Rüzgarın ülkesi
İklim olarak sert değişimlere pek sahne olmayan Hollanda, günlük hayatta rüzgarı eksik olmayan bir ülkedir. Yel değirmenleriyle meşhur olmasının nedeni de budur.
Eskiden ülkenin un ihtiyacını karşılyan ve rüzgar enerjisinden faydalanmak için geliştirilen yel değirmenleri artık nostaljik görüntülerde yerini alırken gönümüzde daha gelişmiş haliyle rüzgar türbinleri olarak ülke elekktrik enerjisinin çok önemli bir kısmını sağlamakta kullanılıyor.
Sosyal hayat
Hollanda da sabah güne başlama saati yaklaşık 05:00 iken akşam 17-18 gibi iş dallarına göre çalışma hayatı sonlanır.
Gerek resmi dairelerde gerekse ticari mekanlarda verilen hizmet anlayışı son derece kibar ve insanidir.
Her resmi dairede kendi dini inançlarına göre giyinerek çalışan insanları rahatlıkla görebilirsiniz. Örneğin belediye ve polis bürolarının resepsiyonlarına yolunuz düştüğünde içlerinde baş ürtülü çalışanların da bulunduğ personelin sizleri karşıladığını gıptayla görebilirsiniz. Polislik dahil bir çok meslek alanlarında yabancı ve inanç ayrımı yapılmadan insanlar işe alınırlar. Bu da ister istemez çok önemli ölçüde toplumsal barışa katkı sağlar. Zaten Hollanda devletinin asıl amacı da budur. Başarmıştır da.
İstisnalar çıkabilir ama genel anlamda resmi dairelerde sizin kılık kıyafetinize, saçınıza sakalınıza, tipinize bakılarak kişiye özel muamele yapılmaz. Dolayısıyla yakanızı, paçanızı düzenleyip, önünüzü düğmeleyerek, varsa kasketinizi, kavuğunuzu başınızdan çıkararak suçlu insan mahcubiyetiyle görevli memurların yanına girmeye gerek yoktur.
Buradan aldığımız bu rahtalığın etkisyle Türkiye de gittiğimiz resmi dairelerden kaç kere kovulmaktan beter hale düştüğümüzü çatık kaş hükumet tavırlı memurlarla karşılaştığımızı kısacık da olsa söylemek isterim. Ama şimdiler de bu konuda hayli sevindirici mesafeler katedilmiş bunu da belirtmiş olayım.
Akrabalık ve aile ilişkileri
Hollanda kültüründe çocuklar 18 yaşını doldurduktan sonra evden ayrılmak zorundadırlar. Anne babasının yanında kalmak isterlerse anne babanın izni gerekir. Bu da yetmez kendi payına düşen ev kirası ve diğer masrafları karşılamak zorundadır. Anne, baba, oğul, karı, koca da olsa kimse kimseyle kazancını paylaşmaz. Karşılıksız kimse kimseye bir şey verrmez.
Anektot
1-Vaktiyle bulunduğum bir iş yerinde baba ve oğul aynı yerde çalışıyorlardı. Bir gün öğle yemeği saatinde babanın her nedense yemek getirmediğini gördüm. Oğul getirdiği yemeği masaya serip yerken yemek molasını baba bir kenarda oturarak geçirmişti.
2- Bir hastane ziyaretinde, ziyaretçi lokalinde tanıdıklarla oturuken karşı masada orta yaşlı bir hasta kadının, oldukça neşeli bir şekilde gelen ziyaretçisiyle konuşmasına kulak misafiri olmuştum.
Halinden de belliydi ve diyordu ki; bu gün iyi bir gündeyim oğlum 18 yaşına geldi evden ayrılıyor artık onun yükünden de kurtuluyorum kendi hayatımı daha rahat yaşıyacağım diyordu.
Akraba ziyareti yapmak isteyenler mutlaka günler öncesinden randevu almak zorundadırlar. Çocuklar bile anne babalarını çat kapı ben geldim tarzında ziyaret edemezler. Eğer zorunlu durumlarda çat kapı bir ziyaret gerçekleşmişse ve bu ziyaret bir de yemek saatine denk düşmüşse kesinlikle kendileri için yaptıkları yemeği ziyaretçiyle paylaşmazlar. Bize garip gelen bu konuları zaman zaman Hollandalılara sorduğmuzda gerekçeleri şudur; Randevusuz gelindiği için ve yemeği de sadece kendimize göre yaptığımız için başkasıyla paylaşmak zorunda değiliz bu normaldir derler.
Burada evler genellikle karı, kocadan oluşan çekirdek aile diyebildiğimiz bir anlayışa göre yapılıp dizayn edilir.
Ebeveynler yaşlanıp bakıma muhtaç olduklarında da huzur evlerinden başka gidecek yerleri olmaz.
Bu kültürel bir anlayışdır. Avrupa kültüründe hayatın akışı içerisinde bunlar oldukça normal şeylerdir.
Devamında buluşmak üzere
Kalın sağlıcakla