Tekil Mesaj Gösterimi
Alt 18.03.2008, 12:22   #183
abircan
Usta Yiğido
 
abircan - Ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
abircan Şuan abircan isimli Üye şimdilik offline Konumundadır
Son Aktivite: 21.01.2015 10:55

Üyelik Tarihi: 03.08.2005
Mesajlar: 3.258
Tecrübe Puanı: 1106 abircan COK SEVILEN BIR KISIabircan COK SEVILEN BIR KISIabircan COK SEVILEN BIR KISI
Standart --->: AK Parti'ye kapatma davası açıldı

Mahkeme herkese lazım
Altan Öymen

AKP'li gazete 'Kapatabilirsen milleti kapat' diye manşet atıyor. Milleti kapatmak, veya 'milletin bir kısmını kapatmak' tabii, kimsenin haddi değil ve mümkün değil... Peki ama, 'yargıyı kapatmak' veya 'yargının elini kolunu bağlamak' mümkün mü? Ayrıca anayasa mahkemeleri niçin var, hiç hatırlanmıyor mu?

18/03/2008 (1646 kişi okudu)


Anayasa Mahkemesi, AKP dahil herkese gerekli, değerini bilelim...
İki gerçek var. Biri şu: Gündemdeki sorun parti kapatmakla çözülmüyor. İkincisi de şu: O sorun yargıyla kavga ederek de çözülmüyor.
Bunları, geçen yazıda, örneklerini de vererek anlatmaya çalıştık.
Ama, başta Başbakan, AKP sözcülerinin hafta sonundaki konuşma ve demeç dizisinden de anlaşılıyor ki, ya, bu iki gerçekten ikincisini hâlâ fark edememişlerdir, ya da niyetleri sorunu çözmek değildir, daha da büyütmektir.

Çünkü şu görülüyor: Söyledikleri sözler, okudukları ayetler, milletimizin bir kısmında yer eden kaygıları daha da artırmaktadır. Oysa, bugünkü durumun nedeni o kaygılardır.
Ülkede iktidar mevkiinde bulunan bir partiden beklenen tavır ise, şu sırada yaptığının tam tersidir. O kaygıları giderecek güvenceler ortaya koymasıdır.

Çünkü, AKP'nin Genel Başkan Yardımcısı'nın 'Bunlar paranoyaktır', 'Psikiyatriste gitsinler' diye hakaret etmeyi marifet sandığı insanlar da, bu milletin büyük bir kısmıdır.
Ama işte, millet kim AKP erkânının gözünde?.. Başbakan, son konuşmalarını dinleyip alkışlayan vatandaşlarımızı, 'İşte millet bu, cumhur bu' diye tanımlıyor... Aldığı yüzde 46.6 oyu onların verdiklerini kastederek 'Milli irade sizsiniz?' diyor...

Ya ötekiler, Başbakan'ın konuşmalarını alkışlamayıp ona oy vermemiş olanlar?
Onlar, 'millet'in, 'cumhur'un dışında mı?
AKP'nin destekçisi bir gazete, Yargıtay Başsavcısı için 'Kolaysa milleti kapat' diye manşet atmış... Belli ki milletin AKP'ye oy veren kısmını kastediyor. Milletin ne o kısmı, ne öteki kısmını 'kapatmak' elbette kimsenin haddi değil... Ama bazı AKP erkânı, milletin kendine oy vermeyen kısmı ile birlikte, Yargıyı da 'kapatma' merakına kapılmış gibi görünüyor.

AKP çevresinde 'Anayasa Makemesi'yle ilgili olarak ajanslara yansıyan girişimlerin haberleri, bu izlenimi veriyor.
Bugün o 'Anayasa Mahkemesi' konusu üzerinde biraz duralım.
* * *
AKP çevrelerinin o kurumdan hoşlanmama eğilimi, zaten baştan beri vardı. Bazı parti ideologları bunun 'milli irade'nin işlemesini güçleştirdiğini söylüyorlardı. Hatta bazıları Atatürk'ü de referans göstererek "Atatürk'ün Anayasası'nda böyle bir şey yoktu" diyorlardı.

Gerçekten de Atatürk döneminin 1924 Anayasası'nda öyle bir şey yoktu. Ama 1924 Anayasası zaten 'kuvvetler ayrılığı' ilkesine uygun bir Anayasa değildi. Tam tersine, o anayasa, yargı dahil, tüm otoriteyi Millet Meclisi'nde topluyordu ve otoriter bir rejimin kurulmasına imkân veriyordu.
Nitekim 1925'ten itibaren rejim, 'takrir-i sükûn kanunu' gibi kanunlar ve -milletvekillerinin başkan ve üyesi olduğu- 'istiklâl mahkemeleri'nin yeniden işletilmesi gibi önlemlerle bir 'tek parti rejimi' haline geliverdi.

O zamanın dünyasının ve ülkemizin koşulları içinde bu durum yadırganmadı. Ama 1945'teki demokrasiye geçişimizde de, o Anayasa demokratikleştirilmedi.
Bu, siyaset hayatımızın, demokratik sürecin başlangıcındaki en büyük eksikliğidir. Bu sütunlarda daha önce de hatırlattığımız gibi, 1950 ile 1960 arasındaki siyasi sorunların çözülemez hale gelmesinin temel nedenidir...
* * *
O eksiklik, daha sonraki anayasalarla ve anayasa değişiklikleriyle giderilmeye çalışılırken, birçok Avrupa ülkesinin savaştan sonraki anayasalarının en önemli kurumu sayılan 'Anayasa Mahkemesi' de, devlet yapımızın içinde yerini aldı.

Peki, o kurum Arupa ülkeleri anayasalarının içine niçin girdi?.. Bunun yanıtı bilinir, ama hep unutulur. O konudaki 'gerekçe'nin özeti şudur:
"Demokrasi, sadece bir 'seçim rejimi' değildir. Demokrasinin ayrılmaz parçası olan ilkelere de uyması gereken bir rejimdir.

Yakın tarihteki örnekleri de göstermiştir ki, demokrasinin imkânlarını kullanarak iktidara gelen bazı siyasetçiler ve siyasi gruplar, bu kuralı gözardı edebiliyorlar.
'Biz madem ki seçildik, madem ki milli iradeyi temsil ediyoruz, artık istediğimizi yaparız' havasına girebiliyorlar. Demokrasinin ilkelerini çiğneyip, kendilerini iktidara getiren demokratik düzeni, kişisel veya oligarşik bir diktatörlük haline getirebiliyorlar.

O ihtimali iş işten geçmeden önlemenin yolu, Meclis'ten çıkan yasaları ve siyasi partilerin faaliyetini hukuk yoluyla denetlemektir."
Bu gerekçeye yol açan olaylar da bilinir. Ama hep unutulur. Onları da kısaca hatırlayalım:

İkinci Dünya Savaşı'ndan önceki dönemin Avrupası'ndaki ülkelerin çoğu, 1920'li yıllara, çok partili demokratik düzen içinde girmişti. Onlardan İtalya'da Mussolini adındaki bir siyasetçi, 'birlik' anlamına gelen 'fascio' adı altında örgütlediği yandaşlarını bir parti içinde topladı ve seçimlere girdi. Önce 25 milletvekilliği kazandı. Sonra, partinin üye sayısıyla birlikte milletvekili sayısını da artırdı. Partinin siyasi simgesi olarak kara gömlek giyen yandaşlarıyla birlikte, gerek sokak hareketlerinde, gerek meclis içinde etkin ve etkili oldu. 1922'de, konjonktürün de yardımıyla, kraldan hükümeti kurma görevini alıp çok partili bir koalisyon hükümeti oluşturdu. Bunun sonrası şöyle geldi:

1923- Mussolini, başka partileri de ikna ederek seçim yasasını değiştirdi. Birinci parti olan ve yüzde 25'in üstünde oy alan bir partinin, parlamentodaki sandalyelerin üçte ikisini kazanmasını sağlayacak hale getirdi.
1924- Seçim yapıldı. Mussolini'nin partisi 494 üyeli parlamentoda, ittifak ettiği küçük parti gruplarıyla birlikte, 375 üyelik kazandı. 119 üyeliği de, halkçı, sosyalist, liberal, komünist partiler paylaştı.

Mussolini bu sonucu 'Seçimin de gösterdiği gibi, halk bizden yanadır' diye ilan etti.
1925-1928- Daha sonraki dört yıl, Mussolini'nin devletin tüm kadrolarına kendi yandaşlarını yerleştirmesi, muhalefet partilerini yıldırması ve ülkenin tümündeki egemenliğini pekiştirmesiyle geçti.
1929- Seçim yerine, tüm partilerin yasaklandığı ve tek partinin katıldığı bir plebisite gitti. Yüzde 90 katılım oldu. Oy kullanan 8 milyon 650 bin seçmenden 8 milyon 500 bini, Mussolini'nin aday listesinin tümüne 'evet' oyu verdi. 'Hayır' diyenler, 136 binde kaldı.

Ve İtalyan demokrasisi, İkinci Dünya Savaşı'nın son yıllarına kadar ortadan kalktı. İtalya, aynı zamanda savaş mağlubu olarak yakın tarihinin en karanlık dönemini yaşadı.
* * *
Almanya'daki benzeri gelişme, 1933'te başladı. İtalya'dakinden daha da kısa sürdü.
Bundan 75 yıl önceki ocak ayında, gene bir koalisyon hükümeti kuran Hitler, aynı yılın mart ayında, Cumhurbaşkanı Hundenburg'dan yeni seçime gitmek için onay aldı.

Seçim, Hitler'in Nasyonal Sosyalist (Nazi) Partisi'nin zaferiyle sonuçlandı. Naziler, oyların yüzde 44'ünü aldılar. 647 üyeli parlamentodaki milletvekillerinin 288'ini kazandılar. Ama bir de müttefikleri olan milliyetçi partiler birliği vardı. Onlar da yüzde 8 oyla 52 milletvekili çıkarmıştı. Sayıları, onların da katılımıyla 340'a ulaştı ve mutlak çoğunluğu aştı.
Gerisi?.. İtalya'daki benzerinin daha beteri, daha hızlısı... Birkaç yıl içinde Almanya'da ne Nazilerin dışında bir parti kaldı, ne bir dernek, ne de muhalif bir kişi.. Yahudilerden hiç söz etmeyelim...
* * *
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, Avrupa anayasalarına, Anayasa Mahkemesi kurumunun girmesinde etkili olan örneklerden ikisi budur. Geçmişteki diğer demokratik ülkelerden de buna benzer birçok örnek verilebilir.
Tabii, zamanımızdaki, büyüklü küçüklü bir kısım ülkede neler oluyor?.. Medyamızca fazla yakından izlenmiyor ama, seçim yapıyor diye 'demokratik' sayılan bazı ülkelerde demokrasinin ne halde olduğu biliniyor.
* * *
Özetle: Demokrasi belki ideal bir rejim değil. Ama dünyada şimdiye kadar devamlılık içinde uygulanabilen rejimlerin en iyisi...
Onun da 'her ihtimal'e karşı korunması lazım. O görevi -istersek, eleştirilecek yanlarını da arayıp bulabiliriz ama- Anayasa Mahkemesi yerine getirmeye çalışıyor.
Onun değerini bilelim.
Bizim - haklarında dava açılan - iki partimizi tenzih ederim ama, demokratik rejim içinde siyaset yapıp da, demokrasinin ne olduğunu hâlâ anlamamış veya demokrasiyi başka amaçlar için araç olarak bellemiş insanlara her ülkede rastlanıyor.

Onlar da Anayasa Mahkemesi'nin değerini bilmelidir.
Demokrasi anlayışlarındaki eksiklerini en kısa zamanda gidermeleri veya yanlışlarını düzeltmeleri için bir fırsat saymalıdır onun varlığını ve hatırlatmalarını...






Avrupa'daki anayasa mahkemelerinin iki nedeni: (solda) Hitler ve Mussolini. Demokrasiyle geldiler, demokrasiyi yok ettiler. (Sağ üstte) Mussolini ve yandaşları, partilerinin siyasi simgesi olan 'Kara gömlek'lerle... (Sağ altta) Hitler'in partisinin okullara kadar sokulan siyasi simgeleri 'Kahverengi gömlek'ler ve Nazi selamı...
Altan Öymen
__________________
zaman kısa, dünya herkese yeter, mühim olan insanlık
KANIMIZIN KIRMIZISI ALNIMIZIN AKIYLA SİVASSPORLUYUZ
abircan isimli Üye şimdilik offline Konumundadır   sendpm.gif