Yazarlar / Oray Eğin
Siyasal İslam geçerli bir tehdit değil mi?
oray.egin@aksam.com.tr
Bugünlerde atılan sloganlardan biri “Cumhuriyet kendini koruyor” ve kimilerince küçümsenen bu cümle aslında evrensel bir demokrasi anlayışının da işareti. Her rejim, dönem dönem farklı tehditlerle karşılaşır ve bununla mücadele etmek için o gün karşılaştığı tehlikeye yönelik önlemler alır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Amerika Birleşik Devletleri’nin en büyük paranoyası ülkelerinde komünist bir devrim gerçekleşeceğiydi.
Milyonlarca insanın can verdiği Avrupa toprakları ise, bu acılarını faşizmle mücadele ederek unutmaya çalıştı. Avrupa’nın son 50 yıldır kanayan yarası ırkçılık ve demokrasinin beşiği ülkeler bu vebayla mücadele etmenin yollarını arıyorlar.
Fransa’da Le Pen’in oyları yükseldiğinde supaplar devreye giriyor ve yaklaşan tehlike durduruluyor. Avusturya ve Almanya’da Nazizm’i açıkça savunan, Nazi simgelerini kullanan bir parti kurmak mümkün değil.
Geçtiğimiz yıllarda Avusturya’da aşırı ırkçı bir partinin oyları yükseldiğinde ve hükümete ortaklığı gündeme geldiğinde Avrupa Birliği, Amerika ve İsrail sert tepki koydu ve bu baskılar sonucu koalisyon adayı partinin genel başkanı hükümet dışında kaldı.
Bütün bunlar dünyanın Türkiye’den daha demokratik, ekonomik olarak daha gelişmiş, insanlarının refah düzeyi daha yüksek ülkelerinde yaşanıyor.
AKP yöneticileri, maalesef demokrasiyla geldikleri gibi kimi anti-demokratik adımlarının demokrasi engeline takılabilme ihtimalini içlerine sindiremiyorlar. Toplumu bu kadar germenin, kamplaşma yaratmanın, rejimi tehlikeye sokacak adımlar atmanın hesabının sorulması da demokrasinin bir gereği.
Kendileri kabul etmek istemeseler de AKP’den şikayetçi olan epey önemli bir kesim var Türkiye’de. Bu insanlar yüzde 46 diktasının altında ezilmek istemiyor besbelli. Bugün Batı dünyası en çok siyasal İslam’dan korkuyor. 11 Eylül’den sonra değişen düzende İslamcı rejimlerin güçlenmesi ve terör Türkiye’ye de yansıdı.
Türkiye’de siyasal İslam geçerli bir tehlike değil mi? Cumhuriyet rejiminin, laikliğin, demokrasinin elden gideceğine inanan insanlar yok mu? Bu kitlenin demokrasinin kuralları içinde rejimi koruma haklarına da saygı duyulması gerekiyor.
Şimdi AKP’nin yapması gereken, eğer kendileri aleyhine açılan davanın gerçekten haksız olduğunu düşünüyorlarsa hukuk önünde savunma yapmak, haklarını savunmak ve yargıyı ikna etmek.
Halbuki cuma gününden beri toplumu daha da geren bir politika izliyor Başbakan ve çevresindekiler. Kendilerinden rant bekleyen liberallerin gazına gelmek tehlikeli bir oyun; radikal şıklık içindeki Avrupalı parlamenterlerin yalan desteği ise bambaşka bir konu.
AKP’nin kapatılma davasının yakışmayacağını düşünen Avrupalı siyasetçilerin kendi ülkelerinde siyasal İslam’ı savunan, AKP’nin iddianameye giren fiilerini işleyen bir partini yaşama hakkı olup olmadığını sorgulamaları gerekiyor.
Fransa, af yetkisinin sadece maktulün yakınlarında olduğunu savunan birini Başbakan yapar mı?
Almanya’da milli eğitim müfredatının dinileştirilmesini savunabilir mi bir hükümet?
İngiltere’de halkın sağlığı bahane edilerek pub’ların kapatılmasını, alkollü içki satışı ve tüketim alanlarının daratılmasını savunabilir mi biri?
Başbakan, ikinci seçim zaferini yaşadığı gün yaptığı konuşmadaki uzlaşmacı tavrını sürdüremedi, sürdürmek istemedi belki de ve Türkiye demokrasisini bir kez daha tehlikenin pençesine sürükledi.
--------------------------------------------------------------------------------
AKP en çok özeleştiriden yoksun
AKP, maalesef Türkiye’deki pek çok kurum gibi özeleştiriden yoksun. Pazar günü Metin Münir, Milliyet’teki köşesinde AKP’nin kapatılmasını “anti-demokratik” bularak eleştirenlere karşı Türkiye’deki siyasal partilerin zaten demokratik olmadığını söylüyordu: Bir ‘tyrant’ gibi davranan liderin her istediğinin olduğu, her dediğinin yapıldığı bir sisteme demokrasi denemez çünkü.
Demokrasinin olmazsa olmaz şartlarından biri de çok seslilik, sorgulama ve özeleştiri değil mi? AKP’de olmayan unsurlar bunlar. Erdoğan ne içeriden ne dışarıdan hiçbir eleştiriyi kabul etmiyor. Bu yüzden de en yakınlarını bile kaybediyor: İşte Abdüllatif Şener’in olacakları erkenden görüp akademiye çekilmesi... Son olarak da Cüneyd Zapsu’nun partiden kendini geri çekmesi...
Yargı sürecinden her ne şekilde çıkarsa çıksın, bugün AKP’yi ve Türkiye’yi bu duruma getirenlerin kendi yaptılarını ciddi şekilde sorgulamaları gerekiyor. Dava yakışıksız oldu belki, ama AKP’ye bir uyarı işaretinin ve uyandırma zilinin bir şekilde verilmesi gerekiyordu. Silkelenip kendilerine gelmeleri için bir fırsat olur belki de.
--------------------------------------------------------------------------------
Geldiklerinden daha güçlü mü dönecekler?
Siyasi bahisler, AKP kapatılırsa ileride oylarının yükseleceği ve Türkiye’yi daha da kuvvetlenerek ele geçirecekleri yönünde açıldı. AKP kapanmazsa, Erdoğan ve ekibinin bu demokrasi sınavından alınlarının akıyla geçip daha da güçleneceği yönünde hesaplar da yapılıyor.
Her iki durumda da AKP’nin kazandığı bir stratejiden bahsediliyor.
Gerçekten öyle mi?
Bunun için AKP’nin aldığı yüzde 46’lık oyun dağılımına bakmak gerekiyor. Azınlık mensupları da dahil olmak üzere, AKP ilk beş yılda merkez partisi gibi davranarak normalde kendilerine sempatiyle bakmayan pek çok kesimin oylarını topladı.
“Bir de bunları deneyelim” diyerek oy verenlerin sayısı hiç az değildi. Ancak Başbakan’ın söylemlerini, AKP’nin İslamcı eylemlerini savunanların, daha da açığı Türkiye’de İslami bir yönetim olmasını isteyenlerin sayısı bu oy oranının çok daha altında.
Bu dava ve kapatma AKP’nin merkez oylarını mutlaka etkileyecektir. Zaten hükümetten hoşnut olmayan, verdiği oydan pişman bir kitle var. Onların kaygıları tescillenmiş oldu iddianameyle beraber.
Türkiye’de yıllardır süregelen ilginç bir İslam anlayışı var. İslam’ın Türkiye’de yaşanışı, başka ülkelerdekine pek benzemeyen özgün bir model. Makul derece muhafazakâr inananların sayısı hiç az değil. AKP, 11 ay içki içip bir ay oruç tutan insanların da oylarını aldı. İnancını yaşayan ama İslamcı bir rejim istemeyenlerin de... Ve onların samimiyetine ihanet etti.
Siyasi yasak Erdoğan ve arkadaşlarını zümrüt-ü anka kuşu gibi küllerinden doğurur mu sorusunun cevabı, bu insanların hislerinden geçiyor.