Alıntı:
ŞAHBEY Nickli Üyeden Al?nt?
sevgili GÜRÜN kardeşim görüşlerini yazdığın için tşkler...benim oyum EVET sanada saygım var
Memura toplu sözleşme hakkı getiriliyor.
-Siyasi partilerin kapatılması zorlaştırılıyor. Siyasi yasaklar 5 yıldan 3 yıla indiriliyor.
- Askere sivil yargı yolu açılıyor.
- Anayasa Mahkemesi'nin yapısı değişiyor. Üyeler 12 yıl için seçilecek. Bir üye iki defa seçilemeyecek. Mahkeme, 19 üyeden oluşacak. 3 üye Meclis, 16 üye Cumhurbaşkanı tarafından seçilecek.
- HSYK’nın yapısı değişiyor. Kurulun 21 asıl, 10 yedek üyesi olacak. 4 üye Köşk, 1 üye Anayasa Mahkemesi, 3 üye Yargıtay, 1 üye Danıştay, 7 üye adli, 3 üye idari hakim ve savcılar seçecek. HSYK'nın meslekten ihraç kararına yargı yolu açılıyor.
- Geçici 15. madde kaldırılıyor. 12 Eylül'e yargı yolu açılıyor.
BUNLAR GÜZEL ŞEYLER....bu nedenle EVET BENCE EVET
|
============================== =============================
Sn. ŞAHBEY,
Elbetki herkesin kararına netice itibariyle saygı duymak gerek. Tartışmanında bu çerçevede olması nezaket kurallarının gereğidir. Hakaret etmeden,kırmadan,dökmeden .
Öncelikle belirtmeliyimki GREV li olmayan hiçbir toplu sözleşme görüşmesinde
istenen haklar elde edilemez yani hükümetin veya işverenin insafına terk edilir.
Çağdaş demokrasilerde böyle bir şey yoktur. Hani diyorlarya Avrupadan örnek alıyoruz, Venedik kriterlerinden örnek alıyoruz buda tamamen halkımıza söylenmiş aldatmaya yönelik kocaman bir yalan Çünkü Hiçbir avrupa ülkesinde ve Venedik kriterlerinde Adalet bakanı ve müsteşarı HSYK üyesi değildir.
Sebebide HSYK nun bağımsız ve tarafsız olmasının olmazsa olmaz koşuludur.
Onların benimsemediği hiçbir karar HSYK dan geçmez ki bunları hep beraber gördük . O zaman HSYK nın bağımsızlığı nerede kaldı ? bu durumda bu kurulun adı olsa olsa ''Hükümetin Savcılar Yüksek Kurulu'' olur ki çağdaş demokraside bu kabul edilemez.
Anayasa Mahkemesi nin ele geçirilmesi konusuna gelince çok daha vahim bir durum milletimiz ve vatandaşlarımız için,
Şöyleki ;
(Yasama-Yürütme-Yargı) güçler ayrılığı ilkesi ile bağımsızlıklarını korurlar tüm avrupada böyledir.
Yani Yasama mecliste yürütmenin hazırladığı veya muhalefetle birlikte hazırladığı bir yasa çıkarır bu çıkan yasada eğer ülkenin veya halkın aleyhine bir durum söz konusuysa gidilecek tek bir yer vardır Yargı yani Anayasa veya Danıştay veya Yargıtay çıkan yasanın tekniğine göre bu değişir.
Sevgili Şahbay,
Tüm sağlıklı demokrasilerde Yargı demokrasinin baş güvencelerinden biridir, eğer o kurumda hükümet gibi davranmaya ,düşünmeye zorlanırsa yani atadıkları hakimler borcunu ödemek durumuyla karşı karşıya kalırsa bu ülke ve milletin aleyhine çıkan bu yasadan kurtulma şansı yoktur.
Bir örnek, Güneydoğudaki Mayınlı araziler yasası, 50 yıllığına İsraillilere verilecekti her türlü kullanım hakkıda onlarda olmak koşuluyla Büyük Türkiye ye bu yakışmazdı Üstelik el altından Peşmergeyi eğiten, PKK ya destek veren bir İsraile muhtemeldirki o zaman araziler birer hakurk-Basyan-Zap durumuna düşeceği gibi 50 yıl petrol çıkarma hakkına da sahip olacaklardı ,İsralin dibimizde ne gibi oyunlar oynayacağı cabası , hani şu numaradan Wan minüt dediğimiz israil, gizli anlaşmalar yaptığımız israil ile..
Şimdi düşünebiliyormusun Mayınlı araziler yasasını bir tek hukuki güç durdurabilirdi oda Anayasa Mahkemesi durdurdu da kötümü oldu şimdi kardeşim.
eğer AYM de hükümetin istediği gibi şekillense idi kendi getirdikleri adamlarla kendi hazırladıkları yasanın bu adamlarla iptal edileceğine inanıyormusun kardeşim.
Dünyada hukukun hakim olduğu ülkelerde Yargı çıkarılan yasaların hukuka uygunluğunu denetlemekle yükümlüdür. Bunlar istiyorki çıkardığımız yasalar ne olursa olsun denetlenmesin istediğimiz gibi kabul edilsin . Sence Hiçbir şey denetlenmesin mi ? doğrumu bu anlayış.
Birde Zaman zaman İşçilerle,emeklilerle ilgili veya Galataport örneğinde olduğu gibi Sn. Abdüllatif Şener in bile bakan iken isyan etmesine sebep olan peşkeş çekilmesi gibi olumsuz yasalar çıkıyor peki kardeşim bu durumlarda işçiler emekliler,veya peşkeş çekilen kaynaklarla ilgili olumsuzluklar nasıl düzeltilecek ?
bağımsızlığı yok edilen ele geçirilen bir yargı kendisini oraya getiren yürütmenin
aksine bir karar verebilir mi ? Yarın bu sen,kardeşin, baban yani milletimizin büyük bölümünü ilgilendiren sıkıntılı yasalarla karşılaşabilirsin ve yapacağın birşey olmadığı gibi elele olan Yürütme yargıdan da bir umudun olamaz.
Bak emeklilerle ilgili bu yasada çok olumsuz maddeler var, okumuşsundur tahmin ediyorum madde madde sıraladım bu sizleri ve aileni akrabalarını etkilemeyecekmi ? bunun önüne nasıl geçilecek ancak AYM ile ama bu durumda bu umudunda ortadan kalkıyor. Biraz düşünmeni rica ediyorum. Tuz kokarsa hikayesine dönmek üzereyiz.
Sevgili ŞAHBAY,
Geçici 15.madde ile 12 Eylül cüler yargılanacak diyorsunya yanılıyorsun kardeşim külliyen yalan bunu yasayı hazırlayan AKP de biliyor çünkü zaman aşımına uğradı maksat 12 eylül istismarcılığı ile temiz vatandaşlarımızı kandırmaya yönelik Şöyleki ;
3-4 ay kadar önce CHP bir yasa teklifi verdi dediki 12 Eylül cülerin yargılanması için Zaman aşımını kaldıralım ve yargılayalım ne oldu biliyormusun bu yasa AKP liler tarafından reddedildi . Hani samimiyet senin vicdanına bırakıyorum.
Kaldıki Adalet bakanı Sadullah Ergin bile Zaman aşımınedeniyle yargılanamayacağını söylemek zorunda kaldı. Yani işlevi olmayan vatandaşı avlamaya yönelik bir madde.
Kaldıki , okadar uzaklara gitmeye gerek yok madem Millete karşı darbeye karşıyım diyorsun sana 27 nisan muhtırasını veren adam ortada geziniyor ne yapıyorsun mahkemeye mi veriyorsun ?, suçluyormusun ? hayır aksine Üstün hizmet madalyası veriyorsun Darbeye karşı ???? hani Samimiyet ŞAHBAY kardeşim.
Birde çağdaş demokraside ve Venedik Kriterlerinde Referandum maddeleri farklı farklı maddeler olduğunda ayrı ayrı oylanır çünkü vatandaş beğendiğine evet der beğenmediği maddelere Hayır der. ama bize özgü Sn. Erdoğan ne dedi hepsini bir hap haline getireceğiz ve bu hap yutulacak.
Hayır kardeşim ben bu Hapı yutmayacak bilinçteyim ancak milletimin geleceği içinde endişeliyim, inşallah milletim kendi kendine pranga vurmaz.
HAYIR da HAYIR vardır.
Sevgi ve Saygılarımla,
Alıntı:
ŞAHBEY Nickli Üyeden Al?nt?
gürün kardeşim alıntı yapıştırıp durma sen düşünceni yazarsan daha güzel olacak...
|
Sevgili ŞAHBEY,
Alıntı yaptığım makaleler yazının içeriğine büyük oranda katıldığım, düşüncelerimi destekleyen saptamalar olduğu ve okumayan vatandaşlarımızında (Bu sitede) okumasında fayda gördüğüm içindir.
Kaldıki yazının içeriği ile ilgili düşüncelerini doğrular veya eleştirel şekilde yapsaydın daha sağlıklı olurdu çünkü önemli olan yazının doğruları ifade edip etmediği, vatandaşa ışık tutup tutmadığıdır. Orada bir fikir var çünkü o fikirlere
tahammül etmek beğenmiyorsak eleştirmek en tabii durumdur.
Sevgilerimle,
============================== ==============================
EVET ÇIKARSA İŞTE 13 EYLÜL’DEKİ TÜRKİYE
31.08.2010 11:04
Karakter boyutu :
Geçen yazımızda, AKP’nin anayasa değişiklik paketinin ana amaçlarından birinin, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını ortadan kaldırmak, AKP yanlısı yargıç ve savcılardan oluşan bir yargı düzeni yaratmak, kısaca yargıyı ele geçirip, kendi siyasal yargı sistemini kurmak olduğunu belirtmiş ve bunun nedenlerini ortaya koymuştuk. Bu ve sonraki yazılarımızda da, AKP’nin bunu nasıl sağlayacağını, Anayasa’da bunun için nasıl bir değişiklik yaptığını ele alacağız.
Ama daha önce Sayın Başbakan’ın bir söylemine yer vermek istiyoruz. Diyor ki Sn Başbakan; “İnanın ayaklarımızda pranga var… Türkiye’de parlamentonun da yürütmenin de üzerinde yargı gücü var. Seni engelliyor. Atama yapamıyorsun. Ben bir yürütme ve hükümet olarak istediğim müdürü istediğim yere atayamazsam, istediğim valiyi istediğim yere atayamazsam bu ülkede ben nasıl icrayı faaliyet yapacağım?...Onun için bu anayasa değişikliğine evet diyoruz.” (Erdal Atabek, Cumhuriyet, 30.08.2010) Kısaca Başbakan yargıyı “ayak bağı” olarak görüyor ve bu bağdan kurtulmak için Anayasa değişikliğini yaptığını söylüyor.
İşte sorun tam da bu düşüncede. Bir hukuk devletinde, yasama ve yürütmenin gücünü sınırlamak için yargı denetimi vardır. Bir memuru beğenmedim, istediğim yerde görevlendiririm, diyemezsiniz. Bunu yapabileceğiniz rejimin adı demokrasi olmaz. Gerekçesiz yapılan her işlem yargı tarafından denetlenir. Diğer iktidarlar da yargı kararlarından yakınıp, bu kararları eleştirmişlerdir. Ancak, çağdaş demokrasiyi, hukuk devleti ilkesini benimsedikleri ve rejimle sorunları olmadığı için, hiçbiri yargıyı “bertaraf” etmeyi düşünmemiştir. Oysa, bunları benimsemeyen, kurallara göre değil, keyfine göre yönetme yolunu seçenler, hiç çekinmeden bu yolu yeğlemişlerdir.
AKP iktidarı da, Başbakan’ın isteğine uygun biçimde yargıyı “bertaraf” etmek, daha doğrusu kendi isterlerine uygun kararlar vermesini sağlamak üzere yargıyı ele geçirebilmek için Anayasa’da iki önemli değişiklik yapmakta; Anayasa Mahkemesi ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun üye yapısını değiştirmektedir. Anayasa Mahkemesi’yle başlayalım.
ANAYASA MAHKEMESİ’NDE NE YAPILMAK İSTENİYOR
Değişiklikle Anayasa Mahkemesi’nin üye sayısı 15’ten 17’ye çıkarılmakta; yedek üye statüsü kaldırılmakta, mevcut yedek üyeler asıl üye statüsüne geçirilmektedir. Değişikliğe göre 17 üyenin kurumlar itibariyle ve birinci-ikinci seçim yetkilisi yönünden durumu şöyledir:
Bu yapıya bakıldığında şu gerçekler görülmektedir.
1) Anayasa Mahkemesi’nin 17 üyesinin 3'ü TBMM'ce, 14'ü Cumhurbaşkanı'nca atanacaktır. Çağdaş demokratik ülkelerin hiçbirinde, AYM'nin tüm üyelerinin seçimi, "bir tek siyasal partinin iradesine" bırakılmamıştır. Yapılan değişiklikle, "Ana Muhalefet Mahkemesi" oldu denilen AYM, fiilen ve hukuken "AKP Mahkemesi" niteliğine bürünecektir.
2) Avrupa organları, yüksek yargı üyelerinin eşdüzey yargıçlar tarafından ve kendi aralarından seçilmesi; parlamentoların AYM'ye üye seçmemesi, yasama ve yürütmenin yargıya karışmaması gerektiğini; ileri demokrasilerde sistem gereği yasama organınca seçim yapılacaksa, bunun da uzlaşma ile, muhalefetin de katılması sağlanarak, nitelikli çoğunlukla yapılmasının zorunlu olduğunu söylemektedirler. Bunun için Avrupa ülkelerinde parlamentolar Anayasa Mahkemesi'ne 2/3 çoğunlukla seçim yapmaktadırlar.
Oysa, yapılan değişiklikte, AKP'nin tek başına seçim yapmasını sağlayacak bir yöntem getirilmektedir. Bu yönteme göre, ilk tur oylamada sonuç alınmazsa, ikinci tur oylamada bir adayın üye seçilmesi için “salt çoğunluk” yeterli görülmektedir. Bu sayı 276’dır ve AKP’nin tek başına üye seçmesi için yeterlidir.
3) 17 üyenin 7'si sivil ve askeri yüksek yargıçtır. Geri kalan 10 üye, yasama ve yürütme tarafından atanmaktadır. Böylece, yasama ve yürütme, yani AKP, yani Başbakan ve Cumhurbaşkanı AYM'ye egemen olmaktadırlar.
4) Aday seçimlerinin kurumlarca yapılacak olması sonuca etkili değildir. Çünkü yandaş duruma getirilmiş olan bu kurumların yapacakları seçimler, siyasal iktidarın isterleri doğrultusunda sonuçlanacaktır. Ayrıca 3 adayın birinin isterlere uygun olması, o adayın AYM üyeliğine atanması için yeterli olacaktır.
5) Üye sayısı artırılırken, yüksek yargının AYM'deki temsil sayısı 9'dan 7'ye düşürülmektedir. Buna karşılık, Sayıştay, YÖK ve avukatlar gibi, yüksek yargıyla ilişkisi ikincil derecede olan kurumların temsil sayısının artırılması anlamlıdır.
6) Anayasa Mahkemesi’nin aynı zamanda Yüce Divan görevi üstlenmesine ve değişiklikle, “temel hak ve özgürlüklere” ilişkin bireysel başvuruları da inceleyecek olmasına karşın; Yüksek Mahkeme’de hukukçu üye sayısının azınlıkta kalma olasılığı vardır.
7) 1. sınıf yargıç ve savcılar için kontenjan ayrılması ve diğer meslek gruplarında üye seçilebilmek için 20 yıllık hizmet süresi aranırken, raportörlerde bu sürenin 5 yıl olarak belirlenmesi dikkat çekicidir.
8) Cumhurbaşkanı’na, 4 üyeyi doğrudan olmak üzere 14 üyeyi atama yetkisi verilmesi, AYM’yi siyasal iktidar yanlısı üyelerle doldurmanın bir başka yöntemidir. Cumhurbaşkanı Anayasa’ya göre hem devletin (m.104), hem yürütmenin (m.8) başıdır. Anayasa’da böyle bir düzenleme yapılmasının nedeni, siyasal parti (özellikle tek parti) egemenliğinde olan yasama ve yürütmenin, yansız bir Cumhurbaşkanı tarafından denetlenip dengelenerek anayasal düzenin, siyasal iktidar sınırlandırılarak demokrasinin korunmasıdır.
Ne var ki, bir Cumhurbaşkanı seçildiği siyasal partinin, gönül, düşünce ve uygulama yönünden etkisinden kurtulamazsa, yani siyaseten yansız olamazsa, o zaman Cumhurbaşkanı tarafından seçilen üyeler de TBMM’nce seçileceklerden farklı olmayacak, AYM, siyasal iktidara yakın, hatta tümüyle onlar gibi düşünen üyelerden oluşacaktır.
Bunun en tipik örneği, son Anayasa değişikliğine ilişkin denetim sırasında görülmüştür. Sayın Ahmet Necdet Sezer tarafından seçilen üyelerle, Sayın Turgut Özal ve Sayın Abdullah Gül tarafından seçilen üyelerin farklı oyları tesadüf değildir.
HANGİ SONUÇLARI DOĞURARACAK
Son söz: Anayasa Mahkemesi’ne üye seçimini “bir siyasal iktidarın iradesine bırakan” değişikliğin yargıyı taraflı duruma getirerek, yargı bağımsızlığını yok edeceğinde kuşku bulunmamaktadır.
Peki, bu durum ne gibi sonuçlar yaratacaktır.
Bundan sonra, Türkiye Cumhuriyeti’ni daha İslami bir yapıya kavuşturacak, federasyon ve bölünme getirecek, başkanlık sistemini kabul edecek bir anayasa değişikliğine “dur” diyecek bir Anayasa Mahkemesi bulunamayacaktır. Böylece, “ulus devlet”, “üniter devlet”, “laik devlet” yapısına veda etmek, bölünmüş bir ülkede “ılımlı İslam Cumhuriyeti” rejimini yaşamak zorunda kalınacaktır.
“Laiklik” ve “bölünmez bütünlük” ilkelerine aykırı eylemlerin odağı olan bir siyasal partiyi kapatacak bir Anayasa Mahkemesi bulunamayacaktır.
Kararlarıyla çağdaş, laik, aydınlanmacı Türkiye Cumhuriyeti rejiminin sürmesini sağlayacak bir Anayasa Mahkemesi’nden yoksun kalınacaktır.
Ve son olarak, AKP, Başbakan ve bakanların Yüce Divan’da yargılanma olasılığına karşılık “kendi yargıcını” yaratmış olacaktır.
Bülent Serim
Anayasa Mahkemesi Eski Genel Sekreteri