Tekil Mesaj Gösterimi
Alt 19.04.2008, 14:40   #148
doganay
Tecrübeli Yiğido
NO AVATAR
 
doganay Şuan doganay isimli Üye şimdilik offline Konumundadır
Son Aktivite: 04.04.2015 00:52

Üyelik Tarihi: 27.02.2008
Yaş: 60
Mesajlar: 225
Tecrübe Puanı: 699 doganay FORUMLARA KATILIMI BIRAZ DAHA ARTABILIR
Standart --->: SIVAS FİRMALARINI NE KADAR TANIYOR

Otomotiv Sektöründe Yerlileştirme Potansiyelini Sorgulama Projesi
Süleyman DİLSİZ
İş Geliştirme Uzmanı

Otomotiv sektörünün rekor haberlerine basında her gün rastlar olduk. En son okuduğum haber; 2010 yılına kadar Türkiye’nin otomotiv üretiminde 2 milyonlu rakamlara yaklaşacağı ve Avrupa’nın ilk 3 ülkesi arasına gireceği belirtildi Geçtiğimiz yıl 14,5 milyar Dolar ihracat gerçekleştirmiş ve bu yıl da 20 milyar Dolar olacağı tahmin edilmekte. Bir diğer önemli haber de; 13 Nisan tarihli ve 26492 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan yatırım teşvik tebliği idi.

Bu tebliğin amacı, dünya otomotiv devlerinin yeni model üretiminde Türkiye’yi tercih etmesini sağlayabilecek avantajlar sunmak. Otomotivde yeni model üretimi için ithal edilen yedek parçalardan gümrük vergisi alınmayacak. Bu tebliğle, yatırım ve yeni model üretimine yönelik araç yatırımlarında aksam ve parçaların ithali gümrük vergisinden muaf tutulacak. Bölgesel ve sektörel kısıtlamalarda göz önüne alınarak proje bazında yapılacak değerlendirme sonucunda, teşvik edilen kullanılmış makine ve ekipmanlar teşvik belgesine bağlanarak destekten yararlanabilecek. Kullanılmış komple tesisler müsteşarlıkça değerlendirilip, teşvik belgesi kapsamında ithal edilebilecek. Ancak burada sıkıntı teşviğin sadece yeni model üretimini kapsaması. Kapasite artırımıyla ilgili yatırımlar ve mevcut modellerin yenilenme yatırımlarını içermemekte.

IMF’nin sıkı para programına rağmen, el altından bu tür teşviklerle sektörün desteklenmesi sevindirici. Ancak kalıcı teşvik, yüksek ithal malzeme oranının yerlileştirilmesi ile alternatif tedarik kolaylıklarını ana sanayiye sunarak, maliyet avantajı sağlamak, daha kalıcı ve ciddi rekabetçi avantaj oluşturacağı düşüncesindeyim. Bu eksende değerlendirirsek, yapısal problemler;

>>Ana sanayinin ithal malzeme oranının Fransa’da yüzde 5, Almanya’da 12, İtalya’da 12, İngiltere’de 18, Japonya’da 6, G. Kore’de 0,4 iken Türkiye’de 70 olması dikkat çekici.

>>Türk otomotiv yan sanayiinin bir aracın yüzde 92’sini üretebilme yetkinliğine rağmen, yüksek ithal malzeme oranı ve pazar içindeki satışlarda ithalin payının yüzde 45 olması da sorgulanması gerekmekte.

>>Ana sanayinin ithal malzeme kullanım oranının 80 olan firmayla 30 olanın aynı teşvik kapsamında değerlendirilmesi yerlileştirmenin sunabileceği faydanın yeterince benimsenmediğinin ve teşvik edilemediğinin kanıtı.

>>Diğer taraftan her ne kadar sektörde döviz paritelerinin önemli etkileri gözlense de, ihraç edilen taşıt sayısında veya ekipmanında miktar artışı olmasına rağmen parasal değerde düşüş olması cari açık açısından önemli.

Ele aldığımız problemler paralelinde yerlileştirmeyi bir sosyal sorumluluk projesiyle ilgili sivil örgüt ve sanayicilerle üniversitelerin bilimsel araştırmalarıyla ele almayı öneriyorum.

Projede amaç; yan sanayi yetkinliğini ve atıl kapasitesini ele alarak, ithal edilecek malzeme oranını gelişmiş ülke düzeyine çekerek, kalıcı ihracat döviz gelirleri sağlamaktır. Yerlileştirmeyi ürün geliştirme politikalarına mesnet oluşturarak, daha çok modelin ülkemizde üretilmesini, kalıcı rekabetçi avantaj sağlamak ve yerlileştirmeyi ülke gündemine taşımaktır.

Otomotivde yerlileştirme, ülkelerin AR-GE altyapılarının ve devlet-sanayici işbirliklerinin inşası, sürekliliği ve diğer sektörlere model oluşturabilecek önemli bir sektör. Yerlileştirme yatırımlarında önemli bir parametre üretim adetleridir. Türkiye önümüzdeki yedi yıl içinde toplam 33 yıllık toplam üretimini aşacağı tahmin edilmekte. Ülkemizde özellikle hafif ticari araç üretiminde kapasitesi ve yan sanayinin yetkinliği yerlileştirme çalışmaları için çok elzem.

Bu proje ile taşıt ve parça dış ticaretinin zaman içindeki değişimi irdelenmeli. Taşıt aracı cinsine, ülkelere, parça ve aksamda GTİP numaralarına göre ithalat ve ihracatın verilerinin çıkarılması ve yıllar içindeki değişimin değerlendirilmesi ve hangi araçlara ilişkin olarak hangi parçaların ithal edildiğinin belirlenmesi önemli. İthal edilen parçaların Türk yan sanayisinin güçlü olduğu yani Türkiye’de kolaylıkla üretilebilen ancak ithal etmek zorunda olduğu parçalar belirlenip, yurtiçinde üretilmesinin işletme maliyeti ve ihracatının gelir analizleri ithal malzemenin kıyası da ele alınmalı.

Savunma sanayinin altyapısını oluşturan, kayıt dışının neredeyse hiç olmadığı bu sektörde Sanayi Bakanlığı’nın SANTEZ, AB’nin 7. çerçeve anlaşması kapsamında bu projeyi fonlayıp, yerlileştirmenin ilk önce otomotiv sektörü için, sonrasında da, tekstil, beyaz ve kahverengi eşya vb. diğer montaj ağırlıklı sektörler için ele alınması kalıcı sinerji barındırmakta. TİM, KOSGEB, Sanayi Bakanlığı, TAYSAD, Dış Ticaret Müsteşarlığı ve üniversitelerin katılımıyla geliştirilecek bu sosyal sorumluluk projesiyle değer zinciri oluşturulabilir.

Geleceğin önemli pazarlarından olan Rusya, Orta ve Doğu Avrupa’ya yakınlık avantajı, Çin otomotiv markası Chery’nin ülkemizde yatırım için harıl harıl araştırdığı, Hyundai, Toyota’nın yeni model, Proton, Daewoo, VW ve PSA Gruplarının yeni yatırım karar arefesinde oldukları dönemde bu proje daha da önem kazanmakta. Ana sanayinin konuşlandığı Macaristan, Slovakya, İran, Rusya, Romanya ve Çek Cumhuriyeti’ne yakınlık avantajıyla sunabileceği yeni geliştirdiği ürünlerle gelecek Türkiye’sinin sanayi altyapısını oluşturabilecektir. Kalıcı katma değerle, sektörün yapısını montaj yapısından, parça üreten, geliştiren yapıya büründürecek ve ithal malzeme oranı yüzde gelişmiş ülkeler düzeylerine çekebilecektir.


Acaba otomotiv sektöründe yerlileştirme altyapısını sorgulayarak, üniversite sanayi işbirlikleri ile sanayi altyapısını geliştirebilecek midir? Örneğin; Sabancı Üniversitesi’nde malzeme, YTÜ’de motor, İTÜ’de elektrik ve ateşleme, Hacettepe’de aks ve hareket sistemleri, ODTÜ’de klima ve bilgisayar sistemleri, Ege’de tekstil, Uludağ’da cam laboratuarları kurarak, bölgesinin ve dinamik sektörünün testlerini yapan, ürünlerini geliştiren, akredite, uluslar arası referans alınan laboratuarları bu sayede kurabilecek midir? Hem de onca ortak laboratuar kurma desteği ve AB hibe programları varken.

Acaba Türkiye bunu başarabilecek midir? Yoksa montajla, kısıtlı katma değeri ile ihracatı yoksullaştırmaya devam mı edecektir?

Kaynak: Dünya Gazetesi

[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
doganay isimli Üye şimdilik offline Konumundadır   sendpm.gif Alıntı ile Cevapla