Forum - Ana Sayfa Takvim S?k Sorulan Sorular Arama

Zurück   Sivas - Sivaslilar.Net - Sivashaber - Sivasforum - Sivasların En Büyük Buluşma Merkezi - Yiğidolar > Arşiv
SİTE ANA SAYFA Galeri Kayıt ol Yardım Ajanda Oyunlar Bugünki Mesajlar

Arşiv Güncelliğini Yitirmiş Konular



Son 15 Mesaj : Atatürk'ün Çocukluğu'na Ait Hikayeler           »          Şehzade Osman           »          Hatıra defteri           »          Antilop İle Akrebin Dostluğu           »          Karagöz İle Hacivat Konuşmaları 2           »          Sitemizin Ozanları           »          SEVDİM İŞTE....           »          NEFRET ETTİM İŞTE!!!!!           »          AFORİZMALAR (SAÇMALAMLAR)-1           »          SEÇKİNLER/SEÇİLMİŞLER DÜNYASI           »          Hatalarımızdan Dersler Alabilmek Ümidiyle.           »          Araf Suresi 172-173. Ayetler.( Ben Sizin Rabbiniz Değil Miyim)           »          İnancımızı Kullananların Artık Tuzağına Düşmeyelim.           »          ULAŞ-Yapalı           »          TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR PAYLAŞIMAZ
Konu Kapatılmıştır
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 07.03.2008, 12:08   #1
fertelliyim
Usta Yiğido
 
fertelliyim - Ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
fertelliyim Şuan fertelliyim isimli Üye şimdilik offline Konumundadır
Son Aktivite: 02.10.2011 17:21

Üyelik Tarihi: 12.12.2007
Yaş: 51
Mesajlar: 1.253
Tecrübe Puanı: 759 fertelliyim BU GIDISLE COK MESHUR OLACAK
Standart MEVSİMLERİN AŞKI

Her ay, on ikisi birden, birbirine candan bağlıymış. Her biri birbiriyle arkadaşmış ve her üç ay bir evde kalırmış. Aralık, Ocak, Şubat beyazı çok severmiş ve kış evinde kalırmış. Mart, Nisan, Mayıs çiçeğe, kokuya düşkünmüş ve bahar evinde kalırmış. Haziran, Temmuz, Ağustos kavurucu sıcakların vazgeçilmez üçlüsüymüş ve yaz onların eviymiş. Eylül, Ekim ve Kasım da yağmura ve Sarıya hayranmış ve sonbahar evinde kalırmış.

Her ay birbirini çok severmiş de onlardan ikisinin sevgisi hepsininkinden farklıymış. Eylül ve Mart’ın sevgisi… Onlar hep birbirin hasretiyle yaşarlarmış, ve bir gün aynı evde kalabilmeyi hayal ederlermiş. Her sabah birbirlerini görebilmek için süslenirlermiş ama bunun olamayacağını da adları gibi bilirlermiş.

Onlar sevdalıymış ya birbirlerine, aşklarını küçük gören aylar da varmış. “Bu bir kara sevda, yani imkansıza eş değer.” deyip onları hep üzerlermiş. Mayıs, Mart’ın ablasıymış ve Mart’la Eylül’ün arasına hep başka ayları sokarmış kavuşamasınlar diye.

Bir gün Nisan dayanamamış bu iki aşığın haline. Kavuşamayacaklarını bilirmiş ama yine de bunlara bir şans ermek istemiş. Mart’a gitmiş. Mart kırk gündür ikindi vakitlerinde hep ağlıyormuş. Nisan, Mart’ı görünce daha da üzülmüş ve;

-“Sen Eylül’e hediyeler hazırla, ben, onları senin adına ona götüreyim.” Demiş. Çiçekler açmış Mart’ın gönlünde. Ve her şey yeniden başlamış Mart için.

Ve hazırlıklara başlamış Mart.

-“Madem buluşamıyoruz, madem kavuşamayacağız; ona en güzel çiçekleri hazırlayacağım, en güzel kokuları ben göndereceğim. Benden alacak Eylül’üm hasret kaldığı yeşili.” demiş.

Sonra rica etmiş Mart toprağa şöyle yemyeşil bir elbise biçmesi için. Toprak kıramazmış Mart’ı hiç. Hemen hazırlıklara başlamış. Önce Mart’ın dertten grileşmiş, bulutlu saçlarını yıkamış, taramış. Masmavi saçları ortaya çıkıvermiş Mart’ın. Sonra toprak mis kokulu çiçekler takmış Mart’ın mavi saçlarına. Ardından da yemyeşil bir elbise biçmeye başlamış. Toprağın yardımcısı ağaçlar hemen yeşermiş, yeni yeni filizler fırlamış topraktan.

O zamanlar bir millet varmış ki hep zaferden zafere koşar, toprağına toprak katarmış. Ama Mart, Eylül’e aşık oldu olalı bu topraklara, Ergenekon’a, uğramazmış. Mart’a küsen insanlar, Mart’ın gezip dolaştığı yerlere gitmeye karar vermişler. Ama önlerinde kocaman Ergenekon varmış. Gitmelerini istemiyormuş Ergenekon. Bu haberi alınca birden demirleşmiş Ergenekon’un gönlü. Hüzünden, kederden, hasret acısından…

Ama karar verilmiş. Ergenekon insanı, Türk insanı, ateşler yakmış Ergenekon’un bağrında. Günlerce gecelerce yanmış bu ateş. Ateş yandıkça da Ergenekon’un gönlü erimeye başlamış.

Ergenekon’un erimeye başladığı sabah, toprak da bitirmiş Mart’ın Eylül’e hediyesini. Ona sürpriz yapmak için gitmiş ve onun yatağının ucuna mis kokulu, yemyeşil bir elbise bırakmış. Mart, bu güzel kokuyu alınca uyanmaya başlamış. Ve gözlerini aralamış.

Mart gözlerini yeni bir sabaha açarken, Türk de yeni bir güne kavuşmuş. Erimiş artık Ergenekon’un demirden bağrı. Mart yeni bir sabaha, Türk yeni bir umuda uyanmış.

Mart’ı bir heyecandır sarmış. Hediyeyi Eylül’e götürecek olan Nisan’ın gelmesini dört gözle beklemeye başlamış. Mart’ın heyecanı bütün doğayı sarmış. Mart’ın neşesi heryeri eski haline kavuşturmuş.

İşte o günden sonra Mart, her sene, yeni bir hediye hazırlar Eylül’e. Her bahar doğayı ilk günkü heyecan sarar, Türk’ü bir telaş sarar. Mart’la beraber, doğayla beraber her bahar yeniden uyanır Türk, Türk tarihi. Sanki her Mart ateşler yakılır Ergenekon’un bağrında. Dumanlar yükselir göğe doğru. Buz erir, demir taş erir. Belki Mart, her bahar, Ergenekon’da Eylül’ün aşkıyla yanar.

(ALINTI)
__________________
<<Ömür Dediğin Bir Gündür O da Bu Gündür...>>
"Her Kim Hakkımda Ne Düşünürse Allah İki Katını Versin"

[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
fertelliyim isimli Üye şimdilik offline Konumundadır   sendpm.gif
Konu Kapatılmıştır


Konuyu Toplam 1 Üye Okuyor. (0 Kay?tl? Üye Ve 1 Misafir)
 

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesaj?n?z? De?i?tirme Yetkiniz Yok

BB Code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim


WEZ Format +2. ?uan Saat: 07:22.


Powered by: vBulletin. Copyright ©2000 - 2025, Jelsoft Enterprises Ltd.

Copyright © - Bütün Haklar Sivaslilar.net'e aittir.