Warnung: Illegal offset type in [path]/includes/functions_post_thanks.php (Zeile 110)
Sivas - Sivaslilar.Net - Sivashaber - Sivasforum - Sivasların En Büyük Buluşma Merkezi - Yiğidolar - Tekil Mesaj Gösterimi - EPİLEPSİ (SARA) HASTALIĞI ve DOSTOYEVSKİ'NİN ROMAN KAHRAMANLARI
Tekil Mesaj Gösterimi
Alt 12.01.2016, 14:48   #4
cebe
Tecrübeli Yiğido
NO AVATAR
 
cebe Şuan cebe isimli Üye şimdilik offline Konumundadır
Son Aktivite: 17.08.2016 15:36

Üyelik Tarihi: 12.01.2009
Mesajlar: 245
Tecrübe Puanı: 645 cebe FORUMLARA KATILIMI BIRAZ DAHA ARTABILIR
Standart Cevap: EPİLEPSİ (SARA) HASTALIĞI ve DOSTOYEVSKİ'NİN ROMAN KAHRAMANLARI

Dostoyevski’nin Roman Kahramanları

Edebiyat alanında, bazı yazarlar yaşamlarını doğrudan anlatmazlar, yazdıkları romanlarda, hikayelerde yarattıkları kahramanlara kendilerini anlattırırlar. Bu, en çok, kendisi de bir epilepsi (sara) hastası olan İbrani asıllı Rus yazarı Dostoyevski’de(1821-1881) görülür. Dostyoyevski’nin yarattığı roman kahramanlarında kendisini anlattığı; roman kahramanlarının fiziksel ve ruhsal durulmalarını , düşüncelerini, birbiriyle olan ilişkilerini,vb özelliklerini tanımlarken aslında, kendisinin nöbet öncesi, nöbet anı ve nöbet sonrası duyumsamalarını, algılarını, bellek sorunlarını, bedensel ve ruhsal travmalarını yansıttığı ileri sürülmüştür. Dostoyevski’nin yazdığı romanlarda yarattığı kahramanlarının çoğu, belki de hepsi, epilepsi hastasıdır. Örneğin, “Suç ve Ceza” adlı eserindeki Raskolnikov, Sonya, Pulheriya Aleksandrovna, Avdotya Romanovna, Sividrigaylov; “Ecinniler” adlı siyasal romanındaki Nikolay Vsevolodoviç Stavrogin (Prens), Kirilov , Pyotr Stepanoviç, Şatov, Liputin, Marya Timofeyevna, Semion Yakovlevic, Varvara Petrovna, Andrey Antonoviç, Liza; 'Karamazov Kardeşler'deki Smerdyakov, İvan , Alyoşa, Katerina İvanovna; “Ezilenler”deki Elena, Nastasya, Nikolay Sergeyiç. “İnsancıklar”daki Verenka; “Öteki Ben” adlı eserindeki Golyadkin,"Beyaz Geceler"deki Nastenka, "Uysal Kız"daki kız çocuğu, Ev Sahibesi’ndeki Ordinov, Murin,Katherina, Budala’da Prens Lev Nikolayeviç Mışkin, Nastasya Filippovna, Gavrila, Ağlaya;Delikanlı’da Dolgorukiy, Versilov ilk akla gelenlerdir.

Burada anılan roman kahramanlarının hemen hepsi birer hayalcidir; yarattığı diğer kahramanlarında da bu hal hemen göze çarpar. Gerçekten hayaller içindeki bu roman kahramanlarının çoğu kederli, somurtkan, hasta gibidirler. Çoğu sessiz, içlerinde nefret derecesine varmış bir düşmanlık besleyen, ümitlerini, beklentilerini açığa vurmaktan hoşlanmayan adamlardır. Burada anılanlar ve daha birçok kahramanı sürekli huzursuzluk, garip bir kızgınlık, sabırsızlık, bazen de boş olmaktan daha çok saçmalığı andıran hayaller kurarlar ve bu ruhsal fırtınaların doruk noktasında sara krizi geçirirler. Kriz anında düşüp baylırlar, hem bedensel hem de ruhasal çöküntüye uğrarlar, krizden sonra günlerce hasta yatarlar; kelimnenin tam anlamıyla enkaz yığınına dönüşürler.
Birkaç örnek vermek gerekirse;

(Mariya) “Yüksek sesle konuşmanın önemi yok, çünkü kendisiyle konuşmayanları, hemen dinlemekten vazgeçer, hemen kendini hayal dünyasına atar, sessiz sessiz düşlere dalar, evet tam anlamıyla düşlere dalar. Düşçü mü düşçüdür, eşi benzet yoktur. Sekiz saat, bütün bir gün olduğu yerde böyle oturur.(Ecinniler , s. 142)
♦♦♦
Liputin engin düşler kurar. Pireyi deve yapıyor. .(Ecinniler , s:111)
♦♦♦
(Marmeladov) ” Ne varki onda, çok tuhaf bir hal vardı; bakışlarında bir çoşkunluk, hatta galiba akıl ve zeka ışıltıları vardı; ama aynı zamanda deliliğe benzeyen bir anlam da parlayıp sönüyordu.”(suç ve cezave Ceza,s: 42)
♦♦♦
“Sözün kısası, onda işini bilen, ciddi ve yok yere aşağılanan, buna karşın böyle aşağılanmaları unutuveren bir adam hali vardı.”( Ecinniler,s: 280.)
♦♦♦
Bilmiyorum bana ne oldu. Gelirken size bunları anlatmak istiyordum... Zaman durmuş, o anda içimdeki duygular sonsuzlaşmış gibiydi. O anın sonsuza kadar uzayacağını, yaşamın benim için durduğunu hissediyordum. Gözlerimi açtığım zaman sanki çok eskiden işitip ezberlediğim, sonra da unuttuğum tatlı bir ezgi çalınıyordu kulağımda. Yaşadığım sürece ruhumdan kopmak isteyen ve şimdi fırsat bulan bir ezgi...Çok tuhaf! Nasıl bir şey bu? Bundan hiçbir şey anlamadım.Oysa size bu tuhaf duyguyu anlatmayı ne kadar isterdim.” (Vecd hali)
♦♦♦
(Nikolay:Prens: Soylu)“Tuhaf bir şey olarak şuna da değineyim: daha geldiği ilk gün ayrıcalıksız herkese pek akıllı ve anlayışlı bir adam olarak göründü. Konuşkan değildi, özentisiz bir inceliği vardı, şaşılacak kadar alçakgönüllüydü. Ama bu alçakgönüllülük onun herkesten daha gözü pek olduğuna inanmasına engel değildi. Kentimizin şık gençleri, moda düşkünleri onu kıskandılar, çünkü yanında sönük kalıyorlardı. Yüzü de dikkatimi çekti: Simsiyah saçları, çok az kimsede görülen durgun, berrak bakışlı, açık renk gözleri, ince, beyaz bir teni, inci gibi dişleri, mercan rengi dudakları vardı. Bu baş güzel bir portreye benziyordu. Ama, niçin bilmiyorum, gene bu yüzde insana tiksinti veren bir şey vardı. Bayağı bir maskeye benziyordu. (Ecinniler,s: ) ( Çift kişilik, aynı anda hem deli -canavar hem de dünyanın en iyi insanı-melek)
♦♦♦
Suskun bakışlı, okşayıcı, kurşun rengi gözleri şimdi bile daha güzeldi. Durgun, şen bakışlarında bir saydamlık, düşe dalmış gibi bir hal vardı./.../ Ne tuhaf şey ki, feleğin dertli ettiği bu yaratıklar karşısında o her zaman duyulan acı duygu, tiksinti, hatta korku yerine ben daha o anda bu kızı seyretmekten zevk duyar gibi oldum, ama hiçbir zaman bir tiksinti değil. (Ecinniler,s: 141)
♦♦♦
“Şatov’un görünüşündeki somurtkanlık yargılarına uygun düşüyordu: yirmi yedi, yirmi sekiz yaşlarında, kısa boylu, sarışın, kıllı, geniş omuzlu, kalın dudaklı, buruşuk alınlı, beyaz kalın kaşlı bir adamdı. Yaman, yabanıl bir bakışı vardı, başkalarına göstermekten utanıyormuş gibi, gözlerini yerden kaldırmazdı. “ (Ecinniler, s: 29)
♦♦♦
Şatov konuşurken, her zaman, hatta en taşkın zamanlarında bile yaptığı gibi yerde bir noktaya bakıyordu.” “(Ecinniler, s: 138)
♦♦♦
“Onu (Şatov’u) evinde, ancak akşamın saat sekizinde buldum. Şaştığım şey, evinde konuk vardı. Aleksey Niliç(Kirilov) ile Virginski’nin karısının kardeşi Şigalev adında biri../.../ Virginski bir gün bizerastlayarak sokakta tanıştırmıştı. Yaşamımda hiçbir insan yüzünde bu kadar sarılık, hüzün ve sıkıntı görmemiştim. Bu adamda adeta kıyamet gününü bekleyen bir hal vardı, hem de öyle hani belli olmayan bir tarihte ve aslı çıkmaz kehanetlere dayanaraktan değil, tam tamına belirlenmiş bir anda ve örneğin yarın saat onu yirmi beş geçe olacağını bilen bir durum! O tanışma dolayısıyla iki sözcük ya konuşmuş ya konuşamamış tık; ama birbirimizin elini iki suikastçı gibi sıkmış olduğumuzu anımsıyorum. “(Ecinniler, s: 134)
♦♦♦
“Virginski adında, otuz yaşlarında, ‘aile babası’ genç bir adam vardı; Şatov’a benziyordu; ama bütün tavır ve davranışlarıyla Şatov’un tersiydi. Virginski acınacak bir durumdaydı, iyi huylu bir insandı. ( Ecinniler s-29)
♦♦♦
“(Raskolnikov) Oradan her geçişte, utanç duyar, suratını buruşturur, hastalıklı ve ürkek bir duyguya kapılırdı. /.../ Sırası gelmişken şunu da söyleyim ki, delikanlı (Raskolnikov) olağanüstü güzel kara gözleriyle, esmer yüzüyle, ortadan biraz uzunca boyu ile, ince ve biçimli vücuduyla gerçeketen yakışıklı bir gençti. Ama çok geçmeden derin bir düşünceye dalar gibi, daha doğrusu kendini unutur gibi olurdu. Artık çevresinde olup bitenleri ayırt etmeyerek, ayırt etmeyi de istemeyerek, yoluna devam etti. Ancak arada sırada, şimdi kendi kendine itiraf ettiği gibi , bir başına konuşmak alışkanlığı, bir şeyler mırıldanıyordu . Öylesine kötü giyinmişti ki, bir başkası, hatta alışık bile olsa, güpegündüz bu paçavralarla sokağa çıkmaktan utanırdı./.../ Ama delikanlının ruhunda öylesine haince bir küçümseme duygusu birikmişti ki, bazen çocukluk derecesine varan bütün alınganlığına rağmen, şu an en az utandığı şey , sırtındaki paçavralardı. (Suç ve Ceza, s:33)
♦♦♦
Genellikle kendisinde şaşkın bir insan hali olurdu. Sıkıntısını dindirmek için içki getirdi, biraz içtik. Biraz sonra tatlı, derin bir uykuya dalıverdi.” (Ecinniler,s:75)
♦♦♦
“Liputin, gür bir sesle bağırdı: “Size bir konuk getiriyorum, hem özel bir konuk! Yalnızlığınızı bozmaya kendimde hak gördüm Tanıtayım: Bay Kirilov, yüksek mühendis ve mimar. /.../ Bu sırada ben konuğu dikkatle inceliyordum. Yirmi yedi yaşlarında kadar esmer, ince uzun, yakışıklı, iyi giyinmiş bir adamdı. Biraz toprak rengine çalan soluk bir benzi, donuk bakışlı siyah gözleri vardı. Hafif dalgın ve düşünceli görünüyordu; uzun bir cümle kurmak zorunda olduğu zaman sözcükleri yerli yerinde kullanmakta zorlanıyor, sözü parçalıyordu.( Ecinniler s:88,89.) ( Kirilov'un intiharı bugün bile edebiyat ve psikiyatri alanlarında tartışılır, google arama motorunda var)
♦♦♦
“Stepan Trofimoviç bir dakika kadar kararsız halde durdu; bana baktı, ama herhalde beni görmedi; sonra şapka ve bastonunu aldı, usulca odadan çıktı. Biraz önceki gibi ben gene arkasının ı yürüdüm. Tam sokağa çıkacağı sırada gözü bana ilişti: Üzgünüm, acınacak bir gülümsemeyle bir an durdu; bir utanç, umutsuzluk vardı bu gülümsemesinde... Aynı zamanda tuhaf bir hayranlık ifadesi taşıyordu.” (Ecinniler, s: 103)
♦♦♦
“Lizaveta Nikolayevna’nın güzelliği dillere destan olmuştu, ama hastalıklıymış, diye adını çıkarıyorlardı./.../ Gerçekten de hastaydı. Her halinde sürekli bir zorlanma, bir kuruntu, bir sinirlilik göze çarpıyordu. Heyhat! Zavallının büyük bir derdi vardı, bu da sonradan anlaşıldı./.../ Esmerlerde görülen bir solgunluğu olan bu yüzün tuhaf bir büyüsü vardı. Siyah gözlerinin ateşli bakışından bir güç fışkırıyordu. ‘Hep yenmek için yaratılmış bir utkun kadın’ gibi görünüyordu. Kibirli, üstelik bazen küstah bir hali vardı.” (Ecinniler, s: 104.)
♦♦♦
Böyle anlarda niçin hep mahzun oluyorum? Bunun sırrını bana anlatın, bilgin adam. Sizi gene gördüğüm zaman mutlu olacağımı düşünüyordum hep, Tanrı biliyor, ama işte, size olan bütün sevgime karşın, şu dakikada gene mutlu değilim.” (Ecininler 106.)
♦♦♦
“Yüzü kızgındı, yüzüme baktı. Söze önce onun başlamasına şaştım. Başka zamanlar, ona konuk gittiğimde (ki elbet pek seyrek) bir köşeye çekilip oturur, asık bir yüzle yalnızca benim sorularıma cevap verirdi, ta neden sonra kendiliğinden konuşmaya başlardı. Dahası var, kendisine hoşça kal deyip de gideceğiniz zaman hep hırçın bir tavır takınır ve size kapıyı bir düşmanından kurtuluyormuş gibi bir davranışla açardı. (Ecininler,s: 135.)

Dostoyevski’nin değişik kitaplarından alınan aşağıdaki paragraflara bakıldığında ,yukarıda vurgulandığı gibi, yarattığı hemen tüm kahramanları Sara (epilepsi ) hastasıdır. Bu eserler dikkatlice okunup incelendiğinde “sara hastalığı”nın aynı insanda birden çok kişilik (iyilik meleği, şeytan, canavar, devrimci, sapık, mazlum, vb) yarattığı çok açık görülür. Sara hastalarında ‘aşırı bir dindarlık’ ve buna paralel bir ‘şehvet düşkünlüğü’ olduğu da konunun uzmanları tarafından kaydedilmiştir. Gerçekten, Dostoyevski’nin romanlarından yapılan aşağıdaki alıntılara bakıldığında, söylediklerinde ve yazdıklarında peygamberane bir damar ve vurgu bulunmaktadır. Ancak, çeşitli kaynaklara dayanılarak, dindar saralının bir de ahlaksız olduğu ileri sürülmüştür. Epilepsi orotiteleri, sara hastalarındaki dinsel eğilimin sapkınlık ve acımasızlık gibi utanç verici davranışlarla birlikte ortaya çıkıtığını ileri sürmüşlerdir. “Zavallı saralı bir cebinde dua kitabı var; Efendimiz sözü dudağından hiç eksik olmaz ama içi bayağılıkla doludur.Dostoyevski’nin, sara hastalığının insan yeteneğini geliştirdiğini, hayal gücünü genişleterek olumlu etki yaptığını iddia ettiği kaydedilmiştir. Oysa, Dostoyevski’nin eserlerini inceleyen bazı yazarlar, yazarlık yaşamı otuz yıl süren Dosytoyevski için, aynı bedende Tanrı ile hayvan bir araya gelmiştir. İçindeki ölüm canlandıkça Tanrı’ya sığınıyordu ve hayvan yaşadıkça, Dostoyevski bir şehvet düşkünü oluyordu," şeklinde ifadeler kullanmışlardır.

Prof. Dr. Yalçın Küçük, “ Dostoyevski’nin romanlarında, kahramanların sözlerinden, Dostoyevski’nin kendisini, anlamış oluyoruz, ”demiştir.
Sık sık epileptik nöbetler geçiren, 19. yüzyılın en ünlü epilepsi hastası ve insanlık tarihinin belki de en derin roman yazarı İbrani asıllı Rus Yazarı Fyodor Dostoyevsky, “nöbet öncesi ”,nöbet anı” ve “nöbet sonrası” geçirdiği düşünce karmaşası, heyacan, korku, bunalım, şehvet, ruhsal ve bensel çöküntü hallerini yansıtırken - farkında olmadan ama belki de bilinçli olarak- insanlık tarihine ve özellikle İbrani mitolojisinin temel dayanağı olan “ mucize” olgusuna da ışık tutar, aslında. Dostoyevski’nin kitaplarını okurken onun sanatçılığı, dahi bir psikoloğun yüksek becerisini, bir düşünürün derin düşünselliğini, düş gücü sınırsız bir idealistin ve bir gazete yazarının büyük coşkusunun birarada golduğunu hayranlık ve saygı içinde duyumsarız. Dostoyevski’nin sara hastası roman kahramanlarından bazılarının “ nöbet öncesi” ,nöbet anı” ve “nöbet sonrası” hallerini anlattığı paragraflardan birkaç örneği buraya alıyorum. Sadece bu birakaç alıntı bile Dostoyevski’nin sara hastalığı konusunda ne kadar derin gözlemleri ve bilgisi olduğu çok açık görülür. Nitekim, sara hastalığı konusunda kendisinin kendisi hakkında tuttuğu notlar bugün bile epilepsi hastalığının tedavisinde ve hastaya yaklaşımında yol gösterici olduğu konun otorleri tarafından kaydedilmiştir.
cebe isimli Üye şimdilik offline Konumundadır   sendpm.gif Alıntı ile Cevapla
Yukarıdaki Mesaj için Yandaki 32 Kullanıcı cebe'e Teşekkür Ediyor...