mansur58
09.04.2012, 15:03
Stres Gavur Hastalığı mi?
Stres, müslümanda olması mümkün olabilecek bir hastalık mıdır? Bunun cevabını verebilmek için başta Peygamber(sav), sahabe efendilerimiz ve selefi salihinin hayatına bakmamız gerekiyor.
Onların hayatında bu günkü yaşanan stres hastalığı ve ona bağlı olarak gelişen depresyon, sinir hastalıkları gibi hastalıklar olmamıştır. Çünkü Allah'a ve ahret gününe, kadere, kazaya iman eden hiç bir müslüman için bu türden aklı dumura uğratacak hastalıklar vuku bulamaz. Bunun için de en büyük sigorta tevekkül kapısıdır. Gündelik işlerinde sa'yu gayret ederek yapabileceklerini yaptıktan sonra, aklının ermediği gücünün yetmediği noktada gerisini Allah'a havale edip aklını dumura uğratmaktan kurtarır. Zaten stres hastalığı da, insan oğlunun her şeyi küçücük aklıyla sınırlı gücüyle yapmaya kalkışıp, başaramadığı, bitiremediği işler karşısında yaşadığı hayal kırıklıkları ve içerisine düştüğü ümitsizliklerden kaynaklanır.
Stres hastalığının bir başka sebebi de; İslam dininin tavsiye etmediği, geçmişin hatıralarıyla yaşayıp efkarlanmak ve gelecekle ilgili uzun emel sahibi olmaktır. Bu yüzden, hatıraları her fırsatta hatırlatıp hayalinde canlandıracak müzik türlerine pek sıcak bakmamıştır. Bu yönde insanı karamsarlığa strese sürükleyebilecek müzik türleri ile müspet anlamda insana rahatlık verecek müzik arasına çizgi çekmiştir. Bu önlem yine insan oğlunun çok kıymetli olan sağlığı için son derece önemlidir.
Uzun emel sahibi olmakta sağlık için aynı derecede tehlike arz eder. Çünki İslam, insan oğluna içinde bulunduğu günün en iyi şekilde değerlendirilmesini önerir. Bu günün işini yarına bırakmayı da kınamşıtır. Uzun emel ise bu günü değerlendirmeden yarınları düşünme maceraperestliğinin adıdır. Çok fazla geleceği düşünerek hayalperestlik yapmakta aşırı derecede insan beynini yoran ve aklı dumura uğratan en önemli etkenlerdendir.
Gâvur hastalığı olan stres ile ilgili olarak yukarıda sayıp sıraladığımız sebepler müslümanda nasıl bulunabilir ki? İçinden çıkamadığı ve işlerinin yolunda gitmediği anda tevekküle sarılarak gereksiz yere düşünme israfından kurtulur ve rahatlamayı başarır... Allah'tan gelip yine O'na döneceğini bütün benliğinde hisseder. Kader ve kaza diye ilahi bir takdirin varlığını hiç aklından çıkarmaz. Ömür çok kısa deyip yaşanacak ve yapılacak işlerin bitirilmesi gibi bir dünya tamahkarlığına kapılmaz. Teenni sahibidir, gereksiz aceleciliklere girmez her şeyi kendi tabi seyri içersinde halletmeye çalışır. Anadolu da bir söz vardır "işini Allah'a gördüreceksin" diye. İlk bakışta belki farklı anlaşılabilir ama, bu söz Anadolu insanının tevekkül mekanizmasını nasıl bir kıvrak zeka ile çalıştırdığının çok güzel bir ifadesidir.
Vecizeleştirdiği bu söz ile şunu anlatmak ister: İşlerine besmele ile başla(!) yaptığın işlerde O'ndan kolaylık ummaya devam et(!) O'ndan medet um, yardım bekle acziyetini unutma...(!) O'na yakin dur, muhabbetini kesme, senin için olmazları bile olur eylesin...!
Bu ne büyük bir rahatlama ve huzura erme mekanizmasıdır. İşte bunun adı tevekküldür! Belki de bunun bir tevekkül olduğunu düşünüp tarif edemez ama, aldığı terbiye, yetiştiği çevre, kendisine hep bunu telkin eder.
Kişi namaz kılarak da gündelik meşgalelerle karışan iç dünyasını ve karıştırılmış gönül raflarını hayatın akışı içerisinde aklın ve fikrin doğru çalışan bir saat misali yoluna devam edebilmesi için büyük bir hassasiyetle yeniden dizayn eder. Yani namaz kılmayı bir iç dizayn olarak kullanıp aklın gereksiz şeylerle uğraşarak akıl sağlına yol açacak gelişmelerin büyük ölçüde önüne geçmiş olur.
Müslüman günlük işlerini yarına ertelemez! Peygamber'inin "erteleyenler helak olmuştur" uyarısını iyi bilir. Bu günün işini yapar, yarin için "Allah büyüktür" diyerek başını yastığına huzur içersinde koyar.
Görüyoruz ki gerçek müslümanı böylesine stres gibi ruh hasatlıklarından koruyabilecek ne çok önlemler vardır.
Ne yazık ki stres hastalığını insanlığa bulaştıran, Allah’ı merkezden çıkarıp yerine aklı koyan modernizmdir. Şimdi modernizm canavarı bir yavru meydana getirdi o da post modernizm! Post modernizm, merkeze yerleştirdiği aklı da devre dışı bırakarak insanlığı hayvanlardan daha aşağılara sürükleyen akıl almaz uygulamalara kapılar aralayan bir anlayıştır.
Bu gelişmenin sonucu olarak erkek erkeğe ve kadın kadına evlenmenin yasal hale getirildiği, yapılan istatistiklere göre Almanya da küçük yaşta kendi babaları tarafından iğfal edilen kız çocuklarının oranı %65 lere, Hollanda da %70 lere ulaşmış durumda olduğu post modern bir dünyadayız.
Şu an itibariyle modernizmi dünyanın başına bela edenler, kendi büyüttükleri canavardan kurtulmak için, yıllardır sömürdükleri, düşmanlık ettikleri ama dini bağlarını henüz tam anlamıyla koparmayı başaramadıkları gönül dostluklarına hala önem veren insanların coğrafyalarına kaçmaya ve oralarda köyler kurmaya başladılar.
Yaşanan bu gerçekler de şunu gösteriyor ki bütün insanlık İslam’ın o şefkatli kollarına muhtaçtır... Onun için İslam gibi büyük bir dinle şereflenmiş olmamız ne büyük bir nimettir. Bizi İslam fıtratı üzere yaratıp Müslüman olmayı nasip eden yüce Rabbimize ne kadar şükretsek hamd etsek yine de azdır.
Bizleri yoktan var edip İslam ile şereflendiren yüce Halik’ımıza sonsuz humdu senalar ve İslam’ı bizlere öğreten anlatan O'nun sevgili Resulü, Habibli, Edibi, kalplerimizin Tabibi, eşsiz insan eşsiz önderimiz Hz. Muhammed Mustafa'ya Salatı selam olsun.
Kalın sağlıcakla
Stres, müslümanda olması mümkün olabilecek bir hastalık mıdır? Bunun cevabını verebilmek için başta Peygamber(sav), sahabe efendilerimiz ve selefi salihinin hayatına bakmamız gerekiyor.
Onların hayatında bu günkü yaşanan stres hastalığı ve ona bağlı olarak gelişen depresyon, sinir hastalıkları gibi hastalıklar olmamıştır. Çünkü Allah'a ve ahret gününe, kadere, kazaya iman eden hiç bir müslüman için bu türden aklı dumura uğratacak hastalıklar vuku bulamaz. Bunun için de en büyük sigorta tevekkül kapısıdır. Gündelik işlerinde sa'yu gayret ederek yapabileceklerini yaptıktan sonra, aklının ermediği gücünün yetmediği noktada gerisini Allah'a havale edip aklını dumura uğratmaktan kurtarır. Zaten stres hastalığı da, insan oğlunun her şeyi küçücük aklıyla sınırlı gücüyle yapmaya kalkışıp, başaramadığı, bitiremediği işler karşısında yaşadığı hayal kırıklıkları ve içerisine düştüğü ümitsizliklerden kaynaklanır.
Stres hastalığının bir başka sebebi de; İslam dininin tavsiye etmediği, geçmişin hatıralarıyla yaşayıp efkarlanmak ve gelecekle ilgili uzun emel sahibi olmaktır. Bu yüzden, hatıraları her fırsatta hatırlatıp hayalinde canlandıracak müzik türlerine pek sıcak bakmamıştır. Bu yönde insanı karamsarlığa strese sürükleyebilecek müzik türleri ile müspet anlamda insana rahatlık verecek müzik arasına çizgi çekmiştir. Bu önlem yine insan oğlunun çok kıymetli olan sağlığı için son derece önemlidir.
Uzun emel sahibi olmakta sağlık için aynı derecede tehlike arz eder. Çünki İslam, insan oğluna içinde bulunduğu günün en iyi şekilde değerlendirilmesini önerir. Bu günün işini yarına bırakmayı da kınamşıtır. Uzun emel ise bu günü değerlendirmeden yarınları düşünme maceraperestliğinin adıdır. Çok fazla geleceği düşünerek hayalperestlik yapmakta aşırı derecede insan beynini yoran ve aklı dumura uğratan en önemli etkenlerdendir.
Gâvur hastalığı olan stres ile ilgili olarak yukarıda sayıp sıraladığımız sebepler müslümanda nasıl bulunabilir ki? İçinden çıkamadığı ve işlerinin yolunda gitmediği anda tevekküle sarılarak gereksiz yere düşünme israfından kurtulur ve rahatlamayı başarır... Allah'tan gelip yine O'na döneceğini bütün benliğinde hisseder. Kader ve kaza diye ilahi bir takdirin varlığını hiç aklından çıkarmaz. Ömür çok kısa deyip yaşanacak ve yapılacak işlerin bitirilmesi gibi bir dünya tamahkarlığına kapılmaz. Teenni sahibidir, gereksiz aceleciliklere girmez her şeyi kendi tabi seyri içersinde halletmeye çalışır. Anadolu da bir söz vardır "işini Allah'a gördüreceksin" diye. İlk bakışta belki farklı anlaşılabilir ama, bu söz Anadolu insanının tevekkül mekanizmasını nasıl bir kıvrak zeka ile çalıştırdığının çok güzel bir ifadesidir.
Vecizeleştirdiği bu söz ile şunu anlatmak ister: İşlerine besmele ile başla(!) yaptığın işlerde O'ndan kolaylık ummaya devam et(!) O'ndan medet um, yardım bekle acziyetini unutma...(!) O'na yakin dur, muhabbetini kesme, senin için olmazları bile olur eylesin...!
Bu ne büyük bir rahatlama ve huzura erme mekanizmasıdır. İşte bunun adı tevekküldür! Belki de bunun bir tevekkül olduğunu düşünüp tarif edemez ama, aldığı terbiye, yetiştiği çevre, kendisine hep bunu telkin eder.
Kişi namaz kılarak da gündelik meşgalelerle karışan iç dünyasını ve karıştırılmış gönül raflarını hayatın akışı içerisinde aklın ve fikrin doğru çalışan bir saat misali yoluna devam edebilmesi için büyük bir hassasiyetle yeniden dizayn eder. Yani namaz kılmayı bir iç dizayn olarak kullanıp aklın gereksiz şeylerle uğraşarak akıl sağlına yol açacak gelişmelerin büyük ölçüde önüne geçmiş olur.
Müslüman günlük işlerini yarına ertelemez! Peygamber'inin "erteleyenler helak olmuştur" uyarısını iyi bilir. Bu günün işini yapar, yarin için "Allah büyüktür" diyerek başını yastığına huzur içersinde koyar.
Görüyoruz ki gerçek müslümanı böylesine stres gibi ruh hasatlıklarından koruyabilecek ne çok önlemler vardır.
Ne yazık ki stres hastalığını insanlığa bulaştıran, Allah’ı merkezden çıkarıp yerine aklı koyan modernizmdir. Şimdi modernizm canavarı bir yavru meydana getirdi o da post modernizm! Post modernizm, merkeze yerleştirdiği aklı da devre dışı bırakarak insanlığı hayvanlardan daha aşağılara sürükleyen akıl almaz uygulamalara kapılar aralayan bir anlayıştır.
Bu gelişmenin sonucu olarak erkek erkeğe ve kadın kadına evlenmenin yasal hale getirildiği, yapılan istatistiklere göre Almanya da küçük yaşta kendi babaları tarafından iğfal edilen kız çocuklarının oranı %65 lere, Hollanda da %70 lere ulaşmış durumda olduğu post modern bir dünyadayız.
Şu an itibariyle modernizmi dünyanın başına bela edenler, kendi büyüttükleri canavardan kurtulmak için, yıllardır sömürdükleri, düşmanlık ettikleri ama dini bağlarını henüz tam anlamıyla koparmayı başaramadıkları gönül dostluklarına hala önem veren insanların coğrafyalarına kaçmaya ve oralarda köyler kurmaya başladılar.
Yaşanan bu gerçekler de şunu gösteriyor ki bütün insanlık İslam’ın o şefkatli kollarına muhtaçtır... Onun için İslam gibi büyük bir dinle şereflenmiş olmamız ne büyük bir nimettir. Bizi İslam fıtratı üzere yaratıp Müslüman olmayı nasip eden yüce Rabbimize ne kadar şükretsek hamd etsek yine de azdır.
Bizleri yoktan var edip İslam ile şereflendiren yüce Halik’ımıza sonsuz humdu senalar ve İslam’ı bizlere öğreten anlatan O'nun sevgili Resulü, Habibli, Edibi, kalplerimizin Tabibi, eşsiz insan eşsiz önderimiz Hz. Muhammed Mustafa'ya Salatı selam olsun.
Kalın sağlıcakla