Yandık avazlarda, kavrulduk halkım.....
Varıp Pir Sultan’ı, analım dedik
Aşkın dolusuna, kanalım dedik
Meydanda bir semah, dönelim dedik
Kahpe tuzaklarda, vurulduk halkım..
Salyalı ağızlar, kirli yürekler
Elde ateş, dilde Allahu-Ekber
İnsan yakmak için, olmuş seferber
İsli dumanlara, savrulduk halkım
Hasret Gültekin´im, Serkan Doğan´ım
Huriyem, Yesim´im, özbe öz Özkan´ım
İki Metin ölüm, Sait, Handan´ım
Hep birlikte yan, yana serildik halkım
Yüzbin yobaz, bir Akarsu eder mi?
Öldürülen, bu kaçıncı Nesimi,
Özlem, Nurcan, Serpil, Belkıs Gülsüm´ü
Verdik, birer birer, kırıldık halkım
Metin, Asaf, Behçet, Asım Bezirci,
Menekşe, Sehergül, Gülender, İnci,
Asuman, Yasemin, Erdal Ayrancı,
Et kemik bir yerde, derildik halkım
Yandı özyurdun da, Özyurt Ahmet´im
Kaynar ateşlerde Uğur Mehmet´ım
Güpe gündüz ışıktı, Gündüz Murat´ım
Cem olduk güneşe, verildik halkım
Koray Kaya´m, onbirinde dal fidan
Ahmet Öztürk ile adaşı alan
Din için yakıldık 33 can
Kara topraklara, karıldık halkım
Madımak´ta yanan 33 can
Artık her birisi bir Pir Sultan
Hızır´in dölleri yazsın bin ferman
Gönüller içinde yer aldık halkım
Muhlis´ine muhip olan, Muhibe´m
Sulari’den arda kalan Edibe´em
Cümlesi insana derki, Kâbem
Kanlı kefenlere sarıldık halkım
Karinna Cuanna, Hollanda´lı can
Yanında Muammer Hakan ve Kenan
Bin beterdi Sivas, Ol Kerbela’dan
Hüseyin´ce ölüp dirildik halkım
Kızılgül’üm, söz düşürse dilime
Mızrabım isyankâr, vurur telime
Bir gün olup hesap sorsam zalime
Yobazlar elinden zar olduk halkım...
AĞIT
adım Koray,
daha oniki yaşındayım
ve ben hiç büyümeyeceğim
Sivas Madımak'ta yandım
ak günler bekleyen ülkemin
karanlık düşünceleri tarafından
naklen yakıldım...
bir yaz günüydü
Temmuz sıcağında
babam ozan İsmail,
tuttu ablamla benim ellerimizden
"haydin çocuklar,
Sivas'a, baba ocağımıza
Pir Sultan Abdal şenliklerine
Semah dönmeye gidiyoruz" demişti...
ne bilirdim ki!
"Ateşte Semaha dönmek"
olacaktı kaderimiz
ve otelde dinlenirken
bir anda binlerce insan
"yakın" diye haykırıyordu
ve ölümden ötesi yoktu görünürde.....
adım Koray,
daha oniki yaşındayım veee
ben hiç büyümeyeceğim
ve benim Dikmen'den aşağıya
salınarak Atatürk Bulvarı'nda
güzel Ankara'da
sevinçle inip te
elimde çiçekle
Gima'nın önünde beni bekleyen
bir sevgilim olmayacak....
adım Koray,
siz şimdi kimbilir
kaçıncı kadehi
kaçıncı yalanlara içerken
ve arasırada cancana derken
benim ellerim yan mezardan
Hiroşima'dan gelen yaşıtıma takılır
sol tarafımda da Halepçe çocuğu
sözde medeni ülkelerde
Solingen’de yanan ben olurum
Möln’de yanan ben olurum
sizin elleriniz kızlarda
sizin elleriniz erkeklerde
sizin elleriniz bardaklarda
ben en son canlı olarak
semahta tutmuştum bir kızın elini
şimdi ise;
bizim ellerimiz yılan, çayan arasında
kemikli topraklarda....
ne din nedir anlamıştım
ne de din uğruna adam yakılmayı
suçum semah dönmekti
suçum babamı dinlemekti
suçum bana göre İNSAN olmaktı
adım Koray daha oniki yaşındayım
ben hiç baba olamayacağım
ben hiç oğlumu okşayamayacağım
ben hiç annemin dizlerinde
saçlarımda parmakları dolaşan
mutlu çocuk rolü bile yapamayacağım
ve ben sizin adınıza
ben mutlu gelecek adına
bir değil bin kez daha yan deseler
yine yanacağım, yanacağım, yanacağım...
bir annenin kokusunu düşünsene,
çocuğuna yani bana sarılmak
işte ben o kokuyu artık içime alamayacağım
anneme doluca sarılamayacağım
Eeeyy benim akrandaşlarım,
arkadaşlarım, yaşıtlarım
siz kimbilir kaç kızla dansederken
türküler dinleyip halaylar çekerken
hergece feneri kimbilir kaç alemde
nerelerde söndürürken
ve hatta kimbilir hangi türkü barda
devletler kurup,
halk kurtaracaksınız
kimbilir kaç biradan sonra solculuk oynayacaksınız
işte ben sizin gibi türküler dinleyemeyeceğim
halaylar çekemeyeceğim
ben bir kıza sarılıp dans bile edemeyeceğim
uuuuyy anam uuuyy
Babam anlatırdı
benim doğduğum köylerin yokluk ve sefaletten
başka hiç bir özelliği yokmuş
altı ay dünyadan uzak
kar ve karanlığa mahkum bir yurt
sonrası çamur,
çamurda kalmış tek ayakkabılar
kalsaydı tek ayakkabılarım sakız gibi çamurlarda
kalsaydı diz boyu karlarda
görmeseydim değil altı ay
bir ömür boyu köyümün dışını
görmeseydim medeniyet dedikleri yerlerde
çirkeflikleri, kahpelikleri, ölümleri
ama olsaydım o karlı yerlerde yaşayan ben
bende dünyada olsaydım yeterdi...
adım Koray benim duyuyormusunuz??
daha oniki yaşındayım
bazen ozan Nesimi oluyorum burada
alıyorum elime sazımı
bazense Hasret Gültekin
hasret türküleri yazıyorum
duyarım ki Köln’de
Hasret abimin oğlu olmuş
adını Hasret koymuşlar
söyledikçe Muhlis baba
ben burada bile
Ateşte Semaha dönüyorum
görüyormusunuz??......
adım Koray benim heyy dünyalılar
en son sizin aranızdayken
ateş camları sarmışken
insanlar yanıyordu Madımak'ta
ve annem geldi gözümün önüne
babam geldi,
Ankara geldi
o yüzden ölünce ben
Anneme götürdüler
Ankara'ya götürdüler..
gelirken elimden tutan babam,
dönüşte tabutumdan tutmuştu.
ben yanmıştım tabutta
babam kahrolmuştu tabut omzunda.
zavallı babam,
canım annem
şimdi yeni doğan kardeşime
adımızı koymuşsunuz
canlarım......
ölsem bile unutmayın
ben Koray'ım
sizin Korayınız........
adım Koray benim
bilmediğim din uğruna
bilmediğim din adamları tarafından
ayrı düşünceden yakılan.
devletin gözü önünde
sizlerin gözü önünde
siz naklen izlerken tv.lerinizde
yanan bendim orada
en küçükleri otuz yedinin.
otuz yedi canın
otuz yedi karanfilin
özü bende ANLIYORMUSUNUZ???........
ölümden ötesi yokmuş
DUYUYORMUSUNUZ???........