Cevap: 12 Eylülde Anayasa değişikliğine ne diyeceksiniz?
HSYK’ya saygılarımla!..
“Burada çok net, açık ve iddialı olarak yazıyorum. Mesleğin en son aşaması olan Yargıtay ve Danıştay üyeliğine hiçbir adli ve idari yargı mensubu, bu Kurul'da kulis yapmadan, adamını bulmadan seçilemez.
Hakimler ve savcılar görürsünüz, (...) Kurul üyelerinin kapılarında esas duruşta beklerler, emirlerini sorarlar, bu arada kendilerini tanıtırlar.
Devreye sık sık aracılar, sahtekâr avukatlar, başka üçkağıtçılar girer. Bunlar Yargıtay'a üye seçtirme vaatleriyle bazı hakim ve savcılarla ilişki kurup istedikleri yargı kararlarını bu yolla çıkarmaya çalışır!
Özellikle terfilerde, Kurul'da yapılan bu kulis kesinlikle gerekir.
Yargıda az sayıda bile olsa, vicdan-cüzdan çelişkisine düşmüş birileri belki vardır.
Ama esas önemli hadise, VİCDAN-UNVAN çelişkisidir...
Çünkü her hakim ve savcı, doğal olarak yükselmek ister. Yargıtay ve Danıştay üyesi olmak ister.
İşte bu aşamada, Kurul'un ‘‘ulaşabildiği’’ üyeleri arasında kulis yapması, aracılar kullanması, kendini tanıtması, daha da açıkçası torpil bulması gerekir. Başka türlüsü mümkün değildir.
(..)
HSYK, yargının adeta imparatoru. (...)
Bazı Kurul üyeleri geçmişte bu görevlerini kötüye kullandılar. Hemşehricilik, bölgecilik, particilik, hatır gönül gibi ahbap çavuş ilişkileriyle çok sayıda atamalar yaptılar. Yargıtay ve Danıştay'a üyeler seçtiler, oralarda kendi ekiplerini oluşturdular.
Kulisi olmayan hep kaybetti. Somut örnek vereyim: Varsayalım Yargıtay'a üye seçilme niteliği kazanmış olan 300 hakim ve savcı var. Ancak o seçimde sadece 5 kişi seçilecek. Kimin torpili, kulisi ve aracıları güçlüyse, onlar seçildi.
Kurul üyeleri arasında sürekli pazarlıklar oldu: “Siz bizim 2 adamımıza oy verin, biz de sizin 3 adamınıza oy verip seçelim!”
“Böyle adalet olur mu? Kendi içinde adaleti sağlayamayan yargı, vatandaşa nasıl sağlar?”
Emin Çölaşan
|