Forum - Ana Sayfa Takvim S?k Sorulan Sorular Arama

Zurück   Sivas - Sivaslilar.Net - Sivashaber - Sivasforum - Sivasların En Büyük Buluşma Merkezi - Yiğidolar > Arşiv
SİTE ANA SAYFA Galeri Kayıt ol Yardım Ajanda Oyunlar Bugünki Mesajlar

Arşiv Güncelliğini Yitirmiş Konular



Son 15 Mesaj : Hatıra defteri           »          Sitemizin Ozanları           »          Hangi Model Cep Telefonu?           »          Atatürk'ün Çocukluğu'na Ait Hikayeler           »          Şehzade Osman           »          Antilop İle Akrebin Dostluğu           »          Karagöz İle Hacivat Konuşmaları 2           »          SEVDİM İŞTE....           »          NEFRET ETTİM İŞTE!!!!!           »          AFORİZMALAR (SAÇMALAMLAR)-1           »          SEÇKİNLER/SEÇİLMİŞLER DÜNYASI           »          Hatalarımızdan Dersler Alabilmek Ümidiyle.           »          Araf Suresi 172-173. Ayetler.( Ben Sizin Rabbiniz Değil Miyim)           »          İnancımızı Kullananların Artık Tuzağına Düşmeyelim.           »          ULAŞ-Yapalı
Konu Kapatılmıştır
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 20.02.2008, 14:11   #1
bayatlı kenan58
Tecrübeli Yiğido
 
bayatlı kenan58 - Ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
bayatlı kenan58 Şuan bayatlı kenan58 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır
Son Aktivite: 19.02.2015 20:16

Üyelik Tarihi: 16.02.2008
Yaş: 43
Mesajlar: 363
Tecrübe Puanı: 711 bayatlı kenan58 FAZLA SÖZE GEREK YOKbayatlı kenan58 FAZLA SÖZE GEREK YOK
Standart TARIHI GERCEKLER

Karabekir'in anıları

Dine ilişkin tartışmalar, cumhuriyetin ilk kurulduğu dönemde, yoğun bir biçimde cereyan etti. Aslında, Atatürk, dinde "devrim" yapmayı düşünmedi değil. Çevresindeki bazı isimler, İslâmiyet'in bizi geri bıraktığını ileri sürüyor ve "Arapoğlu'nun yavelerinden Türkler kurtulmalı" diye düşünüyordu.

Özellikle 1923 yılında cereyan eden bu gibi tartışmalarda, dine saygılı davranılmasını savunan Kâzım Karabekir'in görüşü ağır basmıştır.

Atatürk ile arasındaki sürtüşmeleri, Karabekir'in anılarından takib edebiliriz:

"... Ankara'da yeni bir hava esmeye başladı. 'İslâmlık, terakkiye mâni imiş', 'Halk fırkası lâdini ve lâahlâkî olmalı imiş' Macarlar ve Bulgarlar gibi ufak milletler, tıpkı bizim gibi Almanya tarafında bulunarak mağlup oldukları halde, istiklâllerini muhafaza edeyorlarmış, medeniyete girmişlermiş. Türkiye, İslâm kaldıkça, Avrupa ve hele İngiltere müstemlekelerinin çoğu İslâm olduğundan, bize düşman kalacaklarmış. Sulh yapmayacaklarmış!"

10 Temmuz 1923 Ankara İstasyonu'ndaki kalem-i mahsus binası.

Mustafa Kemal Paşa: "Dini ve namusu olanlar kazanamaz, fakir kalmaya mahkûmdur. Önce din ve namus anlayışını değiştirmeliyiz. Partiyi, bunu kabul edenlerle kuvvetlendirmeli ve bunları çabuk zengin etmeliyiz."

Kâzım Karabekir: "Dinsiz ve ahlâksız bir millete hayat hakkı yok. Bu akide, bizi Bolşevikliğe götürür. Halkın asla hoşuna gitmeyecek, benim bile derin bir uçurum olarak gördüğüm bu formülü, zorla halka kabul ettirecek bir idare kurmaya gidiyorsunuz. Böyle yapmayınız. Milli birliğimiz sarsılır. Bir asalak tabaka halkın başına geçerek kanını emer."

Karabekir, Gazi'yi din karşıtı bir havaya çekmek isteyen yeni muhiti ile 18 Temmuz 1923'de karşılaştı. Karabekir anlatıyor:

"Ankara İstasyonu'ndaki kalem-i mahsus binasına gitmiştim. Mevcut azadan Tevfik Rüştü Bey 'Ben kanaatimi Meclis kürsüsünden haykırırım, kimseden korkmam' dedi. Ne konuştuklarını bilmediğim için sordum: 'Nedir o kanaat?' Tevfik Rüştü Bey yerine, Mahmut Esat (Bozkurt) cevap verdi: 'İslâmlığın terakkiye mâni olduğu kanaati! İslâm kaldıkça yüzümüze kimsenin bakmayacağı kanaati!'

...Fethi Bey (Okyar) söze karışarak gayet mütehakkim bir eda ile dedi ki: 'Evet Karabekir, Türkler İslâmlığı kabul ettikten sonra böyle geri kaldılar. İslâm kaldıkça da geri kalmaya mahkûmdurlar.'



* * *

İşte Karabekir'in cevabı: "Bir milletin asırlardan beri en mukaddes duygularını bir hamlede atabileceğine inanışınız, objektif bir görüş değil, hülyanızdır. Böyle bir harekete cüret, memlekette kanlı istibdatla başlar... Milli bir dram şeklinde neticelenir... Maddi cephemiz zaten zayıftır. Güvenebileceğimiz manevî cephemizi de düşmanlarımızın yaldızlı propagandasına kurban edersek, dayanabileceğimiz nemiz kalır? Bizi, silâh kuvvetiyle parçalayamayan düşmanlarımız, görüyorum ki, artık fikir kuvvetiyle mahvedeceklerdir. Paşam... Millet Meclisini tekbirler, salâtlar arasında açtınız. İslâmlığın en yüksek din olduğunu hutbelerle de ilân ettiniz. Şimdi ne yüzle ve ne hakla, bir kanlı maceraya atılacağız!"



* * *

19 Ağustos Pazar akşamı (1923) Mustafa Kemal ve İsmet Paşalar, Latife Hanımla birlikte Kâzım Karabekir'e akşam yemeğine giderler.

Karabekir'den dinleyelim:

"Mustafa Kemal Paşa, müthiş bir inkılap hamlesi teklif etti: 'Hocaları kaldırmadıkça, hiçbir iş yapamayız.'

-Peki ama ne olmak istiyorsunuz? dedim. Hıristiyan mı? Dinsiz mi?

Ve devam ediyor Karabekir:

"Dinle uğraşmak, bizi, daha ziyade terakkiden alakoyacaktır. Din, olduğu gibi bırakılmalı, hükûmet ne buna tesir yapmalı, ne de tesiri altında kalmalıdır... Bir çocuğa veya adama din aleyhinde telkinde bulunmak, biçarenin dimağını neşterle kazımak demektir. Din, bir milletin fertlerinin perçinidir. Dinin gevşediği yerlerde, birlik perçini de gevşemiş olur."



Atatürk'ün el yazısı

Kazım Karabekir'in anıları, Atatürk'ün, bir ara dinde "devrim"(!) yapmayı aklından geçirdiğini, bu yüzden de Meclis'i dualarla açmış, hatta, Balıkesir'de bizzat hutbe okumuş olmasına rağmen, kısa bir süre, –Türkleri geri bıraktığına inandığı için– İslâmiyet'in etkisini kırmaya çalıştığını ortaya koyuyor.

Zaten Afet İnan'ın "Medeni Bilgiler" kitabında Atatürk'ün kendi el yazısıyla din hakkındaki tesbitlerine rastlıyoruz: ".... Türkler, Arapların dinini kabul etmeden evvel büyük bir milletti. Arap dinini kabul ettikten sonra, Türk milletinin millî rabıtaları gevşedi; millî hisleri ve heyecanı uyuştu. Bu pek tabiî idi. Çünkü Muhammed'in kurduğu dinin gayesi, bütün milliyetlerin fevkinde, bir Arap milleti siyasetine müncer oluyordu... Allah'a kendi lisanında değil, Allah'ın Arap kavmine gönderdiği Arapça kitapla ibadet ve münacatta bulundular. Arapça öğrenmedikçe Allah'a ne dediğini bilmeyecekti. Türk milleti, bir kelimesinin mânâsını bilmediği halde, Kuran'ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndüler." (Medeni Bilgiler ve Atatürk'ün el yazıları- Prof. Dr. Afet İnan - Türk Tarih Kurumu Basımevi - Ankara 1969- sayfa 364-365)



Öz vatanında parya

1920'li yıllardaki tartışmaların benzerlerini halâ sürdürüyoruz. O tarihte, devrim heyecanı içinde, inançları baskı altına almayı düşünenler çıkabilir. Ama halâ insanlar "öz yurdunda garip, öz vatanında parya" muamelesi görüyorsa, Türkiye İslâm dünyası için model teşkil edemez.

Türk modeli, İslâmî hassasiyetleri hiçe sayan totaliter bir laiklik anlayışını benimsemektedir. Bu yüzden, Müslüman ülkeler ve onların halkı açısından sevimli bulunmama ihtimali kuvvetlidir.




tevfık rustu,mahmut esat bozkurt,fethı okyar gıbı o donemın bır cok onemlı kısılerın ve abdul hamıdı devırıp ulke yonetımını ele alan ıttıhat ve terakkı partısını kuranların mason oldukları belgelerde yer almaktadır bu fıkırlerı savunanlar gunumuzde hala meclıs kursulerınden ve devletın onemlı mecrılerınden ıslama saldırılarına devam etmektedırler
musluman kardesım bunları ıyıce bılelımkı dınımıze sahıp cıkalım sabır ve dua ile
__________________


şuanda yaptığımız hiçbir iş
kılınmayı bekleyen
vakit namazından daha önemli değildir


[Üye Olmayanlar Linkleri Göremez. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
bayatlı kenan58 isimli Üye şimdilik offline Konumundadır   sendpm.gif
Konu Kapatılmıştır


Konuyu Toplam 1 Üye Okuyor. (0 Kay?tl? Üye Ve 1 Misafir)
 

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesaj?n?z? De?i?tirme Yetkiniz Yok

BB Code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim


WEZ Format +2. ?uan Saat: 00:01.


Powered by: vBulletin. Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.

Copyright © - Bütün Haklar Sivaslilar.net'e aittir.