki kere geçecekmiş gibi olmuş, geri gelmiş...

*

Zaten Başbakan’ın kendisi de Kasımpaşa’dan geçemedi önceki gün...

Arabalara kızdı...

O arabalar sanki kendiliğinden gelip doluştu oraya...

*

3 çocuktan 5 çocuğa çıkmasının nedeni ise açılan işyerleri, yatırımlar, fabrikalar değil...

Çamaşır makineleri...

“Artık çamaşır makinesi var, bez yıkamak kolay, beş çocuk da olur” gibi bir mantık...

Çamaşır makinesini bulan; Alva John Fisher...

Katolik...

*

Hadi çamaşır makinesi sahibi olmakla çocuk sayısı artıyorsa, o zaman birer de biçerdöver makineleri olsa köylülerin; 10 çocuk...

Birer tohum ekme makinesi; 15...

Genlerinde var zaten babanın:

Eker...

Biçer...

Döver...

*

O çirkin ve zevksiz, yüksek TOKİ binaları ile insanları üst üste oturtuyorsunuz, yer gök dağ tepe yetmiyor...

Bir de Batılılar gibi yan yana otursalar...

*

Aşırı artan nüfusa geçit, yol, okul, hastane, işyeri, hapishane bile yetmiyor...

Sokaklar işsiz ve eğitimsiz genç dolu... Sevgisiz, bakımsız, özensiz büyüdükleri için içlerinde kin ve nefret var...

Aç ve muhtaç bir toplum, ki kömür ve nohut dağıtıyorsun...

Eğitilebilecek kadar, bakılabilecek kadar, sevilebilecek kadar çocuk yerine, en az 5, sakıncalı ve sağlıksız bir zihniyet....

*

O zaman “cumhuriyet kuşağı”, “68 kuşağı” gibi bir şey bu:

“Çamaşır makinesi kuşağı...

ÖnceVatan_58
08.04.2012, 21:10
Doğalgaz, elektrikten sonra Sayın Başbakanımız çocuğada yüzde 40 zam yapmış. Önceden en az 3 çocuk isterim diyen başbakanımız, en az beş çocuk isterim demiş. Haydi bakalım hayırlı, uğurlu olsun :D

Alibaba58
08.04.2012, 21:22
İşin ilginç tarafı nikah şahitliği yaptıktan sonra gelinle damada en az 3 çocuk diyor. İkiside kıpkırmızı oluyor. Hey Allahım ne günlere kaldık. Çevremde insanlar 2. çocuğu bile yapmaya korkarken Başbakan 5 tane çocuk istiyor.

Alibaba58
09.04.2012, 10:01
Can ATAKLI : 12 Eylül davası “cambaza bak” uyanıklığıdır sadece.

Sahte sevinçler

Darbecilerin yargılanması 12 Eylül’ün perişan ettiği bir kesimde büyük umut ve heyecan yarattı. Ancak hiç darbe mağduru olmamış, Türkiye’yi dönüştürmek için demokrasiyi araç olarak kullanan iktidar ve yandaşlarının sahte sevinci ibret vericidir.

Omuz omuzaydılar

İktidar, sanki demokrasi ve hukuku çok önemsiyormuş gibi darbecilerin yargılanmasını adeta festivale dönüştürdü. Oysa bu iktidarın pek çok mensubu geçmişte darbecilerle omuz omuza olmaktan çekinmemişti.

Çankaya’da ağırlama

Cumhurbaşkanı Gül 12 Eylülcülerin yargılanmasını demokrasinin zaferi gibi gösteriyor ama, Çankaya’ya çıktığında ilk ağırladığı ve büyük iltifatlarda bulunduğu kişi eski Cumhurbaşkanı Kenan Evren’di. Sadece 5 yılda ne değişmiş olabilir acaba?

Erdoğan çok sayardı

Başbakan Erdoğan da darbecilerin yargılanmasını büyük sevinçle karşılıyor, buna karşın geçmişte Evren’in yanına oturmak için çabaladığı ve “Paşam keşke aynı dönemde birlikte çalışabilseydik, Türkiye’yi uçururduk” dediği hâlâ hafızalarımızda.

32 yıl öncesi

2012 yılında darbe karşıtı olmak, darbelere direnmek, parlak nutuklar atmak kolay. Ama 32 yıl önce iki kutuplu dünyada bunu yapanlar büyük eziyetler çektiler. İşkence gördüler, dövüldüler, sürüldüler, öldüler, işsiz kaldılar, yurt dışına kaçtılar.

Darbelere bugün yaşı 50 ve üzeri olanlarla daha küçük olanlar çok farklı bakıyor. 50 yaş üstü nesil her şeyi yaşamış ve hatırlıyor. 50 yaş altı olanlarsa darbelere kuramsal açıdan bakıyor. Bu da çelişki yaratıyor.

Kimileri şaşırıyor

12 Eylül’ün çilesini çektikleri halde bugün iktidarın sözde demokrasi adımlarına sıcak bakmayan, 12 Eylül darbecilerinin yargılanmasını şüphe ile izleyenler, özellikle yandaşların, yetmezcilerin hedefinde. Bu kesime karşı hiç de hoş olmayan bir saldırı var.

Yaşayan bilir

12 Eylül’ü iki açıdan değerlendirmek gerek. Kavramsal olarak bakarsanız yanılabilirsiniz. O yıllar, yaşayanlar için kâbustu. Her gün onlarca genç insan öldürülüyor, bombalar patlıyor, silah seslerinden gece uyku uyunamıyordu.

Kurtarıcı beklemek

Halkın neredeyse tamamı içinden çıkamadığı o garip ortamdan kurtulmak için bir “kurtarıcı” bekliyordu. Günün koşullarında kurtarıcı, askerden başkası olamazdı. Siyasetçiler iç ve dış etkilerin etkisi altında tamamen pasif hâle gelmişti.

O ne sevinçti

Yaşamış birisi olarak, darbe sabahı gösterilen sevinci unutmak mümkün değil. Elinde silah tutan militanlar da “oh” demişlerdi. Çünkü o silah tutan el bile yarın belki öldüreceğini belki öldürüleceğini biliyordu. Ama bu sarmaldan da çıkamıyordu.

Askere düşmanlık

Şunu açıklıkla ve samimiyetle söyleyebilirim, bugünkü iktidar ve yandaşlarının asıl derdi darbelere karşı çıkmak değil, askere biraz daha hakaret etmektir. Çünkü bunlar askere darbeci olduğu için değil, kendilerince dine karşı olduğunu sandıkları için karşıdır.

Yanlış değerlendirme

İktidar zihniyeti askeri kendine karşı en büyük tehlike olarak görüyor. Bu tehlikeyi bertaraf etmek için son 5 yıldır inanılmaz adımlar attılar, askeri aşağılayarak etkisiz hale getirdiler. Darbe karşıtlığı işin sosudur, bu dava da şovdan öte değildir.

Askerin asıl işi

Oysa, 12 Eylül mağdurları, bu ülkenin gerçek demokratları gerçeği biliyor. Asker 1990’a kadar laik demokratik cumhuriyetin koruyucu değil, NATO adına komünizme karşı etkili bir güçtür ve bu görevini de başarıyla yapmıştır. Komünizmi önlemiştir.

Neler oluyordu?

12 Eylül’den önceki 13 yıl sol, sosyalist ve komünist fikirlerin yeşerdiği, güçlendiği yıllardı. NATO üyesi Türkiye’nin buna tahammülü yoktu. 1952’den itibaren oluşturulan resmi ideoloji komünizmle mücadeleden başka bir şey değildi.

Aşırı şiddet kullanıldı

Özellikle 12 Mart muhtırasından sonra sola karşı aşırı bir şiddet uygulandı. Buna rağmen sol CHP’de güç bularak 1973’te iktidar ortağı oldu. İç ve dış dinamikler bunu kaldıramazdı. Türkiye’nin başına hemen bir Kıbrıs sorunu açılıverdi.

Buna rağmen sol gelişmesini sürdürdü. 1977 seçimlerinde CHP yüzde 42 oy olmasına rağmen tek başına iktidar olamadı. Sağ partiler bir araya gelip Milliyetçi Cephe’yi kurdu. Eş zamanlı olarak sola karşı sokakta da silahlı mücadele başladı.

Sola karşı mücadele

Sokaktaki mücadele iki yoldan yapıldı. Birincisi bizzat devlet güçleri, özellikle MİT ve polis operasyon adı altında pek çok solcu genci öldürdü. Ama asıl oyun “sağcı-solcu kavgası” olarak ortaya çıkarıldı. Sağcılar ve solcular birbirini öldürmeye başladı.

O günün ülkücüleri

Bugünün ülkücüleri alınmasın, ama o dönemin ülkücülüğü farklıydı. Resmen sokaklarda insan avına çıkılırdı. Sağ-sol çatışması denilerek binlerce solcu öldürüldü. Elbette solcular da sağcıları öldürdü, ama arada çok büyük farklar vardı.Ülkücüler eylemlerini “devlet için - vatan için” yaptıklarına inanırdı. Dönemin iktidarları, polisi, MİT’i de zaten öyle düşünürdü. Cinayet işlemiş Ülkücüler bile yakalandıklarında kollanırken, solculara asla müsamaha edilmez, zindanlara atılır işkenceler görürlerdi.

Asker MHP’liydi

Bugünün iktidar zihniyeti, askeri laik olduğu için solcu, CHP’li gibi göstermeye çalışıyor. Oysa askerin büyük bölümü, özellikle 12 Eylül’den önce MHP eğilimliydi. Bu nedenle ülkücü harekete sempati ile bakar, onları hep korur ve kollarlardı. Üstelik görev de verirlerdi.

Ünlü isimler

Abdullah Çatlı, Mehmet Ali Ağca, Oral Çalışlar, Alaattin Çakıcı gibi isimler 12 Eylül öncesinin ünlü ülkücüleriydi ve daha sonra bu kişilere devletin ne gibi görevler verdiğini ibretle öğrendik. Ama 12 Eylül mantığı farklıydı ve ülkücü hareket de ezildi.

Ülkücüler 12 Eylül’e ateş püskürüyorlar. Çünkü darbeden sonra Ülkücüler de hapse atıldı ve çoğu işkencelerden geçti, bazıları idam edildi, bazıları uzun yıllar hapiste kaldı. Ülkücüler kendilerini devletin yanında görürken başlarına geleni hiç anlamadılar.

Görevleri bitmişti

Oysa anlaşılmayacak bir şey yoktu. Devlet, komünizmle mücadelede Ülkücüleri tetikçi gibi kullanmıştı. Ama çare kalmayınca işe kendi el koymuş ve ülkücülere ihtiyaç kalmamıştı. Üstelik 12 Eylül’ün etkili bir gerekçeye ihtiyacı vardı.

Darbenin gerekçesi

12 Eylül darbecileri gerekçe olarak ülkedeki kardeş kavgasını göstermişti. Bu kavgada sağ da sol da vardı. Sadece birine yüklenmek halkta da tepki yaratabilirdi. Ayrıca ihtiyaç da kalmadığına göre Ülkücülerin de üzerine gidilebilirdi artık.

Darbe yapmak için

Bugün askerin darbe yapmak için olayları körüklediği ağızlarda sakız ama tam olarak gerçeği yansıtmıyor. Çünkü ordunun amacı darbe yapmak değil, solun gelişmesini önlemekti. Aslında bu yöndeki eylemlere göz yumulmuştu, o kadar.

12 Eylül darbesiyle Türkiye’deki komünizm tehlikesi bitti. Zaten dünyada da kuşatılmıştı ve 10 yıl sonra çökertildi. Darbe dönemleri de sona erdi. Çünkü TSK’nın 1952’den beri süren asıl görevi de bitmişti.

Bugün farklı

Şimdi demokrasi havariliği yaparak askeri aşağılamaya çalışanlar 12 Eylül üzerinde tepinerek genç neslin beynini yıkıyor. Orduyu hâlâ darbeci olarak niteleyerek kendilerini tehlikeden korumaya çalışıyor. Ama korkmasınlar, Amerika istemezse darbe olmaz.

BekirBayrak
09.04.2012, 10:50
Doğalgaz, elektrikten sonra Sayın Başbakanımız çocuğada yüzde 40 zam yapmış. Önceden en az 3 çocuk isterim diyen başbakanımız, en az beş çocuk isterim demiş. Haydi bakalım hayırlı, uğurlu olsun :D

5 çocuktan korkunuz ne acaba.
Peygamber efendimiz ben ahirette ümmetimin çokluluğla övünürüm demiş.

BekirBayrak
09.04.2012, 10:52
İşin ilginç tarafı nikah şahitliği yaptıktan sonra gelinle damada en az 3 çocuk diyor. İkiside kıpkırmızı oluyor. Hey Allahım ne günlere kaldık. Çevremde insanlar 2. çocuğu bile yapmaya korkarken Başbakan 5 tane çocuk istiyor.

Şunu bir kere Aklınızdan çıkarmayın.
Hayat sadece sizin çevrenizde yaşanmıyor;)

sivaslınet
09.04.2012, 11:03
Şunu bir kere Aklınızdan çıkarmayın.
Hayat sadece sizin çevrenizde yaşanmıyor;)

Çok doğru. Bunu herkes dikkate almalı. Hele de tutucular ve takıntıları olanlar..

Diğer başlıkta yazmıştım. Guruplar arasında değerlerinden dolayı olumsuzluklar yaşanmaması için devlet erki(yasama, yürütme, yargı) değerleri farklı(inanç, kültür, etnisite vs) olan guruplara eşit uzaklıkta olmalıdır.

Devlet erklerinin görevi yalnızca teknik olarak halkın huzurunu sağlamaktır. Guruplar ise kendi değerlerini dayatmamalı kendi içinde yaşamalıdır. Zira, birisi değerlerini başka bir guruba dayatmaya kalktığında, diğer gurubun dayatma hakkı da doğuyor.

BekirBayrak
09.04.2012, 11:10
Çok doğru. Bunu herkes dikkate almalı. Hele de tutucular ve takıntıları olanlar..

Diğer başlıkta yazmıştım. Guruplar arasında değerlerinden dolayı olumsuzluklar yaşanmaması için devlet erki(yasama, yürütme, yargı) değerleri farklı(inanç, kültür, etnisite vs) olan guruplara eşit uzaklıkta olmalıdır.

Devlet erklerinin görevi yalnızca teknik olarak halkın huzurunu sağlamaktır. Guruplar ise kendi değerlerini dayatmamalı kendi içinde yaşamalıdır. Zira, birisi değerlerini başka bir guruba dayatmaya kalktığında, diğer gurubun dayatma hakkı da doğuyor.

yani Başbakan illa benim dediğimi mi yapacaksınız diye diretiyor ?

sivaslınet
09.04.2012, 11:24
yani Başbakan illa benim dediğimi mi yapacaksınız diye diretiyor ?

Belli bir gurubun değerlerinin dayatılmasından bahsettim. Bunu her kim yapıyorsa..

Devlet erklerinin görevi tüm gurupların değerlerine eşit uzaklıkta olmalıdır.

Alibaba58
09.04.2012, 11:29
Şunu bir kere Aklınızdan çıkarmayın.
Hayat sadece sizin çevrenizde yaşanmıyor;)

Ya siz çok zenginsiniz ya da dünyadan haberiniz yok. Bir paket bebek bezinin fiyatı kaç lira biliyor musunuz? Asgari ücretle geçinen bir aileyi düşünün 2. çocuğu bile düşünmeleri mümkün değil. Sağlık, eğitim ücretsiz olsun deseler kıyameti koparırlar ama çocuk yapın demeyi bilirler. Bırakın çocuk yapmayı millet evlenmeye bile korkuyor inanın buna.

BekirBayrak
09.04.2012, 11:54
Ya siz çok zenginsiniz ya da dünyadan haberiniz yok. Bir paket bebek bezinin fiyatı kaç lira biliyor musunuz? Asgari ücretle geçinen bir aileyi düşünün 2. çocuğu bile düşünmeleri mümkün değil. Sağlık, eğitim ücretsiz olsun deseler kıyameti koparırlar ama çocuk yapın demeyi bilirler. Bırakın çocuk yapmayı millet evlenmeye bile korkuyor inanın buna.

Rızkı Veren ALLAH'tır.Şu andaki toplumumuzun Ahlaki durumu iyi olsa inanın kimse çocuk yapmaktan korkmaz.Evlenmekten korkmaz.
Geçim sıkıntısınında olacağına ihtimal vermiyorum.

Alibaba58
09.04.2012, 12:06
Dini duygular tabiki önemlidir ama birazda mantığı kullanmak lazım. Şimdi kiracı olan, asgari ücretle çalışan bir insanın Allah rızkını verir diye 5 çocuk yaptığını düşünün bu insan sadece kendini kandırmış olur.

sivaslınet
09.04.2012, 12:12
Rızkı Veren ALLAH'tır.Şu andaki toplumumuzun Ahlaki durumu iyi olsa inanın kimse çocuk yapmaktan korkmaz.Evlenmekten korkmaz.
Geçim sıkıntısınında olacağına ihtimal vermiyorum.

"Rızkı veren Allahtır"dan sonra şunu mutlaka ilave etmek gerekir. Yoksa yanlış anlaşılır.

Rızkı veren Allah'tır. Allah çalışana rızkını verir.
**

Toplumda ahlakı iyi olanlar yok mu? Onların hepsi çok çocuk yapmayı mı istiyor? Buna karışmak devlet adamının görevi değildir.

**

Geçim sıkıntısına gelince.. Bunları defalarca yazdık. Resmi rakkamlara göre açlık sınırı 1.100 T.L Ama asgari ücret 701 T.L. Yoksulluk sınırı 3.000 T.L . Halk olarak kişi başına 6.700. T.L borçluyuz. Bu demektir ki çocuk yaptıkça aile borcumuz 6.700 T.L fazlalaşıyor.

Alibaba58
09.04.2012, 16:23
Mustafa Balbay: Gerçekler dışarı çıkıyor!

İktidar koalisyonuna yönelik dış algının adım adım değişmekte olduğunu bu sütunlarda yeri geldikçe dile getiriyoruz.
İktidarın otoriterleşmesi dünyanın önde gelen fikir gazetelerinin de gündeminde. Mart ayı sonunda Türkiye’yi iyi tanıyan David Gardner ve Daniel Dombey imzalı Financial Times’da yayımlanan yorum bunun ilginç örneklerinden biriydi.
Yazıdan altını çizdiğimiz bölümleri aktaralım:
“Hava...da otoriterlik bulutları yoğunlaşırken, pek çok kişi kendini beğenmişliğin ilk kokularını almaya başladı. Gazetecilerin tutuklanması, siyasi düşmanlar aleyhine açılan davaların kanuni esaslara göre yürütülmemesi ve tartışmalı yasaların dayatılarak geçirilmesi tüm bu eğilimleri doğuruyor… Hâlâ hapiste 104 gazeteci var. İran’daki 42, Çin’deki 27 tutuklu gazetecinin toplamından daha fazla… Tenkitçileri ve hatta bazı sempatizanları, Erdoğan’ın temel içgüdüsünün kutuplaştırma olduğunu söylüyor… Paradoks, Erdoğan’la AKP’nin artık tüm kamuoyu yoklamalarının efendisi olmasına rağmen hâlâ muhalefetteymiş gibi davranması… Her şeye rağmen AKP, siyasi amaçları için yasaları kullanmanın iki ucu keskin kılıç olabileceğini keşfetmeye başladı…”
Financial Times’daki bu değerlendirmelerin ortaya koyduğu bir gerçek de şu:
Ülke içinde medyayı ne kadar kontrolünüz altına alırsanız alın, her şeyi ne kadar mükemmel göstermeye çalışırsanız çalışın; gerçekler, içeride olmazsa dışarıdan patlıyor.
Bir anlamda gerçek, öksürük gibidir, ne kadar gizlemeye çalışırsanız çalışın, uzun süre içeride tutamazsınız.
***
İktidar koalisyonuna yönelik dış eleştirilerde kurumsal yoğunluk da dikkati çekiyor.
Avrupa Parlamentosu’nun (AP) mart ayı sonunda kabul ettiği Türkiye raporu, Başbakan’ın öfkesine öfke katacak ölçüde eleştireldi.
Raporun özeti şu:
İktidar koalisyonu ve medyasının, ileri demokrasinin yerleşmesi olarak sunmaya çalıştıklarının çoğu, demokrasinin geriye gidişinin göstergeleri olarak bir bir sıralanmış.
Bu listenin neredeyse tamamı yargıdan kaynaklanan sorunları içeriyor. Dün vurguladığımız gibi artık Türkiye’de bir yargı sorunu var.
AP raporundan sadece birkaç satırbaşı aktarmakla yetinelim:
- İktidar muhalefetle gerilimli bir ilişki içinde, halen 8 milletvekili tutuklu.
- Özel yetkili mahkemelerin uygulamaları sorun olmaya devam ediyor. Bu mahkemelerden kaynaklanan tutukluluk süreleri, adil yargılanma hakkı sorunlu.
- Ergenekon ve Balyoz davalarında sanıklar aleyhinde tutarsız delil kullanımı, delillerde sahtecilik iddiaları kaygı verici.
- 4 gazetecinin serbest bırakılmış olması olumlu, ancak içeride halen düzinelerce tutuklu gazeteci var. Terörle Mücadele Yasası ifade özgürlüğünü engellemek için kullanılıyor.
***
Dış algıya vurgu yapmamızın başlıca nedeni şu:
İktidar koalisyonu, AP ve benzeri kurumların raporlarını iç politikanın önemli bir malzemesi olarak kullanıyor. “Dış desteği” içerideki büyük başarının bir yansıması olarak sunuyor. İktidarı eleştiren muhalefete de “Yabancılar bile hakkımızı teslim ediyor. Sizinki nankörlükten başka bir şey değil” diye çıkışıyor. Böylece halkın üzerinde kurmaca bir “başarı algısı”, “her şey çok iyiye gidiyor, yabancılar bile böyle diyor” havası oluşturuluyor.
Bu döngüyü kırmanın bir yolu da dışarıya gerçek bilgilerin gitmesini sağlamak.
Yukarıdaki gözlemimizi doğrulayan, gazetelere de yansıyan bir kulis bilgisini de paylaşalım:
İktidar koalisyonunun hem hükümet hem de camia kanadı, AP raporundaki özellikle Ergenekon ve Balyoz davasının delillerine ilişkin cümleleri değiştirmek için bastırdı, ancak başarılı olamadı.
Gerçekler artık uzaklardan bile görünüyor, mızrak çuvala sığmıyor.

9 Nisan 2012 – Cumhuriyet

BekirBayrak
09.04.2012, 16:26
"Rızkı veren Allahtır"dan sonra şunu mutlaka ilave etmek gerekir. Yoksa yanlış anlaşılır.

Rızkı veren Allah'tır. Allah çalışana rızkını verir.
**

Toplumda ahlakı iyi olanlar yok mu? Onların hepsi çok çocuk yapmayı mı istiyor? Buna karışmak devlet adamının görevi değildir.

**

Geçim sıkıntısına gelince.. Bunları defalarca yazdık. Resmi rakkamlara göre açlık sınırı 1.100 T.L Ama asgari ücret 701 T.L. Yoksulluk sınırı 3.000 T.L . Halk olarak kişi başına 6.700. T.L borçluyuz. Bu demektir ki çocuk yaptıkça aile borcumuz 6.700 T.L fazlalaşıyor.


Başbakan illada emri vaki mi diyor 3-5 çocuk yapın diye sadece öğüt veriyor yapan yapar yapmayan yapmaz.
Anlaşılan sizin maneviyattan beklediğiniz hiç bir şey yok.
Her şey maddiyattan ibaret sizin için
Onun için ne söylesek fayda etmeyeceğini anladım.
Teşekkürler değerli yorumlarınız için.

KAOS
09.04.2012, 17:40
Yav neyi tartışıyorsunuz?
Beğendiğiniz uğruna ölüp gittiğiniz partinin adamının memleketine verdiği değer bu..
Bana laf anlatmayın, oymuş buymuş...
Burada rızk mızk tartışması yapanların nasılda kar mar, hesap kitap yaptıklarını çok iyi biliyorum.
Alın okuyun, memleketimin gazetesinin yorumu ve haberi..


Bir yılda 15 bin göç veren, yeni teşvik yasasında 4. Gruba atılarak ayrıcalıklı iller arasına alınmayan, sanayi de, tarımda, turizmde hak ettiği yere bir türlü gelemeyen memleketi Sivas’a gelen Bakan İsmet Yılmaz, yemeğe katıldı, açılış yaptı, konuştu ve gitti.

gerisi hürdoğanda.. ([Üye Olmayanlar Linkleri Göremez]).

İşinize gelince ekonomi, işinize gelince kar para, işinize gelince rızk..
Bırakın bu işleri....

KAOS
09.04.2012, 17:46
ahmet hakan medyanın fahişesidir

Salih Tuna, yediği tasa pisleyen, nankörün tekidir.
Ekrem Dumanlı kuyruğunu ABD ye satmış, ..in biridir..
Ahmet Kekeç fırsat bulmuşken kabadayılık yapan iki gün öncenin ödlek tavuğudur
Mümtaz Türköne bir .ok bilmeyen, ordan burdan prof olmuş torpille bir yerlere yerleşmiş adamın tekidir
Engin Ardıç tam bir konstomatristir.
...
...
daha sıralayayım mı...

sivaslınet
09.04.2012, 19:20
[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez] ([Üye Olmayanlar Linkleri Göremez])



Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Almanya'daki "Deniz Feneri e.V." bağlantılı soruşturmayı tamamladı. Başsavcılıktan yapılan açıklamaya göre, iddianamede 20 şüpheliye "Özel belgede sahtecilik", "Kamu görevlisinin sahtecilik suçuna iştiraki" ve "Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma" suçlamaları yöneltildi. İddianamede ''örgüt'' ve ''dolandırıcılık'' suçlaması yok.

Toplam 526 sayfalık iddianamenin Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi'ne (UYAP) yüklenmeye başlandığı ve ağır ceza mahkemesine gönderileceği bildirildi.

Soruşturma sonucunda 25 şüpheli hakkında ise "ek takipsizlik kararı" verildiği açıklandı.
***

Daha önce deniz feneri davasına bakan üç savcı işten el çektirilmişti. Mahkemeye çıkmayı bekliyorlar. İstermisiniz o üç savcı örgüt kurmaktan ve dolandırıcılıktan yargılansın.

Alibaba58
09.04.2012, 20:11
Necati Doğru: Ekonominin sonu çöken köprü gibi...(!)

Çok benziyor. Neredeyse bire bir aynı…. Çöken köprüye bak, ekonominin geleceğini gör. Zonguldak’da Filyos Çayı üzerinde 255 metre uzunluğunda 61 yıl önce Almanların yaptığı köprü, ne kadar sağlam duruyordu.
61 yıllık köprü onarılmıştı.
Ayakları sağlama alınmıştı.
Ayakların önüne setler dikilmiş, bahar aylarında Bolu, Karabük, Devrek dağlarındaki karların erimesiyle çoğalıp gelen sularla debisi yük...selen Filyos Çayı’nın “bentleri zorlayan” kuvvetine bu köprü dayanır deniliyordu.
Dayanamadı suyun debisine…
Çöktü gitti köprü…
Türk ekonomisi için de başta başbakan ve ekonomiden sorumlu 5 bakan; sürekli “çok sağlamız, büyüme hızında Çin ile yarışıyoruz, Avrupa bize gıpta ediyor, bütün ülkeler nasıl başardınız diye akıl soruyor” türünden köpüklü propaganda ile zaman öldürüyorlar.
Kimse sormuyor?
Ekonomi güçlüyse “neden teşvik etme ihtiyacı duydunuz” da; doğu ile batı arasındaki uçurumu bu güçlü ekonominin kapatmasına bırakmadınız?
Bu sorunun cevabı yok.
Xxx
Çünkü ekonominin üstüne oturduğu ayaklar da; tıpkı kendi suyunun yükselen debisinde çöken Filyos Çayı Köprüsü gibi üç yandan zorlanıyor. Balon ekonomi göstergelerinin artmasıyla zorlanıyor, cari açığın büyümesiyle zorlanıyor, dış borç bulmaya bağımlı olmakla zorlanıyor.
Ekonomi güçlü olsaydı!
Petrol fiyatının artışı vız gelirdi.
Doğal gazın yükselişi tırıs giderdi.
Türkiye de üretip dış pazarlara sattığı malların fiyatını yükseltir; böylece dünya petrol ve enerji fiyatlarının artan yüküyle “köprünün ayaklarının zorlanmasını” hafifletebilirdi.
Yapamıyor.
Size bir tablo yazacağım.
Bu kıyaslamalı bir tablo.
Tabloyu; Uluslarası Rekabeti Geliştirme Enstitüsü 2011 yılı araştırması başlığıyla hazırladı. Bu tabloda 59 ülkenin ihracatı içinde teknoloji ürünlerin payı görülüyor. 59 ülke içinde ihracatındaki ileri teknoloji ürünü payı açısından Türkiye, 57’ci sırada bulunuyor. Türkiye’den daha kötü olan sadece Ürdün ve Katar var.
Xxx
İşte tablo:
Filipinler…yüzde 65.55
Singapur…yüzde 49.06
Malezya… yüzde 47.11
Tayvan…..yüzde 46.42
G. Kore…. yüzde 32.00
H. Kong….yüzde 31.25
Çin……….yüzde 30.98
Kazakistan..yüzde 29.97
İzlanda……yüzde 28.76
Tayland….. yüzde 26.15
Macaristan.. yüzde 25.71
İsviçre… yüzde 24.96
İrlanda…. yüzde 24.71
Hollanda….yüzde 24.07
Fransa……..yüzde 23.00
ABD…. … yüzde 29.97
İsrail………yüzde 22.93
İngiltere…. .yüzde 22.59
Meksika…. .yüzde 21.77
Norveç….. ..yüzde 19.91
Japonya…… yüzde 19.56
Danimarka…yüzde 17.98
Finlandiya….yüzde 17.79
Kanada….. …yüzde 17.53
İsveç…. …….yüzde 17.22
Çek Cumh….. yüzde 15.53
Almanya…. …yüzde 15.53
Brezilya…. …yüzde 13.09
Avusturalya….yüzde 13.04
Endonozya…. yüzde 12.66
Avusturya…. yüzde 11.49
Yunanistan….yüzde 11.26
Hırvatistan….yüzde 10.86
Belçika….. ..yüzde 10.44
Litvanya…. Yüzde 10.26
Estonya….. yüzde 10.09
Romanya….. yüzde 10.07
Y. Zellanda.. yüzde 9.53
Rusya…. …..yüzde 9.33
Lüksemburg.. yüzde 9.03
Arjantin…. yüzde 8.07
Hindistan…. yüzde 8.06
Bulgaristan…. Yüzde 8.02
İtalya……….yüzde 7.77
Slovenya…. yüzde 6.51
G. Afrika… yüzde 5.57
İspanya… yüzde 5.3
Slovakya…. yüzde 5.27
Kolombia… yüzde 5.26
Polonya…. yüzde 5.24
Şili… ……..yüzde 4.48
Portekiz…. yüzde 4.16
Venezulla…yüzde 4.16
B.A. Emir… yüzde 3.24
Ukrayna…. yüzde 3.22
Peru….. ….yüzde 2.65
TÜRKİYE.. yüzde 1.87
Ürdün…. yüzde 1.35
Katar…. yüzde 0.01
Xxx
Çöken köprüye bak.
Gör ekonominin geleceğini!
59 ülke içinde ihracatındaki ileri teknoloji ürünü payı açısından Türkiye, 57’ci sırada… Fazla söze gerek yok.

SÖZCÜ

Cley
09.04.2012, 20:23
Meslek liselerini kapanma aşamasına getirip elektrik,elektronik,makina,bil gisayar vs. bölümlerini talep edilmez hale getirenlere sormak lazım bunu. Neden teknoloji ürünlerinde son sıralardayız. Mesleki eğitim diye bişey bırakmadılarki. Şimdi de teknolojide neden gerideyiz diye soruyorlar. Türkiye Malezya olacak çığırtkanlığı yapanlar listeye iyi baksın Malezya 3. sırada. Gelişmişliğin ölçüsü bu liste ise korkmasınlar Malezya'dan.

ÖnceVatan_58
09.04.2012, 20:24
5 çocuktan korkunuz ne acaba.
Peygamber efendimiz ben ahirette ümmetimin çokluluğla övünürüm demiş.

Korkum şu, işsizler ordusuna yeni orduların katılması. Kapkaçıların, hısızların,tinercilerin de aynı oranda artma endişesi. Eski tarihlerde sopalı, kılıçlı savaşlar çok olduğundan sayısal üstünlük düşünülerek peygamber efendimiz o tarihte öyle dedi diye günümüzde aynı şeyimi uyguluyacağız? Eskisi gibi değilki 10 bin kilometereden tek kişi düğmeye basması yetiyor. Sayı çok olsa ne olacakki?

Cley
09.04.2012, 20:28
Korkum şu, işsizler ordusuna yeni orduların katılması. Kapkaçıların, hısızların,tinercilerin de aynı oranda artma endişesi. Eski tarihlerde sopalı, kılıçlı savaşlar çok olduğundan sayısal üstünlük düşünülerek peygamber efendimiz o tarihte öyle dedi diye günümüzde aynı şeyimi uyguluyacağız? Eskisi gibi değilki 10 bin kilometereden tek kişi düğmeye basması yetiyor. Sayı çok olsa ne olacakki?

Peygamberimiz “evlenin ve çoğalın ben mahşerde ümmetimin çokluğu ile övünürüm” diye buyurmuştur. Bilmeden sallamayın lütfen. Kılıçlı taşlı savaşlar çokmuş da. O yüzden kalabalık olalım diye böyle demişmiş. Mahşerde savaş olacaksa dediğiniz doğru olabilir ona bişey diyemem.:)

ÖnceVatan_58
09.04.2012, 20:46
Peygamberimiz “evlenin ve çoğalın ben mahşerde ümmetimin çokluğu ile övünürüm” diye buyurmuştur. Bilmeden sallamayın lütfen. Kılıçlı taşlı savaşlar çokmuş da. O yüzden kalabalık olalım diye böyle demişmiş. Mahşerde savaş olacaksa dediğiniz doğru olabilir ona bişey diyemem.:)

Sonuç olarak sayısal üstünlük istenmiyor mu? Peki mahşer kalabalığı oluşturmak açlıktan, yoksulluktan, işsizliktenmi geçmesi gerekiyor?Asıl vurgulamak istediğim buydu konu farklı yöne kaymasında. Mahşerde savaş olurmu bende bilemiyorum şayet olursa sanııyorum teknolojik üstünlüğü olan taraf kazanır gibime geliyor:)

Cley
09.04.2012, 20:55
Konuyu siz farklı yönlere kaydırıyorsunuz. Peygamberimizin ümmetinin kalabalık olmasını istemesini savaşlara bağladınız.Başbakanın kalabalık istemesinin de mahşerle alakası yok.O bu dünya için istiyor kalabalık olmayı. Başbakan 5 çocuk istiyor diye çocuk mu yapacak millet.Bakabilecek olan,kendine güvenen 5 de yapsın 10 da yapsın. Ama şu da bir gerçekki dar gelirli aileler de çocuk sayısı daha fazla.

Yine yanlışınız var mahşerde imanı fazla olan kazanır. Orda teknoloji fayda etmez.

hicre58
09.04.2012, 21:15
DÜNYANIN EN HIZLI BÜYÜYEN İKİNCİ EKONOMİSİ TÜRKİYE


Türkiye ekonomisi 2011'in tamamında yüzde 8.5 büyüdü. Böylece Türkiye Çin'den sonra en hızlı büyüyen ikinci ekonomi oldu.

Türkiye ekonomisinin 2011 karnesi belli oldu. Ekonomi yıllık bazda yüksek bir büyüme gösterirken, son çeyrekteki yavaşlama dikkat çekti.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, ekonomi geçen yılın tamamında yüzde 8.5 büyüdü. Ekonomi dördüncü çeyrekte ise yavaşlayarak yüzde 5.2 büyüdü.

Türkiye yıllık bazda yüzde 8.5'lik büyümeyle en hızlı büyüyen ikinci ekonomi olarak belirlendi. Çin geçen yılı yüzde 9.2 büyümeyle kapatarak ilk sırada yer aldı.

KİŞİ BAŞI GELİR 10 BİN 444 DOLAR

2011 yılında, Türkiye'nin dolar cinsinden gayri safi yurtiçi hasılasının 772 milyar 298 milyon dolar olurken, kişi başına milli gelir ise 10 bin 444 dolara çıktı.

EN HIZLI BÜYÜME ARACILIKTAN

2011'de sektörel bazda sabit fiyatlarla en yüksek büyüme hızı yüzde 13.4 ile dolaylı ölçülen mali aracılık hizmetlerinde kaydedildi.

Bu sektörü, yüzde 11.4 ile toptan ve perakende ticaret, yüzde 11.2 ile inşaat, yüzde 10.8 ile ulaştırma, depolama ve haberleşme, 10.4 ile vergi sübvansiyon, yüzde 9.6 ile mali aracı kuruluşların faaliyetleri izledi.

2011'de imalat sanayi yüzde 9.4, gayrimenkul kiralama ve iş faaliyetleri yüzde 9.3, elektrik, gaz buhar ve sıcak su üretimi ve dağıtımı sektörü yüzde 8.8 büyüdü.

HİÇBİR SEKTÖR DARALMADI

2011'de daralma gösteren sektör bulunmazken, en küçük büyüme yüzde 1.7 ile diğer sosyal toplumsal ve kişisel hizmet faaliyetlerinde gözlendi. Büyüme konut sahipliğinde yüzde 1.9, madencilik ve taşocakçılığında yüzde 3.9, kamu yönetimi ve savunma, zorunlu sosyal güvenlikte de yüzde 3.9'da kaldı.

ÇEYREKLERE REVİZYON

Bu arada TÜİK, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da büyüme rakamlarını açıklarken, geriye dönük 7 çeyrek için revizyona gitti. Buna göre, büyüme 2010'un birinci döneminde yüzde 12.6, ikinci döneminde yüzde 10.4, üçüncü dönemdeki büyüme yüzde 5.3, dördüncü döneminde yüzde 9.3 oldu. Büyüme 2011 yılında ise ilk çeyrekte yüzde 11.9, ikinci çeyrekte yüzde 9.1 ve üçüncü çeyrekte yüzde 8.4 oldu.

BABACAN: GIPTA EDİLEN BİR RAKAM

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, büyüme rakamlarına ilişkin, ''Türkiye ekonomisinin hele Avrupa'nın bu kadar zor bir dönemde, dünyanın zor bir döneminde ortaya koyduğu büyük bir başarıdır. Bu büyüme performansı herkesin bir bakıma gıpta ettiği, özellikle Avrupa'dan bakıldığında hem hayretle karşılanan hem de gıpta edilen bir rakam'' değerlendirmesinde bulundu.

ŞİMŞEK: YUMUŞAK İNİŞ DENGELİ SÜRÜYOR

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, büyüme rakamlarına ilişkin olarak, ''Ekonomideki yumuşak iniş, hedeflerimiz doğrultusunda dengeli bir şekilde devam etmektedir'' dedi.

Şimşek, büyümedeki sağlıklı yapının 2012'de de etkisini sürdürmesini ve büyümenin yüzde 4 seviyesinde gerçekleşmesini beklediğini kaydetti.

ERGÜN: YÜZDE 4'Ü YAKALARIZ

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün NTV'ye yaptığı değerlendirmede, bu yıl yüzde 4'lük hedefin yakalanabileceğini belirterek, ''2011'in ilk çeyreği bu konuda gerçek işareti vermeyecektir çünkü baz etkisi çok hissediliyor olacak. Döviz fiyatlarındaki, petrol fiyatlarındaki etkiler çok hissediliyor olacak. 2012'nin ikinci çeyreği ve ikinci yarısından itibaren özellikle Türkiye ekonomisindeki büyüme rakamları yüzde 4'ü yakalayabilecek bir performansı bize gösterebilecek'' dedi.

Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan da, CNBC-e'ye yaptığı açıklamada büyümenin bu yıl yüzde 5 civarında olacağını öngördü.

[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez]

Ağzı olan konuşuyor. Bol keseden atıyorsunuz beyler! Kendi basınınız tabi ki Türkiyeyi listede 59. sırada göstercek yoksa sizi nasıl kandırmaya devam edebilirler ki!!!! Siz de okumaktan acizlenmeyin lütfen biraz araştırın en azından 1'den fazla gazete okuyun ve bilerek konuşun lütfen.

BekirBayrak
09.04.2012, 22:06
Korkum şu, işsizler ordusuna yeni orduların katılması. Kapkaçıların, hısızların,tinercilerin de aynı oranda artma endişesi. Eski tarihlerde sopalı, kılıçlı savaşlar çok olduğundan sayısal üstünlük düşünülerek peygamber efendimiz o tarihte öyle dedi diye günümüzde aynı şeyimi uyguluyacağız? Eskisi gibi değilki 10 bin kilometereden tek kişi düğmeye basması yetiyor. Sayı çok olsa ne olacakki?

Peygamber efendimizin Ümmetinin çokluluğuyla övünürüm ifadesini ne yerlere getirdiniz helal olsun ha
Bu arada o tarihlerdeki savaşlara bakarsanız okuyup irdelerseniz sayısal çoklukla deil İman gücüyle ve sayısal azınlıkla çok savaşların kazanıldığını görürsün ve peygamber efendimizin ne demek istediğini o zaman daha iyi anlarsın sanırım.

sivaslınet
10.04.2012, 07:58
GÜNÜN SORUSU

Dinimizin en temel kuralıdır: Ölenin arkasından konuşulmaz. Ama sözüm ona “dindar”ların çıkardıkları Yeni Akit Gazetesi, Türkan Saylan’ın ardından sergilediği saygısızlığı dün de tekrarlayarak, Meral Okay’ın ölümünü, “O kadın öldü” başlığıyla duyurmuş... Sorum o başlığı atanlara:

Tamam, “kindarsınız” da... “Kin”in bu kadarı “günah” değil mi?

-Mustafa MUTLU-

sivaslınet
10.04.2012, 07:58
MECLİS'E CEM EVİ

Bu günlerde bir yerlere ve bir şeylere müdahil olmak gündemde olunca ben de sade ve sıradan bir vatandaş olarak son anayasa tartışmalarına müdahil olmak istedim. Beni kimin dinleyeceğinin ya da kimlerin beni kaale alacağının pek önemi yok. Zaten yaşanacak olan sürteçte de göreceğiz ki yeni anayasa meselesinde de herkes konuşacak ama bir iki kişi karar verecek. Bu nedenle söyleyeceklerimin dert edilip edilmeyeceğini de dertetmiyorum.

Bendeniz öncelikle ülkenin daha demokratik bir hal alabilmesinin yolunun benim söyleyeceklerimin gerçekleşmesinden geçtiğini belirtmek isterim. Aksini düşünmek bile demokratik beklentileri zedeleyecektir diye düşünüyorum.

Gelelim taleplerime ve önerilerime: Öncelikle Türkiye’nin yakıcı sorunlarından birisi olan ve son günlerde kaşınmaya başlanan Alevi meselesinin çözümlenebilmesi için kimi önerilerim var.

Herşeyden önce Türkiye’deki bütün köylere derhal cemevi yapılmasını istiyorum. Alevi, Sünni ya da Şii köyü farketmez. Her köy mutlaka bir cemevine sahip olmalıdır diye düşünüyorum. Biliyorum ki kimi Sünni köylerimiz bu talebe pek sıcak bakmayacaklardır.

Ama olsun. Demokratikleşebilmek için gerekli olan adımlar atılırken bir kaç çatlak sesin çıkmasına da devlet olarak göz yumulmaması gerektiğinden bu köylere de zorla cemevi yapılacak ve aksi durumda gerekirse buralara “hizmet gitmeyeceği” şeklinde muhtarlarla konuşularak ince bir ayar çekilecektir.

Ancak sadece her köye zorunlu cemevi yapılmasıyla demokratik bir sistemin oturtulması olası değildir. Bu nedenle bu cemevlerini ve oralara atanacak dedeleri de finanse eden bir kurumun varlığı da elzemdir. “Alevi İşleri Başkanlığı” adı verilecek olan bir kurumdan da bu cemevlerine dede atanması en büyük talebim. Ancak dedelerin Kerbela’yı nasıl anlatacakları, Hz. Hüseyin’in yasını nasıl tutacakları hatta insanların nasıl ve ne kadar göz yaşı dökecekleri de bu kurumdan belirlenecek ve bu anlamda aşırıya gitmeler de önlenmiş olacaktır.

Tabii ki demokrasi pahalı bir rejimdir. Dolayısıyla bu kurumun sağlıklı bir şekilde çalışabilmesi için yüklüce bir para gerekmektedir. Üstelik gereken personel sayısı
yaptığım hesaplara göre 100.000 civarında olmalıdır. Tabii ki böylesine önemli bir kuruluşun da yine bir çok bakanlıktan büyük bir bütçeye sahip olması da gerekenler
arasındadır.

Ancak itikadlı bir nesil yetiştirebilmenin yolu buradan geçse de bu sadece bir başlangıçtır diye düşünüyorum. Bu nedenle okullara öncelikle “Zorunlu Alevilik” derslerinin konulmasının yararlı olacağını görüyorum. Bu zorunlu ve olağanüstü hal bir şeylerden emin olununca kaldırılabilir. Örneğin ülkenin itikadı sağlam imanlı nesillere kavuştuğu inancı sağlamlaşırsa “zorunluluk” yerini “seçmeli” ye bırakabilir.

Ancak hiç kuşkusuz bu önlemler de yeterli olmayacaktır. Zorunlu din derslerinde çocuklara temsili cem yaptırılması ve zaman zaman Alevi İşleri Başkanlığı tarafından gönderilecek bir dede karşısında “dara” durmaları da öğretilmelidir. Çocukların sağlıklı bir şekilde bu durumu içselleştirebilmesi için onlara sıklıkla “Aranızda Sünniler var mı?” gibi sorular sorup çocukların olabilecek kirlenmelerden oto sansürle uzaklaşmaları da sağlanmalıdır diye düşünüyorum.

Fakat geriye elbette çeşitli kanun ya da kararnamelerle düzenlenecek olan bir “sokak” kalmaktadır. Mahallede, köylerde ve diğer yaşam alanlarında da itikadlı bir neslin
zuhur etmesini engelleyecek çeşitli davranışlar ve tutumlar daha doğmadan saptanmalı ve önlemler alınmalıdır. Örneğin Muharrem Yası sırasında sokaklarda su içilmesi pek hoş karşılanmayıp yas’ın gerekenlerine uymayanlara bulundukları mekan göz önünde bulundurularak en azından ters ters bakılması da yerinde olacaktır.

Olmaz ama bir öneri de meclis için getirmek istiyorum: Kızmayın ama meclise de cemevi istiyorum. Orada da dedenin karşısında “dar”a duracaklar var gibi. Lütfen.

Söz konusu taleplerimin saf ve temiz bir vatandaş olarak bendenizin demokrasiye ufak olsa bir katkısı olarak değerlendirilebilir.

Değerli okuyucular şaka bir yana elbette bu söylediklerim olanaksız. Siz Mahzuni Şerif’in dediği gibi yapın. Ne demişti usta “Hasılı sözümün tersine yürü/ Görmesin
gözlerin topalı koru/ Kısa yerden eksik etme ömürü/ Mahzuni Şerif’ten bık da öyle git.

Zaten böylesine bir sistem olamaz değil mi? Zorunlu Alevillik derslerinin olduğu, zorla köylere cemevleri yaptırıldığı bir sistem olsa olsa teokratik ya da totaliter bir sistem olur ki bunu bizim ülkemizde görmek olası değil. Hatta “diktatör” denilen Esad rejiminde
görmek bile olası değil.

KAOS
10.04.2012, 09:12
DÜNYANIN EN HIZLI BÜYÜYEN İKİNCİ EKONOMİSİ TÜRKİYE


Türkiye ekonomisi 2011'in tamamında yüzde 8.5 büyüdü. Böylece Türkiye Çin'den sonra en hızlı büyüyen ikinci ekonomi oldu.

Türkiye ekonomisinin 2011 karnesi belli oldu. Ekonomi yıllık bazda yüksek bir büyüme gösterirken, son çeyrekteki yavaşlama dikkat çekti.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, ekonomi geçen yılın tamamında yüzde 8.5 büyüdü. Ekonomi dördüncü çeyrekte ise yavaşlayarak yüzde 5.2 büyüdü.

Türkiye yıllık bazda yüzde 8.5'lik büyümeyle en hızlı büyüyen ikinci ekonomi olarak belirlendi. Çin geçen yılı yüzde 9.2 büyümeyle kapatarak ilk sırada yer aldı.

KİŞİ BAŞI GELİR 10 BİN 444 DOLAR

2011 yılında, Türkiye'nin dolar cinsinden gayri safi yurtiçi hasılasının 772 milyar 298 milyon dolar olurken, kişi başına milli gelir ise 10 bin 444 dolara çıktı.

EN HIZLI BÜYÜME ARACILIKTAN

2011'de sektörel bazda sabit fiyatlarla en yüksek büyüme hızı yüzde 13.4 ile dolaylı ölçülen mali aracılık hizmetlerinde kaydedildi.

Bu sektörü, yüzde 11.4 ile toptan ve perakende ticaret, yüzde 11.2 ile inşaat, yüzde 10.8 ile ulaştırma, depolama ve haberleşme, 10.4 ile vergi sübvansiyon, yüzde 9.6 ile mali aracı kuruluşların faaliyetleri izledi.

2011'de imalat sanayi yüzde 9.4, gayrimenkul kiralama ve iş faaliyetleri yüzde 9.3, elektrik, gaz buhar ve sıcak su üretimi ve dağıtımı sektörü yüzde 8.8 büyüdü.

HİÇBİR SEKTÖR DARALMADI

2011'de daralma gösteren sektör bulunmazken, en küçük büyüme yüzde 1.7 ile diğer sosyal toplumsal ve kişisel hizmet faaliyetlerinde gözlendi. Büyüme konut sahipliğinde yüzde 1.9, madencilik ve taşocakçılığında yüzde 3.9, kamu yönetimi ve savunma, zorunlu sosyal güvenlikte de yüzde 3.9'da kaldı.

ÇEYREKLERE REVİZYON

Bu arada TÜİK, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da büyüme rakamlarını açıklarken, geriye dönük 7 çeyrek için revizyona gitti. Buna göre, büyüme 2010'un birinci döneminde yüzde 12.6, ikinci döneminde yüzde 10.4, üçüncü dönemdeki büyüme yüzde 5.3, dördüncü döneminde yüzde 9.3 oldu. Büyüme 2011 yılında ise ilk çeyrekte yüzde 11.9, ikinci çeyrekte yüzde 9.1 ve üçüncü çeyrekte yüzde 8.4 oldu.

BABACAN: GIPTA EDİLEN BİR RAKAM

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, büyüme rakamlarına ilişkin, ''Türkiye ekonomisinin hele Avrupa'nın bu kadar zor bir dönemde, dünyanın zor bir döneminde ortaya koyduğu büyük bir başarıdır. Bu büyüme performansı herkesin bir bakıma gıpta ettiği, özellikle Avrupa'dan bakıldığında hem hayretle karşılanan hem de gıpta edilen bir rakam'' değerlendirmesinde bulundu.

ŞİMŞEK: YUMUŞAK İNİŞ DENGELİ SÜRÜYOR

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, büyüme rakamlarına ilişkin olarak, ''Ekonomideki yumuşak iniş, hedeflerimiz doğrultusunda dengeli bir şekilde devam etmektedir'' dedi.

Şimşek, büyümedeki sağlıklı yapının 2012'de de etkisini sürdürmesini ve büyümenin yüzde 4 seviyesinde gerçekleşmesini beklediğini kaydetti.

ERGÜN: YÜZDE 4'Ü YAKALARIZ

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün NTV'ye yaptığı değerlendirmede, bu yıl yüzde 4'lük hedefin yakalanabileceğini belirterek, ''2011'in ilk çeyreği bu konuda gerçek işareti vermeyecektir çünkü baz etkisi çok hissediliyor olacak. Döviz fiyatlarındaki, petrol fiyatlarındaki etkiler çok hissediliyor olacak. 2012'nin ikinci çeyreği ve ikinci yarısından itibaren özellikle Türkiye ekonomisindeki büyüme rakamları yüzde 4'ü yakalayabilecek bir performansı bize gösterebilecek'' dedi.

Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan da, CNBC-e'ye yaptığı açıklamada büyümenin bu yıl yüzde 5 civarında olacağını öngördü.

[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez]

Ağzı olan konuşuyor. Bol keseden atıyorsunuz beyler! Kendi basınınız tabi ki Türkiyeyi listede 59. sırada göstercek yoksa sizi nasıl kandırmaya devam edebilirler ki!!!! Siz de okumaktan acizlenmeyin lütfen biraz araştırın en azından 1'den fazla gazete okuyun ve bilerek konuşun lütfen.

Sayın Ekonomi Uzmanı..

Para ile para kazanan elin kapitalistlerinin yorumlarını bize satmak yerine bu büyümenin ne anlama geldiğini, gelir dağılımını, kişi başına düşen parayı, yoksulluk sınırını, cari açığı, cari açığın nasıl finanse edildiğini o çok değerli deneyim, araştırma arzusu ve tecrübenizle bize anlatır mısınız?

Çok rica edeceğim...

NECMEDDİN ÖZBEK
10.04.2012, 09:23
CUMHURİYET yazarı Bekir Coşkun yazdı

BİRAZ ADAM OLAYDIM...

Karşıya geçmek için, yanmasını bekliyor kalabalıklar, o borunun içinde yürüyen kambur çizgi adamın...

“Geç” geç...

“Dur” dur...

Esiri gibi insanlar, bir parça camın...

Bir sürü gibi ışığa göre yürümek bana göre değil...

Uçan bir kuş olaydım...

*

Kırmızı yandığında, duracağına bir koşu geç diyor şeytan...

Yarı yoldan geri dön...

Ya da otur orta yere...

Hatta eğil bacaklarının arasından bak geçenlere...

Biraz deli olaydım...

*

Şu kurallar...

Şu ceket düğmeleri, yol çizgileri, kapı zilleri, peçeteler, çatal, bıçak, bahçe duvarları, işaretler, tabelalar...

Kâğıtlar, rakamlar, harfler...

“Sayın” demek zorunluluğu bana göre değil...

Yüksek bir yere çıkıp bağıraydım:

“Dürzüler...”

Biraz dobra olaydım...

*

Saatler...

Kuş seslerine göre uyanaydım...

Yatma saati kafana göre...

Yok canın istedi, sabaha karşı kalk otur...

Sağı solu telefonla ara...

Git kapılarını çal daha gün ağarmadığında, kapıyı açan şaşkın pijamalı adama “Uyuyor musunuz?... Uyandırdım mı yoksa...” diye sor hatta...

Yok canım istedi...

Duvarın üzerine çık da öten horoz taklidi yap...

Biraz özgür olaydım...

*

Deli saçması bunlar...

Ama bir koca ulusu sinmiş, pısmış, korkmuş, sessiz, tepkisiz gördükçe hani aklımdan geçmeyen şeyler değil...

İnadına...

Bu ülkeyi başkası mı kurtardı diyorum düşmanlarından çoğu zaman...

Bu kadar mı vurdumduymaz olur...

Bu kadar mı sağır, kör ve dilsiz...

Her şeyini elinden alırlar da; cebindeki emeğinden çocuğunun geleceğine... Adaletinden, demokrasisinden cumhuriyetine, çağdaşlığına, bütünlüğüne, marşlarına, kahramanlarına kadar, hiç mi sesini çıkarmaz insan...

*

İşte o zaman...

Hayal kuruyorum; koşup koşup uzun eşek niyetine ve milletim adına, sırtına binmişim bir dürzünün...

Biraz adam olaydım...

Bekir Coşkun/CUMHURİYET

amet_58
10.04.2012, 09:36
abi bu adamın özgürlükten kastı ne milletin iradesini yönlendirmekmi herkes bu adama göre düşününcemi özgürlük olacak zaten özgür bak bugün horoz gibi duvarın üstüne çıkıp ötmemiş köşesinden resmen anırmış

sivaslınet
10.04.2012, 09:39
DÜNYANIN EN HIZLI

BÜYÜYEN İKİNCİ EKONOMİSİ TÜRKİYE

Ağzı olan konuşuyor. Bol keseden atıyorsunuz beyler! Kendi basınınız tabi

ki Türkiyeyi listede 59. sırada göstercek yoksa sizi nasıl kandırmaya devam

edebilirler ki!!!! Siz de okumaktan acizlenmeyin lütfen biraz araştırın en

azından 1'den fazla gazete okuyun ve bilerek konuşun lütfen.
Sayın Ekonomi Uzmanı..

Para ile para kazanan elin kapitalistlerinin yorumlarını bize satmak yerine

bu büyümenin ne anlama geldiğini, gelir dağılımını, kişi başına düşen

parayı, yoksulluk sınırını, cari açığı, cari açığın nasıl finanse edildiğini o çok

değerli deneyim, araştırma arzusu ve tecrübenizle bize anlatır mısınız?

Çok rica edeceğim...


Arkadaşımın yazısına ilave etmek istedim. Bir de açlık sınırı var 1.100 TL.

amet_58
10.04.2012, 09:43
BIZIM BUNU ACIKLIYOR OLMAMIZ ZAMLARI SEVIYORUZ ANLAMINA GELMEZ.

Petrol veya gaz fıyatları her ne kadar hükümetin elinde olmasa da yine de bu kıyaslamayı bilmeyen vatandaşlarımız için yapalım dedik:

- 2002 yılında asgari ücretle 98,4 LT benzin alınabiliyordu.
- 2012 yılında ise 151 LT benzin alınabiliyor.

KURESEL ACIDAN BAKACAK OLURSAK:

2002'de varil başı petrol 25 dolar, Türkiye'de benzin 1,66 TL. Şimdi varil fiyatı 125 dolar. Türkiye'de benzin 4,70 TL

YANI

2002 yılına göre petrol 5 kat arttığı halde Ak Parti hükümeti döneminde benzinin fiyatı 3 kat arttmıştır.


2000 - 2002 yılları arası Bülent Ecevit ve Devlet Bahçeli hükümeti'nin elektriğe yaptığı zam: % 200,6

2002 - 2012 yılları arası Recep Tayyip Erdoğan hükümeti'nin elektriğe yaptığı zam sadece: % 131,4

- 2002 NET asgari ücret: 163,5 YTL.
- 2012 NET asgari ücret: 701,14 TL.

Asgari ücrette NET artış: % 330

EN DÜŞÜK MEMUR MAAŞLARI:

- Ocak 2001'de en düşük memur maaşı: 155 YTL iken,
- Ocak 2012 itibariyle en düşük memur maaşı: 1.527 TL'dir.

(Temmuz 2012 itibariyle bu 1.618 TL'ye çıkacaktır)

ENFLASYON CANAVARI KONTROL ALTINA ALINDI:

- 2001'de enflasyon: %68,5 iken,
- Mart 2012'de enflasyon: %10,43 olarak gerçekleşti.

(Enflasyon neredeyse 7 katı kadar düşürülmüş, makul seviyelere indirilmiştir)

Zam diye söylenenler, size şimdi soruyorum vatandaşımızın refahı düşmüş mü yoksa artmış mı?

BekirBayrak
10.04.2012, 09:58
CUMHURİYET yazarı Bekir Coşkun yazdı

BİRAZ ADAM OLAYDIM...

Karşıya geçmek için, yanmasını bekliyor kalabalıklar, o borunun içinde yürüyen kambur çizgi adamın...

“Geç” geç...

“Dur” dur...

Esiri gibi insanlar, bir parça camın...

Bir sürü gibi ışığa göre yürümek bana göre değil...

Uçan bir kuş olaydım...

*

Kırmızı yandığında, duracağına bir koşu geç diyor şeytan...

Yarı yoldan geri dön...

Ya da otur orta yere...

Hatta eğil bacaklarının arasından bak geçenlere...

Biraz deli olaydım...

*

Şu kurallar...

Şu ceket düğmeleri, yol çizgileri, kapı zilleri, peçeteler, çatal, bıçak, bahçe duvarları, işaretler, tabelalar...

Kâğıtlar, rakamlar, harfler...

“Sayın” demek zorunluluğu bana göre değil...

Yüksek bir yere çıkıp bağıraydım:

“Dürzüler...”

Biraz dobra olaydım...

*

Saatler...

Kuş seslerine göre uyanaydım...

Yatma saati kafana göre...

Yok canın istedi, sabaha karşı kalk otur...

Sağı solu telefonla ara...

Git kapılarını çal daha gün ağarmadığında, kapıyı açan şaşkın pijamalı adama “Uyuyor musunuz?... Uyandırdım mı yoksa...” diye sor hatta...

Yok canım istedi...

Duvarın üzerine çık da öten horoz taklidi yap...

Biraz özgür olaydım...

*

Deli saçması bunlar...

Ama bir koca ulusu sinmiş, pısmış, korkmuş, sessiz, tepkisiz gördükçe hani aklımdan geçmeyen şeyler değil...

İnadına...

Bu ülkeyi başkası mı kurtardı diyorum düşmanlarından çoğu zaman...

Bu kadar mı vurdumduymaz olur...

Bu kadar mı sağır, kör ve dilsiz...

Her şeyini elinden alırlar da; cebindeki emeğinden çocuğunun geleceğine... Adaletinden, demokrasisinden cumhuriyetine, çağdaşlığına, bütünlüğüne, marşlarına, kahramanlarına kadar, hiç mi sesini çıkarmaz insan...

*

İşte o zaman...

Hayal kuruyorum; koşup koşup uzun eşek niyetine ve milletim adına, sırtına binmişim bir dürzünün...

Biraz adam olaydım...

Bekir Coşkun/CUMHURİYET

Bu yazıya Mevlana'nın bi dizeleri ile cevap vermek istiyorum.

“Suskunluğum asaletimdendir
Her lafa verilecek bir cevabım var.
Lakin bir lafa bakarım laf mı diye.
Bir de söyleyene bakarım adam mı diye?”

KAOS
10.04.2012, 10:09
Üzülme der Mevlana ve devam eder;
Kızma hiç kimseye yaptıklarından dolayı aksine teşekkür et ihanet edenlere sadakati öğrettikleri için...
Minnet duy yalancılara doğrunun farkına varmanı sağladıkları için...
Mutsuz edenlere dua et mutluluğu daha derin hissettirdikleri için...
Herkesi sev yaşamına bir anlam kattığı için...
Hayat bu yüzden daha güzel siyahlar beyazı farkettirdiği için...

Alibaba58
10.04.2012, 10:12
GÜNÜN SORUSU

Dinimizin en temel kuralıdır: Ölenin arkasından konuşulmaz. Ama sözüm ona “dindar”ların çıkardıkları Yeni Akit Gazetesi, Türkan Saylan’ın ardından sergilediği saygısızlığı dün de tekrarlayarak, Meral Okay’ın ölümünü, “O kadın öldü” başlığıyla duyurmuş... Sorum o başlığı atanlara:

Tamam, “kindarsınız” da... “Kin”in bu kadarı “günah” değil mi?

-Mustafa MUTLU-


Zülfü Livaneli :Meral'in mesajı

Kamuoyu onu Muhteşem Yüzyıl’n yazarı, dostları ise muhteşem bir dost olarak bildi.

Muhteşem Yüzyıl dizisinin başladığı ilk haftaları hatırlıyor musunuz: Hakaretler, saldırılar, sırtına bir sünnet pelerini geçirip eline tahta kılıç alarak zavallı bir beygir üstünde protesto gösterileri yapanlar... Yani “kamuoyu” dediğimiz toptancılığın kara cehaleti.

Onlara göre padişahlar sadece asar keser, sava...şa gider, namaz kılar, içki içmez ve hareme yaklaşmazdı. Bu dizi sayesinde belki de ilk kez gerçeği -o da hâlâ sansürlü bir bölümünü- gördüler ve küplere bindiler.

Ama bir yandan da içlerindeki entrika merakı yüzünden dizinin tiryakisi kesildiler. Şimdi bir fırtına da “Kanuni”nin o pek yakışıklı Şehzade Mustafa’sını ve o çok şirin diğer oğullarını, hatta torunlarını boğdurttuğunu gördükleri zaman kopacak. “Böyle bir şey olmadı” diyecekler ama gerçekler “güm” diye çarpacak kafalarına. Babasından büyük bir imparatorluk devralan Süleyman’ın öldüre öldüre oğul bırakmadığını ve kendisi Zigetvar’da can verdiği zaman tahta mecburen hayatta kalan tek oğlu Sarhoş Selim’in çıktığını öğrenecekler. “Duraklama Devri”nin niye o tarihte başlayacağını anlayacaklar.

Bu yüzden geçenlerde sevgili arkadaşım Meral Okay’a “Çok büyük bir görev yapıyorsun. Popüler düzeyde halkın ilk kez gerçeklerle yüzleşmesini, sağlıyorsun” demiştim.

“Ahh be Zülfücüğüm’’ dedi; “ama neler pahasına!”

Sesi isyan doluydu. Halkın ve basın canavarlarının yaptığı haksızlığa dayanamıyordu, isyan ediyordu.

Hastalığını ilk öğrendiği zaman umutluydu, onu da atlatacağını düşünüyordu ama bu zalim, yere batası, birbirine düşman ortam Meral’de moral falan bırakmadı. Cahil cesaretiyle onu yerden yere vurdular.

Bu yüzden şu önemli sözü tekrarlayıp duruyordu: “Eskiden zalimin zulmü vardı, şimdi cahilin zulmü.”

Bir örnek vereyim: Dizide Hürrem’le Süleyman evlenirken, “Abdullah kızı Hürrem” deniyordu. Ben de basının buna, “büyük hata” olarak saldıracağını bildiğim için, o takdimin çok doğru bir tanımlama olduğunu anlatan bir yazıyla Meral’e dikkatinden ötürü teşekkür etmiştim. Çünkü bütün “mühtedi”lerin, yani İslam dinine dönenlerin baba adı olarak Abdullah, yani “Allah’ın kulu” kullanılırdı. Bugün Anadolu’da İslam’a dönmüş binlerce Ermeni’nin nüfus cüzdanlarında baba adı olarak “Abdullah” yazar.

Meral bu dikkatinden dolayı takdir toplayacağına, ağır bir eleştiri bombardımanı altında kalmıştı.

“Ne yapacağız?” diyordu,

“Cehalet bizi boğuyor artık, ne yapacağız?”

Haklıydı. Hem de yalnız cehalet değil, cehalet ve kötü niyet karması, bu ülkedeki her vicdanlı, iyi niyetli, kaliteli insanı boğuyor artık.

İşte Meral de gitti.

Azrail’le mücadeleyi meslek haline getirmiş olan Sezen, sevgili arkadaşı için çok çırpındı, hatta yeni tedavi yöntemleri bile denendi ama olmadı.

Bir yanda körkütük cahil kötü niyet, bir yanda hoyratlık, sevgisizlik, düşmanlık ortamı; öte yanda Greenpeace’in açıkladığı zehirli yiyecekler, zehirli sular, tavuklar, etler sayesinde bulaşıcı hastalığa dönüşen kanser, Meralciği alıp götürdü.

Seni hiç unutmayacağız sevgili arkadaşım. Ve elbette bir gün bu ülkede zalim de cahil de yenilecek.

Biz göremesek bile.

sivaslınet
10.04.2012, 10:25
BIZIM BUNU ACIKLIYOR OLMAMIZ ZAMLARI SEVIYORUZ ANLAMINA GELMEZ.

(Enflasyon neredeyse 7 katı kadar düşürülmüş, makul seviyelere indirilmiştir)

Zam diye söylenenler, size şimdi soruyorum vatandaşımızın refahı düşmüş mü yoksa artmış mı?

Sıcak para, mevcut kurumların yabancılara satışı ve yurt dışından alınan paraların toplamıdır.

Türkiyedeki kurumların %80'i yabancılara satılmıştır.

Elde edilen Sıcak para halkımızı 4 kişilik aile olarak yılda 6936x4= 27744 TL borçalandırmış durumdadır.

Asgari ücret 701 TL dır. 1.100 TL açlık sınırının altındadır. Yani SÜRÜNME sınırı, ÖLÜM rakkamı. Ölse mezara para yok. Mezar fiatı olmuş 4.500 TL

Bırak borç ödemeyi, aldığı asgari ücret 4 kişilik aileye ölmemek için yavan ekmek yemek ve örtünmeye ancak yetmektedir.

Devletin sıcak parayı yani cari açığı ödemesi için üretimi yoktur. Dış borç her yıl büyük oranda artmaktadır. Geçici sıcak para ile enflasyonu düşürmeyi hiç ekonomi bilgisi olmayan birisi bile başarabilir.

Peki ne olacak bu borçlar? Devlet bir gün(yakında) Yunanistan gibi iflas edecektir.

Devletin yaptığı ancak, borçlanmayı bir nebze kapatabilmek için var gücüyle zamlara, vergilere yüklenmektedir.

Alibaba58
10.04.2012, 10:27
Allah bunlardan sonra gelecek hükümete yardım etsin.

amet_58
10.04.2012, 10:32
yani snein bahsettiğin bu olumsuz tabloda Türkiye ilk defa araç kullanımında dünya ortalamasının üstüne çıkıyor bu nasıl oluyor açıkla onu gelelim kurumların %80 inin yabancılara satılması olayı atayım oku ezberleri bozalım değilmi;

Kemalistler yillardir "AK PARTI MEMLEKETTE SATILACAK YER BIRAKMADI, HER YERI YABANCILARA PES KES YAPARAK SATTILAR, UYAN TURKIYE UYAN" gibi soylemleri dillerine dolayip durdular. Bu basit korku ve lirikleri yalan yanlis millete empoze etmeye calistilar.

Bu oyle maksatli bir propagandadir ki goren duyan da sanki sahtekarlik veya usulsuzluk yapilmis sanacak. Kemalistlerin bu ezberlenmis soylemlerini dogrulamayan, bunu somut orneklerle destekleyen objektif bir yazi hazirladik...

Turkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Kafadan devleti satiyorlar diye feryad etmenin bir anlami yoktur. Ulke satilacakta Anayasa Mahkemesi oyle bakacak?

Turkiye'nin kuvvetler ayriligi ilkesine dayali bir yapisi vardir. Yasama, yurutme ve yargi erklerinden olusan uclu kuvvet ayriligi ilkesi temel alinmistir.

Anayasa Mahkemesi ise Cumhurbaskani veya yeterli sayida imza sahibi milletvekillerinin müracaati ile, yasalarin Anayasa'ya uygunlugunu denetleyerek, yururluge girmesine ya da iptaline karar veren son mercidir. Yani Ak Parti hukumeti hukukun ustunde degildir.

Bu baglamda…

Hukuk gozetimi altinda arsa satmak farkli, bir kurulusun lisans haklarini vermek farkli veya soylenildigi gibi ulkeyi satmak cok daha farklidir. Burada yapilan satma degil, “ozellestirmedir”. Ozellistirme bir sirketin isletme hakkinin devir edilmesidir. Bir nevi belli bir surelige kiralanmasidir.

Ozellistirmeler ihale usulu ile yapilir. Ihaleyi, en yuksek miktari veren kisi alir. Ihalelerde irk, uyruk veya dini inanc kriterleri dikkate alinmaz. Bu Anayasaya aykiridir. Bu ister bir Alman, ister bir Azerbaycanli veya ister bir Ugandali olsun fark eder mi?

BIR TURK IS ADAMI PARAYI VERDI IHALEYI KAZANDI DA HUKUMET VEREMEYIZ MI DEDI?

Her hangi bir Turk vatandasinin yurt disinda nasil ozellestirme ihalelerine girebiliyorsa, ev veya arsa sahibi olabiliyorsa, ayni sekilde yabanci ulkenin herhangi bir vatandasi da bu haktan yararlanabilir.

Mesela Turk Telekom satilmadi, 21 yilligina isletme hakki devri ile kiralandi. 6 yili gecti, toplam 15 yillik isletme suresi kaldi. 15 yil sonra tum yatirimlar ve gayrimenkulleri ile birlikte devlete devredilecek.

Turk Telekom'un yani sira limanlar, elektrik dagitim sirketleri (2035), arac muayene istasyonlari, otoyollar, GSM sirketleri, havalimanlari ve hidroelektrik santraller tekrar kamuya devredilecek.

- Adamlar isletme hakkini aldiklari yerde kendi Cumhuriyetlerini mi ilan etti?
- Adamlar kuruluslari sirtlayip kendi ulkelerine mi goturdu?
- Adamlar Turk iscileri isten cikartip, yabanci uyruklu isci mi aldi?
- Kuruluslarin kimin elinde oldugu degil, hizmet kalitesi nedir ona bakilmali.
- Bu anayasal bir haktir. Bu hak; uluslararasi hukukun en onemli karinesi "mutekabiliyet esasi ilkesine" dayanir. Bu "karsiliklilik ilkesi" olarakta gecer.

KARSILIKLILIK ILKESI NEDIR?

Iki devletin, karsilikli anlasarak uyruklarina benzer ve esit yontemler uygulanmasidir.

- Kanunlara gore yabancilara satilacak topraklarin da belirli bir olcusu vardir. Danistay bu olcu ve sinirlar kapsaminda satis gerceklesmezse yurutmeyi durdurma karari alma hakkina haizdir.
- Ornegin: Ulkemizde TSK'nin kanunlar nazarinda birinci derecede guvenlik mahali olarak belirledigi alanlar kiralanmiyor, satilmiyor ve satilamazda.
- Olaganustu durumlarda (savas vb) devlet bu kurumu kendi bunyesine geri cekebilir.
- Batili gelismis ulkelerin hemen hemen hepsinde savunma disinda her alan, ozel sektorun elindedir.

Yabancı sermaye Turkiye'ye gelip yatirim yaptiginda topraklarimizi ele gecirmis, egemenlik hakkimızi ortadan kaldirmis olmuyor. Aksine, kendi kâr ederken, 'kazan-kazan' formuluyle Turkiye'ye de kazandiriyor. Bunun disinda 'yap-islet-devret' formulu de cok benimseniyor.

OZELLISTIRMENIN FAYDALARI:

- Zarar yapan bazi kuruluslarimiz, kara gecti. (Ornegin TEDAS)
- Hantal olan devletin kurumlari, ozel sektor ile daha esnek bir yapiya kavustu.
- Kuruluslarin degerleri artti.
- Vergi ile odenen iscilerin yuku kalkti, artik devlete vergi veren kurumlar haline geldi.
- Kuruluslar arasi rekabet artti, bu da fiyatlara yansidi.
- Hizmet kalitesi artti.
- Cok sayida kurulus cumartesi-pazar gunleri dahi hizmet verir hale geldi.

Eger Kemalistler bu yaziyi okuduktan sonra hala "ulkeyi sattilar, satacak birsey kalmadi" diyorsa birakin konussunlar cunku siyaset onlara gore degil.

Ne demisler; "En koyu cehalet, hakkinda hicbir sey bilmedigin bir seyi reddetmektir." Iste onlarin yaptiklari bu.

* Mevcut Anayasa'yi Ak Parti degil CHP ve askeri rejimler yapmistir.

BekirBayrak
10.04.2012, 10:35
Zülfü Livaneli :Meral'in mesajı

Kamuoyu onu Muhteşem Yüzyıl’n yazarı, dostları ise muhteşem bir dost olarak bildi.

Muhteşem Yüzyıl dizisinin başladığı ilk haftaları hatırlıyor musunuz: Hakaretler, saldırılar, sırtına bir sünnet pelerini geçirip eline tahta kılıç alarak zavallı bir beygir üstünde protesto gösterileri yapanlar... Yani “kamuoyu” dediğimiz toptancılığın kara cehaleti.

Onlara göre padişahlar sadece asar keser, sava...şa gider, namaz kılar, içki içmez ve hareme yaklaşmazdı. Bu dizi sayesinde belki de ilk kez gerçeği -o da hâlâ sansürlü bir bölümünü- gördüler ve küplere bindiler.

Ama bir yandan da içlerindeki entrika merakı yüzünden dizinin tiryakisi kesildiler. Şimdi bir fırtına da “Kanuni”nin o pek yakışıklı Şehzade Mustafa’sını ve o çok şirin diğer oğullarını, hatta torunlarını boğdurttuğunu gördükleri zaman kopacak. “Böyle bir şey olmadı” diyecekler ama gerçekler “güm” diye çarpacak kafalarına. Babasından büyük bir imparatorluk devralan Süleyman’ın öldüre öldüre oğul bırakmadığını ve kendisi Zigetvar’da can verdiği zaman tahta mecburen hayatta kalan tek oğlu Sarhoş Selim’in çıktığını öğrenecekler. “Duraklama Devri”nin niye o tarihte başlayacağını anlayacaklar.

Bu yüzden geçenlerde sevgili arkadaşım Meral Okay’a “Çok büyük bir görev yapıyorsun. Popüler düzeyde halkın ilk kez gerçeklerle yüzleşmesini, sağlıyorsun” demiştim.

“Ahh be Zülfücüğüm’’ dedi; “ama neler pahasına!”

Sesi isyan doluydu. Halkın ve basın canavarlarının yaptığı haksızlığa dayanamıyordu, isyan ediyordu.

Hastalığını ilk öğrendiği zaman umutluydu, onu da atlatacağını düşünüyordu ama bu zalim, yere batası, birbirine düşman ortam Meral’de moral falan bırakmadı. Cahil cesaretiyle onu yerden yere vurdular.

Bu yüzden şu önemli sözü tekrarlayıp duruyordu: “Eskiden zalimin zulmü vardı, şimdi cahilin zulmü.”

Bir örnek vereyim: Dizide Hürrem’le Süleyman evlenirken, “Abdullah kızı Hürrem” deniyordu. Ben de basının buna, “büyük hata” olarak saldıracağını bildiğim için, o takdimin çok doğru bir tanımlama olduğunu anlatan bir yazıyla Meral’e dikkatinden ötürü teşekkür etmiştim. Çünkü bütün “mühtedi”lerin, yani İslam dinine dönenlerin baba adı olarak Abdullah, yani “Allah’ın kulu” kullanılırdı. Bugün Anadolu’da İslam’a dönmüş binlerce Ermeni’nin nüfus cüzdanlarında baba adı olarak “Abdullah” yazar.

Meral bu dikkatinden dolayı takdir toplayacağına, ağır bir eleştiri bombardımanı altında kalmıştı.

“Ne yapacağız?” diyordu,

“Cehalet bizi boğuyor artık, ne yapacağız?”

Haklıydı. Hem de yalnız cehalet değil, cehalet ve kötü niyet karması, bu ülkedeki her vicdanlı, iyi niyetli, kaliteli insanı boğuyor artık.

İşte Meral de gitti.

Azrail’le mücadeleyi meslek haline getirmiş olan Sezen, sevgili arkadaşı için çok çırpındı, hatta yeni tedavi yöntemleri bile denendi ama olmadı.

Bir yanda körkütük cahil kötü niyet, bir yanda hoyratlık, sevgisizlik, düşmanlık ortamı; öte yanda Greenpeace’in açıkladığı zehirli yiyecekler, zehirli sular, tavuklar, etler sayesinde bulaşıcı hastalığa dönüşen kanser, Meralciği alıp götürdü.

Seni hiç unutmayacağız sevgili arkadaşım. Ve elbette bir gün bu ülkede zalim de cahil de yenilecek.

Biz göremesek bile.

Ben bu diziyi genel ahlaka aykırı bulduğum için izlemedim.
Fakat sizinde bilmeniz gereken gerçeklerin olduğu kanaatindeyim.
Kanuni Sultan Süleyman bi kere Çok büyük ALLAH dostu, çok büyük bir Kumandan,Çok büyük bir Alim,Çok büyük bir Devlet adamı ve Siyasetcisidir,ve dizide lanse edilen gibi şehvet düşkünü olmadığını bütün tarih kitapları yazmaktadır.
Akabinde duraklama devrininde Kanuni Sultan Süleyman'ın (ALLAH mekanını CENNET etsin) vefatından sonra başladığıda doğrudur.
Ve bu yazıda yazılan tek gerçek budur.

Bu arada cehalet boğuyor demişya güya aydın geçinen dizi yazarı (genede ALLAH rahmet eylesin)
Cehalet Ecdatımızın yaptıklarının dizideki ifadelerle uyuşmadığını belirtmekse...

ben başka bi şey demiyorum.

sivaslınet
10.04.2012, 10:42
Kim ne derse desin, nasıl bir yazı hazırlarsa hazırlasın, Türkiyenin ekonomik durumu aşağıdaki gibidir. Bu ekonomiyle(sürekli dış borç artışıyla) aile başına düşen 27.744 TL nasıl ödenecek? Hesap bilen birisi buna çözüm bulsun.

Sıcak para, mevcut kurumların yabancılara satışı ve yurt dışından alınan paraların toplamıdır.

Türkiyedeki kurumların %80'i yabancılara satılmıştır.

Elde edilen Sıcak para halkımızı 4 kişilik aile olarak yılda 6936x4= 27744 TL borçalandırmış durumdadır.

Asgari ücret 701 TL dır. 1.100 TL açlık sınırının altındadır. Yani SÜRÜNME sınırı, ÖLÜM rakkamı. Ölse mezara para yok. Mezar fiatı olmuş 4.500 TL

Bırak borç ödemeyi, aldığı asgari ücret 4 kişilik aileye ölmemek için yavan ekmek yemek ve örtünmeye ancak yetmektedir.

Devletin sıcak parayı yani cari açığı ödemesi için üretimi yoktur. Dış borç her yıl büyük oranda artmaktadır. Geçici sıcak para ile enflasyonu düşürmeyi hiç ekonomi bilgisi olmayan birisi bile başarabilir.

Peki ne olacak bu borçlar? Devlet bir gün(yakında) Yunanistan gibi iflas edecektir.

Devletin yaptığı ancak, borçlanmayı bir nebze kapatabilmek için var gücüyle zamlara, vergilere yüklenmektedir.

Alibaba58
10.04.2012, 10:43
Zaten o dizi başlarken en başta görürsünüz "tarihten ilham alınarak kurgulanmıştır" diye. Ben başladığı ilk günden beri bu diziyi izliyorum ve çok başarılı buluyorum. Zaten Meral Okay okuyarak, araştırarak ve tarihçilerden yardım alarak bu dizinin senaryosunu yazmıştır.

KAOS
10.04.2012, 10:52
Petrol veya gaz fıyatları her ne kadar hükümetin elinde olmasa da yine de bu kıyaslamayı bilmeyen vatandaşlarımız için yapalım dedik:

- 2002 yılında asgari ücretle 98,4 LT benzin alınabiliyordu.
- 2012 yılında ise 151 LT benzin alınabiliyor.

KURESEL ACIDAN BAKACAK OLURSAK:

2002'de varil başı petrol 25 dolar, Türkiye'de benzin 1,66 TL. Şimdi varil fiyatı 125 dolar. Türkiye'de benzin 4,70 TL

YANI

2002 yılına göre petrol 5 kat arttığı halde Ak Parti hükümeti döneminde benzinin fiyatı 3 kat arttmıştır.


Yanlış bilgi verip insanları yanıltmayın lütfen. Çok ayıp..
Burada tartışıyoruz ama uydurma bilgiler vermiyoruz..
Alın sana gerçek fiyat listesi. Kaç kat artığını sen hesapla...

Tarih Kurşunsuz 95 Motorin 1 Varil Ham Petrol
07/01/2000 0,56 0,41 $24,50
05/06/2000 0,60 0,45 $27,50
04/01/2001 0,61 0,46 $23,40
04/02/2001 0,61 0,48 $24,50
28/02/2001 0,68 0,53 $22,70
04/05/2001 1,01 0,79 $25,20
04/06/2001 1,06 0,82 $25,80
03/01/2002 1,30 0,98 $18,60
04/06/2002 1,45 1,05 $23,10
01/01/2003 1,67 1,23 $27,70
07/06/2003 1,83 1,34 $25,20
01/01/2004 1,76 1,29 $30,40
01/06/2004 1,90 1,35 $32,70
01/01/2005 2,31 1,90 $38,30
04/06/2005 2,55 1,89 $50,30
03/01/2006 2,60 2,05 $57,20
02/06/2006 2,99 2,31 $68,00
05/01/2007 2,74 2,18 $57,00
02/06/2007 3,01 2,18 $80,00
01/01/2008 3,12 2,38 $90,00
01/06/2008 3,50 3,19 $120,00
01/01/2009 2,74 2,33 $40,00
02/06/2009 3,20 2,45 $55,00
06/01/2010 3,67 2,95 $70,00
03/06/2010 3,67 2,91 $91,00
01/01/2011 3,95 3,34 $92,00
09/04/2012 4,72 3,97 $102,00

KAOS
10.04.2012, 10:54
Hesaplama zahmetine girmeyeceğine eminim ben söyleyeyim

Ham petrol fiyatındaki artış 4 kat civarında
Pompa da ise artış 9 kat...

Yorumunu merakla bekliyorum..

hicre58
10.04.2012, 11:11
Çok komiksiniz Bariz yalan konuşuyosunuz. Ya biraz zahmet edipte okuyun Allah aşkına ya takılmışsınız iki tane hükümet karşıtı gazeteciye onların baktığı at gözlüğünden görünüyosunuz ülkenin durumunu. Nankörlük etmeye hakkınız yok bu ülke insanı hiç bir dönem bu kadar hizmet görmedi. Şimdiye kadar sizin efendileriniz banka hesabını şişirirken bunu bizim aşımızdan keserek yaptı. Ne çabuk unutmuşsunuz da bu gün bu kadar nankörleşebiliyosunuz. Bana ekonomi soruları sormayın. Ben bütün basın kanallarını tarafsız takip ediyorum günlük gazeteleri okuyorum. Siz de ezberden konuşacağınıza OKUYUNNNN

sivaslınet
10.04.2012, 11:22
"Komiksiniz, yalan, at gözlüğü, nankörlük, efendileriniz vs." bütün bunlara ne gerek var. Siz de rakkam koyuyorsunuz biz de. Geriye kalan rakkamların doğru olup olmadığını teyit etmek.. En seviyeli, tartışma rakkamlı , belgeli, somut veriler değilmi? Hiç bir şey ihtiva etmeyen sözlere ne gerek var..

sivaslınet
10.04.2012, 11:32
Kim olursa olsun, hangi dönem olursa olsun, iktidarı eleştirmeyen basın basın değildir. Basın neredeyse 4. erkitir. Erkler bağımsız, eleştirici olmalıdır. Yanlı değil.

amet_58
10.04.2012, 11:41
Yanlış bilgi verip insanları yanıltmayın lütfen. Çok ayıp..
Burada tartışıyoruz ama uydurma bilgiler vermiyoruz..
Alın sana gerçek fiyat listesi. Kaç kat artığını sen hesapla...

Tarih Kurşunsuz 95 Motorin 1 Varil Ham Petrol
07/01/2000 0,56 0,41 $24,50
05/06/2000 0,60 0,45 $27,50
04/01/2001 0,61 0,46 $23,40
04/02/2001 0,61 0,48 $24,50
28/02/2001 0,68 0,53 $22,70
04/05/2001 1,01 0,79 $25,20
04/06/2001 1,06 0,82 $25,80
03/01/2002 1,30 0,98 $18,60
04/06/2002 1,45 1,05 $23,10
01/01/2003 1,67 1,23 $27,70
07/06/2003 1,83 1,34 $25,20
01/01/2004 1,76 1,29 $30,40
01/06/2004 1,90 1,35 $32,70
01/01/2005 2,31 1,90 $38,30
04/06/2005 2,55 1,89 $50,30
03/01/2006 2,60 2,05 $57,20
02/06/2006 2,99 2,31 $68,00
05/01/2007 2,74 2,18 $57,00
02/06/2007 3,01 2,18 $80,00
01/01/2008 3,12 2,38 $90,00
01/06/2008 3,50 3,19 $120,00
01/01/2009 2,74 2,33 $40,00
02/06/2009 3,20 2,45 $55,00
06/01/2010 3,67 2,95 $70,00
03/06/2010 3,67 2,91 $91,00
01/01/2011 3,95 3,34 $92,00
09/04/2012 4,72 3,97 $102,00

:) al bakalım kim yalan söylüyor araştır ama sade yandaş medyadan değil

Uluslararası piyasalarda ham petrol fiyatları Çin'in dış ticaretindeki yavaşlamanın küresel petrol talebini yavaşlatacağı endişeleri üzerine değer kaybetti.

ABD ham petrolünün nisan ayı teslimi varil fiyatı bugün 1,73 dolar düşüşle (yüzde 1,61) 105,67 dolara geriledi. ABD ham petrolünün nisan ayı teslimi varil fiyatı geçen haftayı 107,40 dolardan kapatmıştı.

Londra Brent tipi ham petrolün nisan ayı teslimi varil fiyatı da 1,48 dolar değer kaybıyla (yüzde 1,17) 124,50 dolardan işlem görüyor. Londra Brent tipi ham petrolün nisan ayı teslimi varil fiyatı geçen haftayı 125,98 dolardan tamamlamıştı.

NECMEDDİN ÖZBEK
10.04.2012, 11:45
abi bu adamın özgürlükten kastı ne milletin iradesini yönlendirmekmi herkes bu adama göre düşününcemi özgürlük olacak zaten özgür bak bugün horoz gibi duvarın üstüne çıkıp ötmemiş köşesinden resmen anırmış

bu uslubü sana hiç yakıştıramadım sevgili amet-58 sen anıran görmemişin yandaş basını aç bak ne anıranlar göreceksin başta engin ardıç olmak üzere ne yapayım yıllardır ilk kez ağzımı bozmayı başardın suç benim değil yinede diğer site üyelirnden özür dilerim.

NECMEDDİN ÖZBEK
10.04.2012, 11:48
Bu yazıya Mevlana'nın bi dizeleri ile cevap vermek istiyorum.

“Suskunluğum asaletimdendir
Her lafa verilecek bir cevabım var.
Lakin bir lafa bakarım laf mı diye.
Bir de söyleyene bakarım adam mı diye?”

bekir bey sana cevap vermeye gerek duymadım çünkü sevgili kaos verile bilecek en güzel cevabı vermiş zaten

NECMEDDİN ÖZBEK
10.04.2012, 12:08
ayrı düşüncelerde' de olsak sevgili amet-58 bilirsin seni severim bu tür çirkin tümceler kurarak beni hayal kırıklığına uğratma emi.

sivaslınet
11.04.2012, 06:58
Vatan yazarı Mustafa Mutlu, Deniz Feneri iddianamesinden yola çıkarak Zahid Akman ve arkadaşlarına ilginç bir çağrı yaptı...

Zahid Akman ve arkadaşları meğer tamamen masummuş!

Arkadaşımız Kemal Göktaş’ın haberine göre Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Almanya’daki Deniz Feneri e.V davasında gündeme gelen iddialar üzerine başlatılan soruşturmayı 3 yıl 7 ay sonra tamamlamış...

İddianamede, soruşturmayı başlatan ancak sonra görevden el çektirilen savcıların sanıklara yönelttiği “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve üye olmak ile nitelikli dolandırıcılık” suçlamaları yer almamış...

Sanıklar sadece çok daha hafif cezalar getiren “özel belgede sahtecilik ve güveni kötüye kullanma” gibi suçlarla itham edilmiş...

Bu demektir ki RTÜK eski Başkanı Zahid Akman’ın ve Kanal 7’nin patronunun da aralarında bulunduğu sanıklar masum... Çünkü iddianamede artık “dolandırıcılık”la suçlanmıyorlar! Onları arayıp, “Telefonlarınız dinleniyor, şirketlerinize baskın yapılacak” diye haber veren “kamu yöneticisi” de suçsuz...

Peki; kim suçlu?

Bu soruşturmayı gece gündüz demeden tam üç yıl boyunca yürüten savcılar... Üçünün de başına gelmedik iş kalmadı!

“Yaşasın adalet”ten başka diyecek bir söz yok! Böyle kararları okuyunca hukuka olan güvenim nasıl artıyor bilemezsiniz...

***

Zahid Akman ve diğer sanıklar en kısa zamanda bir “Almanya seyahati”ne çıkarak bu kararı kutlamalı...

Tabii; cesaret edebilirlerse...

Çünkü Alman yargısı hâlâ onları arıyor da...

-Mustafa MUTLU-

NECMEDDİN ÖZBEK
11.04.2012, 09:10
Ey Müslüman işadamı!
Rıza Zelyut

e-mail: zelyut@gunes.com

Sevgili kardeşim!
Anadolu'dan geldin, İstanbul'da kaplan oldun.
İnançlı insansın, günde beş kez seccadeni çalışanların görebileceği yere serip namaz kılıyorsun.
Allah kabul eylesin.
Rivayete göre; bu dindarca tavrını Başbakan Erdoğan bile biliyor, takdir ediyormuş.
Ben de takdir ediyorum.
Anadolu'dan gelip de İstanbul'da elektronik ticaretinde başa güreşmek kolay mıdır?
***
Ey benim kaplan kadar yırtıcı; Hira Dağı kadar Müslüman kardeşim!
Müslümanlığının neresine sığdırıyorsun şu sözü: 'Sen benim köpeğimsin; değerin ancak bu köpek kadar.'
Ey Anadolu kaplanlığından küresel kaplanlığa terfi eden Müslüman hemşerim!
Yolunda yürüdüğün Muhammet Peygamber; bırak yanındakilere; düşmanlarına bile böyle bir söz etti mi?
Benim Hira Dağı kadar Müslüman; alnı secdeden kalkmayan Müslüman kardeşim.
Sen ki bu iktidarı can ü gönülden desteklersin de...
Nasıl olur da 1200 lira aylık verdiğin bir çalışanını asgari ücretli gösterirsin?
Acaba gözüne girdiğin Başbakan Erdoğan senin böyle yaptığını duysa, ne düşünür?
***
Sana, 'Beytülmal'den, tüyü bitmemiş yetimden, kul hakkından söz etsem...
Canın sıkılır; kızarsın; 'Bunlar çağdışı işler!' dersin, geçersin...
Kuran-ı azimüşşan'dan ayetler aktararak önüne cehennem ateşini çıkartsam; gülersin.
Ya hesap-kitap günü?
-Nasıl olsa namaz kılıyorum ya; cehennem de neymiş? Hele bir de Hacca gittim mi ondan sonras istediğin gibi söv işçiye; hakaret et mühendisine...
***
Mahallemizdeki Selçuk Hatun camiin kapısına imam kardeşimiz şöyle yazmış:
'Hak ile beraberken halk ile bağlantını kes.'
Hoşuma gitti; üstünde düşünürken aklıma şu geldi:
'Halk ile beraberken Hak ile bağlantını kesme...'
Benim İstanbul'daki şu Müslüman işadamı kardeşim ne yapıyor?
Emeği eziyor; Hakkı çiğniyor; namaz kılıp kurtuluyor.
Acaba?
***
Yunus Emre sanki bu yeniyetme Müslüman zengin tipini anlatmış 700 sene önce:
'Bir kez gönül kırdın ise
Bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet bile
Elin-yüzün yumaz değil.'

sivaslınet
11.04.2012, 10:01
Derin Yabancı...

“Derin devlet” yoktur...

Devlet mi var, derini olsun?..

“Derin yabancıdır” o...

*

“NATO’nun Libya’da ne işi var?” diyen devletti...

Bir hafta içinde devletin uçağını NATO kapsamında Libya’ya gönderdi de... Elinden “insan hakları ödülü” aldığı Kaddafi’yi “İnsan haklarını çiğniyor” diye bombalattı; derin yabancı...

*

Mısır’a gidip Mübarek’e sarılıp öpen; devlet...

Birkaç ay geçti geçmedi; Mübarek’i kafese koyup mahkemeye getirenlere para ve silah yardımı yaptırabildi; yine derin yabancı...

*

Diyelim ki Mavi Marmara gemisi vurulduğunda horoz kesilen devletti...

Derin yabancı susmasını söyledi...

Sustu horoz...

*

Siz görmeyin...

En yakın yandaşları İran gördü mesela...

Türkiye’nin “taşeronluk yaptığını” ulusal televizyonlarından duyurdular...

*

Parmağında oynatıyor...

Türkiye üzerindeki büyük oyun derin yabancının yazılımıdır...

Müthiş plana karşı çıkacak kim varsa hapishanelere doldurulup... Ulusal duyguları dile getirebilecek medyayı silip... Boyun eğmeyecek askeri sindirip... Yargıyı, sivil toplum kuruluşlarını, üniversiteleri hizaya getirip yol temizliği öngören plan yerli malı olamayacak kadar kusursuz...

*

Devlet “komşularla sıfır sorun” dedi, sadece birkaç ay sonra oldu size:

Komşularla sıfır barış...

Bizim devlet, Esad’ı arada bir gidip öpüp “Biz kardeşiz” derken, bir anda “Seni katil” demesi de ondan...

Olacakları izleyin artık...

*

Başı beladadır Türkiye’nin...

AKP’nin istediği din temelli rejimi kurup bir çağdaşlaşma projesi olan cumhuriyeti yıkmasına yardımcı olurken, karşılığında onu bölgenin tetikçisi olarak kullanıyor; derin yabancı...

Dünyanın en yalan, dolan, entrika dolu politikasını oturup saf saf izledikçe Türkiye, bu ülkede olacaklara da derin yabancı karar verecektir...
Siz değil...

-Bekir COŞKUN-

Alibaba58
11.04.2012, 10:21
Ruhat Mengi : Adalet olsaydı Haberal'ın durumu vicdanları kanatmazdı.

Herhangi bir insandan söz etmiyoruz, dünya çapında üne sahip ve dünya ülkelerinden en önemli cerrahların önünde saygıyla, takdirle eğildiği, onu dinlemek için Türkiye’ye koştuğu ve bu ülkede organ nakli alt yapısı çalışmalarını ilk başlatan bir tıp otoritesinden, çok başarılı bir doktordan söz ediyoruz.. Bu doktorla gurur duyup yücelteceğimize, koruyup daha uzun yıllar insanlığa hizmet etmesini sağlayacağımıza onu cezaevine atmış, yıllardır orada “bir mahkum” gibi esir etmiş, sağlığının ciddi şekilde bozulmasına neden olmuşuz..

Babasını ölümünden önce görmesine izin verilmemiş, annesini de aynı şekilde ve aynı nedenle ölmeden önce görememiş ve ancak cenazesine gitmesi için izin verilmiş.. Ama tam 25 kişilik jandarma ekibiyle İstanbul’dan Zonguldak’a gönderilerek.. Neden? Çünkü kaçar.. Çünkü “kaçma ihtimali” var.. Mış.. Koskoca cerrahın kaçacak kadar “onursuz” olduğu hesaplanıyor ama sonradan hakkında müebbet hapis kararı çıkan Hizbullah terör örgütü üyeleri “tutuksuz yargılanmak üzere” serbest bırakılıyor..

TECAVÜZ, DENİZ FENERİ SUÇLULARI VE DİĞERLERİ!

Çocuk tecavüzcüsü Hüseyin Üzmez ve küçücük okul çocuklarına tecavüz eden “toplu tecavüz” sanıklarının topu birden serbest bırakılıyor. Alman yargısının “yüzyılın en büyük soygunu” kararını verdiği uluslararası dava temize çıkarılıyor ve “olayın asıl failleri” olarak ismini verdikleri sanıklar önce yıllarca tutuklanmıyor, tepkiler durmayınca tutuklanıyorlar ama kısa süre sonra tekrar bırakılıyorlar.

Referandumdan sonra Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun üyeleri Adalet Bakanlığı içinden seçilince HSYK bu davada daha önceki iddianameyi hazırlayan 3 savcısının üçünü birden değiştiriyor.. Ve o da ne? “Suç işleme amaçlı örgüt kurmak ve üye olmak, nitelikli dolandırıcılık” gibi ciddi suçlamalar ortadan kalkıyor, onların yerine çok daha hafif cezalar gerektirecek “özel belgede sahtecilik, güveni kötüye kullanma” suçları geliyor, hafif cezalar çıkıyor ve zaten onların uygulanması da gereksiz görülüveriyor.. Dev uluslar arası dava kolaycacık basite indirgenip kapatılmıştır.. Ne güzel değil mi?

YARGI KARŞISINDA EŞİT Mİ, YOK CANIM?

Diğer tarafta Balyoz, Ergenekon ve diğerleri her neyse bu “darbe hazırlığı iddialarıyla” yürüyen davalarda hüküm giymemiş, dava yıllardır sürmesine rağmen suç kanıtı çıkarılamamış insanlar “seri katil”den beter muamelelerle, “terörist, darbeci” hakaretleriyle bitmeyen süreler için hapse tıkılıyor, kendilerinin ve ailelerinin hayatlarından yıllar çalınıyor, işleri ellerinden alınıyor, onurlarıyla oynanıyor, içerde hastalanıp ölenler oluyor (hiç önem verilmeden), karısını-annesini-babasını ağır hastayken ve hatta son dakikalarında görmelerine izin verilmiyor.. Ve bu insanlar arasında işte Mehmet Haberal gibi hem milletvekili, hem cerrah olanlar, diğer milletvekilleri, ünlü gazeteciler de var.

Efendim duyamadım, “yargı karşısında herkes eşittir” mi dediniz? Yok canım daha neler, Türkiye’de bazıları “daha eşit”, yukarda verdiğim örneklere tekrar bakınız mesela.. Bir yanda, kimselere hesap verme zorunluluğu duymadan “tutuksuz yargılanmak üzere” bırakılıveren veya hiç tutuklanmayanlar, diğer yanda duruşmalarda “suçsuzluğuna dair her kanıt sunulmasına rağmen” hakimlerin avukatları bile dinlemeden “tutukluluğunun devamına” deyip durduğu yüzlerce kişi..

Bir tarafta savcıların pek anlayışlı davranarak tutuklanmasını istemediği 12 Eylül darbecileri, diğer yanda imzasız mektuplar, ispatsız iddialar, iddianamelere sehven ilaveler, sonradan düzenlenmiş CD’lerle özgürlüğü alınan, hayatları çalınan bilim adamları, gazeteciler; Haberal’lar, Şener’ler, Şık’lar, Yıldız’lar.. Eğer adalete inansaydık, yargı karşısında herkes gerçekten eşit olsa, Türkiye bir hukuk devleti olsaydı bugün Prof. Dr. Haberal’ın “ölmeden önce anne ve babasını görememesi”, annesinin cenazesine 25 jandarmayla gönderilmesi vicdanları kanatmazdı.. Bu adaletsizlik daha ne kadar sürecek acaba?

abircan
11.04.2012, 11:07
GER-ÇEKLER gererek çekilerek bu forum sayfalarına bazılarının yüzüne ağır tokat olarak iniyor, eski ektiğimiz tohumları kurutamayacaklar bir kaç kardeşim gerçeğin bayrağını şerefle onurla burada dalgalandırmaya devam ediyor, hemde bireysel akıl yordamlarıyla onun bunun cemaatinin hacılarının hocalarının üfürükçülerinin desteği olmadan yiğitce yazmaya devam ediyorlar, yüz akı onlar bu forumların , aklını kiraya vermiş efendilerinin kapı kulu sözcüleri olmayan bireysel fikir bahçeleri olarak her rengi her kokuyu sunan çiçek tarlası gibiler, insan ruhuna nefes aldırıp umut vadediyorlar, selam olsun bu güzel dostlara
şimdi lafın
amerikanın gericileri bu kadar beslemeyle bu halka müslüman kardeşlerine silah sıktıramayacaktır, abdnin uşakları suriyeye kurşun sıktıramayacak , libyadaki iki yüzlülüğü unutmadık, ıraktaki son dakika 1 mart tezkeresi namusumuzu korumuştu ama bunlar cıa nın eliyle yönetildikleri için 200 generali içeri tıktırıp şimdide 1 er hafta arayla harp okulunda askeri öğrencileri sevme goygoylama yarışına girdiler, niye çünkü abd ortadoğuda türkiye eliyle savaş çığırtkanlığı yapmaya başladı tekrar, burada bir cehennem ateşi yakmak istiyorlar iran suriye tekrar ırak ve ortada kalan bir türkiye ateşi bu oyunu bozulacak, hep beraber bu sağduyu bu oyunu bozacak, ortadoğudaki tek dikdatör esad değil, umman katar suudlar ne güne duruyor, kaba bir mezhepcilik savaşıyla bu halkı yanına çekeceğini sanmak amerikan safdilliğinden başkası olmaz nasıl 30 yıldır bir kürt iç savaşı çıkmadıysa hele ortadoğuda bir mezhepsel savşın ortasına türkiyeyi çekeceğini sanmak aptallıktır, hükümet ve yandaşları türkiyeyi tekrar ekonomik olarak darboğaza gittiğini yeni ve daha büyük bir krizin kapıda olduğunu bildiklerinden 3 kuruşa malatya küreciğe radar üssü kurup kiraladılar aynı ruhlarını 3 kuruşu kiraladıkları gibi, libyada türkiyeye emperyal uşakları petro dolarları koklatmadılar, şimdi suriyede o kadar petrol yok doğalgaz yok maşa olarak türkiye üzernden iranı ablukaya almaya çalışıyorlar akıllarınca batılı emparyeller 3 - 5 milyardolara muhtaç hale gelen hükümet artık yolun sonuna geldi ekonomik olarak bu yüzdende abd ne derse yapmaya hazır hale geldi, o kadar zamdan sonra halk bir türk baharı yaşatırmı bilemem ama sandıkta bir bahar dersi verebilir bu satılmışlara , durgun atın çiftesi pek olur derler, bu ata tayyip beyi atan atın tepkisinden daha fazlasını bunlara gösterecektir zannımca.

şimdilik bu kadar kustum kusura bakmayın yandaşlar, candaşlar

NECMEDDİN ÖZBEK
11.04.2012, 11:28
“Ben Atatürkçüyüm,
Ben Cumhuriyetçiyim,
Ben Laikim,
Ben Anti-emperyalistim.
Ben Özgürlükçüyüm.
Ben Bağımsız Türkiye’den yanayım.
Ben insan hakları savunucusuyum.
Ben terörün karşısındayım.
Ben yobazların, hırsızların, vurguncuların, çıkarcıların düşmanıyım.
Öyleyse, vurun, parçalayın!
Her parçamdan benim gibiler, beni aşacaklar çıkacaktır.”

Uğur MUMCU

abircan
11.04.2012, 12:14
Ben bu diziyi genel ahlaka aykırı bulduğum için izlemedim.
Fakat sizinde bilmeniz gereken gerçeklerin olduğu kanaatindeyim.
Kanuni Sultan Süleyman bi kere Çok büyük ALLAH dostu, çok büyük bir Kumandan,Çok büyük bir Alim,Çok büyük bir Devlet adamı ve Siyasetcisidir,ve dizide lanse edilen gibi şehvet düşkünü olmadığını bütün tarih kitapları yazmaktadır.
Akabinde duraklama devrininde Kanuni Sultan Süleyman'ın (ALLAH mekanını CENNET etsin) vefatından sonra başladığıda doğrudur.
Ve bu yazıda yazılan tek gerçek budur.

Bu arada cehalet boğuyor demişya güya aydın geçinen dizi yazarı (genede ALLAH rahmet eylesin)
Cehalet Ecdatımızın yaptıklarının dizideki ifadelerle uyuşmadığını belirtmekse...

ben başka bi şey demiyorum.


bekirciğim acemiliğime say epeydir yazmıyordum yazım sana değil başka bir gazete yazısı alıntısınaydı, özelleştirmeleri savunan bir yazıya cevaptı



neden cari açık gayrisafi yurtiçi hasılanın % 10 nuna geldi, artık dışarı aktarılan kar payı , (telekomun aveanın , bankalrın, sigorta şirketlerinin bilumum market gıda vs yabancı şirketlerin say sayabildiğin kadar yabancı şirket) yani doğal olarak sermaye sahibi yabancılar kazandıkların bu karların yüzde bilmem kaçı artık 10 milyar dolara geldi dayandı bir kaş yıl sonra yapılan son yatırımların geri dönüşleriylede bu rakam bir anda katlanarak artacak bu da demektir gelen yüksek faizli sıcak dış borçtan daha fazla dışarı kar transferi olacak bu da artık koca bir memleket sömürü adası haline getirilerek sonlanacak bir durumdur sayın aklıevvel dostlarım uyanın gafil uykusundan dağıtın şu gözünüzdeki perdeyi size yutturulan ihracat ve büyüme rakamlarını, koca koca kentler işsiz , çiftciler ekmeden biçmeden 3 kuruş destekleme alıyorlar, sular dereler yavaş yavaş satılıyor , şehirler yaşnamaz kanserli insan deposuna dönüşüyor sen hala goy goya devam ediyorsun

KAOS
11.04.2012, 15:41
* Mevcut Anayasa'yi Ak Parti degil CHP ve askeri rejimler yapmistir.

Hay yalanın batsın,
12 eylülden sonra CHP neredeydi, ANAP babamın partisi miydi, ekonomi bilgisi çok olan kardeşim şimdi de tarihe mi merak saldın..

Ancak doğru tarih olsun lütfen...

KAOS
11.04.2012, 15:45
Çok komiksiniz Bariz yalan konuşuyosunuz. Ya biraz zahmet edipte okuyun Allah aşkına ya takılmışsınız iki tane hükümet karşıtı gazeteciye onların baktığı at gözlüğünden görünüyosunuz ülkenin durumunu. Nankörlük etmeye hakkınız yok bu ülke insanı hiç bir dönem bu kadar hizmet görmedi. Şimdiye kadar sizin efendileriniz banka hesabını şişirirken bunu bizim aşımızdan keserek yaptı. Ne çabuk unutmuşsunuz da bu gün bu kadar nankörleşebiliyosunuz. Bana ekonomi soruları sormayın. Ben bütün basın kanallarını tarafsız takip ediyorum günlük gazeteleri okuyorum. Siz de ezberden konuşacağınıza OKUYUNNNN

Gelin kaynaklarımızı yazarak konuşalım olur mu.?
Biz buna kanıta dayalı durum diyoruz..

Alibaba58
12.04.2012, 07:38
Ruhat MENGİ : Bir uyarı daha; Türkiye parçalanır!

Fotoğraflarına bakıyorum da Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez birkaç yıl içinde ne kadar değişmiş.. Onunla birlikte “hadisleri konuştuğumuz ve kendisinin de ‘gerçek hadislerle uydurma olanları ayıklayacağız’ dediği” ikili bir televizyon sohbeti yapmamın üzerinden ancak o kadar bir zaman geçti, o günlerde sakalı yoktu, çağdaş bir din bilimci görüntüsündeydi, şimdi bıyıklarına karışan kırlaşmış s...akalları var ve ne zaman gazetede fotoğrafı çıksa onu tanıyamıyorum.

Tabii ki kimsenin kararına karışılamaz ama acaba artık “sakallı olunca daha çok Müslüman göründüğünü” mü düşünüyor, yoksa o da “Hz. Peygamber’in sakalı vardı, sünnettir” görüşünde mi? Müslümanlığın çıktığı yıllarda tıraş makinesi icat edilmişmiydi ki diye düşünüyor insan.. Düşünürken konudan konuya ışık hızıyla geçiş yapma huyum sürüyor, bu konu nereden aklıma geldi, “Suriye ile savaşa girersek Türkiye’nin başına büyük çorap örüleceğini” defalarca yazmamıza, siyaset bilimcilerin ve hatta ABD’li yazarların uyarılarına rağmen hiç kulak asılmadan doludizgin tehditlere devam ediliyor da ondan.. Sakalımız olsa belki uyarılar dinlenirdi.

ABD’NİN BAŞARISIZ PLANLARI

Daha önce de “ABD Türkiye’yi kendi planları için Suriye ile savaşa itiyor, böyle bir hata Türkiye için felaket olur” şeklinde açıklama yapan ABD’li yazar Griffin Tarpley “Türkiye’nin savurduğu tehditlere” dikkat çekerek bir kez daha uyarmış. Diyor ki; “Suriye’de tampon bölge kurulması Türkiye’nin parçalanmasına yol açacak adım olur” .. Onun sözlerine gereken dikkati vermek için ise ABD’nin “kendisinin de kabul ettiği” Irak başarısızlığını, Afganistan’da Taliban’la ilgili yaptığı ve dev soruna dönüşen hataları hatırlamak bile yeterli..

Elbette Suriye komşumuz ve orada “bir diktatör yüzünden” binlerce insanın ölmesi son derece üzücü.. Ama işte bildiğiniz gibi diktatörlerin sınırı yok, iktidar gücü için her şeyi, insan canı almayı bile göze alıyorlar. Şimdi ABD “süre bitti” diyor, biz tehdit ediyoruz, ya bu müdahale yüzünden bizim insanlarımızın (zaten terör tehlikesi altında yaşayan gencecik askerlerimiz dahil) hayatı da tehlikeye girerse? Ya ülkemiz karmaşa içindeki Arap ülkelerine döner veya düpedüz parçalanma tehlikesi çıkarsa?

IĞDIR’DAN HATAY’A KÜRDİSTAN..

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş “Suriye’de de özerk Kürdistan oluşabilir, İran’da zaten Kürdistan eyaleti var, Irak bölünürse ‘bağımsız Kürdistan devleti’ kurulacak ve Türkiye’nin tüm güney sınırları Kürdistan olacak. Ortadoğu kaynayacak ve bu işler başka noktalara gidecek” diyerek hükümete “yeni anayasa için acele edin” mesajı veriyor. Daha açık nasıl söylenebilir, birinci soru.. Yeni anayasa metninin yazımı yakında başlıyor, Selahattin Demirtaş’ın acele ettiği konuya anayasada ne şekilde yer verilecek, ikinci soru..

Zira bence ABD’nin “Türkiye’yi Suriye ile savaşa sokma” planı da Demirtaş’ın söz ettiği Kürdistan konusuyla ve işi bu şekilde halletmekle ilgili.. Zaten Beşar Esad’ın “siz Suriye’nin iç işlerine karışırsanız ben de PKK’ya yardım ederim” sözü de var. Hepsini birleştirin, ne çıkıyor?

Siyaset bilimciler TV’lerde “ABD ve AB ülkeleri aktif olarak ortaya çıkmadan bizim öne çıkmamız yanlış” demekteler, madem ki Birleşmiş Milletler bu kadar kararlıdır, önce BM’deki diğer ülkeler asker göndersin, öncülük etsin, Türkiye ondan sonra işe karışsın. “Ortadoğu’da biz söz sahibi olalım” diye maceraya atlamayalım, pişman oluruz!

*****


ÇYDD gibi Deniz Feneri de ‘Poyrazköy’le birleşebilir mi?

Kapatılan Fazilet Partisi milletvekili ve HAS Parti Genel Başkanı Mehmet Bekaroğlu, Deniz Feneri iddianamesinde yapılan değişiklikler için; “Önce savcılar görevden alındı, haklarında dava açıldı, yeni savcılar ‘örgütlü ve nitelikli suç yok’ dedi. Bu dava ‘yargıya müdahale örneği’ olarak akıllara kazındı” demiş. Ki milyonlarca vatandaş bu sözlerin altına imza atabilir.

Deniz Feneri davasında maşallah yargı pek dikkatli şekilde ilerlerken Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği soruşturmasını yürüten, iddianameyi hazırlayan ve bu iddianamesi mahkeme tarafından kabul edilen Özel Yetkili Savcılık tam 16 ay önce mahkemeye gönderdiği klasörlerin 4 tanesini unutmuş.. Bir yanda her detayla yakından ilgilenip suçları silme olayı, diğer tarafta ülkenin eğitimde en önemli sivil toplum kuruluşunun “KLASÖRLER”ini unutmak..

Ve sonra da ÇYDD davası “Poyrazköy” davasıyla birleştirilmiş. Yer altında silahların bulunmasıyla ilgili, içine Kafes Eylem Planı, amirallere suikast gibi davaların da dahil edildiği bir “darbe hazırlığı iddianamesi” ve yanında ÇYDD.. Madem ki bu en alakasız işler yapılabiliyor, Alman yargısının “örgütlü ve büyük suç” dediği Deniz Feneri davası ile Poyrazköy’ü birleştirmeyi de düşünebilirler mi? Düşünemezlerse neden düşünemezler?

Yargı keyfi kararlar verirken bunları da halka açıklamak durumundadır, zira milli iradenin gerçekleri duyma hakkı var, bekliyoruz!

Alibaba58
12.04.2012, 07:40
Bekir Coşkun : Köprüler yıkılırken.

Ne çok köprüler yıkılıyor bugünlerde...

Bu kıyıda hüzün...

Karşıda umut...
...
Yüreği olan geçmek ister...

Ama peş peşe yıkılıyor köprüler...

*

Daha dün...

Medeni dünyaya ulaşmak için seksen yılda zar zor kurulmaya çalışılan çağdaş eğitim köprüsü yıkıldı...

Cumhurbaşkanları 4+4+4 yasasını imzaladı...

Hangi vicdandır?..

Karşıda uygar bir dünya varken... O dünyanın birer uygar bireyi olmak için hevesle koşan çocuklarımızın önündeki köprüleri yıkmak...

Bu kadar mı acımasız ve saygısız olur insan çocuklarına karşı, sırf kendi dinci zihniyeti sürüp gitsin diye?..

*

Azmimizi köprülerimize ayak yaparız...

Tasalarımız kolon, sabrımız kirişler...

Köprüler yıkıldıkça köprüler kurarız...

Karşı kıyıya atmak için kendimizi bir koşu...

Ama...

Bir bir yıkılıyor köprüler...

*

Gazetelerdeki “Yıkılan köprü canları alıp götürdü” haberlerini okurken, son zamanlarda ne çok köprünün yıkıldığını düşündüm...

Hayallerimiz öte yanda...

Karşı kıyıda kaldı; kızlı oğlanlı çocuklarımızın el ele tutuşup güven içinde kutladıkları ulusal bayramlarımız...

Modern eğitim...

Laik, çağdaş bir yurt...

Barış...

Özgürlük...

Güven...

Huzur...

Geçemedik bir türlü...

Bulanık sularda kaybolduk...

Çöktü köprü...

*

Son zamanlarda her gün yüreklerimizde bir köprü çöküyor...

Karanlıktan aydınlığa...

İlkellikten uygarlığa...

Nefretten insanlığa...

Ortaçağdan çağdaşlığa...

Köprüler kurmak isteriz, yüreği olanlar geçmek ister...

Ama azgın bulanık sulara dayanmıyor...

Peş peşe yıkılıyor köprüler...

NECMEDDİN ÖZBEK
12.04.2012, 12:01
UMHURİYET GÜNEŞİ
MİLLİYET yazarı Mehmet Tezkan yazdı..

SAVAŞ ÇIKARSA NE ZAMAN ÇIKAR?

Kofi Annan’ın Esad’a verdiği süre bu sabah doldu.. Türkiye için ‘tehlikeli’ süreç başladı..
Niye mi?
Annan’ın planına göre, bu sabah itibariyle çatışmalar duracak.. Ne askerler şiddet uygulayacak ne muhalifler..
Esad, Annan’a yazılı güvence vermiş ama yine de hayal gibi..
Bugüne kadar 9 bin kişi öldü.. Bir şey olmamış gibi çatışmaların bu sabah itibariyle kesilmesini beklemek gerçekçi değil..
Esad, en küçük bir boşluk bırakırsa alaşağı edileceğini biliyor.. Orantısız güç kullanarak muhaliflerin üzerine gitme nedeni bu..
Yok etmek!..
Yok ederek Suriye’yi düzlüğe çıkarmak! Veya yok ederek ‘çatışmasızlık’ ortamı sağlamak!..
Düne kadar izlediği politika buydu.. Hız kesse bile elini tetikten çekmeyecektir..
*
Peki dünya ne yapacak?
BM Güvenlik Konseyi’nden Esad’ın nefesini kesecek bir karar çıkmaz..
Rusya ile Çin izin vermez..
Eskisi gibi durmuyorlar onlar da Esad’ın ‘palavralarını’ gördü denilecektir ama kazın ayağı öyle değil..
Esad’ın gitmesi bölgedeki bütün dengeleri altüst eder.. Türkiye’nin işine gelir, ama Rusya’nın işine gelmez..
*
Batı cephesine bakarsak bizim dışımızda bu işin üzerine ısrarla eğilen başka bir ülke yok..
Obama kasım ayındaki ‘başkanlık’ seçimine odaklandı..
Fransa’da ay sonu seçim var..
Bu iki ülkenin gündemi başka.. Çin ile Rusya zaten başka havada..
Bu sebeple Güvenlik Konseyi güvenliği sağlayamaz..
Türkiye için tehlikeli süreç başladı demem bundan..
*
Suriye ile uzun sınırımız var.. Şiddete maruz kalan muhalifler Türkiye’ye kaçıyor, Suriye askerleri kovalıyor..
Geçen gün sınırda yaşananları biliyoruz..
Bir daha aynısı tekrarlanırsa seyreyleyin gümbürtüyü..
*
Başbakan Erdoğan kendini fena halde bağladı.. Savaşırız sinyalini verdi..
Sınır provokasyona açık!..Türkiye’yi Şam’a doğru çekmek isteyen güçler, Türkiye’yi ateş çemberine sokmak isteyenler tahrik edebilir..
Tuzak kurabilir..
Başbakan da sözünü yememek için, sözünün altında kalmamak için ‘gerekeni yapın’ diyebilir..
Türkiye önce çatışmaya sonra savaşa girebilir..
*
Bu arada bizdeki savaş lobisini de yabana atmamak lazım.. Vuralım, kıralım, girelim yayınlarını başlattılar.. ‘Esad’a haddini bildirelim’ciler çoğaldı..
Son aşamaya ramak kaldı..
Savaş isteyenleri kahraman, karşı çıkanları Esad’cı, katliamcı, diktatör sevdalısı ilan edeceklerdir..
Bu tür yayınların, demeçlerin başladığı gün bilin ki silahlar patlayacak demektir..



Deniz Feneri referandum ürünü
Deniz Feneri iddianamesine tepki gösterenlerden biri de HAS Parti Genel Başkan Yardımcısı Bekaroğlu idi.. Bu dava yargıya müdahale olarak akıllara kazındı tweeti attı.
Liberal Demokrat Parti Başkanı Cem Toker durur mu?
Anında cevap vermiş..
Taşı gediğine oturtmuş.. Referandumda evet derken düşünecektiniz.. Millet ektiğini biçiyor, biçmeye de devam ediyor demiş..
Sanıkları kollayan iddianameyi ‘evet’ oylarının sonucu olarak göstermiş..



Başbakan’ın eşi de olsan!
Almanya Başbakanı Merkel, Alman hava kuvvetlerine ait uçakla Napoli’ye gitmiş, tatile..
Eşi Sauer aynı uçağa binmemiş.. Başka bir uçakla Napoli’ye gitmiş.. Orada buluşmuşlar..
Niye mi?
Yasaya göre başbakanın uçağına binen herkesin hazineye 1320 euro ödemesi gerekiyor..
Başbakanın eşi de olsa, çocuğu da olsa..
Sauer’e bu para fazla gelmiş.. 118 euro’ya özel bir havayolundan bilet alarak İtalya’ya gitmiş..
Ne diyelim..
Bir gün biz de demokrasinin o seviyesine gelir miyiz?

MİLLİYET

Alibaba58
13.04.2012, 20:23
Zülfü Livaneli : 'Kurdun ağzı'


Herhangi bir Fransız aydınına, pat diye sorsanız:

“Askeri darbelere karşı mısın?”

Yanıtı neredeyse refleks denilecek bir çabuklukla “Karşıyım!” olacaktır.
...
Bir İngiliz, İspanyol, Yunan, İskandinav aydınına “Siyasi idamlara karşı mısınız?” diye sorsanız, hiç tereddütsüz aynı cevabı alırsınız: “Karşıyım!”

Çünkü uygar dünyada oluşmuş bulunan konsensüsün temel ögeleridir bunlar.

Sivil toplumun “olmazsa olmaz” ön koşuludur.

Ve bir aydının düşünce namusudur.

BİZDE İSE...

Aynı soruları Türk aydınlarına yöneltseniz, bir bölümünden aynı net yanıtı alabilirsiniz.

Ama bir bölümü, sorunuzu başka bir soru ile

karşılayacaktır:

“Soru: “Askeri darbelere karşı mısın?”

Cevap: “Hangi askeri darbelere?”

Soru: “Siyasal idamlara karşı mısın?”

Cevap: “Hangi siyasal idamlara?”

İşte bu “hangi” sorusu, çeşitli görüşlerden Türk aydınını, uygar dünyanın “aydın” kavramından ayıran ve azgelişmiş ülke kategorisine iten farktır.

Çünkü 1991 yılında bazı Türk aydınları, belirli koşullarda, askeri darbelerin ve siyasi idamların yararlı olduğunu düşünebilmektedir.

Türkiye’nin yakın dönem siyasal yaşamına damgasını vurmuş üç darbenin, üçünün de yargılanmasına karşıdırlar.

Buradaki mantık, 27 Mayıs’ın, ülkede diktaya yönelmiş baskıcı bir iktidara karşı yapılmış olması ve sonunda bir aydınlanma dönemini başlatmasıdır.

Oysa 12 Mart ve 12 Eylül, ülkedeki uyanışa ve ilerlemeye karşı yapılmış, özgürlükleri susturan ihtilallerdir.

27 MAYIS’IN FARKI

Evet! Bu düşüncelere bütün yüreğimle katılıyorum.

Gerçekten de 27 Mayıs devrimi sonunda, Türkiye’nin en ilerici anayasası hazırlanmış, ülkedeki kültür yaşamında büyük bir aydınlanma başlamış ve şu anda yazan çizen (ben dâhil) pek çok kişinin yetiştiği bir ortam doğmuştur.

Diğer iki darbe ise bu özgürlükleri boğmak, işçi hareketlerini bastırmak, ve ilerici güçlere darbe indirmek amacına yöneliktir.

Bu niteliksel farka rağmen yine de 27 Mayıs’ın savunulamayacağı görüşündeyim.

KURDUN AĞZI

Çünkü 27 Mayıs’la birlikte “Kurdun ağzına kan bulaşmıştır.” Yoksa yıllar yılı askeri müdahale olamadan yaşayabilmeyi becermiş bir ülkede, 27 Mayıs’ın hemen ardından 22 Şubat ve 21 Mayıs kalkışmaları nasıl açıklanabilir?

Bu darbe, daha sonraki 12 Mart ve 12 Eylül darbelerini de hazırlamıştır.

Çünkü “meşruiyet” kavramı, yoruma, daha doğrusu güce bağlı hale getirilmiş, her darbede olduğu gibi başaran haklı sayılmış, başaramayan ise asılmıştır.

Eğer askeri darbelerin tümüne birden karşı çıkmazsak, bizim gibi düşünmeyen bir grubun da kendi askerini getirerek üzerimizde zulüm uygulamasına, felsefi anlamda tutarlı olarak karşı çıkamayız.

Bunun sonucu da, demokrasi değil “Benim abim, senin abini döver!” mantığıyla her grubun kendi cuntasını hazırlamasıdır.

Not:TBMM’de eski darbelerin tümünün inceleneceği bir komisyon kurulduğu haberi üzerine bu eski yazımı hatırladım. Bir bölümünü aldığım bu yazı 02. 08. 1991 tarihinde Sabah Gazetesi’ndeki köşemde ve daha sonra Telos Yayınları’ndan çıkan “Orta Zekâlılar Cenneti” adlı kitabımda yayımlanmıştır. Keşke kulak veren olsaydı.

amet_58
13.04.2012, 21:30
Hay yalanın batsın,
12 eylülden sonra CHP neredeydi, ANAP babamın partisi miydi, ekonomi bilgisi çok olan kardeşim şimdi de tarihe mi merak saldın..

Ancak doğru tarih olsun lütfen...

merak etme paylaştığımın arkasındayım eğer chp zihniyetinin darbelerle ilgisi olmasa geçen referandumda hayır diye karşı çıkmazdı sadece oda değil bugün onları savunup millet vekili adayı yapmazdı...gelelim ekonomi bilgisi konusuna ekonomi bilgim olmasına gerek yok bakar kör olmayan herkes bunu rahatlıkla görebilir birazda sayısal bilgisi varsa 10 yıl önce ile bugünün verilerini karşılaştırırsan tamam işi abartmaya gerek yok ne ben ekonomiyle alakalıyım nede öyle bir iddiam var

sivaslınet
15.04.2012, 06:50
28 Şubat'a sert yazı
'Sivas'ta insan yakanlara zaman aşımı, Deniz Feneri'nde dolandırıcılık yok. Peki ya Cumhuriyetçiler?'
28 Şubat süreciyle ilgili soruşturmada ilk gözaltı dalgasında 5 kentte toplam 31 adreste eşzamanlı aramalar yapıldı. Dönemin Genelkurmay 2. Başkanı emekli Orgeneral Çevik Bir ile 3 emekli tuğgeneral, 19 emekli albay, 2 emekli binbaşı, 2 emekli yüzbaşı ve 4 emekli astsubay hakkında gözaltı kararı verildi. Cumhuriyet gazetesi yazarı Bekir Çoşkun bugün köşesinde konuya ilişkin sert bir yazı kaleme aldı. "Sivas'ta insan yakanlara zamanaşımı, Deniz Feneri'nde dolandırıcılık yok, Peki ya irticaya karşı olan cumhuriyetler neden içeri atılıyor" diye sordu.

ÇANLAR KİMİN İÇİN ÇALIYOR

Dün gün boyu çanlar çaldı...

Evlerde aramalar yapıldı, zanlılar götürüldü...

Televizyonlarda alt yazılar "baskınları" haber verdiler... Dikkatli konuşmaları tembih edilmiş spikerler, ağızlarını yamultarak "konuklara" hukukun işlemekte olduğunu anlattırdılar... Koca çeneli çıkıp televizyonlarda anlattı:

"Çan çan çan..."

O GÜN ÇAN BEŞ KEZ ÇALDI

Bilirsiniz "beşinci çan"ın hikâyesini:

Krallığın hüküm sürdüğü çağda şehrin merkezindeki kulede büyük bir çan vardı...

Bir vatandaş öldüğünde çan bir kez çalardı... Bir asilzade öldüğünde iki, kralın adamlarından birisi öldüğünde üç, kral öldüğünde dört defa...

Bir gün kralın mahkemesindeki yargıçlar insanların vicdanını sızlatacak kararı vererek, bir masumu mahkûm ettiler...

O gün çan beş kez çaldı...

ADALET ÖLDÜ

Herkes koştu çan kulesinin altına...

Sordular çancıya:

"Kraldan daha büyük ölen kim?.."

Kuledeki yanıtladı:

"Adalet öldü..."

NİYE İMZALADIN

Dün yine bütün gün çanlar çaldı...

"28 Şubat" diyorlar bu kez...

28 Şubat muhtırasından 15 yıl, iktidar olduktan 10 yıl sonra mı geldi aklınıza?..

Peki 28 Şubat kararlarının altında, o gün devlet bakanı olan Abdullah Gül'ün imzası var, bugün Cumhurbaşkanınız...

15 YIL SONRA İRKİLİR Mİ İNSAN

Çağırıp sorun mesela:

"Niye imzaladın?.."

Hukuksuzluksa, hukuksuzluğu imzalayan da sorgulanmaz mı?..

"Korktuk" derse...

Korktuktan 15 sene sonra mı irkilir insan?..

Adalet ise...

MADIMAK'YA İNSAN YAKANLAR.. DENİZ FENERİ..

Salınan Hizbullahçılardan, zamanaşımına uğrayan Madımak'ta insanları yakanlara kadar... Kayıp trilyonlardan, evrakta sahteciliklere kadar... Otuzdan fazla AKP'li belediyedeki yolsuzluk iddialarından, daha önceki gün kapatılan Deniz Feneri dosyasına kadar...

Say say bitmez...

CUMHURİYETÇİLER HAPİSHANELERE..

İktidara dokunan tüm yolsuzluk, vurgun, soygun iddialarının örtülmesi... Ama gerici yapılanmaya ve irticaya tepki gösteren ne kadar cumhuriyetçi varsa toplanıp hapishanelere doldurulmaları rastlantı mıdır?..

Böyle midir adalet?..

"Türkiye geçmişi ile yüzleşiyor" diyor koca çene...

Bugünü ile niçin yüzleşemiyor?..

Çenelerine vurdu:

Çan çan çan çan çan...

LaEdri
15.04.2012, 12:35
Bekir Coşkun korkmaya başlamış..:)
Sıra ona gelir mi,gelsin gelsin..

ÖnceVatan_58
15.04.2012, 16:19
Bekir Coşkun korkmaya başlamış..:)
Sıra ona gelir mi,gelsin gelsin..

"bana dokunmayın yılan bin yaşasın misali" Siz sanmayın size bir şey olmaz bir gün sıra size de gelebilir :)

LaEdri
15.04.2012, 17:18
"bana dokunmayın yılan bin yaşasın misali" Siz sanmayın size bir şey olmaz bir gün sıra size de gelebilir :)

Suç işlersem bana da dokunsun..
Bu millettekiyetimlerin,fakirin hakkını yersem fitil fitil getirsinler burnumdan..
Yok öyle!

sivaslınet
16.04.2012, 07:38
İşte ezbercilerin ezberlerini bozup düşündürecek güncel bir istatistik.

Zengin ile yoksul arasındaki uçurum

Yoksul yılda bir kez ayakkabı alırken, aynı sayıdaki zengin aile yedi ayakkabı alıyor.

{Alınanan ayakkabı farkı belirtilmemiş. (sivaslınet)}

Türkiye'deki 19 milyon ailenin en zengin yüzde 20'lik ve en yoksul yüzde 20'lik kesiminin yaptığı harcamalar arasındaki fark bakın ne kadar...

Rapora göre en yoksul 3 milyon 761 bin aile yılda bir kez ayakkabı alırken, aynı sayıdaki zengin aile yedi ayakkabı alıyor.

İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası'nın (İSMMMO) ''En Zenginler, En Yoksulların Türkiye Harcama Görünümü'' adlı raporuna göre, Türkiye'de yoksulu gıda, barınma ve yakıt masrafı zorlarken, yüksek gelir grupları gıda yanında, araç alımına, kiraya, restoran ve cafelere kaynak ayırabiliyor. Eğitime, kültür ve eğlenceye para ayıramayan dar gelirli sigarasından ise vazgeçemiyor. Rapora göre ekonomide ortadirek olarak anılan kesim de yoksulluğa daha yakın durumda.

Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) resmi verileri ve saha anketlerinden yararlanılarak hazırlanan En Zenginler, En Yoksulların Türkiye Harcama Görünümü Raporu'nda Türkiye'de gelir düzeyi ile hane halklarının tüketim tercihleri arasındaki ilişkiyi detaylı bir biçimde ortaya konuluyor. En yoksul ve en zengin gelir grupları arasında kimi harcama kalemlerindeki fark dikkat çekiyor.

Türkiye'de sayıları 18 milyon 808 bin 172 olan hanenin, en zengin 3 milyon 761 bin 634 hanesi ile en yoksul 3 milyon 761 bin 634 hanesinin harcama analizlerine göre, zenginin araba masrafı bile yoksulun gelirinden fazla durumda.

Rapora göre, en yoksul 3 milyon 761 bin hanehalkı, 2010 yılında yıllık araç alımı harcaması ile toplamda sadece 377 adet araba alabilirken, en zengin 3 milyon 761 bin hanehalkı toplamda 651 bin 144 araba almış.

{Alınan araba farkı belirtilmemiş. Hoş yeni çıkacak yasaya göre eski arabaların vergileri daha fazla arttırılarak fakirlerin araba alması da önlenecek}

Zengin için gıda ile araç alımının payı ise neredeyse aynı. Rapora göre en zengin ve en yoksul kesim arasındaki farkın önemli oranda belirginleştiği diğer konular sigorta ve sosyal hizmetler alanında. En yoksul yüzde 20 risklere karşı kendini korumak amaçlı sigorta yaptıramazken, sosyal amaçlı hizmetler satın alamıyor. Rapordaki verilere göre, örneğin yıllık toplam sigorta poliçesi adedi en yoksul 3 milyon 761 bin hanehalkı için 2 bin 515 iken, en zengin 3 milyon 761 bin hanehalkı için toplamda 1 milyon 207 bin.

En yoksul haneler yılda yalnız bir çift ayakkabı alabilirken, en zengin aileler 7 çift ayakkabı alıyor.

Paket turlara katılan hanehalkı sayısı da, dar gelirli hanehalkları için son derece sınırlı. En yoksul yüzde 20 içinde paket turlara katılanların sayısı 18 bin ile sınırlı iken, bu en zengin yüzde 20 içinde 940 bine çıkıyor.

Rapora göre, halkın harcama yapısına bakıldığında en zengin yüzde 20'nin, en yoksul yüzde 20'ye göre gıda harcamalarına ayırdığı pay 2,8 kat, gerçek kira için ayırdığı pay 2,4 kat, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda 2,8 kat fazla iken, araç alımında bu fark 1729 kata ulaşıyor. En zengin dilim ile ortadirek arasında da araç alımı için ayrılan paylar arasında 38,7 kat fark bulunuyor.

{Aldıkları gıda farkı belirtilmemiş, Ayrıca zengine hesaba dahil edilmeyen çoğu gıda hediye geliyor (sivaslınet)}

Raporda incelen bir yıllık TÜİK dönem verilerine göre hane halkları toplam 416 milyar lira tüketim harcaması yaparken, bunun 173 milyar lirasını, yani yüzde 42'sini en zengin yüzde 20'lik kesim yaptı. Buna karşın en yoksul yüzde 20'nin yaptığı harcama 30 milyar lira ve ve yüzde 7'lik pay ile sınırlı düzeyde gerçekleşti. Ortadirek ise harcama pastasından 69 milyar lira ile yüzde 17'lik pay aldı.
En fazla fark, araç satın alımında

Rapora göre, zengin ve yoksul harcaması arasında ürün gruplarına göre eğlence ve kültürde 90, konaklama hizmetlerinde 94, sosyal hizmetlerde 108, sigorta hizmetlerinde 480, araç satın alımında 1.727 kat fark bulunuyor.

En zengin ile en yoksul arasında harcamalar arasındaki farkın en az olduğu ürün grupları ise kira, gıda, elektrik, gaz ve diğer yakıtlar. Bu ürün gruplarının zorunlu harcamalar olması dikkat çekici. Söz konusu fark gerçek kirada 2,4 kat, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda 2,8 kat, gıda harcamalarında 2,8 kat, izafi kirada 3,4 kat, sigara ve tütün tüketiminde ise 3,4 kat.

Rapora göre, en yoksul yüzde 20 sigara ve tütünden vazgeçemiyor. En zengin ile en yoksul kesim arasında tütün ve sigara tüketimi açısından fark sadece 3,4 kat. Bu fark alkollü içeceklerde 14,1'e çıkıyor. Yoksul alkole yıllık sadece 8 lira ayırabilirken, tütün ve sigaraya 410 lira ayırıyor. Buna karşın en zengin kesimin yıllık alkollü içecek bütçesi 119 lirada kalırken, sigara ve tütün bütçesi 1.409 lira. Buna göre en zengin yüzde 20'nin sigara ve tütün masrafı, yoksullun yıllık gıda harcamasının yarısından fazla. Ortadirek alkollü içecek kullanımına ortalamadan daha fazla bir kaynak ayırırken, buna karşın sigara ve tütünde bu tutar ortalamanın altında.
Arıkan:''Vergilere yeni sistem gerekiyor''

İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan, rapora ilişkin yaptığı değerlendirmede, adaletsiz vergi olarak adlandırılan ve gelirine bakılmaksızın herkesten yaptığı harcamaya göre aynı oranda alınan dolaylı vergiler nedeniyle hanelerin arasındaki uçurumun giderek derinleştiğini savundu.

Türkiye'de vergi sisteminin hanehalklarının gelirlerine duyarlı olması gerektiğine işaret eden Arıkan, dar gelirlilerin üzerindeki vergi yükünün hafifletilmesi için, vergi sisteminde kökten bir dönüşüme ihtiyaç olduğunu kaydetti.

Arıkan, özellikle elektrik, doğalgaz gibi kaynaklar ve gıda harcamaları üzerindeki vergilerin indirilmesinin önemli bir etki yaratabileceğine işaret ederek, ''Vergi sistemi, zaten zor durumda olan dar gelirlerinin üzerine basan değil, gelir dağılımını düzenleyici bir biçimde yapılandırılmalıdır. Bu anlamda hanehalkı gelire göre, harcama kalemleri dolaylı vergiler için temel alınmalıdır. Dar gelirlinin sık tükettiği ana ihtiyaçlar vergi dışı bırakılmalıdır'' görüşünü ifade etti.

{Dar gelirlinin ana ihtiyaçlarındaki verginin kaldırılacak olması "sus ve kaderine rağzı ol" düzenlemesidir. (sivaslınet)}

Arif Coşkun
16.04.2012, 08:31
Bu yazıyı okuyunca Rahmetli değerli ozan Mahsunu Şerif'in bir türküsü aklıma geldi. "Kimi metelik bulamaz kimi milyona karışır" Malesefki sistem yapısı gereği aradaki fark korkunç şekilde büyümüş, büyümekte ve dahada büyüyecektir. Ne yaparsanız yapın kaderci toplumlarda bunlar pek etki tepki bulmaz. Acından da ölse Allah'ım bana bunu layık görmüş yinede şükür deyip sineye çekmektir. Oysaki Japonya'da deprem oluyor aynı ölçekte deprem bizdede oluyor onlarda 3-5 kişi hayatını kaybederken (oda heyecandan) bizde 20-30 bin kişi çürük yapı yüzünden hayatını kaybediyor.Bunlarda taktiri ilahi denerek sineye çekilebiliyor. Oysaki bu tür şeyler kaderim çekerim yerine düşünülmesi,tartışılması çözüme kavuşturulması gereken şeyler.Hal böyle oluncada, sorgulamayan, araştırmayan kaderci toplumları yönetmek te çok kolay bir iş olsa gerek. Durup dururken zam yağmurları devam ederken hangimiz ne tepki verebildik,ne yapabildik kuzu kuzu ödemekten başka.

Alibaba58
16.04.2012, 22:27
Can Ataklı : Risk almak kendi insanını ölüme göndermek değildir.


Sevgili okurlar; geçen hafta Suriye konusunda yaşanan tuhaflıklar, 28 Şubat soruşturmasıyla biraz geri plana düştü ama, zaten sanki 28 Şubat soruşturması bu sorunu bir parça halkın gündeminden çekmeye yönelik gibi geliyor bana. Oysa sorun çok büyük.

Farkında mıyız?

Suriye’de her an sıcak bir çatışma yaşanabilir. Buna karşı Türkiye’de fazla bir heyecan yok. Galiba TV başında oturup savaş izlemeye... bizi öyle alıştırdılar ki, burnumuzun ucundaki savaş tehlikesini görmezden gelmek, yok saymak daha işimize geliyor.

Ne biliyoruz?

Suriye’de sözde “Arap Baharı” yaşanıyor. Ama gerçekte ne oluyor, kamuoyu ne kadarını biliyor. Açıktan söylenen şu; “Esad özgürlük ve demokrasi isteyen halkına saldırıyor, her gün yüzlerce kişi öldürülüyor, şehirler acımasızca bombalanıyor.”

Gerçek bu mu?

Peki bu gerçek mi? Esad’ın bir diktatör olduğu kesin. Diktatör olmasa, babasıyla birlikte 40 yılı aşkın süre iktidarda kalabilir miydi? Ancak halkını katlettiği, acımasız bir cani olduğu kanıtlanmış bir gerçek mi?

Çelişkili haberler

Suriye ile ilgili haberler genellikle bazı Batılı haber kaynaklarından ve Arap kökenli El Cezire televizyonundan geliyor. Ama iki kaynağın da birçok yalan haber yaptığı, sahte görüntüler yayınladığı da ortaya çıktı. Bunlara neden gerek duyulmuş olabilir?

Esad bir caniyse

Mantıklı bakarsak, Esad’ın eli kanlı bir katil, bir cani olduğu, halkını gaddarca öldürdüğü gerçekse, bu yalan haberlere ne gerek var? Demek ki asıl amaç Esad’ın gitmesi ve bunu sağlamak için her türlü hileye hurdaya başvurulacak.

Aynen kabul ediyoruz

Ortaya çıkan sahtekârlıklara rağmen, iktidar ve yandaşları başta olmak üzere medyada bir kabullenme söz konusu. Esad’ın halkını katlettiğine inanmışız artık, geri dönüşü yok. Ancak sorun bununla bitmiyor, savaş çığırtkanları da hiç susmak bilmiyor.

Müdahale baskıları

Suriye’deki olaylara serinkanlı biçimde bakmak yerine nedense etkili bir kesim ısrarla “müdahale edilmesi” yönünde görüş bildirerek hükümeti cesaretlendirmeye çalışıyor. Bu şahin politikayı anlamak mümkün değil. Kimin ne çıkarı var acaba?

Müdahalenin sonuçları

Kimse “Türkiye insan haklarına çok saygılı. Katliamlara sessiz kalamaz” diyerek Suriye’ye müdahale edilmesine bahane aramasın. Suriye’ye müdahalenin bölgeyi bir anda kan gölüne çevireceği ve Türkiye’nin zarar göreceği unutulmasın.

Gücümüz yetecek mi?

Suriye’ye müdahale, Güneydoğu’da kendini mutlaka hissettirecek ve PKK eliyle yürütülen terör faaliyetlerine meşruiyet kazandıracaktır. İran müdahil olacak ve muhtemelen sınırımıza yığınak yapacaktır. Rusya da öyle. Peki bu kadar gücümüz var mı?

Üçüncü Dünya Savaşı

Farkında mıyız bilemem, Suriye’ye yapılacak bir Türkiye müdahalesi bölgede “mini bir üçüncü dünya savaşının” fitilini ateşleyebilir. Bu durumda Türkiye savaşın merkez cephesi olacaktır ki, uğrayacağımız zararı düşünmek bile insana kâbus gibi geliyor.

Nedir bu şahinlik?

İktidar ve yandaşlarıyla medyanın içindeki şahinler, bu kuşkuları taşıyanlara ve soru soranlara yönelik adeta bir terör fırtınası estiriyor. Suriye’ye derhal müdahale edilmesini isteyenler, soru soranları neredeyse vatan haini ilan edecek.

Global bakmak gerek

Suriye konusunda komşuluk bahanesiyle duygusal bakmak bizi yanlışa götürür. Öncelikle ABD ve Batı’nın Suriye yönetimini neden yıkmak istediğini iyi anlamak gerek. Suriye Batı’nın hangi çıkarlarına engel oluyor, bunu biliyor muyuz? Hayır.

Asıl hedef İran

Gelişmeleri mercek altına aldığımızda Suriye rejimini yıkmanın arkasında asıl hedefin İran olduğunu söylemek yanlış olmaz. Çünkü Batı’nın çıkarlarını Suriye değil, asıl İran engelliyor. Suriye sanki İran’a giden yolda bir atlama taşı.

Erdoğan’ın siyaseti

Başbakan Erdoğan yakın bir geçmişe kadar “kucaklaşacak” kadar dost olduğu Suriye’ye karşı bu kadar şahin davranıyor ama, açıkçası, asıl İran hedef tahtasına oturtulduğunda Türkiye’nin alacağı pozisyonu da gerçekten çok merak ediyorum.

Türk halkına anlatmak

Suriye’nin ardından İran’a bir müdahalede yine Türkiye’nin rol alması istenecektir. Esad Türk kamuoyunda “eli kanlı diktatör” olarak tanıtılabilir ve müdahale için destek sağlanabilir. Peki İran’a yönelik operasyonda Türkiye’nin bahanesi ne olacaktır?

Orta Doğu’nun lideri

Anladığım kadarıyla Erdoğan başta Davutoğlu olmak üzere kurmaylarının “risk almazsak bölgede lider olamayız” tezinden çok etkilenmiş durumda. Arap kamuoyundaki popülaritesine güvenerek Orta Doğu bölgesinin lideri olmayı şiddetle düşünüyor.

Tehlikeli oyun

Ama Orta Doğu’da oynanacak her oyun tehlikelidir. Bugün arkanızda duran halklar basit bir gerekçeyle bir anda ortadan yok olabilir. Tarihte bunun örneği çok. Risk almak büyük hedefler için elbette çok önemli ama, bu kadar tehlikeli oyun ters de tepebilir.

Ölümüne risk olmaz

Suriye konusunda alınacak risk sayısı şimdiden kestirilemeyecek kadar insanımızın ölümüne de neden olacaktır. Hiçbir iktidar “risk alıp bölge lideri olacağım” diyerek kendi insanlarını ölüme gönderme kararı alamaz. Bunun bedelini ödeyemez.

Hatay’daki kamplar

Kamuoyunun pek dikkatini çekmiyor ama, güya Suriye’den kaçanlar için kurulan çadır-konteyner kentler müthiş. Van’a çadır yetiştiremeyen ve halkını perişan eden iktidar nasıl oldu da bu kadar hızlı biçimde olağanüstü kentler kurmayı başardı?

İnsanın içi sızlar

Türkiye büyük devlet olarak muhtaç olan kim olursa olsun yardımına koşacaktır. Buna karşı kendi halkının deprem acılarını saramayan bir devletin ne amaçla kaçtığı belli olmayan bir kısım Suriyeli’ye sağladığı olanaklar da insanın içini sızlatıyor.

Kamplarda yaşam

Ne kadar saklanmaya çalışılsa da bu kamplardaki yaşam ister istemez medyaya sızıyor. Anlatılanlara göre Türkiye’ye gelenlerin gerçek bir kaçış nedeni yok. Saldırıya uğrayıp uğramadıkları bile kesin değil. Üstelik bölgede sürekli sorun da yaratıyorlar.

Daha sakin olmalıyız

Türkiye komşularında veya yakın çevresinde bu tür olayları ilk kez yaşamıyor. Daha önce on binlerce Kürt ve Bulgaristan’da yaşayan Türkler akın akın Türkiye’ye gelmişlerdi. O zamanlar savaşmayı hiç düşünmemiş ve sakin durmuştuk.

Şimdi de öyle olmalı

Türkiye Suriye’ye karşı daha sakin ve soğukkanlı bir politika izlemelidir. Türkiye Batı ülkelerinin taşeronu olmaya değil, akıllıca ve güvenilir kararlarıyla bölgenin gerçek lideri olmaya soyunmalıdır. Bir evladımızın bile ölmesine tahammülümüz olamaz.

Ve savaş çığırtkanlarına

Son olarak savaş çığırtkanlarına ve onların propagandalarına karşı çıkanlara hain gözüyle bakanlara seslenmek istiyorum. Savaş sandığınız gibi popcorn yiyerek seyredilen bir film değil. Hiçbiriniz savaşa gitmeyeceğiniz gibi gidecek çocuklarınız da yok. Başkasının ölümüne karar vermek haddiniz değil.

ÖnceVatan_58
16.04.2012, 22:51
Can Ataklı'yı severim takip etmeye çalışıyorum, Derlerya hani "kitabın ortasından konuşuyor" aynen öyle. Sayın Alibaba58 paylaşım için teşekkürler.

NECMEDDİN ÖZBEK
16.04.2012, 23:04
Mehmet Şevket Eygi

GÜNÜMÜZDE MÜSLÜMAN GEÇİNEN "HARÂMİLER" İÇİN
SON SÖZÜNÜ SÖYLEDİ:
...

İSLAMCILIĞIN cıcığını çıkarttınız, Allah belânızı versin!.. Ben çoğunuzun o
eski mücahitlik günlerini bilirim, ne nutuklar atıyor, mangallarda kül
bırakmıyordunuz. Sonra mücahitlik postunu çıkardınız müteahhit oldunuz.

Müslümansan, hangi meşreb ve mezhepten olursan ol, mutlaka doğru ve dürüst
olmak zorundasın. Siz yıllar var ki, doğruluk şişesini taşa vurup paramparça
ettiniz. Allah bin kere belânızı versin!

Namaz kılıyor, günde onlarca defa Allah'tan sirat-ı müstaqime (doğru yola)
kılavuzlamasını lisan ile niyaz ediyorsunuz ve hayatta tam tersini
yapıyorsunuz.

Bre uğursuzlar!..

İslam'da devlet ve belediye bütçelerini hortumlamak var mıdır?

Rüşvet almak var mıdır?

Haram yemek var mıdır?

Her türlü emanete hıyanet etmek var mıdır?

Yalan söylemek, halkı aldatmak var mıdır?

Arsa ve arazileri yapılaşmaya açarak, binalara fazla kat çıkma izni
sağlayarak haram komisyonlar almak var mıdır?

İhalelere fesat karıştırmak var mıdır?

Haram yollarla süper zengin olmak var mıdır?

Size beddua ediyorum. Allah belanızı versin!.. İki yakanız bir araya
gelmesin!.. Haram servetlerinizi huzur içinde yiyemeyin emi!..

Müslümanların yüzünü kara çıkarttınız... Başınız belâdan kurtulmasın...

Arif Coşkun
17.04.2012, 18:15
İNSANLIK DENEN ŞEY BU KADARMI BOZULDU NE KADAR ÜZÜCÜ, ÇOK YAZIK!


Cenaze sokak ortasında 7 saat bekledi

Fatih'te ekmek almak için evinden dışarıya çıkan Recep Ali Tunalı,
yere düşerek başını zemine çarptı. Olay yerine gelen sağlık ekipleri, Tunalı'nın öldüğünü belirledi. Cesedin yaklaşık 7 saat yerde beklediği öne sürüldü.Olay, Akşemsettin Mahallesi Battalgazi Sokak üzerinde dün saat 18.00 sıralarında meydana geldi. 58 yaşındaki Recep AliTunalı, evinden ekmek almak için dışarıya çıktığı sırada kaldırımda yürürken ayağı takıldı ve yere düştü. Başını zemine çarpan Tunalı'yı gören komşuları durumu polis ve ambulans ekiplerine bildirdi. Olay yerine gelen sağlık ekipleri, yaptıkları tüm müdahaleye rağmen Tunalı'yı hayata döndüremedi.

Cenazenin kaldırılması için İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nehaber verildi. Cenaze aracının gelmesini sokakta polis ekipleri ve komşuları saatlerce beklendi. İddiaya göre, cenaze aracı henüz belirlenemeyen bir sebepten dolayı yaklaşık 7 saat sonra olay yerine geldi.
Yere düşen Tunalı'nın saat 18.00 sıralarında hayatını kaybettiğini belirten görgü tanıkları, cenazeyi almakta geciken görevlilere sitem etti. Cesedin başında kedilerin gezdiğini aktaran görgü tanıkları, insana verilen değerin az olduğunu ifade etti. Tunalı'nın cesedi Adli Tıp Kurumu'na kaldırıldı.

Son dakika Haber

Cley
17.04.2012, 18:32
Arif abi, canlısına değer veriliyor mu ki ölüsüne değer verilsin...

sivaslınet
17.04.2012, 19:31
Arif abi, canlısına değer veriliyor mu ki ölüsüne değer verilsin...

İşte bu. Biz bunu söylemeye çalışıyoruz cley. Şimdi bu düşen adam bakan veya bakanın yardımcısı olsa idi. Olanları ve olacakları sen yaz artık buraya..

Hoş bakan arabasını dağdan aşırır, halk düz yolda bile şaşırır. Artık uyanıp otoritenin karşısında takla atıp, gerdan kıvırmaMAyı, bizim de en az onlar kadar değerli olduğumuzu öğrenmeliyiz.

sivaslınet
18.04.2012, 06:41
Taklamakan

Takla’makan çölünde...
Yal“takla”nma meşhurmuş.
Fış’takla fış’takla...
Kos“takla”nmış padişah.

Memleket takla’makan ya...
Toplayın ahaliyi, beni sevip sevmediklerini kanıtlamak için takla atsınlar, göreyim bakiim demiş.
Ters takla.
Güvercin takla.
Salto atan bile olmuş.

E sıkılmış seyretmekten...
Tar“takla”yın dağılsınlar demiş.
Tar’takla tar’takla...
Çıt yok.
Pa“takla”yın demiş.
Vermişler ahaliye odunu.
Pa’takla pa’takla...
Tepe’takla oluyorlar.
Gık çıkmıyor.

Padişah delirecek...
Ulan demiş, bu ne biçim ahali?
Odunu kalınlaştırın, bi tane de
takla’vatı güçlü ızbandut koyun,
hem pataklasın, hem de...

Uygulama derhal başlamış.
Tık yok iyi mi.
Mutlu mesut...
Pay“takla”ya pay“takla”ya geziyorlar.

Padişah dayanamamış...
Benim bile kanıma dokundu, hâlâ
kılınız kıpırdamıyor, yok mu bi itirazı olan?

Kalabalığın en arkasından biri utana sıkıla elini kaldırmış, “efenim” demiş...
“Mümkünse takla’vatı güçlü arkadaşın sayısını ikiye çıkarın, tek tek uğraşırken kuyruk oluyor da!”

-Yılmaz ÖZDİL-

Alibaba58
18.04.2012, 12:15
Mustafa Mutlu : Vatandaşı oynatan İçişleri Bakanı CHP'li olsaydı...


Diyelim ki iktidarda AKP değil de; CHP var!

İçişleri Bakanı da İdris Naim Şahin değil de Gürsel Tekin...

Varsayalım ki Erzurum’daki TEDAŞ işletmesinde çalışan 5 işçi bir gölette medyana gelen kazada sulara kapılarak hayatlarını yitiriyor...

Gürsel Tekin de “incelemelerde bulunmak üzere” olay yerine gidiyor...

Sonra yanına bir vatandaş geliyor ve “Seni çok seviyorum Sayın Bakanım” diyor!

Bu sözler Gürsel Tekin’i gevşetiyor, “Nereden bileyim senin beni sevdiğini? Hadi bir takla at ya da oyna da göreyim” diye karşılık veriyor...

***

Sorum Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e:

Bu olayın yaşandığı dönemde cumhurbaşkanı değil de sıradan bir muhalefet milletvekili olsaydınız... Acaba bugün yaptığınız gibi yine susmayı mı tercih ederdiniz?

***

Sorum Başbakan Erdoğan’a:

Siz de Başbakan olmayıp ana muhalefet partisinin genel başkanlık koltunda otursaydınız, o sözleri söyleyen ve vatandaşı oynamak zorunda bırakan İçişleri Bakanı’na dünyayı dar etmez miydiniz? Günde sekiz ayrı demeç verip, istifa ettirene kadar anasından emdiği sütü burnundan getirmez miydiniz? İktidar partisini ve Başbakan’ı en ağır sözcüklerle yerin dibine sokmaz mıydınız?

***

Sorum Meclis Başkanı Cemil Çiçek’e:

Meclis Başkanı değil de AKP Grup Başkanvekili olsaydınız... O Bakan’ı, Meclis Genel Kurulu’nda gördüğünüzde kürsüye çıkıp, “Milletle alay etmenin ne kadar ayıp bir şey olduğunu, bunun örf ve ananelerimize, her şeyden öte siyaset etiğine aykırı olduğunu” söyleyip, özür dilemeye davet etmez miydiniz?

***

Sorum Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a:

Ana muhalefet partisinin genel başkan yardımcısı olsaydınız, Bakan Bey‘in o sözlerini duyduğunuzda, “Şeyini şey ettiğimin şeyi” şeklindeki veciz cümlenizi yineden kurmaz mıydınız?

***

Sorum AB Bakanı Egemen Bağış’a:

Ana muhalefetin AB’yle ilişkilerden sorumlu milletvekillerinden biri olsaydınız, o sözleri söyleyen Gürsel Tekin’i, AB’ye ve dünya medyasına şikâyet etmez miydiniz?

***

Sorum Adalet Bakanı Sadullah Ergin’e:

Arkadaşlarınızla birlikte, o Bakan hakkında hemen gensoru önergesi verip, gensoru görüşmesinde de dünyanın kaç bucak olduğunu göster miydiniz? Bununla yetinmeyip, hakkında dava açmaz mıydınız?

***

Ve sen Star’ın, “okumadığı kitaba ‘duymadıklarıyla’ çamur atan” AKP Yazarı Ahmet Kekeç:

Senin yer değiştirmene de gerek yok... Vatandaşı aşağılayan bu sözleri bir AKP‘li değil de CHP’li, MHP’li ya da BDP’li biri söyleseydi, onu “sivil diktatör” ilan edip, hakkında 171 yazı döktürmez miydin?

***

Ve siz; yandaş gazetelerin genel yayın yönetmenleri, anlı şanlı anchorman’leri:

Bu haberi bugün olduğu gibi görmezden gelir miydiniz?

***

Hatırlatırım; bu soruları vicdanlarınıza soruyorum:

Yanıtınız, “Evet, aynen öyle yapardık” ise...

O zaman bugün neden hiçbir şey yapmıyorsunuz?

Neden görmezden geliyor ve bu ayıbın üzerini örtüyorsunuz?

Neden İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’e, “Sen bu işi yapamıyorsun arkadaş, istifa et” diyemiyorsunuz?

Sizin adalet duygunuz bu mu?

Ve böyle bir “çifte standartlı siyaseti ya da gazeteciliği”, kendinize nasıl yakıştırıyorsunuz?

*****

YÜZDE 67,6!

Genar, Esenler‘in AKP‘li Belediye Başkanı‘nın kurucusu olduğu bir araştırma şirketi...

Bu şirket 16 ilde, 2 bin 220 kişiyle görüşmüş ve vatandaşlara sormuş:

“Türkiye’de herhangi bir suçtan tutuklanıp cezaevine konulsanız adil bir şekilde yargılanacağınızı düşünüyor musunuz?”

“Hayır” diyenlerin oranı yüzde 67,6‘ymış!

***

Çok merak ediyorum, daha geçen hafta “Yargı bağımsızlığı bizim teminatımız altında. Bizim olduğumuz yerde yargı kuşatması olmaz” diyen Başbakan, partisine yakın bir şirketin yaptırdığı bu araştırmadan sonra, halkın güvensizliğini acaba neye bağlayacak?

*****

GÜNÜN SORUSU

Aynı gün, iki olay:

1) Rufai tarikatının üyeleri umreye gitmek için geldikleri Atatürk Havalimanı‘nın bekleme salonunda “def eşliğinde” zikir çekmiş... Polis, kendilerini kibarca uyarmış...

2) Halkevleri üyesi bir grup, İçişleri Bakanı’nın bir vatandaşı oynatmasını protesto etmek istemiş... Polis, 8‘ini gözaltına almış... Sorum polise: Demokrasi, eşitlik ve özgürlük anlayışınız bu mu?

*****

İyilik, cezasız kalmıyor!

Türkan Saylan‘ın kurucusu olduğu Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği bugüne kadar...

- 55 bini kız 110 bin öğrenciye burs verdi.

- 36 kız öğrenci yurdu yaptı; 7‘sini YÖK‘e, 29‘unu Milli Eğitim Bakanlığı‘na devretti.

- 30 köy okulu yaptı, bakanlığa devretti.

- 24 ilköğretim okulu yaptı, bakanlığa devretti.

- 751 anasınıfını bakanlık için donattı.

- 5 anaokulu yaptı, bakanlığa devretti.

- 1 çok amaçlı lise yaptı, bakanlığa devretti.

- 555 oyun parkı yaptı, bakanlığa devretti.

Şimdi de depremin yıkıcı etkilerinden kurtulmak için çırpınan Van‘da Çağdaş Yaşam Eğitim Birimi yaptı; 20 Nisan’da üniversiteye devrediyor...

Peki; kendisine “hep veren” bu dernek için, “devlet” ne yaptı?

Terör örgütü üyeliğinden dava açtı...

Yetmedi, gönüllü dernek üyelerinin “kaçak işçi” olduklarını varsayıp, yüz binlerce liralık ceza kesti!

***

“Türkiye’de hiçbir iyilik cezasız kalmaz” diye boşuna dememişler!

Cley
18.04.2012, 14:03
Bunu yapan CHP li bir bakan ( düsünmesi bile kötü :) ) olsaydı. Sivaslilar.net de bile konu olmazdı. Basit bir olay olarak es geçilirdi. Ama bazı insanlar varki av bekler gibi bekler. Akpartili birisi hata yapsa da ortamı gersek milleti birbirine düsürsek diye düsünürler.

Alibaba58
18.04.2012, 14:09
Bunu yapan CHP li bir bakan ( düsünmesi bile kötü :) ) olsaydı. Sivaslilar.net de bile konu olmazdı. Basit bir olay olarak es geçilirdi. Ama bazı insanlar varki av bekler gibi bekler. Akpartili birisi hata yapsa da ortamı gersek milleti birbirine düsürsek diye düsünürler.

Av beklemeye gerek yok ki. Hergün yeni bir hata, hergün yeni bir gaf. :D Yaz yaz bitmez. :) Ayrıca kimsenin birbirine düştüğü yok, sadece güzel güzel yorumlarımızı, fikirlerimizi paylaşıyoruz. Ama bazıları gerçeklere tahammül edemiyor o başka.

Cley
18.04.2012, 14:28
Onlarda insan sonuçta. Hata yapabilirler, kusurları olabilir. Mevlana'nın öğütlerinden biri de "Başkalarının kusurlarını örtmede gece gibi ol. "

Alibaba58
18.04.2012, 14:30
Onlarda insan sonuçta. Hata yapabilirler, kusurları olabilir. Mevlana'nın öğütlerinden biri de "Başkalarının kusurlarını örtmede gece gibi ol. "

Valla onların kusurları örtülecek gibi değil. :D

Arif Coşkun
18.04.2012, 14:51
Valla onların kusurları örtülecek gibi değil. :D


Siz öyle yazınca "Ört üstünü üşümesin Abi" diye bir fıkra geldi aklıma hala gülüyorum kendi kendime :D

Cley
18.04.2012, 16:54
zaten Mevlana'nın öğüdünü tutmak her yiğidin harcı değildir dimi

sivaslınet
18.04.2012, 17:51
Bence kusurlar örtülmemeli. Aksine gündemde tutularak, teşhir edilmeden, rencide edilmeden tekrarlamaması için eğitilmeli.

Ayrıca akp nin kusur olmayan icraatı mı var ki? Tek söylenilen duble yollar. On senedir sürekli kazınıp yenilenerek şirketlere rant sağlanıyor. Örnek: Taşlıdere mevkii ve devamındaki yol.

LaEdri
18.04.2012, 23:08
Paşam, bunlar da mı gelecekti başınıza!

Dün Zaman'ın manşetiydi. Çevik Bir ifadelerinde ne demiş: ''Bunlar da mı gelecekti başımıza!'' Hakikaten bunlar da mı gelecekti başınıza!

Öyle ya astığınız astık, kestiğiniz kestikti! Dünyanın hiçbir yerinde kimsenin elde edemediği imtiyazlarınız vardı. Sorulmaz, sorgulanmazdınız. Şartlar oluşsun diye yaptıklarınız, ölenler öldürülenler, hepsi millet içindi! Vatan için dünyanın en zengin generalleri oldunuz. Hazırladığınız listelerden isimlerini sildirmek için aldıklarınıza rüşvet, yaptıklarınıza şantaj demek kimin haddineydi. Siz eğer şartları oluşturmasaydınız, Haziran fırtınalarını organize etmeseydiniz, psikolojik harekatı bu milletin üzerine salmasaydınız, darbeler organize etmeseydiniz maazallah vatan parçalanırdı! Faili meşhur olan cinayetleri işlemeseydiniz kim bilir Türkiye nereye giderdi.

Çevik Paşam, Çetin Paşam bu da mı gelecekti başınıza, adaletin şaşmaz topuzu sizden de mi hesap soracaktı? Oysa siz Türkiye'nin üstüne çökesiniz diye 12 Eylül'de bir neslin üzerinden ne kadar da kararlılıkla geçmiştiniz. Bu milletin kim bilir kaç neslini 'yitik kuşak' haline getirmiştiniz. Millet tam o travmayı atlatmak üzereydi ki, 28 Şubat'la bir kez daha gençliğe büyük bir darbe vurmuş, bir nesli daha zayi etmiştiniz. Size kocaman kocaman madalya takmaları gerekirken şunların yaptıklarına da bir bakın!

Oysa tezgahınız ne kadar da güzel işliyordu. Suçu ihdas eden de sizdiniz, mağdur eden de siz. Sonrasında hesap soran da yine sizdiniz. Bu arada ölenler de önemli değildi! En fazla bu milletin çocuklarıydı. Hem siz ne yapıyorsanız bu millet ve vatan için yapmıyor muydunuz? Evlat acısına da dayanıvermeleri gerekmez miydi? Sizin için birkaç bin evladın ölmesinin ne önemi olabilirdi? İlkeniz neydi; 'huzur ve güven ortamı söz konusuysa hayatın bir önemi yok.'

Darbe şartları oluşsun, ülke sürekli olağanüstü hal yaşasın ki, siz gücünüze güç devşirebilesiniz. O devşirdiğiniz güç sayesinde bütün hukuku ayaklarınızın altına alabilin ki, vatan bölünmesin, irtica ülkeye hakim olmasın! Zaten Hukuk denen şey sayesinde ülke bölündü bölünecek noktaya gelmemiş miydi? Zamanı mıydı şimdi hakkın, hukukun, insan haklarının vesairenin vesairenin! Ne demiştik 'Söz konusu vatan ise gerisi teferruattır.' Her şeyin teferruat olabilmesi için de vatanın sürekli tehdit altında kalması gerekiyordu öyle değil mi Paşam?..

Bu günleri de mi görecektiniz Paşam! Kenan Paşam orada, siz burada, Çetin Paşam şurada yargılanıyor. Bu nankörlük değil de nedir öyle değil mi? Darbe tezgahladığınız için, sadece yaptığınız değil tezgahladığınız için sizi suçluyorlar. Tezgahlamasaydınız maazallah ülke nereye giderdi öyle değil mi? 12 Eylül darbesinden önce üç beş bin, darbeden sonra bir o kadar daha genç öldü ölmesine ama ne yapalım vatan içindi bütün yaptıklarınız! 12 Eylül darbesinden sonra izlenen politikalar yüzünden 50 bin kişinin ölmesine sebep oldunuz ama her şey vatan içindi! Zaten söz konusu vatansa gerisinin teferruat olduğunu yukarıda söylemiştik.

Adaletin topuzu; hakkı gasbettiğiniz için, bu ülkenin başını kargaşadan çıkartmadığınız için, sürekli darbe şartları organize ettiğiniz için, kan döktüğünüz için sizden hesap soruyor. Ne günlere kaldık Paşam! Bunlar da mı gelecekti başınıza!

ÖnceVatan_58
18.04.2012, 23:31
“12 Eylül Yargılanıyor”!!!

Stalin Yargılanıyor (Kibele, 2010) adlı tiyatro oyunumda anlatmaya çalıştığım bir şey vardı. Stalin bir sabah uyanıp bütün yapılmakta olanların, bütün tutuklama ve öldürmelerin yanlış olduğunu düşünseydi ne olurdu? Oyunda da anlatılmaya çalışıldığı gibi, o devasa çark, aynı Büyük Temizliğin kurbanlarına yapıldığı gibi, Stalin’i tutuklar, esaslı bir sorgudan geçirir, “suçunu itiraf” ettirir ve ezberlettiği “itiraf”ını kamuoyuna açıklaması için onu gösteri mahkemelerine çıkartırdı. Çünkü devlet, işlediği gerçek suçlardan dolayı kendini asla yargılamaz ve yargılatmaz. Ama kendi yargılanmasını önlemek için, yargılayacak birilerini mutlaka bulur

Peki ya, devlet terörüne ortak olanlar, ona temenna edenler, alkışlayanlar, yalaka mitinglerine katılıp “sen çok yaşa paşam” diyenler. Onlar da yargılanmaz. Hatta bir de bakmışsınız, devlet terörünün ya da askeri darbenin suçlusu olarak yargılanan birkaç kişiyi cezalandırmak için kuyruğa girmişler. En has mağdur kılığına bürünmüşler.

Otobiyografi kitaplarımın üçüncüsü olan Havariler’de (İletişim, 2002) anlattığım şu sahne ibret vericidir:
“İdam sehpalarının gölgesinde yapılan bu ‘açılışın’ ardından, cunta başkanı Evren ve çevresindeki, verdikleri kurulu oyuncak izlenimi ile kendilerinde bireysel irade ve kuvvet namına hiçbir şey bulunmadığını açıkça gösteren diğer ‘kuvvet’ komutanları, 5. Senfoninin eşliğinde ‘tahta’ çıktılar. Bu hazin olduğu kadar utanç verici töreni televizyondan izlemiştim. Tüm devlet erkânı, yerleri süpüren cübbeleriyle birlikte, yeni ‘padişahın’ ve maiyetinin önünden geçip temennada bulunuyorlardı. Bu manzarayı seyrederken, kişiliksiz, aşağılık bir yaratık olmanın, devlet erkânı içinde yer almanın başta gelen şartı olduğunu düşünmüştüm.” (s. 458)

Belki bu satırları yazarken değil ama şimdi, halk denilen şekilsiz ve bulanık yığının da kişiliksizlik bakımından devlet erkânından pek farklı olmadığını düşünüyorum. Daha bir yıl öncesine kadar, mahallelerinde hangi sağ ya da sol fraksiyon hakimse ona yalakalık edenler birdenbire 12 Eylül paşalarının düzenlediği mitinglerin müdavimleri olmuş ve meydanlarda “as, as, as” diye bağıran kalabalıkları oluşturmuşlardı.
Hiç kuşkumuz olmasın, etekleri yerleri süpüren devlet erkânından aktif hayatta kalan bazıları ve “as as” diye meydanları dolduranlardan bir kısmı bugün yine devletin yanındadır, iktidara ve hükümete yalakalık yapmaktadır, hatta bazıları 12 Eylül yargılamasında müdahil olmak için sıraya girmişlerdir.

Örneğin şu CHP ve MHP’ye ne oluyor? Evet doğru, CHP’nin ve MHP’nin üst yöneticileri bir süre “Dil Okulu” denen yerde konuk edildiler ama 12 Eylül işkencehaneleriyle, Mamak, Diyarbakır cezaevleriyle karşılaştırıldığında, bu yöneticilerin kaldığı yerler otelden farksızdı. Bazı CHP’li ve MHP’li militanların poliste ve askeri cezaevlerinde zulüm gördükleri doğrudur ama işkence ve zulme uğrayan sol örgütlerin mensuplarıyla kıyaslandığında bunların oranı çok çok azdır.

12 Eylül’de yalnız MHP ve CHP mi kapatılmıştır? Sayısız kitle örgütü, sol örgüt, sendika da kapatılmış, üstelik kapatılmakla da kalmamış, bu örgütlerin üyeleri, sırf bu örgütlere üye oldukları için işkenceden geçirilmişlerdir. Kürtler, 12 Eylül’de iki misli zulme uğramışlardır. Diyarbakır Cezaevlerinde yapılanlar, Hitler ya da Stalin’in kamplarında ya da Vietnam’daki “kaplan kafeslerinde” yapılanları bile gölgede bırakmıştır.

Sonuçta 12 Eylül’ün esas mağdurları solcular ve Kürtlerdir. Ama bugün görüyoruz ki, meğer bu darbeyi ufak sıyrıklarla atlatanlarmış esas mağdur.

Hele hele AKP’nin ve hükümetin müdahilliği iyice komiktir. Erbakancılar biz de mağduruz deseler, CHP ve MHP kadar mağdur olduklarını kabul etmek mümkündür ama AKP için bu bile mümkün değildir, çünkü AKP kadroları esasen 12 Eylül yetiştirmesidir. Bu kadrolar, 12 Eylül paşalarıyla işbirliği yaparak iktidara gelen Turgut Özal’ın kurduğu ANAP fideliğinde yetişmişlerdir. AKP’nin en büyük dayanağı ve oy deposu olan Fetullah cemaati 12 Eylül paşalarını bütün gücüyle desteklemiştir. 12 Eylül paşaları da onların bu desteğini karşılıksız bırakmamıştır. Dini sosyal uyanışa karşı dalgakıran olarak kullanmayı hedefleyen devlet aklının pratiğe uygulanmasıyla okullarda din dersini zorunlu kılan, kuran kurslarına kapıları açan, Alevi köylerine cami yaptırma kampanyaları düzenleyen 12 Eylül rejimidir.

Bugünkü AKP-Devlet, 12 Eylül’ün mirası üzerinde yükselmektedir.

Öte yandan, 12 Eylül’ün gerçek mağdurları bugün de aynı devletin baskısı altındadırlar. 12 Eylül’de en büyük zararı görmüş, örneğin Dev-yol’cular değil de, 12 Eylül’ün mirası üzerine oturmuş AKP mağdur, öyle mi?
Eskiden gezgin mahalle sirkleri olurdu. Çadırın kapısındaki çığırtkan bağırırdı: “Evet, içerde üç başlı canavar var, konuşan ayı var, girin, görün.” Meraklılar para ödeyip girerlerdi, eğer çadırın öbür tarafından çıkanların yüzlerindeki hayal kırıklığını görselerdi paralarını boşuna harcamayacaklardı elbette.

12 Eylül’ü yargılama adına elden ayaktan düşmüş iki ihtiyarı yargılama kötü komedisini sahneye koyanların, o çadırın kapısındaki çığırtkanlardan ne farkı var?

Kaynak: ozguruniversite.org

sivaslınet
19.04.2012, 08:11
İşin ilginç tarafı, o gün darbeyi ve yasalarını %94 destekleyen halk, bugün %94 müdahil oluyor. Gülünecek durum ağlanacak halimize..

sivaslınet
21.04.2012, 07:43
Bir tuhaflık var...

Bir kadının bıçaklandığı haberi medyada yer alınca, dört bir yandan kadınları bıçakladıkları haberleri yağıyor...

Birisi kafa kesti, ertesi gün birçok yerden kafa kestiler...

Bir öğretmen dövüldüğünün ertesi güne denk geliyor genelde; birçok yerde öğretmenlerin dövülmesi...


İki kişi suya düştü boğuldu...

On gündür suya düşen düşene...

Gaziantep’te bir genç doktor, insanlara şifa dağıtmak için koşuştururken, bıçaklanarak öldürüldü...

Yurdun dört bir yanında doktorlar sokaklara döküldüler önceki gün...

O sırada haberler gelmeye başladı; birçok yerde hasta yakınları bıçaklarla doktorlara saldırmaya başladılar...

“Hasta yakını” olmak için hasta bulamayıp da doktor dövemeyenler, 112 Hızır Acil’i arayıp dövmek için sağlık ekibi istediler...

Beyoğlu’nda gelenleri dövdüler, üç sağlık görevlisi yaralı...

Küçükçekmece’de ise ambulansa alınan hasta kalkıp doktoru ve hemşireyi dövdükten sonra sedyesine gidip yattı...

İşte bu sırada haber geldi:

Ana Bilim Dalı Başkanı hocayı, İstanbul Üniversitesi’nin otoparkında yakalamışlar...

Bence kin ve nefret dalgalarıdır...

Toplum bilimi bunu doğruluyor; tıpkı veba gibi, kolera gibi hastalığın bulaşıcı olması ve yayılması, sosyolojide de var...

Toplu kızgınlık...

Kitlesel kin...

Kolektif nefret...

İşte burada şükrediyor insan...

Sevgili Ülkü Çetinkanat hatırlattı:

İyi ki medya var...

Sağlıkta kin ile doktorlar saldırıya uğruyorsa; büyük gazete “şifalı otlar” ansiklopedisi veriyor kupon biriktirene...

Memleketin eğitiminde nefretle öğretmenlere saldırıyorlarsa; “rüya tabirleri kitabı” kuponu da yanında var...
Ben hep söylüyorum size...

Siz doktorları, öğretmenleri, eczacıları, mimarları, avukatları, ülkenin aklı başında aydınlarını halledin...

Biz medya zaten tüydük...

-Bekir COŞKUN-

Cley
21.04.2012, 11:02
Hastanedeki şartlara sitem eden hastalara "Beğenmiyorsan başka hastaneye git" diyen doktor ve hemşireler dayağı hakediyor.

sivaslınet
21.04.2012, 12:29
Hastanedeki şartlara sitem eden hastalara "Beğenmiyorsan başka hastaneye git" diyen doktor ve hemşireler dayağı hakediyor.

İşte bu zihniyet dayağı da pıçaklamayı da mübah görür. Hasta sahibinin bir hastası, sağlık ekbinin ise yüzlerce hastası var. Önce bu yoğunluğu idrak edebilmek gerekir. Ama nerde..

Bu zihniyet, acil çağrıya sekiz dakikada gelen sağlık ekiplerini de hastahanelik ediyor.

Cley
21.04.2012, 12:59
işini adam gibi yapacak o zaman. Hayati risk taşıyan hastaya beğenmiyorsan baska hastaneye git demeyecek.

sivaslınet
21.04.2012, 13:09
işini adam gibi yapacak o zaman. Hayati risk taşıyan hastaya beğenmiyorsan baska hastaneye git demeyecek.

Bunlar hep tartışılacak iddialar cley kardeş.. Öyle bir cevabın olacak ki ben seni %100 haklı görmeliyim. Cevap veremeyim.

Biliyorsun ki halkımız her konuda maşallah "bilir kişi". Kalkıp hastahanenin gidişatını beğenmezse(ülkenin sosyal yapısı belli, yoğunluk belli). Sağlık ekiplerini iş yapacakları zamanda onlara akıl vermeye kalkarsa bu durumda ne yapılabilir?

İstatistiklerde kişi başına düşen sağlık görevlisi olarak en geri ülkelerdeniz. Yoğunluğun, ve ekonomik geriliğin getirisi nasıl olur sence?

Cley
21.04.2012, 13:56
Benimkisi iddia değil yaşanmış bir olay. Işsizlik belasından bircok kisi sevmediği mesleği yapıyor. Bu yùzden problem olabiliyor.

sivaslınet
21.04.2012, 14:48
Benimkisi iddia değil yaşanmış bir olay. Işsizlik belasından bircok kisi sevmediği mesleği yapıyor. Bu yùzden problem olabiliyor.

Bu da sağlıkçıların kusuru değil. Ülkenin ekonomik yapısı.. Böyle götürüyor. Neremiz doğru ki?

sivaslınet
22.04.2012, 18:11
Adil Yargılama Bitiyor.

Türkiye bunu da gördü

AKP, öyle bir şey yapacak ki...

Ceza Muhakemesi Yasası’nın “Duruşmada Hazır Bulunacaklar” başlıklı 188. maddesine eklenecek tümceyle avukat duruşmada olmasa da sanık hakkında karar verilebilecek. Bu düzenleme, Balyoz davasında avukatların savunma haklarının kısıtlandığı gerekçesiyle duruşmalara katılmamaları nedeniyle yaşanan “kilitlenmenin” aşılmasına yarayacak bir formül olarak değerlendiriliyor. Ankara Barosu Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, getirilmek istenen düzenlemeyi “avukatı dışlayarak şeklen hüküm kurma telaşı” olarak nitelendirirken “Tabiri caizse bildiğini okumaya devam etmektir. Bu da kişiye özel bir kanundur” dedi.

TBMM Adalet Alt Komisyonu’nda bulunan “yargı reform paketi” olarak nitelendirilen tasarıyla, Ceza Muhakemesi Yasası’nın “Duruşmada Hazır Bulunacaklar” üst başlıklı 188. maddesinin birinci fıkrasına tek tümcelik bir ekleme yapılacak. Buna göre, CMY’nin 188. maddesinin “Duruşmada, hükme katılacak hâkimler ve savcı ile zabıt kâtibinin ve kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hallerde müdafiin hazır bulunması şarttır” hükmünü içeren birinci fıkrasına, “Ancak savcının esas hakkındaki mütalaasının zorunlu müdafiin de hazır bulunduğu duruşmada açıklanmış olması veya mütalaanın zorunlu müdafie yazılı tebliğ edilmiş olması durumlarında, çocuklar hakkında görevlendirilmiş olanlar hariç olmak üzere, hukuken kabul edilebilir bir mazereti olmayan zorunlu müdafiin yokluğunda da karar verilebilir” cümlesi eklendi.

Bu düzenlemenin yasalaşması durumunda, savcının esas hakkındaki görüşünü açıklamasının ardından avukatın duruşma salonunda olup olmadığı “anlam ifade” etmeyecek.

‘Adil yargılamaya açıkça aykırı’
Mahkeme de savunmanın yokluğunda hükmünü verebilecek. Türkiye Barolar Birliği, görüşünü soran Adalet Bakanlığı’na verdiği yanıtta, değişikliğin “adil yargılanma ilkesine, savunma hakkına ve eşitlik hakkına açıkça aykırı” olduğuna işaret etti.

Alibaba58
22.04.2012, 19:45
YILMAZ ÖZDİL; KIZ'MA BİRADER--(22 NİSAN 2012)


KIZ'MA BİRADER

Saçı uzun, aklı kısa

Eksik etek
Kızını dövmeyen, dizini döver
Avrat malı, kapı mandalı
Kız kocaya, oğlan hocaya
Elinin hamuruyla...

Netice?

YGS sonuçları açıklandı.
Kızlar erkeklerden başarılı.
Geçen sene de öyleydi.
Önceki sene de.
Hep öyle.

Dünyada da böyle.

“Kız”ların doğuştan avantajlı olduğunu kanıtlamak için, adeta poposunu yırttı
bazı “erkek” bilim adamları... Beyin’lerinin ağırlığını tartan da oldu, nöron kablolarının kalınlığını ölçen de... Ne fizyolojik bi sebep bulabildiler, ne biyolojik, ne nörolojik ne de psikolojik.

Cevabı “kadın” sosyologlar buldu. Sosyo-kültürel kalıplar... Eğitimde fırsat eşitliği sağlarsan, kadın erkeği geçiyor.
Hepsi bu.

Karnından sıpayı, sırtından sopayı
eksik etmeyeceksin ki, geçmesin.

Dolayısıyla...
Onore ediyormuş ayaklarıyla “her başarılı erkeğin arkasında bir
kadın vardır” lafı, hikâyedir.

Lafın doğrusu...
Her başarısız kadının önünde takoz
gibi bi erkek vardır.

LaEdri
22.04.2012, 21:40
Yılmaz Özdil'in kastettiği,laf çaktığı kesim arasında beynine değil başındaki örtüsüne bakarak yargı yapan kalın kafalılar da var mı acaba?

eyuphulagu
22.04.2012, 23:51
Birkaç gündür burada açılan konuyu takip ediyorum;dikkatimi bir şey çekti;burada Sivas'la ilgili;Sivas'ın sorunlarıyla ilgili köşe yazıları,güncel yazılar tartışılmıyor;sadece siyasi konular ele alınıyor..Bu sitenin adı Sivaslılar.net değil mi?Halbuki bu yazıları yazan,tartışan kişiler Sivas dışında yaşayan Sivaslılar...Sivas'la ilgili konular bu kişileri hiç mi ilgilendirmiyor?Sivas'ın o kadar çok sorunu var ki;bunlarla ilgili güncel yazıları siteye yüklemek,siyasilerin Sivas'a olan bakışlarını eleştirmek,yeni projeler için yol göstermek ;yeni öneriler getirmek ;Sivas'la ilgili anıları paylaşmak daha hoş olmaz mı?Elin Trabzonlusu,Samsunlusu,Ordulus u,Malatyalısı ,Kayserilisi kendi şehri ile ilgili sorunları her platformda öne çıkarırken ;siyasilare baskılar yaparken bizler birbirimizi yemekle meşgulüz..Halbuki başka Sivas yok...Bu şehir büyürse,gelişirse herkes bundan memnun olur;bu bütün Sivaslıların çıkarınadır...Hangi görüşten olursak olalım ;bu tür konuları kendi aramızda konuşup tartışalım ama bu tür yerlerde kendi şehrimizin sorunlarını tartışalım,çözüm önerileri üretelim...Bu konuların tartılıdığı yer bence bu site olmamalı; burası SİVASLILARIN SİTESİ......BURADA SADECE SİVAS TARTIŞILMALI...

sivaslınet
23.04.2012, 07:41
Birkaç gündür burada açılan konuyu takip ediyorum;dikkatimi bir şey çekti;burada Sivas'la ilgili;Sivas'ın sorunlarıyla ilgili köşe yazıları,güncel yazılar tartışılmıyor;sadece siyasi konular ele alınıyor..Bu sitenin adı Sivaslılar.net değil mi?Halbuki bu yazıları yazan,tartışan kişiler Sivas dışında yaşayan Sivaslılar...Sivas'la ilgili konular bu kişileri hiç mi ilgilendirmiyor?Sivas'ın o kadar çok sorunu var ki;bunlarla ilgili güncel yazıları siteye yüklemek,siyasilerin Sivas'a olan bakışlarını eleştirmek,yeni projeler için yol göstermek ;yeni öneriler getirmek ;Sivas'la ilgili anıları paylaşmak daha hoş olmaz mı?Elin Trabzonlusu,Samsunlusu,Ordulus u,Malatyalısı ,Kayserilisi kendi şehri ile ilgili sorunları her platformda öne çıkarırken ;siyasilare baskılar yaparken bizler birbirimizi yemekle meşgulüz..Halbuki başka Sivas yok...Bu şehir büyürse,gelişirse herkes bundan memnun olur;bu bütün Sivaslıların çıkarınadır...Hangi görüşten olursak olalım ;bu tür konuları kendi aramızda konuşup tartışalım ama bu tür yerlerde kendi şehrimizin sorunlarını tartışalım,çözüm önerileri üretelim...Bu konuların tartılıdığı yer bence bu site olmamalı; burası SİVASLILARIN SİTESİ......BURADA SADECE SİVAS TARTIŞILMALI...

Sn. Eyüphülagu kardeş,

İstersen yazdığım maddelere doğru/yanlış cevapları verdikten sonra biz siyaset tartışanlarını tekrar eleştir. Seve seve dinleriz.

1- Bilimseldir; doğada hiç bir şey birbirinden soyut(bağımsız) düşünülemez.

2- Sivasımızın kalkınması kesinlikle komşu illerin hatta ilçelerin kalkınmasına bağımlıdır.

3- Sivasımızın ve komşu il ve ilçelerimizin kalkınması, ülkemizin kalkınmasına bağımlıdır.

4- Ülkemizin kalkınması, iktidar olmuş yürütmenin(icraatçının) siyasetine bağımlıdır.

5- Ülkemizin kalkınması, komşu ülkelerin ve hatta ticaret yaptığımız ülkelerin kalkınmasına bağımlıdır.

6- Bütün bu kalkınma olgusunun alt yapısı(kaynağı) insanların kültürlerine bağımlıdır.

7- Kültür genel bir olgudur. Din'i, Ahlak'ı, ideolojileri, siyaseti, bilim'i ve teknolojiyi içerir(kapsar).

8- Sivasımızın kalkınmasının birincil sırası kültürel kalkınmadır.

9- Siyaset ise; kişinin, gurup'un veya bir siyasi yapılanmanın, kültürel olarak toplumu, insanı yönlendirmesidir.

sivaslınet
24.04.2012, 07:11
Necdet bey...
Orgeneral Necdet Özel’e iletilmesi ricasıyla, Genelkurmay Başkanlığı, Çankaya, Ankara.

Necdet bey...
Bu sene mesela, kaç subay hapse girdi?
Biliyoruz.
Adalet Bakanlığı gün gün, isim isim açıklıyor.

Ülkeye kaç dolar girdi?
Cent cent...
Merkez Bankası duyuruyor.

Memlekete kaç turist girdi?
Sor, Turizm Bakanlığı’na...
Söylesin.
İstatistiği tutuluyor.

Kaç kişi işe girdi?
Kaç kişi ev taksitine girdi?
Kaç kişi üniversiteye girdi?
Kaç kişi sinemaya girdi?
Kaç kişi maça girdi?
Hepsini biliyoruz.

Kümese kaç tavuk girdi?
Ağıla kaç koyun girdi?
Ahıra kaç eşek girdi?
Tek tek sayılıyor.

Kaç kişi gerdeğe girdi?
Onu bile biliyoruz.
Tüik’in sitesinde yazıyor.

23 Nisan...
Anıtkabir’e kaç kişi girdi?
Bilmiyoruz!

Niye bilmiyoruz kardeşim?

Genelkurmay Başkanlığı’nın resmi internet sitesindeki “Anıtkabir ziyaretçi sayısı”nı neden kaldırdınız? Anıtkabir’e giren yurttaş sayısı, Türkiye’ye giren angus sayısından önemsiz midir?

Emir mi aldınız?
Sizin emriniz mi?
Bilmek istiyoruz.

(Konuyla ilgili olarak Milli Savunma Bakanı’na soru önergesi verildi. Lütfedilip cevap verilmedi. Gerçeği öğrenebilmek için senelerce WikiLeaks belgelerinin açıklanmasını mı bekleyeceğiz?)

En son gittiğinizde, Anıtkabir Özel Defteri’ne “Atatürkçü düşünce sisteminin ışığı altında, bize verilen bütün görevleri yerine getirmeye hazırız” yazmıştınız.
Anıtkabir kanunen size bağlı... Görevinizi yerine getirin.

Atatürkçülüğü saymak...
Sizin işiniz.
Sayın Necdet bey...
Sayın.

Sevgilerimle olmasa da...
Say’gılarımla.

-Yılmaz ÖZDİL-

Siyahnur
24.04.2012, 17:37
Süper... :)

Çocuklar bayramı hak edecek ne yaptı?

Küçük Büyük Şu dünyada en üzüldüğüm şey Meclis’in açıldığı 23 Nisan’ın Çocuk Bayramı yapılması. Sanırsın ki yıl boyunca şantiyede çalışıyor, sıva yapıyor, çimento taşıyorlar... Bütün yaptıkları çikolata, şeker yiyip cam çerçeve indirmek. Onlara zaten her gün bayram.

23 Nisan ülkemizde Çocuk Bayramı olarak kutlanıyor. Peki çocuklar böyle bir bayramı hak edecek ne yaptı? Bir başarıları vardı da biz mi görmedik? En büyük başarıları yemeğini bitirmek olan bir gruptan bahsediyoruz.

Çocuklara böyle bir bayram vermek gereksiz. Çocuklara her gün bayram zaten. Her gün parkta, bahçedeler. Ekstradan bir bayram vermenin manası ne? Sanırsın ki yıl boyunca şantiyede çalışıyorlar, sanırsın ki sıva yapıyor, çimento taşıyorlar... Bütün yaptıkları çikolata yiyip cam çerçeve indirmek.

O ŞİİR DİNLENECEK

“Çocuklar gülsün diye...” Bak sen! Çocuklar zaten gülüyor. Neye güldüklerini bilmiyorum ama gülüyorlar. Hatta en berbat esprilere bile... Geçen gün yeğenime “Sana Japon taklidi yapayım mı” deyip gözlerimi çekik hale getirdim, gülme krizine girdi. Bu mudur yani? Sen buna gülersen ben neden iyi espri yapmak için kendimi kasayım ki? Kalite yerlerde ama kahkahayı basıveriyor. Dolayısıyla çocuklar gülsün diye bayram vermenin manası yok.

En üzüldüğüm de Meclis’in açıldığı bu özel günün çocuk bayramı yapılması. Meclis’in açılmasında çocukların ne gibi bir katkısı var acaba? “Demokrasi isteriz” deyip yürüyüş mü yaptılar, miting mi düzenlediler? Onu bırak, Meclis’in açıldığı gün neredeydiler? “Dur yerleri de biz silelim, şu sandalyeleri de biz taşıyalım” deyip bir işin ucundan tuttular mı? Hayır. Tam tersine ayakbağı olmuşlardır. Pek çok milletvekilinin uykusuz gecelerinin sebebi bu keratalardır.

Öte yandan bayram veriyorsun vermesine ama keratalar eğlenmiyor ki? Neymiş, sıra sıra dizilip saatlerce kötü şiirler dinlemek çok sıkıcıymış. Bak, bak!

Ben sana bu bayramı veriyorsam sen de o sıraya girip o şiirleri paşa paşa dinleyeceksin arkadaşım! Beğenmiyorsan geri ver bayramı. O istiyor ki cebine bir 10 lira koyalım, istiyor ki çikolata verelim, şeker verelim.

İstiyor ki bir değil iki değil tam 5 kavanoz bal verelim, üstelik polen de hediyesi olsun. Yok öyle yağma!

GÖZÜN DOYSUN GÖZÜN

Peki kendilerine bir bayram verilen çocukları gerçekten tanıyor muyuz? Çocuk dediğimiz insanlar kavgacı, geçimsiz, bencil tipler. Bir oyuncak alınmadı diye ortalığı birbirine katabilecek canlılardan söz ediyoruz burada. Tatmin olsalar neyse... Bir kilo çikolata versen ellerine, öbürünün elindekine göz dikecek kadar da açgözlüler. “Ben Ayşe’nin çukulatasını da iştiyommmm!” Gözün doysun, gözün! Ayrıca “İştiyom” ne? “Çukulata” ne? Güzel Türkçemizi mahveden de maalesef bunlardır.

Çocuklar bu 23 Nisan’da eğlenmek yerine oturup bir düşünsünler. Yediği önünde yemediği arkasında olup da bu kadar sorun çıkaran başka bir canlı var mı? Öte yandan biz yetişkinlere bakıyorum, gerçekten de çok olgun insanlarız. Onlar gibi değiliz. Burada çocukların Caillou şapkalarını önlerine koyup bir iç muhasebesi yapmaları gerekiyor. Nerede yanlış yaptıklarını ve hayatın çikolatadan ibaret olmadığını anlamaları lazım. Ama maalesef bundan çok da ümitli değilim.

22 Nisan 2012, Pazar
Star gazetesi,Beyinsiz Adam

Pusula_58
24.04.2012, 18:12
Süper... :)

Çocuklar bayramı hak edecek ne yaptı?

Küçük Büyük Şu dünyada en üzüldüğüm şey Meclis’in açıldığı 23 Nisan’ın Çocuk Bayramı yapılması. Sanırsın ki yıl boyunca şantiyede çalışıyor, sıva yapıyor, çimento taşıyorlar... Bütün yaptıkları çikolata, şeker yiyip cam çerçeve indirmek. Onlara zaten her gün bayram.

23 Nisan ülkemizde Çocuk Bayramı olarak kutlanıyor. Peki çocuklar böyle bir bayramı hak edecek ne yaptı? Bir başarıları vardı da biz mi görmedik? En büyük başarıları yemeğini bitirmek olan bir gruptan bahsediyoruz.

Çocuklara böyle bir bayram vermek gereksiz. Çocuklara her gün bayram zaten. Her gün parkta, bahçedeler. Ekstradan bir bayram vermenin manası ne? Sanırsın ki yıl boyunca şantiyede çalışıyorlar, sanırsın ki sıva yapıyor, çimento taşıyorlar... Bütün yaptıkları çikolata yiyip cam çerçeve indirmek.

O ŞİİR DİNLENECEK

“Çocuklar gülsün diye...” Bak sen! Çocuklar zaten gülüyor. Neye güldüklerini bilmiyorum ama gülüyorlar. Hatta en berbat esprilere bile... Geçen gün yeğenime “Sana Japon taklidi yapayım mı” deyip gözlerimi çekik hale getirdim, gülme krizine girdi. Bu mudur yani? Sen buna gülersen ben neden iyi espri yapmak için kendimi kasayım ki? Kalite yerlerde ama kahkahayı basıveriyor. Dolayısıyla çocuklar gülsün diye bayram vermenin manası yok.

En üzüldüğüm de Meclis’in açıldığı bu özel günün çocuk bayramı yapılması. Meclis’in açılmasında çocukların ne gibi bir katkısı var acaba? “Demokrasi isteriz” deyip yürüyüş mü yaptılar, miting mi düzenlediler? Onu bırak, Meclis’in açıldığı gün neredeydiler? “Dur yerleri de biz silelim, şu sandalyeleri de biz taşıyalım” deyip bir işin ucundan tuttular mı? Hayır. Tam tersine ayakbağı olmuşlardır. Pek çok milletvekilinin uykusuz gecelerinin sebebi bu keratalardır.

Öte yandan bayram veriyorsun vermesine ama keratalar eğlenmiyor ki? Neymiş, sıra sıra dizilip saatlerce kötü şiirler dinlemek çok sıkıcıymış. Bak, bak!

Ben sana bu bayramı veriyorsam sen de o sıraya girip o şiirleri paşa paşa dinleyeceksin arkadaşım! Beğenmiyorsan geri ver bayramı. O istiyor ki cebine bir 10 lira koyalım, istiyor ki çikolata verelim, şeker verelim.

İstiyor ki bir değil iki değil tam 5 kavanoz bal verelim, üstelik polen de hediyesi olsun. Yok öyle yağma!

GÖZÜN DOYSUN GÖZÜN

Peki kendilerine bir bayram verilen çocukları gerçekten tanıyor muyuz? Çocuk dediğimiz insanlar kavgacı, geçimsiz, bencil tipler. Bir oyuncak alınmadı diye ortalığı birbirine katabilecek canlılardan söz ediyoruz burada. Tatmin olsalar neyse... Bir kilo çikolata versen ellerine, öbürünün elindekine göz dikecek kadar da açgözlüler. “Ben Ayşe’nin çukulatasını da iştiyommmm!” Gözün doysun, gözün! Ayrıca “İştiyom” ne? “Çukulata” ne? Güzel Türkçemizi mahveden de maalesef bunlardır.

Çocuklar bu 23 Nisan’da eğlenmek yerine oturup bir düşünsünler. Yediği önünde yemediği arkasında olup da bu kadar sorun çıkaran başka bir canlı var mı? Öte yandan biz yetişkinlere bakıyorum, gerçekten de çok olgun insanlarız. Onlar gibi değiliz. Burada çocukların Caillou şapkalarını önlerine koyup bir iç muhasebesi yapmaları gerekiyor. Nerede yanlış yaptıklarını ve hayatın çikolatadan ibaret olmadığını anlamaları lazım. Ama maalesef bundan çok da ümitli değilim.

22 Nisan 2012, Pazar
Star gazetesi,Beyinsiz Adam


Yazıklar olsun diyorum başka birşey demiyorum. 23 Nİsan'ın küçümsenmesi ne kadar da hoşunuza gitmiş birde utanmadan sırıtıyorsunuz.

Alibaba58
24.04.2012, 19:03
Dünyanın her tarafından akın akın çocuklar ülkemize geliyor. Ne kadar şanslı Türk çocukları diye düşünüyor. Dünyada çocuklara armağan edilmiş tek bayram. Atatürk'e bütün dünya hayran. Ama ülkemizin okumuş cahilleri mi desem, kara cahilleri mi desem, Cumhuriyet düşmanları mı desem bilmiyorum kendi karanlık dünyalarını görmeden, saçma sapan yorumlar yapıyorlar. Allah akıl fikir versin. Ülkemizin en yakın zamanda bu karanlıktan kurtulmasını ümit ediyorum.