Orijinalini görmek için tıklayınız : Anadolu'da Kadınlar Neden Erkelerin Arkasından Yürür?
Facebookta bir araştırma grubunda açıklanan bu değerleri sizlerle paylaşmak istedim.
Babalar çocuklara sevgisini neden göstermiyor, anadoluda kadınlar neden erkeklerin arkasından yürür?
Atalarımızın Nezaketi Bizim Cehaletimiz Olmuş
Olayın sebeplerini daha iyi anlatabilmek için, önce yüz yıllık tarihimizi hatırlatmam gerekiyor.
Savaşlar dönemi!
1911 yılında başlayan Balkan savaşlarıyla beraber, Anadolu insanı hep savaşlara koşmak zorunda kaldı. On yıl civarında süren bu savaşlar yüzünden Anadolu köylerinde neredeyse erkek kalmadı. Birinci Dünya Savaşı, Çanakkale Savaşı, Kurtuluş Savaşı gibi yüz binlerce erkeğin, gidip bir daha dönemediği bu süreç bitince, Anadolu’da dul kadınlar ve yetim çocuklar kaldı. 10-11 yaşındaki erkeklerin, 17-18 yaşındaki kızlarla evlendirilmek zorunda kaldığı dönemlerden bahsediyorum.
Herhangi bir sebepten dolayı savaşa gidemeyen veya savaş sonrası savaş gazisi olarak köyüne dönebilen az sayıda erkek dışında, köy – kasaba halkının çok büyük bir kısmı, dul kadın veya yetim çocuklardan oluşuyordu.
Böylesi bir zarafet!
İşte böylesi bir ortamda yaşayan babalar, evlatları yanlarına gelince, diğer yetim çocukların içi acımasın diye, kendi evlatlarını yanlarında uzaklaştırırmış. Baba hasretiyle yanan yetim çocuklar, babalarını hatırlayıp üzülmesinler diye, başkalarının yanında kendi evlatlarını sevmeye utanırmış babalar. Böylesi ince, böylesi zarif bir düşünceyle, babalar evlatlarına mesafe koymuş.
Hanımlarıyla sokakta gezmek zorunda kaldıklarında, “kocasını kaybetmiş dul kadınlar bizi yan yana – elele görürseler yaraları deşilir” düşüncesiyle, yan yana yürümemeye çalışırmışlar. Anadolu’da erkeklerin hanımlarını birkaç adım geriden yürütme gelenekleri, böylesine bir zarif düşünceyle oluşmuş.
Cehaletin, nasıl korkunç bir bataklık olduğunu, yeninde görmemi sağladı bu olay. Başka yetim çocukların içi acımasın diye ortaya konan tavır, cehalet yüzünden, öz evladını, yetim psikolojisi ile ilgisiz ve sevgisiz büyütme tavrına dönüştürülmüş.
Dul kadınların, savaştan dönmeyen kocalarını hatırlayıp yaraları acımasın diye gösterilen nezaket, kendi hanımını dışlayan bir tavra dönüşmüş cehalet yüzünden.
Ah Cehalet! Sen nasıl bir belasın ki, böylesi bir zerafeti şiddete dönüştürüyorsun?
_DuMaN_58
05.10.2012, 21:33
Burada yanlış bir durum görmüyorum. Tam tersine büyük bir erdemlik görüyorum ecdadımızda. Biz anadolu insanıyız, şu yaşıma kadar ne anamda-babamda ne dedemde-ebemde böyle birşey görmedim, duymadım.
Pusula_58
06.10.2012, 22:59
Değerli aktaşa hayatın her alanında olduğu gibi "erkek egemenliği" düşüncesidir. Mesela;"Elinin hamuruyla erkek işine karışma" gibi. Başka bir izahı olabilirmi? Herşeyi erkek daha iyi bilir mantığı. Meclise bakın kaç bayan vekil var kaç erkek vekil var? Bu oran aynı olmadığı sürece değişmez bu tip düşünceler.
sivaslınet
07.10.2012, 04:56
Zerafetten değil, erkek egemen toplumun töreleridir bunlar. Aksine zerafet kadındadır. O halde önde yürüsün de, her hangi bir tehlikeye maruz kalmasın diye gözümüz üzerinde olsun. Mışlarla mişlerle her tür masal uydurulabilir.
Kadınların tüm haklarının kısıtlandığı erkek egemen toplumlarda, seçme, seçilme haklarının olmadığı gibi, araba kullanmaları bile yasaklanmıştır. Demokratik rejimlerede kadınlara tüm hakları tekrar verilmektedir.
İsteyen inanır, isteyen inanmaz.
Baskı olamaz elbet.
miş li mışlı anlatılan hikayelerden akla en yatkını bu geldi bana.
Dikkat ederseniz bu kesin böyle olmuştur da demedim.
O nedenle bunun sorumlusu gibi beni görmeyin lütfen.
Elinin hamuru gerçekten buna karşı en büyük örnek olabilir ve kınıyorum. Ama onun gibi cennet anaların ayakları altındadır gibi hadisimiz de var. Bunu da bir peygamber söylüyor.
Dediğiniz gibi. Keşke temsilcilerimiz yarı yarıya olsa. Hatta hepsi kadın olsun. Ama böyle. Acaba parti tüzüklerinde maksimum bu kadar kadın olacak fazlası yasak mı deniliyor?
Bayanlarımız cumhurbaşkanlıklarına adaylıklarını koysunlar lütfen. Reddedileceğini sanmıyorum. Herşeyi hemen kadın erkek savaşına çekmemek lazım.
Geçenlerde gittiğim Divriği Ulu camisinin tarihçesine bakarken oranın yönetiminin kadınlarda olduğunu öğrendim ve bu tarihteki ilk örnekmiş. Gurur da duydum bundan.
İnşallah konunun devamında böyle bir paylaşım yaptığım için pişman olmam. Şimdiden gelen tepkilerden olmaya başladım zaten yeterince.
sivaslınet
07.10.2012, 16:09
Pişman olmazsın. :)
Hatta insanlar her pişman olduğu girişimlerden bile, daha yeni ve olumlu sonuçlara ulaşabilir.
Aktassa, bazı özelliklerinde dolayı seni sevdim. Bir dost önerisi. Paylaşacakların mutlaka bilgi olsun. Bilginin ne olduğunu da benden iyi bilirsin.
Belgeli, bulgulu, kanıtlı, deneyli açıklamalara bilgi diyoruz. Dışındaki söylentiler bilgi değildir.
Hikayeler akla yatkın olsa da sonuçta hikayedir. Uydurma olma olasılığı çok fazladır.
Arif Coşkun
07.10.2012, 16:14
Kadın başbakan oluyorda cumhurbaşkanı neden olmasın bence olabilir olmalıda. Bu seferde bayan cumhurbaşkanı olsun ne kaybederiz ki?
_DuMaN_58
07.10.2012, 17:08
Yazı, Sait Çamlıca ya ait.
amazon10
08.10.2012, 10:57
İngiltere vatandaşı olan gazeteci kadın, bir takım incelemelerde bulunmak için Siirt'e gider. Siirt'te bulunduğu süre içerisinde yolda yürüyen kadınların sürekli olarak erkeğinin arkasından yürüdüğünü gözlemler. Gazeteci kadın Siirtli bir erkeğe yanaşarak görmüş olduğu manzara karşısındaki şaşkınlığını dile getirir.
Gazeteci kadın, adama; "Niçin kadınlar hep erkeğin arkasından yürüyor?" diye sorar. Adamda, gazeteci kadına; "Hanım, bizde böyledir. Kadın yerini bilir. Kadının yeri erkeğin arkasıdır. Erkeğin olduğu yerde kadının sözü geçmez" diye cevap verir. Gazeteci kadın gözlemlerini tamamlayıp İngiltere’ye döner.
Gazeteci kadın birkaç yıl sonra tekrar Siirt'e gider. Bu kez manzara daha öncekinin tam tersidir. Kadın önde, erkek ise kadının arkasında yürümektedir. Gazeteci, kendisinin de kadın olmasından sebeple Türkiye'de kadının gerçek yerini bulduğunu düşünerek görmüş olduğu manzara karşısında bir hayli mutluluk duyar. Ama yine de içinde bir şüphe oluşmuş olsa gerek ki yine bir Siirtli erkeğe yanaşarak; "Sizi tebrik etmeliyim. Artık kadınlara saygı duyuyorsunuz. Geçtiğimiz yıllarda yine bu şehirde kaldım. Ve kadınlar hep erkeklerin arkasından yürüyorlardı. Şimdi görüyorum ki artık kadınlar önden yürüyor. Bu da kadınları da söz sahibi ettiğiniz anlamına geliyor" der.
Siirtli adam gazeteci kadının bu sözlerinin ardından sandalyesine iyice bir yaslanıp gerinerek aynen şöyle der; "Yok efendim yok, sen yanlış düşünmüşsün. Erkekliğimize bir hal gelmedi çok şükür. Lakin son yıllarda bizim buralarda terör olayları aldı başını gidiyor. Teröristler olmadık yerlere mayın döşüyorlar. Bizde bu yüzden kadınları önden yürütüyoruz."
Biliyorum bu fıkra biraz “Güler misin, ağlar mısın?” tadında oldu ama kadınlarımızın yaşadıkları her ne kadar bu fıkra ile birebir örtüşmese de kadına verilen değer açısından bugüne kadar pek değişen bir şey olmadı. Kadın Sığınma Evleri, Vakıflar, Dernekler kurulsa ve hatta bu anlamda çok ciddi bir kamuoyu yaratılsa bile ne kadına şiddetin önüne geçilebildi ne de kadınların sosyal hayatta daha aktif olabilmesinin önü açılabildi. Anlayacağınız her şey laf-ı güzafta kaldı. Bu fıkrayı okuyan kadınlar ve kadına değer veren erkekler eminim güldükleri kadar da üzüntü duyacaklardır. Ama duyulan üzüntü yaşanan sıkıntının maalesef önüne geçememektedir. Bence kadın 8 Mart’tan 8 Mart’a kadını yazan ben gibi, 8 Mart’tan 8 Mart’a halini hatrını sorup, çiçek veren herkesi hesaba çekmelidir. Her kadın; “Ben 8 Mart’tan 8 Mart’a değil 4 mevsim 12 ay 365 gün hatırlanmak istiyorum. Bana saygı duyulmasını ve önemlisi bana değer verilmesini istiyorum” demelidir.
Ülkemizin bir çok yerinde hala kadının söz hakkının olmadığını savunan hatta savunmakla kalmayıp bunu bir marifetmiş gibi anlatarak, "Kodum mu oturturum!" sözlerini kadınından eksik etmeyen erkek görünümlü odun ve kalaslar olsa da yıllardır süre gelen bu kadın kişiliğinin bastırılmasına yönelik eylemler ve hemen hemen her sektörde az çok mevcut olan “saçı uzun aklı kısa” mantığına rağmen bugün özel sektör ya da kamu kurum ve kuruluşlarında almış olduğu görevi layıkıyla yapan ve her geçen gün başarı çıtasını yükselten kadınlarımız da vardır.
Uzun lafın kısası marifet kadını sevip dövmemek değildir. Şöyle bir bakıyorum da geçen bir yıl içinde yazdığım yüzün üzerinde köşe yazımın sadece ikisi kadın ve kadına dair… İşte bu da üçüncüsü… Öyle anlaşılıyor ki benim yaptığımda marifet değil! Marifet kadının önünü açmak yolunda paspas olmaktır. Ben tüm mahcubiyetim ve içtenliğimle onların affına sığınarak; ezilen-ezilmeyen, layığını bulan yada bulmayan, saçı uzun yada kısa, çocuklu-çocuksuz, genç, yaşlı, ihtiyar tüm kadınlarımızın gününü kutlar, en derin sevgi ve saygılarımı sunarım.
Mustafa Ali Fırtına
BENCEDE FIKRA GÜLDÜRÜRKEN DÜŞÜNDÜRÜYORDA.
Alibaba58
08.10.2012, 21:46
Tamam kadına şiddet uygulanmamalı, kadına değer verilmeli. Ama benim nefret ettiğim bir konu var karısının ağzına bakan, onun lafından çıkmayan, kılıbıklık sınırlarını aşmış erkeklere ne demeli? Bu tarafından baktığında acayip kızıyorum. Aradaki dengeyi kurmak lazım bence. Karşılıklı sevgi, saygı ve güven olduktan sonra herşey yolunda demektir.
vBulletin v3.8.3, Copyright ©2000-2025, Jelsoft Enterprises Ltd.