![]() |
Deli Bekir
[B]Deli Bekir[/B]
— Deli Bekir bir Melâmî dervişi idi. Aynı zamanda Melâmî mürşidi idi. Ama mürşidliği bir tekke seviyesinde değildi. İşaretlediği seçtiği adamları gidip irşâd ediyor. Nasıl ediyor, nasıl çeviriyor, ne yapıyor, o kendisi ile o müridi arasında kalıyor. Kendiside müthiş bir şair. Çok güzel şiirleri var. Yüz sene önce Afyon'da yaşamış. Onun en cazip öyküsü dünya sahnesindeki defteri kapatırken yaptığı bir gösteri. Deli Bekir bir bakıyorsun çok güzel şiirler söylüyor, arkasından bakıyorsun meczup. Bunları insanların zihni dağılıp parçalanmasın kabilinden yapıyor. O zaman Afyon kilisesindeki papaz dahi Deli Bekir'den çekiniyor. Herkes Deli Bekir'de bir iş var düşüncesini taşıyor. Bir gün bayram namazında Yunus isimli bir müftü vaaz ediyor. Müftülerde, vaizlerde bayram namazı vaizlerini çok severler. İnsanlar iştahlı, zaman uzun, onlara bir şeyler anlatmak çok güzel bir şey. Müftü Yunus çok zevkli bir şekilde vaaz ederken kapıda Deli Bekir görünüyor. Müftünün içine doğmuş gibi şimdi bir iş çıkacak diye keyfi kaçıyor. Müftü Efendi de o sırada Sırât-ı Müstakîm’i anlatıyormuş. Deli Bekir diyor ki: — Müftü Efendi çok güzel anlatıyorsun, ağzına sağlık. Halkda dinledi… Ama bunun uygulaması yok. Uygulaması olmayınca anlaşılmaz ki diyor… Müftü: — Nasıl yani Deli Bekir diyor. — Meselâ ben Sırat-ı Müstakîm’de miyim değil miyim söyle cemaate, diyor. Müftünün içine iniyor. Çünkü Deli Bekir'in öyle halleri var ki o hâlini Sırat-ı Müstakim ile izah etmek mümkün değil. Kendisi anlasa bile insanlara nasıl izah edecek. Deli Bekir'e Sırat-ı Müstakîmdesin dese halk diyecek ki, "Şimdiye kadar ne anlattın? Anlattıkların bu adamın hâliyle taban tabana zıt… Sırat-ı Müstakîm'de değilsin dese Deli Bekir'in bir oyun çıkaracağını biliyor. Yani bir görüntü göstereceğini biliyor. — Gözünü seveyim Bekir. Bayramdan sonra nasılsa ziyaretime geleceksin. Bu meseleyi o zaman konuşuruz diyor. — Olmaz diyor. Bir müslüman vaizin doğruyu ve gerçeği hiç kimseden çekinmeden söylemesi gerekir diyor. Ya Sırât-ı Müstakîmdeyim, yada değilim. Söylemek zorundasın diyor. Müftü hemen bir cankurtaran simidi buluyor. — Mürşidinin hakkı için yakamı bırak, diyor. — Peki diyor Deli Bekir. Kapıları kilitledin ne yapayım diyor ve çıkıp gidiyor. Deli Bekir'in o zaman için Afyon'da evi yok barkı yok. Yalnız çamaşırlarını yıkamak ara sıra bir kaç gün istirahat etmek üzere bir kadının evinde kalırmış. O kadında Afyon’da hayat kadını olarak tanınırmış. Bekir geliyor kadının evine. — Bana biraz kâğıt ver, diyor. — Ne oldu Deli herif, diyor kadın. — Ben biraz sonra dünyamı değiştireceğim, müftüye iki satır bir şeyler yazacağım onu götürür verirsin, diyor. — Aman her isin bitti de şimdi de keramete mi başladın, diyor kadın. Bir kese kâğıdının kenarından yırtıyor veriyor. Deli Bekir iki satır bir şeyler yazıyor ve ben dünyamı değiştirdikten sonra bunu müftüye götür ver diyor. — Ne sen dünyanı değiştirirsin, ne bir şey olur. Sen bana eziyet olsun diye böyle yapıyorsun, diyor. Kâğıdı bir tarafa atıyor. İki saat sonra çorba yapmış getirmiş, Bekir Bekir diyor, Bekir gitmiş gerçekten dünyasını değiştirmiş. Kadıncağız "Eyvahlar olsun kıymetini bilemedim Bekir" diyor. Saçını başını yoluyor. Hemen kâğıdı arayıp buluyor, fırlayıp Müftü Efendiye gidiyor. Yüz sene evvel mutaassıp bir ilde bir hayat kadınının müftünün evine gitmesi başlı başına bir olay. Ama kadın kimseyi dinlemiyor giriyor müftünün yanına, Müftü de o sırada çok ileri derecedeki eşraf sınıfını ağırlıyor kadın heyecanla. — Müftü Efendi şu kâğıdı al Bekir gönderdi, diyor. — Bekir nerede? deyince — Bekir dünyasını değiştirdi, diyor kadın. Müftü bunu duyunca bembeyaz oluyor, kâğıdı açıp bakıyor. "Yunus ben Sırat-ı Müstakîm'de idim. Eğer bunu mertçe söyleseydin, Sırat-ı Müstakîm'in gerçeğini halka gösterecektim" diyor. Kalın sağlıcakla |
Cevap: Deli Bekir
Bekri Mustafa (Deli Bekir), yoksul bir mahallede bir caminin önünden geçmektedir. O sırada musallada bir tabut vardır, fakat namazı kıldıracak imam ortalarda yoktur. Cemaatin beklemekten canı sıkılır ve başında kavuğu sırtında cübbesiyle ordan geçen Bekri Mustafa'yı hoca zannederek namazı kıldırmasını söylerler. "Yok ben hoca değilim" dese de dinlemezler ve zorla öne geçirirler. Bekri Mustafa namazı kıldırdıktan sonra tabutun örtüsünü açar ve ölünün kulağına bir şeyler fısıldar. Cemaat ölüye ne söylediğini merak eder.
Bekri Mustafa gülerek cevaplar: “Sen şimdi aramızdan ayrılıp ahirete gidiyorsun. Eğer orada, bu dünyanın ahvalini sana sorarlarsa, Bekri Mustafa imam oldu dersin. Onlar durumu anlar...” dedim. |
Cevap: Deli Bekir
PAYLAŞIM İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM MANSUR BEY ALLAH RAZI OLSUN
|
Cevap: Deli Bekir
Eyvallah Ozanım senden de Allah razı olsun.
|
Cevap: Deli Bekir
[CENTER][B][COLOR=red][IMG]http://slecinky.eu/images/36824358300895876545.gif[/IMG][/COLOR][/B]
[B][COLOR=red] [/COLOR][/B] [B][COLOR=red]Emeginize, yüreginize saglik mansur bey.[/COLOR][/B][/CENTER] |
Cevap: Deli Bekir
Allah razı olsun
|
Cevap: Deli Bekir
MANSUR 58 GÜZEL KONULARA DEĞİNİYORSUNUZ TEŞEKKÜR EDERİZ KALEMİNE KUVVET. ARAŞTIRMACI ZİHNİYETİMİN GEREĞİ OLARAK GEÇMİŞTE KALAN TARİHİ KONULARA MERAKIM VAR.
BEKRİ MUSTAFANIN BİRKAÇ MİZAHSEL FIRRALARINI OKUMUŞTUM .DİKKATİMİ ÇEKEN BİR TİP OLDUĞUNU ANLADIM MERAK ETTİM ARAŞTIRDIM .İSTANBULUN BİR ÇOK SEMTİNDE BEKRİ MUSTAFA MEZARINI BULDUM .DİKİLİ BİR TAŞ NİŞANESİ OLMUŞ , HER BİRİ BİR GARİP MEZAR. BEKRİ MUSTAFA İÇKİYE DÜŞKÜNLÜĞÜ İLE TANINAN SARHOŞ BERDUŞ,İÇKİ ALEMLERİNİN SOFRASINDA BULUNMASI ÇEVRESİNDEKİ İNSANLARI FIKRALARIYLE GÜLDÜRMÜŞ GÜLDÜRÜRKEN DÜŞÜNDÜRMÜŞ VE HALKIN SEVGİSİNE MAZHAR OLMUŞTUR. VE HALK TİPİ İÇKİ DÜŞKÜNLÜĞÜNÜ TEMSİL EDEN BİR ZAT OLDUĞU VE 4 ÜNCÜ MURAT IN SARAYINA MENSUP OLDUĞU RİVAYET EDİLMEKTEDİR. HAYATI HAKKINDA FAZLA BİLĞİ BULUNMAMAKTADIR. FIKRALARIYLE TANINMIŞTIR. BUNLARDAN BİR TANESİNE RASTLADIM. TÜRBESİ İSTANBUL UN KAPANI ZİNHAN YANINDAKİ AHİ AHMET ÇELEBİ CAMİİ YANINDAKİ TÜRBESİNDE ,ŞEYH ABDÜRRAİF ŞAMADANİ HAZRETLERİYLE AYNI TÜRBEDE YATMAKTADIR. BUNUN HANGİ BEKRİ MUSTAFA OLDUĞU BİLİNMEMEKTEDİR. FOTOĞRAFLADIM KÜÇÜK BİR MEKANDA YATIYORLAR. KISA HAYATI HAKKINDAKİ KAYNAKCA: SABAH GAZETESİNİN MEYDAN LAROUSSE ÇİLT 3 SA ,68-69 HOŞCA KALIN. |
Cevap: Deli Bekir
Teşekkür ederim saygı değer büyüğümüz.
Sizin de anlattığınız gibi Bekri Mustafa bir tane değil. Birden fazla Bekri Mustafa anlatılır. Alemcilerin Bekri Mustafası var, şair olanı var, derviş olanı var. Biraz üzerinde araştırma yapıp şöyle bir Bekri Mustafa'ya daha rastlamıştım. Deli Bekir (Harabi) Cıloğlu (1800 - 1879) Şair. Harabi mahlası ile yazdığı hicviyelerinde bağnazlığı ve toplumdaki aksaklıkları eleştirmiştir. Edebiyatımızda, özellikle XIX.Yüzyılda Harabi mahlasını kullanan birkaç şairden biri olan Deli Bekr, Afyonkarahisar’da doğdu (h.1215/ m.1800). Doğum tarihi bazı kaynaklarda h.1233/ m. 1817 olarak geçmektedir. İlköğrenimini Afyonkarahisar’da tamamlayan Harabi, yüksek öğrenim görmedi. Bir yemenici yanında çırak ve kalfa olarak çalıştı. Şiirlerinde “Harab” ve Harabi” mahlasını kullandı. Şiirlerinde genellikle halkın sorunlarını dile getirdi. Şair Turabi’nin etkisinde kalmış, koşma, destan ve hicivleri ile ünlenmiştir. Bu şirrlerinin bir kısmı Afyonkarahisar Gedik Ahmet Paşa Kütüphane’sinde el yazmaları arasındadır. Harabi, h.1296/ m. 1879’da ölmüştür. |
Cevap: Deli Bekir
Deli Bekir, Ciloğlu ve Ciloğlu Deli Bekir diye tanınan Harabi’nin babası Ciloğlu Ali Sadık Ağa’dır. İlköğrenimini Afyon’da tamamlayan Harabi yüksek tahsil yapamaz. Bir yemenici yanında çırak ve kalfa olarak çalışır. Şiirlerinde Harab veya Harabi mahlasını kullanan şair, zamanında gördüğü haksızlıkları ve kötü kişileri mertçe hicveder. Mert, kamil, halkçı, vatanperver birisi olan Harabi, şiirlerinde kendi zevkinden ziyade halkın meselelerini dile getirir. Haksızlıklara göz yummaz, nemelazımcı değildir. Bir bakıma halkın gören gözü, duyan kulağı, söyleyen dili ve hisseden kalbi olur. Yine kendisi gibi bir Bektaşi şairi olan İbrahim Türabi’nin etkisinde kalan Harabi 1879’da vefat eder. Şiirlerinin büyük bir kısmı Afyon Gedik Ahmed Paşa Kütüphanesindeki el yazma cönklerdedir. Bu cönklerdeki deyişlerin çoğu da hicviyedir. Padişaha, vezire, mutasarrıfa, softa, hacı ve hocalara, halkı aldatan Ermeni’ye ve Rum’a yüreklice hicviyeler yazmıştır. Gördüğü ve yaşadığı bütün olumsuzlukları çekinmeden taşlayan Harabi’nin sözleri ibret verici sözler olduğundan kimse ona kızmamıştır. Harabi bir gün çarşıda gezerken kendisine sataşanlara:
[B]“Dünya nedir sen neden sezersin, Bir gün olur ettiğinden bezersin, Haram helâl yiyip içip gezersin, Bizi yaratana hizmetin nedir?”[/B] Deyiverir. |
Cevap: Deli Bekir
Yine bir gün, güzelliğiyle dillere destan bir geline rast gelir. Güzel gelin Deli Bekir ile karşılaştığını anlayınca onu şiir söyletmeden bırakmaz. ‘Bekir, bir şiir de bana söyler misin?’, diyen gelin için şunları söyler:
[B]“Arıların arısısın Doğan ayın yarısısın Bir eşeğin karısısın Yazık etmiş pederin Böyle imiş kaderin.”[/B] |
Cevap: Deli Bekir
Kendisine, [B]'‘Sen neden hep hiciv söylersin?’'[/B], diye soranlara, [B]“Methedilecek kimse kaldı mı?”[/B], diye cevap verir ve “İsterseniz rahmetli Sultan Divani’yi methedeyim.”, diyerek şu dörtlüğü söyler.
[B]“Arif-i kutb-i cihansın, şahım Sultan Dîvânî Salik-i bahş-ı ihsansın, şahım Sultan Dîvânî Eşref-i ehl-i mekansın şahım Sultan Dîvânî Özünde Hakk’a irfansın şahım Sultan Dîvânî”[/B] |
Cevap: Deli Bekir
Harabi bir gün sarhoş olduğu bahanesiyle Mevlevi Camiindeki bir ayine alınmaz. Bunun üzerine şöyle der:
[B]“İşte methettiğin Sultan Dîvânî Başına toplanmış birçok külhâni”[/B] Her dönemde olduğu gibi şairin yaşadığı dönemde de dindar göründüğü halde özden uzaklaşmış, sevgiyi, saygıyı yitirmiş fitneler vardır. Hele bunların bir kısmının şeyh olması Bekir’in sabrını taşırır. Şair zamanındaki sahte şeyhleri ve doğruyu seven insanın kalmayışını şöyle hicveder: [B]“İbâdet diye Hayy u Hûya gitme, Zamane şeyhleri oldular fitne. Başına toplanmış bir alay i.ne, Dergâh-ı pîrlerde bürhân kalmadı Gayrı temel tutmaz söküldü kazık, Mü’min-i kâmiller sizlere yazık, Yalvaralım Hakk’a iş başı bozuk, Doğruyu sever (bir) insan kalmadı”[/B] |
Cevap: Deli Bekir
Onun zulme, bozuk düzene, haksızlıklara baş eğmeyen, göz yummayan kişiliği sonucu devrin ileri gelenleri yüreklice hicvedilmiş ve böylece pek çok aksaklıklar gündeme getirilmiştir. Bu şiirlerden birisi de şairin yaşadığı dönemdeki aksaklıkları hicveder:
[B] “P..., P... şöhreti buldu, İşimiz sahib-i zamana kaldı. Hırsızlık muteber baş sanat oldu Nâsı ayıplayacak lisân kalmadı. Söküldü temeller çün tutmaz kazık Mümin-i kâmiller sizlere yazık Yalvaralım Hakk’a iş baştan bozuk Vezîranda ehl-i iman kalmadı. ................................................ Cümle eyâletler sancak emiri, Kârun gibi akçayı yığman zamiri Dişi kesse yutar taşı demiri Haramdan korkar bir can kalmadı. Sureti düzgüne sen olma emin, Görünce mangırı değişir dinin, Ehl-i ticaretin tespihi yemin, Îcad olmadık bir yalan kalmadı. Ben bu feyzi erenlerden dinledim, Derd-i aşkla hararete dayandım, Meczup Harâbî bu hicvi beğendim, Mezhebi bekleyen mürîdân kalmadı.”[/B] Bir koşmasında da dönemin kadılarını hicveder: [B]“Doğru yol dururken eğriye sapma, Yol azdıran ehl-i fesat değil mi? Mazlumun başından sen külah kapma, Küfrün bafllangıcı inat değil mi? Somurtma hediye gelmiş kaz gibi, Çekme yüz karası hilebaz gibi, Ehl-i zulmün kışı geçer yaz gibi, Son demi topraktan bünyad değil mi?[/B] [B]‘'Ermenilerin Destanı’'[/B] başlıklı şiiri de onun hicvine tarihi bir örnektir: [B] “Senede bir kere gitmez hamama, Gavurun alçağı mundar Ermeni, Kıçının tersiyle seğirdir cama, Dırdır papazından korkar Ermeni. ...................................................... Kel sarraf da olmuş sandık emini, Kim artırdı bu eşeğin yemini, Kimini azarlar kovar kimini, Necaset küpüdür barbar Ermeni. ................................................... Bir de Işıloğlu türedi şimdi, Zadeye yan demek üredi şimdi, “afyon hırsızlığı” yaradı şimdi, Hileli terazi tartar Ermeni. .......................................... Hüccacın elinden aldılar kârı, Attıkça çift konar onların zarı, Köylü ne kaldırsa bölerler yarı Oldu hep muteber tüccar Ermeni. Sahibine kızar köpeğin döğer, Müslümanın atının izine söğer, Ceddi kıpti imiş bunların meğer, Birbirine derler ahbar Ermeni.”[/B] |
Cevap: Deli Bekir
Afyonkarahisarlı şairlerden Dehşeti’nin Cihanyandı adındaki bir güzel için yazdığı koşması vardır. Harabi de, işte bu Cihanyandı’nın yaşlanması üzerine bir hicviye yazar. Harabi’nin koşması şöyledir:
[B]“Bir zaman âlemi yakıp kavuran Felek sillesi mi yedin şaşkın yar Nice yiğitleri kalbinden vuran Bunamış, acuze, eski bıçkın yar. ................................................... Peteği sallanır balı kalmamış, O nazik vücudun alı kalmamış, Kurumuş yanağın gülü kalmamış, Git bana görünme çağı geçkin yar.''[/B] Deli Bekir bir bakarsın çok güzel şiirler söylüyor, arkasından bakarsın meczup. Sanki bunları insanların zihni dağılıp parçalanmasın kabilinden yapmaktadır. O dönemde Afyonkarahisar kilisesindeki papaz dahi Deli Bekir'den çekinmektedir. Herkes haklı olarak Deli Bekir'de bir iş var düşüncesini taşımaktadır. Haluk Nur Baki’nin Afyonkarahisar’ın bu Melami-bektaşi dervişi hakkında anlatmış olduğu bir menkıbe, halkın da kanaatlerini yansıtması bakımından oldukça ilgi çekicidir. Haluk Nur Baki' nin Deli Bekir hakında anlattıklarını konunun ilk girişinde paylaşmıştım. Müfü ile aralarında geçen hadise olarak. [B]Bekri Mustafa, Deli Bekir, Harabi, Aşık Cıloğlu hepsi de güzel mahlaslar. Bekri Mustafa insanları çok ilginç yöntemlerle irşad eden bir Melami dervişi olduğu anlaşılıyor. Kendi dönemine ait yanlışları eleştirmiş insanları iyiye güzele ve Allah'a kul olmaya çağırmış ve bizler için de çok değerli anılar, yazıalr bırakıp götmiş. Mekanı Cennet olsun Allah'ın rahmeti ve mağfireti üzerine olsun.[/B] |
| WEZ Format +2. ?uan Saat: 06:09. |
Powered by: vBulletin. Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
Copyright © - Bütün Haklar Sivaslilar.net'e aittir.