Forum - Ana Sayfa Takvim S?k Sorulan Sorular Arama

Zurück   Sivas - Sivaslilar.Net - Sivashaber - Sivasforum - Sivasların En Büyük Buluşma Merkezi - Yiğidolar > İlçelerimiz ve Köylerimiz (Sivas ilçeler) > İlçelerimiz > Gürün
SİTE ANA SAYFA Galeri Kayıt ol Yardım Ajanda Oyunlar Arama Bugünki Mesajlar Forumlar? Okundu Kabul Et

Gürün Gürün İlçesi ve Köyleri



Son 15 Mesaj : Helal Kesim Kandırmacası.           »          GEL SİVAS’I ANLATALIM           »          Sivas büyükşehir olma yolunda           »          Feshane'de Sivas Günleri           »          Sivas ellerinde kitap okunur           »          Seyyar değirmenler iş başında           »          Başkan'dan Büyükşehir Çağrısı           »          Sami Aydın'dan beklentileriniz           »          Sivas AVM'ye Kavuşuyor           »          İslamı Yaşarken Büyük Yanlışlar Yapıyoruz.           »          YILDIZELI-Üyükyaylası           »          Kur'an da Nesih Edilen Ayet Var mıdır           »          Güçlü Ve Sağlam Bir İmanın Yolu.....           »          Yatırımlar Sivas'a Gelecek           »          Sivas sıçramanın eşiğinde
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 16.09.2008, 12:05   #1
gul-i_ahmer
Usta Yiğido
 
gul-i_ahmer - Ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
gul-i_ahmer Şuan gul-i_ahmer isimli Üye şimdilik offline Konumundadır
Son Aktivite: 27.08.2010 15:43

Üyelik Tarihi: 15.09.2008
Yaş: 25
Mesajlar: 698
Tecrübe Puanı: 291 gul-i_ahmer FAZLA SÖZE GEREK YOKgul-i_ahmer FAZLA SÖZE GEREK YOKgul-i_ahmer FAZLA SÖZE GEREK YOK
Standart GÜRÜN İLÇESİ’NDE DÜĞÜN ADET VE GELENEKLERİ HAKKINDA

GÜRÜN İLÇESİ’NDE DÜĞÜN ADET VE GELENEKLERİ HAKKINDA



Düğünler, bir ulusun örf, adet ve geleneklerinin orijinal şekliyle sergilendiği, toplumsal eğlence yerleridirler. Düğünlerde, oyun havalarında, türkülerden ve manilerden, hikaye ve masallardan, cirit oyunları ve at yarışları ve diğer tüm tarihsel kökenli oyunlarının toplu olarak sergilendiği geleneksel törenlerimizdir. Bu nedenle düğünlerimiz, Türk Folklorunun ayrılmaz doğal bir parçasıdır.

Gürün ilçesine bağlı altmış iki köyü bulunmaktadır. Bu köylerimizde yaşayan insanlarımız değişik Türkmen oymaklarına mensup aşiretlere mensupturlar. Bu farklılıklar, kültürel bahçemizdeki zenginliğin bir delilidir. Türk milletini meydana getiren çeşitli kabileler ve boylar bulunmaktadır. Bugün Türkiye’de yaşayan Türk, Türkmen, Yörük, Kürt, Çerkes, Avşar gibi her biri Türk kavminin birer değerli evladı ve ayrılmaz bir parçasıdır. Türk birçok alt guruplardan oluşmuş etnik yapısı tarihinin derinliği ve kültür bahçesinin de zenginliğiyle çok çeşnili olan büyük bir ırkın ve kavmin adıdır. ışte bunun içindir ki dünya üzerinde yaşayan Türk ırkının bir kolu veya parçası olan fakat bağlı bulundukları oymak veya kabilelerinin adıyla adlandırılan aslında Türk olan fakat mensup olduğu kabilenin ismiyle anılan oymaklar ve kabileler vardır. Bu durum Türkiye’de böyledir. Sivas vilayetinde de böyledir. ilçemiz Gürün’de de böyledir. Bu nedenle, Gürün ilçesi de Türk kavminin birçok etnik kolunun yaşamış olduğu bir yöremizdir.

Gürün ilçesinde Türkmenler, (Yörük, Avşar, Karakalpak, Karapapak gibi) Kürtler ve Çerkesler yaşamaktadırlar. Bunların da kendi boylarına göre kuşaktan kuşağa aktarmış oldukları ve Türk kültür hayatının ve Türk kültürünün birer alt guruplarını oluşturan örf ve adetleri gelenekleri ve görenekleri bulunmaktadır. ışte bu örf ve adetlerden gelenek ve göreneklerden birisi de düğünler ve bu düğünlerde yerine getirilmekte olan adetler ve geleneklerdir. Bunun içindir ki Gürün ilçesinde yapılan düğünleri; Aşiret düğünleri, Çerkes düğünleri, Türkmen düğünleri olmak üç bölümde inceleyebiliriz. Bu düğünlerin birbirine göre farklı olmaları doğaldır. Bu farklılıklar çalgılarda olduğu gibi erkekli kadınlı birlikte oturma veya oynama konularında olduğu gibi birtakım adetlerde de birtakım farklılıklar göstermektedir. Bu farklılıkları ise kısaca anlatmakta elbette ilçemizin tanınması veya tanıtılması konusunda daha da iyi olacağından şüphe yoktur:

A-Aşiret düğünleri: Yöremizde Aşiret kelimesi belirli bir sülaleye denildiği gibi, kökeni Kürt asıllı olanlara da bu isim yöresel olarak verilmektedir. Gürün ilçesinde yaşayan Alevi kardeşlerimizden gerek Kürt kökenli olanlar ve gerekse Türkmen kökenli olanların birçok adet ve gelenekleri sünni olan Türkmenler gibidir. Fakat düğünlerindeki adetlerin bir kısmı değişiklik göstermektedir. Bunlardan bazıları ise şunlardır. Mesela düğünlerde kadınlı erkekli karışık oyunlar oynarlar ve genelde de Türkmen düğünlerine göre biraz daha fazla içki bulundururlar. Genelde evlenecek erkek ve kızı kendi aşiretlerinden olanlarla evlenmelerini başta olmak üzere diğer gelenekleri ve göreneklerinin birçoğu Türkmenlerinkine göre daha çok Orta Asya Türklüğünün izlerini daha çok taşımakta ve bilhassa da Eskiçağ Türk dini olan Şamanizmin etkisinin daha fazla etkisi altında kalmış olduğu yani bu döneme ait olan kültürel yaşayışın izlerinin diğer etnik guruplara göre izlerinin pek az aşınarak günümüze kadar getirmiş oldukları görülmektedir. Bu durum cenaze konusundan tutunuz da düğün merasimlerine kadar olan tüm konularda da bu şekildedir diyebiliriz...

B-Çerkes düğünleri: Gürün ilçesinin tek bir tane Çerkes köyü vardır. Bu köyümüz ise eski ismi Maraşlı olan şimdiki adı Erdoğan olan köyümüzdür. Erdoğan köyünde yaşayan Çerkesler, 1873 ve 1877 yılında yapılan Osmanlı Rus savaşının sonunda yapılan mübadele sonucundan gelerek bu bölgeye yerleşmişlerdir. Bunlar ilk önce Maraş ili Göksun ilçesi’nin Gücük Köyü’ne gelerek yerleşmişler. Sonra da her yaz mevsimi, Maraşlı Köyü ve havalisini bldikleri ve yayla olarak kullandıkları için buraya yerleşmişlerdir. Burada yaşayan Çerkesler Kafkasya’da Balkar Cumhuriyeti’nin Kabardin Bölgesi’nden gelmişlerdir. Çerkes düğünleri yöremizdeki Türkmen düğünlerinden farklıdır. Örneğin çerkes düğünlerinde “kına yakma adeti” yoktur. Düğün önceleri bunlarda bir hafta sürerken günümüzde ise ancak üç gün sürmektedir. Düğünün yapıldığı zaman kız evine veya dünürlüğe hiçbir zaman oğlanın babası gitmez. Dünürlüğe oğlanın ya dayısı, amcası veyahut dostlarından birisi gidereke dünürlük eder. Veyahut oğlanın büyük kardeşi dünürlük eder. Kızın babasından “evet” cevabını alınca hemen orada Nikah günü kararlaştırılır. Çerkesler’de şerbet içme, nişan bağlama gibi adetler yoktur. Sadece nikah günü vardır. Nikah gününde gelinlik kıza takılacak olan ziynet eşyası ve diğer hediyeler götürülür. Nikah günü kız evine giden topluluğa GUP adı verilmektedir. Bu kelime Çerkesce’de “Topluluk” demektir.

Gup Gitmek: (Nikaha Gitme) Nikaha gidecek olanlara bir gün öncesinden haber verilir. Türkmen düğünlerindeki düğün kahyasına benzeyen sözü geçerli bir kişi “Gup başı” olarak seçilir. Herkes oğlan evinin önüne toplanırlar. Ata ve arabaya binmeden önce oğlan evinden hazırlanmış olan özel şerbet orta büyüklükte bir tasın içerisinden getirilerek “Gup” başının eline verilir. Gup başı içinde şerbet bulunan bu tası iki eliyle tutarak kıbleye döner (bir eliyle tutması ayıplanır) ve düğün alayının yani Gup’un kazasız belasız giderek geri gelmesi için dua eder ve oradakiler de dua ederler. Bu törenden sonra da yola çıkarlar. Kız evine veya köyüne yaklaşınca köye yakın bir yerde dururlar. Burada mola veren düğün alayı içlerinden iki kişiyi köye kız evine Bize izin var mı? diye sormaya gönderirler. Kız evinden de iki kişi düğün alayını davet için gelirler. Nikahçılar böylece kız evine giderek misafir edilirler. Sadece bu nikaha erkekler gittiği için o gece yatsı namazından sonra kız ile oğlanın nikahı kıyılır. Misafirlere yemekler verilir. Yemekten sonra da düğün günü kararlaştırılarak o gece mutlaka oğlan evine geri dönülür. Nikaha gidenler orada yatıya kalmazlar. Bazen de düğün gününün kararlaştırılması için özel olarak da gidilmektedir.

Düğün gününde, gup alayına göre insan kalabalığı daha fazla olur ve bu sefer kadınlar da giderler. Yalnız düğün alayına giden kadınların nikah altında olmamaları lazımdır. Düğünlerde evli olan kadınlar düğün alayıyla kız evine gitmezler. Bunun içindir ki sadece düğüne kızlar gitmektedirler. Düğüne gidenler bir gece orada kalırlar ve ertesi gün gelini alarak getirirler. Ertesi gün oğlan evine gelince esas düğün buradan başlar. Kızın gelin getirildiği günün akşamı Gerdek gecesi olur. Düğünde oğlanın da kızın da ayrı sağdıçları bulunur. Kız ile oğlan gerdeğe girdiklerinin iki üç saatinden hemen sonra oğlan kızın yanından ayrılır ve sağdıcının evine giderek orada yıkanır ve orada kalır. Gelin oğlan evine girerken şeker ve para üzerine atılmaktadır. Gelinin sağdıcı da geline rehberlik eder. ıç gün düğün devam eder. Ertesi gün yani gerdek gecesinin ikinci günü çarşaf görme adeti yerine getirilir. Damata, Çerkesler “Şava” demektedirler.

Şava, evlendikten sonra annesinden ve babasından bir ay saklanır ve görünmemeye çalışır. Diğer büyüklerine de görünmemeye çalışır. Bunun içindir ki düğünün hemen ardından hemen köyden ayrılır ve bir hafta bulunduğu yerin haricinde bir yerde akrabalarının yanında gibi yerlere giderek kalır. Daha sonra da köye geri dönerek evine gelir. Ancak bundan sonra büyüklerine görünebilir. Çerkesler’de kadınların erkeklere görünmeme müddeti ise bir kızın nikahının kıyılıp da bir çocuğu olana kadar geçen süredir. Bu müddet içerisinde erkeklere görünmez. Bundan sonra erkeklere görünmeye başlar. Çerkesler’de yakın akraba evliliğinin yapılması uygun görülmemektedir. Keza kirvelik olayı da yoktur. Eğer kirve tutulacaksa kirveliğe en yakın kimse de kişinin evlendiği zaman kendisine sağdıçlık yapan kişi olarak görülmektedir.

Çerkes düğünlerinde davul ve zurna çalınmamaktadır. çerkeslerdeki düğün çalgı aletleri mızıka ve Akardion aletleridir. Düğündeki oyunlar ise erkekli kadınlı karışık olarak oynanmaktadır. Bu oyunların bir kısmı karşılıklı oyunlar bir kısmı da sıra halinde oynanan oyunlardır. Düğünlerde oynanan oyunlardan bazıları ise şunlardır:

1- Kafe: Karşılıklı olarak ve erkekli kadınlı olarak oynanmaktadır.

2- Vuk: Kadınlı ve erkekli olarak eller tokalı bir vaziyette karıık olarak oynanmaktadır.

3- Şeşen: Bu oyun da yine erkekli ve kadınlı olarak karşılıklı oynanır ve döne döne oynanan bir oyun türüdür.

4- Kazaska Oyunu: Bu oyun türü oldukça hareketlidir ve hareketli olduğu kadar da hem hareketli bir şekilde oynanır ve hem de dönülür.

5- Vukkerey Oyunu: Bu oyun türü ise düğünlerde oyunların en sonuncusu olarak oynanmaktadır. çerkes oyunlarının hepsi de Kafkasya oyunlarıyla tamamen aynı benzerliktedir.

C-Türkmen Düğünleri: Türkmen kelimesi yöremizde kökenleri oğuzlara dayanan ve oğuzların boylarından olan ve boyların soylarından oldukları bilinen Türk kökenli aşiretlere kabile veya sülalelere verilen bir ad olduğu kadar. Yöremizde aleviliği benimsemiş Türklere de bu isim verilmektedir. Bunun yanı sıra Kafkasya’dan ve ahıska’dan ve Erzurum veya Kars bölgelerinden gelen Türk boylarına mensup sülalelere de bu isim verilmektedir. Türkmen düğünleri Çerkes düğünlerine ve aşiret düğünlerine benzemekle birlikte bu düğünlerden farklı olan tarafları adet ve gelenekleri bulunmaktadır. Türkmen düğünlerinin vazgeçilmez unsuru çalgı olarak davul ve zurnadır. Düğünlerde oynanan oyunlar ise oldukça çok ve değişik türdedirler. Türkmen düğünlerinde oynanan oyunlarda ve adetlerinde Türk kavminin eski çağdan beri kültürel yaşayışının ve her türlü tarihi ve mitolojik bütün izlerini yansıtan izlerini ve bugüne kadar Orta asya’dan günümüze kadar sürdürüle gelmiş olan adetlerini ve de geleneklerini görmek mümkündür.

Yöremizdeki düğünler bundan daha on on beş yıl öncesine kadar en az bir hafta sürmekte ve davul zurnalar da bir hafta müddetince çalmakta idi. Aradan zaman geçtikçe de bu zamanlar kısaldı ve günümüzde bu zaman üç güne hatta daha da az bir zamana sığdırılmaktadır. Yöremizde genelde düğün Cuma günü kurulur. Yani bayrak kaldırılır. Cumartesi günü kına yakılır. Pazar günü de gelin indirilir ve böylece düğün de sona erdirilmiş olur.

Yöremizde daha düğün kurulmadan önce birtakım ön çalışmalar yapılmış olmaktadır. Bu çalışmalar ise dünürlük etme, kız beğenme, görücü gitme, yağlık bağlama, nişan takma, gelin görmeye gitme, bayramlık gitme, küçük şerbet, büyük şerbet içme gibi her birisi ayrı ayrı bölümlerde anlatılacak kadar geniş olan bu çalışmalardan sonra ancak düğün yapılabilmektedir.

Bunun için, yöremiz düğünlerinin nasıl yapıldığının anlaşılması için kız ile oğlanın nişanlanmasından düğünleri yapılan zamana kadar ne gibi aşamalardan geçmiş olduklarını kısa kısa bölümler halinde anlatmakla bu konuda gereken bilgiler verilmeye çalışılacaktır..



GÖRÜCÜ GİTMEK (Dünürlük Etmek):



Evlenmek veya evlendirmek deyimleri yöremizde, bekar olan kimselerin(erkek veya kadın)karşı cinsten birisiyle hayatlarını ölünceye kadar birleştirmesi anlamında kullanılmaktadır. Burada “ev” kelimesi “eş” anlamında kullanılmakta ve “evlendirme”, “eşlendirme” olarak anlaşılmaktadır. Bir ailenin bekar oğlunu ya da kızını evermesi, eskiden bir dert olarak yani zor bir iş olarak değerlendirilirdi. “Kimin kızını alalım? Ele avuca sığabilen, huyu huyumuza, suyu suyumuza uygun bir kızı nereden bulalım”gibi endişeli ümitlerle bekar oğlan anaları, işi gücü bırakıp, o düğün senin, bu düğün benim, bekar oğulları için düğün düğün, kendilerine uygun olan bir gelin adayı kızı ararlardı. Kızı beğendi mi, bir de hamamda görmek isterlerdi. Akça pakça, kusursuz güzel olması gerekirdi. En önemlisi de, ailenin soyu sopu belli, ahlaklı bir ailenin kızı ile evermek, şanlı şerefli bir düğün yapmak oğlan analarının en başta gelen isteği ve arzusuydu. Bu gelenek dışında, başka sebeplerle, ananın, babanın rızası dışında everilmek yöremizde uygun görülmezdi. Everilme çağına gelmiş kız ve ergen oğlanda aranan şartlar, birbirine denk ve uygun olmaları, kurulacak yuvanın sağlam temeller üzerine oturtulmasıydı. Her iki tarafın da istediği şeyler; insan fıtratına yakışan vasıflara sahip olmalarıydı. Özellikle gelin olacak kızda şu vasıflar aranırdı: Her şeyin üstünde iffetli olması ve Cidağı (yani dik kafalı, inatçı) olmamasıydı. Bir başka aranılan özellik; gelin adayının çemkürgen (her şeye karşı çıkan, olur olmaz şeyleri konuşan), olmamak, sırtarıcı olmamak), evcimen olmak (eli işe yatkın, becerikli) olmak. Eli uzun ve sakar olmamak, dedikoducu ve gıybet sahibi olmaması, kayınbabasına ve kaynanasına saygılı olması gibi özelliklerdi. Dile, ele, hele sağlamlık iffet ve namus ölçüsü olarak kullanılmıştır. Diline, beline sağlam olmayanın insanlık ölçüleri zayıftır, güvenilir olmaktan uzaktır. Saygılı bir gelinin ölçütü, yapmış olduğu hizmetleri gönül isteği ve seve seve yapmasıydı.

Evlenecek erkekte aranılan vasıfların en başında onun aklı başında ve oturaklı, baba malına güvenmeyen, hazıra konmayan kazancının kıymetini bilen, içkisiz, kumarsız, zinadan uzak duran, evinin yolunu bilen, evini ve kendini geçindirebilen bir sanat veya işe sahip olan, sanatının kıymetini bilen ve onu hor görmeyen, ehli kamil, ahlaklı, merhametli, tutuğunu koparan birisi olmaktır. Bu vasıflardan herhangi biri bulunmadığı takdirde, oğlan anası hiçbir kapıya oturamaz, hiçbir kız ailesi de ona kız vermezlerdi. “Bizim, oğlunuza verecek kızımız yoktur. Allah kısmetini başka kapıdan versin diye geri çevrilirdi. Görülüyor ki, kızda ve erkekte aranılan vasıflar, soyluluk gösteren toplumsal ve şifahi bir töreye bağlıdır. Eski düğünlerin hareketli çağlarında, kız alıp vermek, tümü ile ebeveyne (aile büyüklerine) aitti. Özellikle kız evladın ne düşündüğü, isteği, reyi hemen hemen söz konusu değildi. Anaya babaya karşı daima saygılı olur, rıza gösterilirdi. Kadere razı olurdu. Eskinin aile terbiyesi ve görgüsü buydu. Dini inanç ve geleneklerin güzel ve insancıl olanları yanında, insan haklarını kısıtlayan, özellikle kadın hayatını etkileyen töre ve törenlerin, alışkanlıkların, toplumda ve ailede çoğu zaman derin yaralar açtığı da olmuştur. Bu olumsuz etkileri, hayatın her safhasında, hukukta, mirasta en büyük hak erkek evladındır. Erkek evlat, eski aile yapımızda öz, kız (sanki) üvey evlat sayılırdı. Örneğin erkek çocuklar okullara gönderilirken, kız çocukları gönderilmezlerdi. Bugün bile bu düşünceyi yaşatan aileler vardır. Erkek çocuğun dünyaya gelmesi, aileye bir şenlik bir mutluluk havası getirir, doğum töreni bile başka olurdu.

Artık günümüze erkek ve kız evlat arasındaki bu farklı davranma veya düşünme alışkanlıkları büyük ölçüde kalkmış durumdadır. Yöremizde evlenme yaşları kızlarda 17, erkeklerde ise 15’dir. Bu belirlenmeler kesin değildir. Daha aşağı ve yukarıda olabilmektedir. Evlenmelerde kız ve erkekler arasında anlaşmak, uyum sağlayabilmek son yıllarda gelenek haline gelmiştir. Yani eskinin “Kızı kendi isteğine bırakırsan ya davulcuya varır ya da zurnacıya” anlayışı tamamen yıkılmıştır. Bu nedenledir ki genç kızların yıllar önce halaylarda söyledikleri:

“Fasulye fasıl olur

Yemesi nasıl olur

Ver baba sevdiğime

Gör geçim nasıl olur.”

Sızlanmaları artık eskilerde kalmıştır. Artık genç kız bir delikanlıyla anlaşmışsa; kız babası “damadının davulcu ya da zurnacı” olup olmadığına bakmazsın kızını verebilmektedir. Genç kızlar ve delikanlılar çeşme başlarında, çapa tarlalarında, düğünlerde, birbirlerini iyice tanıyarak anlaşabileceklerine inandıkları zaman delikanlı durumu annesine dolaylı yollarla anlatır. Zaten oğlunun davranışlarını yakından izleyen anne bu anlatıştan gerekli sonuçları rahatlıkla çıkarıp babaya aktarır. Anne, baba ailenin diğer büyükleri alacakları kızın terbiye, görgü ve hizmet yeteneklerini uzun uzun aralarında tartışırlar.

Yöremizde yetişkin oğlu olan anne ve baba bilhassa da eğer çocuğu askere de gidip gelmiş ise, onunla artık evlenecek çağı gelmiş olduğunu düşünerek yetişkin olan oğlanın anne ve babası çocukları için uygun bir kız aramaya başlarlar. Bu arada kendi akrabaların da münasip bir kız arayarak kendilerine haber iletmesini söylerlerdi. Böylece aranılan ve kendi ailelerine adet, gelenek ve göreneklerine uyabilecek ve kendileriyle uyum sağlayacağına inandıkları bir kıza önce onu görmek amacıyla görücü gidilir. Tabii ki, evlenecek olan oğlana da haber verirler. Eğer oğlan kızı görmüş ve beğenmiş ise, o zaman annesine ve ablasına ya da yengesine kızı beğendiğini söyleyerek anne ve babasının dünür gidebileceklerini söyler. Bunun üzerine oğlanın annesi kendi yakın akrabasından çok iyi konuştuğu bir kadınla veya yanında götürdüğü kızı veya geliniyle kız evine giderek o arada, kızın tutumunu ve annesinin durumunu ve ailesinin durumunu öğrenir. Böylece kendine göre araştırmasını tamamlamış olur. Kızın ailesinin ve kızın durumunu öğrenince durumu ima yoluyla kızın annesine açmaya çalışır. Burada muhatap kızın annesiyle oğlanın annesidir.

Kız kendi düşüncelerine uygun ise ağız yoklamak için kız evine zaman zaman ziyaretler düzenlenir. Kız babasının kızını vermeye taraftar olup olmadığı araştırılır. Kız babası ilk defalar bu ziyaretler sırasında “Benim kızım daha çocuk”, “Hele kardeşi askere gitsin gelsin” gibi sözlerle kendini biraz naza çeker. Hemen “evet” diyemez. Ancak oğlan tarafı işin peşini bırakmaz. Aile büyüklerini, hatırı sayılır kişileri, kız tarafına göndererek kız babasını razı etmeye çalışır. Kız tarafının tavırlarında bir yumuşama olursa oğlan tarafı eskiden; “Falanca gün heybeyle geleceğiz” diye duyuruda bulunurdu. O gün geldiğinde oğlan tarafı, bir heybenin içine çay, şeker, sigara yemeni, çörek/kete gibi şeyleri koyarak akşam kız evine giderdi. Bu ziyaret sırasında havadan sudan şeyler konuşularak, çay içilirdi. Hoş-beş edildikten sonra ilk sözü açacak kadın ev sahibine (kızın annesine) yönelerek “Bize niye geldiniz diye sormayacak mısınız?” der. Bunun üzerine ev sahibi (kızın annesin) “O da ne demek? Misafire niye geldiniz denilir mi? Diye cevap verir. Eğer uygun görülürse oğlan tarafına evet olacak bir haber gönderilir. Eğer kız tarafı kızını vermeye niyetli değilse oğlan tarafının heybesini içindekilerle birlikte ertesi gün geri gönderir yok eğer verme taraftarı ise heybeyi geri göndermez. Birinci heybede olumlu sonuç alan oğlan ikinci defa heybeyle gider. Bu heybede de pişirilmiş tavuk, çay, şeker, yemeni, çorap, sigara gibi şeyler götürülür. İkinci heybeye oğlan tarafı ve kız tarafı kendi akrabalarını, yakınlarını ve aile büyüklerini davet ederler. Davetliler kız evinde toplanırlar.



SÖZ KESME (Nişan) YAĞLIK BAĞLAMA:



Oğlan tarafı, kız tarafından “evet” cevabını aldıktan sonra (her iki taraf için de) müsait bir zaman da “dünürlük açmaya” gelirler. Bu misafirlikte oğlan tarafının yakınları da bulunur. Oğlan tarafı erkekli-kadınlı hep birlikte kız evine gelirler. Burada hoş-beşten sonra esas mevzu olan dünürlüğe gelinir. Toplantı da konu bir yaşlı tarafından ortaya atılır. Zaten bir kız tarafı, kızlarını vermeye niyetli olduklarından “Ne diyelim kısmet ne ise öyle olsun” ya da “Allah yazdıysa olur. İnşaallah hayırlı olur.”, “Komşular ne diyorsa öyle olsun” diyerek kızını verdiğini anlatmış olur. Bundan sonra orada bulunanları “Allah hayırlı uğurlu etsin” der. Kız babası ile oğlan babası sakallaşır yani birbirlerini kucaklayarak öpüşürler. Kız alıp-verme işlemi bittikten sonra hemen şerbet hazırlanır. Şerbet, su içine şeker ilave edilerek hazırlanır. Şerbet hazırlandıktan sonra gençlerden bir şerbet dolu helkeyi odaya getirir. Helkenin üzerinde bir bez örtülüdür. Şerbetçi elinde kulplu bir maşrapa alır ve: “Tas geçmiyor, şerbet donmuş” diyerek töre ister. Oğlan tarafı şerbetçiye belli bir bahşiş verir. Bunun üzerine şerbet bardaklara konularak orada bulunanlara ikram edilir. Şerbeti içenler “Allah hayırlı, kademli eylesin” dileklerinde bulunur. Bu şerbete “el şerbeti” adı verilir. Ayrıca yeni nişanlılar da şerbet veren şerbetçi, onlardan da bahşiş alır. Şerbetin içilmesinden sonra kız tarafının hazırladığı yemekler yenilir. Artık nişanlanan genç kız yanına bir kız arkadaşını alarak odaya girer ve odada bulunanların ellerini sırasıyla öper. Nişan yüzüğü de bu arada kızın parmağına takılır. Yöremizde nişanlanan kızlara gelin kız denir. Ta ki düğün yapılıncaya kadar. İkinci heybeden sonra kız ve oğlan tarafı büyük şerbet için bir gün kararlaştırırlar. Kararlaştırılan zamandan bir kaç gün önce oğlan tarafı gelin kızlarını şehire götürerek elbise, ayakkabı, saat, küpe, bilezik, kolye veya altın para gibi süs eşyaları alınır. Ayrıca oğlan tarafı gelin kızın annesine, dayısına, teyzesine, halasına, amcasına, kardeşlerine ve yakın akrabalarına yol alırlar. Yolluk çeşitli giyecek eşyalarından oluşur. Büyük şerbete yapılacak yemekler içinde ayrıca malzemeler alınır. Büyük nişan veya büyük şerbet için kararlaştırılan gün için (eskiden) davul ve zurna çalınırdı. Nişan gününden bir gün önce oğlan evi tarafından kız tarafına kına duvarı ve yiyecek malzemeleri gönderilir. Ayrıca kız tarafına “hediyelik davar” göndrilirdi. Oğlan tarafından bir erkek ve iki kadın gider. Bunlar kız evinde kına davarının kesilmesi ve yemeklerin hazırlanması işini yerine getirirlerdi. Kına davarının gönderilmesinden sonra kız ve oğlan tarafından birer kadın köyü gezerek evlere okuntu dağıtırlar; "yarın nişanımız var buyurun” derlerdi. Nişan günü oğlan evinin önünde, davul zurna çalınırdı Bu arada kız evine okuntu getirilir. Eski yıllarda yöremizde “Okuntu” (verilen hediye) yerine yemek yapmada kullanılacak süt, yoğurt, bulgur, fasulye, patates, şeker gibi şeylerdir. Oğlan tarafına ise okuntu olarak çeşitli hediyeler ve para getirilir ve bunlar nişan yerinde takı takılırdı. Kız evine gitmeden önce oğlan tarafı kendi akrabalarını davulla evine davet eder. Davetliler tamamlandıktan sonra nişancılar kız evine doğru yola çıkarlar. Köy delikanlıları ve genç kızları türkülerle ortalığı çınlatırdı. Yol boyunca davul zurna oyun havaları çalardı. Nişancılar kız evine vardıklarında kız tarafı evin kapısını kilitlenir. Oğlan tarafından töre alındıktan sonra kapı açılırdı. Bu gelenek düğün esnasında da uygulanırdı. Erkekler ayrı, kadınlar ayrı odalarda otururlar önce nişana gelenlere çay verilir. Ve yemek hazırlıklarına başlanır ve sofralar kurulur. Yemekler kazanlarda pişirilir ve küçük kaplara bölünerek sofralara dağıtılır. Yemek bölünmeden önce yemeği hazırlayan kadın “çömçe geçmiyor” diyerek bahşiş alır ve yemekleri dağıtmaya başlar. Yemekler çorba, köfte (sulu), bulgur pilavı, komposto, yoğurtlu mantı, sütlaç gibi şeylerden oluşur. Yemeklerini yiyenler “İki başlı da hayırlı kademli olsun” temennisinde bulunurlar. Bundan sonra yapılacak iş kadınlara aittir. Gelin kız daha önceden bir kız arkadaşının evinde genç kızlar tarafından süslenir. Kız evinde bulunan kadınlar ve damat adayı davul-zurnayla kızın bulunduğu eve doğru yola koyulurlar. Evin önüne gelindiğinde gelin kızın arkadaşları kapının töresini alarak gelenleri içeri alırlar. Damat adayı gelin kızın koluna girerek dışarı çıkarır kapıdan çıkışta dışarıda bulunanlar tarafından alkışlanır. Damat adayı ve gelin kız köyün içinde dolaştırıldıktan sonra kız evinin önüne gelinir. Ortaya iki sandalye konulur ve genç nişanlılar oturduktan sonra etraflarında çeşitli halaylar çekilir. Bu arada hazırlanan kına nişanlıların ellerine sürülür ve genç kızlarla çocuklar “ele çalması sevaptır” diye gelin kız kınasından bir parçacıkta olsa ellerine sürmek yarışına girerler. Genç delikanlılar, bize de nasip olur inşaallah dilekleriyle nişan da içilen şerbet bardakları çalınmaya çalışırlardı.

Halayların çekilmesinden sonra, gür sesli ve bu işlerde tecrübeli bir kadın herkesin görebileceği ve duyabileceği şekilde yükseksesle “gelin kıza” getirilen takılar herkese duyurmaya çalışır: “Gelin kızın kayın babasından bir beşi birlik veya beş bilezik kaynanasından bir kolye” veya “Falancadan bir elbiselik, filancadan şu kadar para diyerek takılan takıları bildirdikten sonra büyük şerbet veya büyük nişan sona erer ve herkes evlerine dağılırdı.

Yöremizde nişan süresi genellikle 6-7 ay veya 1 yıl olabilmektedir. Nişanlılık süresince nişanlılar rahatlıkla birbirlerini görebilir. Bu, doğal olarak karşılanır. Nişandan sonra oğlan babası zaman zaman kız evine giderek başlık parasını belirler. Başlık parasına yöremizde süt hakkı denilir. Süt hakkı kız tarafının tutumuna bağlıdır. Kız babası hiç süt hakkı almayabilirdi. Bu adet günümüzde tamamen ortada kalkmış durumdadır. Yöremizde ayrıca kız annesi “ana donluğu” gibi bir miktar para isteyebilirdi. “Ana donluğu” elbiselik, altın gibi şeyler olabilirdi. Kızın, kardeşi de kardeş yolu alabilir. Kardeş yolu ise genelde para olduğu gibi, bir silah veya başka bir nesne de olabilirdi.

Dünürlük işini ya köyün veya mahallenin imamı ya da bu iş içinn görevlendirilen oğlan tarafını temsil eden bir kimse tarafından açılır. “Allahü Teala’nın emri, Hz. Peygamberin kavliyle kızınız filanı, oğlumuz filan için istiyoruz” der. Bunun üzerine kız tarafının vekili olan kimse ya da toplumdaki en yaşlı kimse “Allah hayırlı uğurlu eylesin. Allah başa kadar sürdürsün. Mademki, Allah’ın ismiyle istiyorsunuz biz de verdik gitti” diye cevap verince hemen orada bulunan bir kişi köyün veya mahallenin imamı veyahut dini konularda az çok bilgisi olan bir kişi dua eder ve oradakiler de “Amin” derler. Herkes birbirine “Hayırlı uğurlu olsun” temennisinde bulunurlar. Bunun ardından da oğlan tarafından getirilmiş bulunan tatlılar yenmeye başlanır. Bunun ardından da kız tarafı çay pasta gibi yiyecek içecek şeyleri ikram ederler.

Eğer nişan yapılacaksa nişan yüzüğü takılır ve öylece durulur. Sonra şerbet içilir. Bu durumda da kıza bir cumhuriyet altını takarlar ve parmağına da yüzük takarlar. Bunun yanı sıra da gelinlik kıza tepeden tırnağa olacak şekilde elbiseler gibi hediyeler alınır. Bunun adına Yağlık Bağlama adı verildiği gibi nişan da denmektedir. Yöremizde nişan demek; herhangi bir şeyin herhangi birisine ait olduğunu belirlemek için herhangi bir şeye veya herhangi bir yerine iz, işaret gibi bir şeylerin konması demektir. Eğer ileride büyük bir masrafla nişan işi yapılacaksa ki buna şerbet içme de denmektedir. Bu ilk olarak yapılan nişana küçük şerbet adı verilir. Veya buna yağlık bağlama adı verilir. Yok eğer şerbet ile nişan bir arada yapılacak ise oğlan tarafı önceden gelirken daha hazırlıklı gelir ve yine yakınları da hazırlıklı gelirler. ıki nişan bir arada yapılır. Yok eğer bu ilk dünürlük işiyle sadece yağlık bağlanıyorsa kız evinden ikram edilenler yenilip içildikten sonra büyük şerbet veya nişan için gün kesilir yani hangi gün yapılacağı kararlaştırılarak kız evinden ayrılarak oğlan evine gelinir. Böylece ilk nişan ya da yağlık bağlama olayı bitmiş olur.

Büyük Nişan (Büyük Şerbet): Kız ve oğlan tarafının kararlaştırmış oldukları günün akşamında her iki taraf da birtakım hazırlıklar yapılır. Ve her iki taraf da kendi yakınlarını ve komşularını bir gün önceden yarın şerbet içeceğiz buyurun diyerek haber verirler. Şerbetin içileceği gün oğlan tarafının yakınları oğlan evinde kız tarafının tarafı da kız evinde toplanırlar. Oğlan tarafı akşam namazından sonra kalkar kız evine gider. Burada yine hoşbeşten sonra yine dualar okunur ve tatlılar yenir. Kız evinin yemek verdiği de olur. Bu arada da kadınlarca gelinlik kız için götürülen hediyeler takılmaya başlanır. Erkekler de kendilerine göre uzatılan tepsiye para olarak hediye verirler. Zaten bu şerbete oğlan tarafından yakınları hazırlıklı gelmişlerdir. Kimisi altın olarak hediye getirirken kimisi de elbiselik ve diğer hediyelerden götürürler. Oğlanın babası da gelinlik kızın hemen her şeyini yine tepeden tırnağa denecek şekilde görür ve bu arada da durumuna göre beş on-on beş veya daha fazla cumhuriyet altını veyahut bilezik alarak gelinliğinin koluna takarlar.

Oğlan tarafı bu hediyelerin yanında bir torba da çay şekeri alarak kız evine getirmiştir. Bu şeker ile kız evinde şerbet yapılır ve bu toplantıya katılanlara ikram edilir. Bu şerbetten iki sürahi doldurularak bir kenara bırakılır ve oğlan tarafı giderken bu iki sürahiyi oğlana götürürler. Şerbetler içildikten sonra kadınlar tarafından gelinlik kıza hediyeleri takılır. Buna takıntı adı verilmektedir. Bu takılar takılırken bu işi becerebilen genç bir kadın eline bir tepsi alır ve bu verilen hediyeleri alır. Kim ne verdi ise bunu da yüksek sesle söyler. Bu hediyeler içinde tepsiye atılanlar arasında para da olur. Bunlar yapıldıktan sonra da birtakım eğlenceler düzenlenir. Kadınlar kendi aralarında erkekler de kendi aralarında birtakım sohbetler yaparlar. Kız tarafından verilmiş olan yemekten veya çay ile pastadan sonra herkes birbirine hayırlı uğurlu olsun temennisiyle kız evinden ayrılırlar. Oğlan tarafı kız evinden ayrılırken kız tarafının oğlan tarafına almış olduğu hediyeleri de birlikte götürürler. Nasıl ki oğlan tarafı kız tarafının tüm yakınlarına küçük büyük ne ise maddi durumuna göre hediyeler almış ise kız tarafı da oğlan tarafı için almıştır. Bu hediyeleri götürürler. Bu hediyelerin içinde damadın kravatı, pijaması ve diğer giyim eşyaları da bulunmaktadır.

Oğlan tarafı giderken oğlanın kız kardeşinin eline iki sürahi şerbet verilir ve damada gönderilir. Bu iki sürahiden birisine mavi tülbent bağlanır. Diğerine de pembe bir krep (dülbent) bağlanır. Bu sürahileri oğlanın bacısı küçük bir çocuğun eline verir ve oğlan yani damat veya damadın babası da bu çocuğu ödüllendirir. Bu ödül genelde de para olabildiği gibi koyun, kuzu gibi şeyler de olabilmektedir. Bu geleneklerin Orta Asya’dan beri süregelen adetlerden olduğunu bu şerbet konulmuş sürahilerden ve bu sürahilere bağlanmış olan renklerden anlamak da mümkündür. çünkü düğünlerde ve şerbetlerde yapılan adet ve törelerde kullanılan renklerin ve çeşitli yiyeceklerin belirli anlamları bulunmaktadır. Bu anlamlar da Eski Türk Mitolojisi ile ilgili bulunmaktadır. Örneğin pembe tül bağlanmış olan sürahi mutluluğu simgelerken mavi tül bağlanmış olan da kutsallığı yani evlilik bağının kutsal olduğu betimlenmiş olmaktadır. Şeker ise ağız tadını ve refahı simgelemektedir. Bu renklerden bazılarının Orta Asya kökenli olanları ve anlamları şöyledir:

Pembe (Tül): Mutluluk getirdiğine inanılmaktadır. Mavi Tül: Bu maviye turkuaz mavisi de denmektedir. Rengini Gök Tengri’den almış olduğuna inanılmaktadır. Bu yüzden mavi renk kutsallığı simgeler. Tatlılar: Yaşama sevincini simgelemektedir. Şeker: Refah ve mutluluğu simgelemektedir. Süt: Süt temizliğin işareti sayılmaktadır. Dinsel kökenlidir. Bilindiği gibi Hz. Peygamberimiz sıra ve Mirac hadisesinde Cebrail kendisine getirerek bal, süt ve şarap olmak üzere içilecek üç şey ikram etmiştir. Hz. Peygamber efendimiz de sütü içmeyi tercih etmiştir. Mum: Aydınlığın işareti olarak sayılmaktadır. Tarak: Kadın güzelliğinin sembolüdür. Ayna: Yine kadınlarda güzelliğin simgesidir. İğ: Kadınlığın simgesi sayılmaktadır. Hititler’de iğ(kirman)ve ayna kadınlar için güzellik simgesidir. Nitekim Hititler’de iştiştaya ve papaya adlı tanrıçaların hem yeraltı tanrısının yardımcıları ve hem de güzellik tanrıçaları olduğunu tarihi kaynaklar belirtmektedir. Bu iki tanrıça da ellerinde kadınlık simgesi olan ayna ve iğ(kirman)taşıyor haldedirler.

Büyük şerbetin içilmesinden (yani büyük nişandan) sonra kız tarafı oğlan tarafını oğlan tarafı da kız tarafını belirli bir günde evlerine çağırarak yemek ziyafeti verirler. Bu yemek bazı yörelerimizde gündüz vakti verilerek bazı yörelerimizde de akşam üzeri verilmektedir.

BAYRAM GÖRMEYE GİTMEK: Oğlan tarafı gerek Ramazan bayramında ve gerek kurban bayramında gelinlik görmeye giderler. Oğlan tarafı kıza ve yine yakın akrabalarına birtakım hediyeler alır ve götürürler. Gelinlik kıza altınlar, bilezikler gibi hediyeler ve kına, şeker ve kolonya da alınmaktadır. Bu arada oğlan tarafı kendi yakın akrabalarına da gelin görmeye gideceklerini haber vererek onların da gelmeleri için davet ederler. Bu akrabalar da aldıkları hediyelerle oğlan eviyle birlikte kız evine giderler ve bu hediyelerini gelinlik kıza takdim ederler. Bayramlık görmeye gitme ya bayramdan bir gün önce (Arefe günü) veya bayramın ikinci veya üçüncü günü olur. Oğlan tarafı kurban bayramında bir koyun veya koç alarak gelinlik kıza hediye götürürler...



GÜN KESME VE DÜĞÜN BAŞLATMA (BAYRAK KALDIRMA



Nişandan sonra kız tarafı kızlarını yatak, yorgan, “işleme” takımlarını hazırlamaya başlar. Yatağa konulacak yönü hangi tarafın alacağını kız ve oğlan tarafı aralarında anlaşır. Nişanlılık süresi içinde dini bayram varsa, bayramda oğlan tarafı gelin kızlarına arefe günü bayramcalık götürürler. “Bayramcalık” olarak gelin kıza altın ve elbise alınırdı. Ayrıca bunu fırsat bilen aileler (Kız ve oğlan tarafı) aralarında konuşarak düğünün günün belirler. Buna gün kesme” denilir. Oğlan tarafı düğün gününü kestikten (belirledikten) sonra gelin kızını, kızın anne ve babasını alarak şehre götürür, evlenme işlemleri yapılır ve çeyiz eşyası alınır. Yöremizde çeyizi oğlan tarafı alır. Kız tarafı maddi gücüne göre kızlarına çeyiz verebilir. Kız tarafı oğlan tarafına yakın akrabalarına dostlarına dağıtmak üzere yol aldırır. Yol, elbiselik, gömlek, ayakkabı gibi giyeceklerdir. Kız tarafı oğlan tarafının aldığı yolları yakınlarına düğünden önce dağıtır. Yolu alanlarda kızı evlerine davet ederler ve düğün hediyesi olarak çeşitli ev eşyaları verirler.

Oğlan tarafı düğün yapmak için birtakım hazırlıklarını yapar. Ve bu arada da kız tarafından da yine aynı şekilde hazırlıklar yapılmaktadır. Oğlan tarafı yine yakın akrabalarıyla bir gün toplanarak kız evine gider düğün gününün ne zaman yapılacağını belirlerler. Bunun için de kız evine haber gönderilir. Bu haberden sonra gelecek cevaba ve verilen güne göre oğlan tarafı birtakım hediyelerle kız evine bir akşam üstü kendi yakın akrabalarıyla birlikte giderler. Kız evinde hoşbeşten sonra konu açılır müsadeniz olursa artık gelinimizi alacağız derler. Kızın babası da evet cevabını verir ve her iki aile için en uygun zaman belirlenerek o gün düğünün kurulmasına karar verirler. Kız evinde yenilen yemekten sonra da kalkar evlerine gelirler. Düğün için her iki taraf da daha yoğun bir şekilde hazırlık yapmaya çalışırlar. Eskiden bilhassa da köylerde başlık adı verilen bir para kız tarafınca oğlan tarafından alınır ve bu para ile de kızın masraflarına harcanırdı.

Aslında hiçbir ıslami dayanağı da olmayan bu adet aynı Hititlerdeki “Kusata”(ağırlık)adetiyle tıpa tıp benzerlik göstermektedir. Bilindiği gibi Hititlerde evlenen bir kişi evlendiği kızın babasına kusata adı verilen bir parayı veya maddi karşılığı vermeyince o kızla asla evlenmiş sayılmazdı. Kızın babası da ivaru adı verilen bir çehizi kızına verirdi. Bu çehiz de bu kusata ile kılınırdı. (Hititlerde “eğer bir madam” adlı kanunda madde 28 ve madde 29 bakınız - Yakın Şark II Anadolu-Prof. Şemsettin Günaltay. Sayfa: 155-156) Keza beşik kertmesi adeti de Hitit kökenlidir. (A.g.e. Sayfa: 156) Yöremizdeki on ve on beş yıl öncesine kadar varlığını koruyan ve günümüzde de artık yavaş yavaş önemini yitirmiş olan başlık parası konusunun İslamiyetteki “Mehir”ile de hiçbir alakası yoktur. çünkü mehir kadına verilen ve onun sosyal garantisi durumunda olan bir maddi karşılıktır ve bu maddi unsuru ancak kendi tasarrufu ile kullanabilmektedir ve kızın babasının bunda hiçbir hakkı ve tasarruf yetkisi bulunmamaktadır. Günümüzde ise artık evlenen erkek ile kızın çehizleri ve ev eşyaları hemen hemen ortaklaşa alınmaktadır.

Oğlan tarafı düğünde yapılacakların masrafların bir listesini yaparak neler alınacağını kararlaştırır. Düğünde verilecek yemek için gerekli olan masrafı ve davulcuya ve zurnacıya arabalara verilecek paraları ve diğer yapılacak masrafların bir listesini çıkarır ve neyi nasıl bir şekilde yapmaları gerektiğini ev halkıyla birlikte kararlaştırırlar. Kız tarafı da kendisine göre hazırlıklarını yapar. Kız kendi eliyle hazırladığı dantela ve oyaları ve diğer el emeği ve göz nuruyla yaptıklarını ütüler ve hazır bir hale getiri. Kız tarafı gelinlik kızın yatak ve yorganının ve diğer çehiz eşyalarını yaparlar. Bu arada da “Çatı” adı verilen ve köylerde de Töre olarak adlandırılan oğlan tarafına gönderilecek hediyeleri de hazırlarlar. Bu hediyeler ise genelde kaynanaya ve kayınbabaya bir seccade (yöresel ifadeyle: namazlağı), bir elbiselik, bir karyola takımı ve bir elbiselik ve gömlek hediye olarak hazırlanır.

Oğlanın yakınlarına da, kaç tane bacısı var ise bunların adedine göre hediyelik töre hazırlanır ve ayrıca da gelin görmeye gelen oğlan tarafının yakınlarına ve şerbette de ağır hediye getirmiş olanlara da kız tarafının yakınlarına hazırlanır ve ayrıca da gelin görmeye gelen oğlan tarafının yakınlarına ve şerbette de ağır hediye getirmiş olanlara da kız tarafınca birer törelik hazırlanır. Genelde bu töre veya çatı olarak adlandırılan hediyeler el emeği ve göz nuru olan işlerden gönderilmektedir ki değeri olsun diye.

Bütün işler ve hazırlıklar bittikten sonra da kararlaştırılan günde düğün kurulur ve bayrak kaldırma işine başlanır. Eskiden köylerde ve Gürün ilçesi merkezinde her eve birer kibrit veya bardak veyahut havlu (peşkir) hediye olarak (buna okuntu denir) gönderilir ve böylece düğüne davet edilirdi. Düğüne davet edene ise okuntucu adı verilmektedir. Düğün kurulmadan birkaç gün önce bütün akrabalara şu gün düğünümüz başlıyor diye haber gönderilir. Davulcular ile anlaşılır ve Cuma günü de bayrak kaldırılır. Bayrak kaldırılırken dua yapılır ve dikilen bayrağın ağacına elmalar dikilir ve bunlara da nişan alınarak silah sıkılır. Eskiden bu elmayı vurabilenlere hediyeler verilirdi. Düğünde düzeni sağlamak için düğün kahyası tutulur ve bir de kahveci seçilir. Köyden köye düğüne davet etmek için de salıkçı adı verilen bir davetçi gönderilmekteydi. Eskiden yapılmakta olan adetlerin büyük bir kısmı bugün unutulmuş durumdadır. Bu diğer konularda olduğu gibi düğünler konusunda da böyledir.

Mesela, köyden köye düğüne davet eden kimse gönderilir. Ve buna salıkçı adı verilirdi ki bu salıkçı bir köyden diğer köye varınca bu kişiye yapmadık eziyet verilmedik ceza kalmazdı. Yaşlılarımızın anlattıklarına göre köyün en yüksek bir yerine kağnının iki tekerinin takılı olduğu mazıyla birlikte bu adam da çıkarılır ve mazıya bağlanan salıkçı kişi bu tepeden bu tekerlekler ile yuvarlanarak aşağıya kadar yuvarlandırılırdı. Bu her iki tekeri birbirine bağlayan mazının üzerine sarılmış olan salıkçı adam aşağıya kadar birçok tehlikelerle karşılaşarak aşağıya kadar inerdi. çoğu kez ağır yaralanmalar bile vukuu bulmaktaydı. Günümüzde ise artık bu adet kaldırılmış durumdadır. Bunun yerine köylerde de artık düğünlere davet etme adeti özel olarak bastırılmış düğün kartlarıyla yapılmaktadır. Eskiden yöremizdeki düğünlerde davul bir hafta çalınırdı ve Pazartesi günü başlayan düğün ertesi Pazartesine kadar devam ederdi. Fakat günümüzde ise düğünler üç gün sürmektedir. Cuma günü bayrak kaldırılır ve Pazar günü de gelin getirilerek düğün işi bitirilmektedir.

Bayrak kaldırıldıktan sonra yöremizde düğünler genelde davul ve zurna ile yapılmaktadır. Sadece Maraşlı (Erdoğan) köyümüzde yaşayanlar Çerkes oldukları için bunların düğünlerinde akardion veya mızıka çalınmaktadır. Çerkeslerin oyunları da değişik olarak oynanmaktadır.



MEHMET ALİ ÖZ

DEVAMI VAR

gul-i_ahmer isimli Üye şimdilik offline Konumundadır   sendpm.gif Alıntı ile Cevapla
Alt 16.09.2008, 12:05   #2
gul-i_ahmer
Usta Yiğido
 
gul-i_ahmer - Ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
gul-i_ahmer Şuan gul-i_ahmer isimli Üye şimdilik offline Konumundadır
Son Aktivite: 27.08.2010 15:43

Üyelik Tarihi: 15.09.2008
Yaş: 25
Mesajlar: 698
Tecrübe Puanı: 291 gul-i_ahmer FAZLA SÖZE GEREK YOKgul-i_ahmer FAZLA SÖZE GEREK YOKgul-i_ahmer FAZLA SÖZE GEREK YOK
Standart Cevap: GÜRÜN İLÇESİ’NDE DÜĞÜN ADET VE GELENEKLERİ HAKKINDA

DEVAMI

ERKEKLERİN OYNADIKLARI (ÇEKMıŞ OLDUKLARI) HALAYLAR:

1- Sivas halayı (ağırlama)

2- Abdurrahman Halayı

3- Hırpali

4- Tanzara

5- Keçiko

6- Kırıkhan

7- Habuduyar

8- Narey

9- Cane cane

10- Halaylım yar

11- çiftetelli

12- Sinsin (Kızık havası)

13- Güreş (Kızık havası)

14- Delilo



B- KADINLARIN OYNADIKLARI (ÇEKMİŞ OLDUKLARI) HALAYLAR:

1- Madımak

2- Sivas halayı

3- Küstüm

4- ılvanlım

5- Tombulum

6- Misket

7- Konyalım

8- Adanalı

9- çiftetelli

10- Biribirilerine



C- DÜĞÜNLERDE ÇALINAN DİĞER (OYUN) HAVALARI

1- Seğmen yürütme havası

2- Gelin indirme havası

3- Gelin bindirme havası

4- Oturak havası

5- Ömeroğlan

Düğün evinde akşam olunca evine dağılanlar tekrar toplanırlar. Bir ara gençler tekrar davul zurna eşliğinde halaylar çektikten sonra işi Sinsin oynamaya ve tura oynamaya dökerler. Bundan da usandıktan sonra güreşmek isteyenler aranır. Eğer istekli olanlar olursa bunlar için de Kızık Pehlivan Havası (veya Köroğlu havası) çalınır. Daha sonra da davul zurna kadınlar için çalmaya başlar. Erkekler ise bilhassa da düğünlerde ayrı bir şenlik olan yüzük oynama faslına geçilir. Yüzük oynama ise kısaca şöyledir: Yüzük oyununu oynayacak olanlar iki guruba ayrılırlar bu iki gurup da birbirlerinden gizlice kahve fincanlarının içine bir yüzük saklarlar. Hangi gurubun adamı yüzüğü bulursa yüzük saklama işi o tarafa geçer. Bu defa bunlar saklar diğer taraf aramaya başlar. Eğer bulamazlarsa yüzüğü saklayan taraf yüzüğü bulamayan tarafın adamlarının alınlarına islendirilmiş fincanın arkasıyla mühür vururlar. İkinci seferinde de bu karalanmış yeri bir arkadaşına ceza olarak yalattırırlar. Bu arada da yöremizin mani, tekerleme, ninni gibi halk kültürünün ayrılmaz bir parçası olan ve adına da “Toraman” dediğimiz bir nevi hiciv veya tekerleme olan dörtlükler yenilen tarafa hakaret vb gibi olsun diye söylenir. Bu işi özel olarak her düğünde söyleyen kişiler bulunmaktadır ve yüzük oyunlarının da aranılan kişileridirler. Bu toramanlardaki özellik yenilen tarafı hicvetmek veya abes şeylerle bile hicvetmektir. Toraman söylemeye ise yüzüğü ilk kez bulan taraf söylemeye başlar. Yüzüğü ilk bulmaya ise “Güldeste” adı verilmektedir. Toramanlara misal olması bakımından aşağıya iki adet toraman yazmayı uygun bulduk:

“Aldım aldım alamadım

Bir destegül çalamadım

Ohoy leyli lice canım

Va hay leyli lice canım”



Yüzüğü buldu eşimiz

Hayra döndü işimiz

Ohoy leyli lice canım

Va hay leyli lica canım.”

Yüzük oyununun sonunda da oynayanlara düğün sahibi tarafından bir yemek hazırlanmışsa yemek verilir veyahut alınmış olan çerezden dağıtılır. Gece geç saatlere kadar süren bu oyun da bittikten sonra herkes evine dağılır. Düğün sahipleri de az da olsa uykusuz kalmamak için onlar da yatarlar.

Sabahleyin erkenden kalkan (Sabah namazından önce) düğün kahyası ile düğünün kahvecisi (düğün kahyası düğünün yönetiminden sorumludur. Kahvecisi ise gelene gidene kahve yapmak ve şeker kolanya tutmakla görevli) düğün sahibinin yakınlarını giderek evlerinden habersizce yakalayarak çoğu kez elbiselerini giyinmelerine bile fırsat vermeden o şekilde yakalayarak götürmüş oldukları bir eşek üzerine ters bindirerek getirirler ve düğün evine getirirken de yolda buldukları çamur vb gibi pis şeyleri de üstüne başına sürerler. Bu haliyle getirirler ve böylece diğer bindirecekleri kişileri de topladıktan sonra bunları düğün evine getirirler ve davul, zurna oyun havası vurur bunlar da halayın başına durur böylece bir şenlik meydana getirirler. Ters eşeğe bindirilenler davulcu ve zurnacıya bahşiş verirler. Düğüne gelenler de içtikleri kahveden sonra (köylerde) kahveciye bahşiş vermeleri de adettendir.

Düğün evinde gün erkenden başlar. Kuşluk vaktine doğru düğün evi şenlenir. Öğleye doğru da kadınları davul ve zurna eşliğinde yengeler (Düğünü olan damatın yakını olan genç kadınlar) ev ev dolanarak seğmen toplarlar. Bu dolanma da davul ve zurna eşliğinde yapılır. Öğlen sırasında da kız evine kına yakmaya gidilmek üzere yola çıkılır. Eğer kız evi uzak yerde ise giden ona göre hazırlanır. Yok eğer köyün içinde ise herkes giderler.

Bu arada dışarıdan yani uzaktan gelen düğüncüleri (seğmen) düğün kahyası davul ve zurna eşliğinde karşılar ve onları düğün evine davet eder. Bu iş için davul ve zurna “Seğmen karşılama havasını çalmaktadır. Eskiden düğüne davet eden kadına okuyucu veya okuntucu adı verilirdi. Ve düğüne davet eden erkeğe ise “Mumcu”adı verilirdi. Kadın çağırıcı peşkir, kibrit, bizaz, bardak vs. gibi eşyalar dolaştığı evlere verirken şimdi bu adet de kaldırılmış durumdadır. Eskiden düğüne gidenler tarafından heybe içinde birtakım hediyeler götürülürdü. Şimdi ise bu adet kalkmış durumdadır. Yani eskide adet olan “Heybe götürme” adetinin yerini günümüzde “Okuntu vermek” geleneği almıştır. Okuntu verme işi ise; düğüne çağrılanlarca düğün sahibine verilen yakınlığına göre oranı değişmekte olan para miktarıdır. Okuntu verme işini erkekler yaptıkları gibi kadınlar da yapmaktadırlar. Ve bu iş de genelde gelin gelip düğün yemeği yendikten sonra olmaktadır.

Bayrak uzunca bir sopanın ucuna bağlanmış kırmızı bir bezdir. Bayrak gençler tarafından evin damına çivilenir. Bayrak çivilenmeden gençler oğlan tarafından ve sağdıç evinde de sağdıç tarafından bahşişlerini alıp bayrağı çivilerler. Birinci gün oğlan evinde halaylar çekilir. Halay, hava müsait ise açık havada yoksa genişçe kapalı bir yerde çekilir. İkinci gün sağdıç evinde yemek hazırlanır, köy halkı davet edilerek sağdıç yemeği yedirilir. Düğün kahyası düğün sırasınca oğlan, kız tarafına ve sağdıca işlerinde yardımcı olur. Kahveci de düğün süresince oğlan, kız ve sağdıç evinde toplananlara çay dağıtarak bahşiş alır. Düğünün ikinci gününden başlayarak düğüncüler kız evine gidinceye değin davulla yakınlarını, akrabalarını davet eder ve evlerine davulla gider. Oğlan evine gidenler ise okuntu olarak para,elbise,hayvan vs. götürürler. Düğünün üçüncü günü oğlan evi kız evine kına davarı gönderir. Gönderilen kına davarı kız evinde yemek yapılır. Düğün son günü oğlan tarafından bir kadın köyü dolaşarak köy halkını oğlan evine davet eder. Oğlan evinde toplanan düğüncüler traktörlerle kız evine giderler.

Düğün kahyası düğüne bilhassa da köyün dışından gelen misafirlerin rahat ettirilmesi hususunda çok dikkatli ve titiz davranmak zorundadır. Her misafirin kaldığı eve giderek onun rahat ettirilip ettirilmediğini sormak zorundadır. Aksi takdirde akşamleyin düğün evinde toplanıldıktan sonra kurulan geleneksel mahkemelerde gelen misafirin şikayeti üzerine yargılanarak para verme veya orada bulunanlara bir miktar kuruyemiş gibi (çerez cinsinden) yiyecekleri almak cezasına çarptırılır ve bunu da onun yapmak zorunluluğu vardır.

Sırası gelmişken bu ceza verme ve mahkeme kurma geleneğinden söz etmek yararlı olacaktır. Ceza vermedeki amaç düğün sahiplerini veya damadın yakınlarını (ağabeyini, amcasını, dayısını, kayınbiraderini veya diğer yakınlarını gibileri) herhangi bir suç isnat ederek onları cezalandırmaktır. Bazı zamanlarda da birtakım kurallara uymadığı veya üzerine düşen vazifeyi yapmadığı kanaati hasıl olunca bu mahkeme kurulur ve gerekli ceza verilir. Kurulan mahkemenin iki jandarması, savucusu ve hakimi olur. Şahitler bulunur ve bir de şikayetçi bulunur. Bu şikayet üzerine mahkeme tutuklama emrini verince jandarmalar suçluyu alır getirirler. Buradan mahkeme edildikten sonra (geleneksel halk mahkemesi) cezalar verilir. Verilen cezalar ise; suya basma üzerinden su dökme, para cezası, çerez alma, falakaya yatırma, herhangi bir hayvanın taklidini yapma, veya türkü çağırma gibi cezalardır. Bu ceza verme geleneği kınanın yandığı gün olduğu gibi bir de gelin indikten sonra ve damadın yanında toplanıldığı vakit yapılmaktadır ki bu da genelde aynı şekilde olur. Ayrıca damat ile sağdıçın oturmuş oldukları sandalyeye kim oturursa o kişi de mutlaka cezalandırılır. Ayrıca da damadın çalınması (hırsızlanması) veya herhangi bir eşyasının kaybolması durumunda da sağdıç cezalandırılır. Bu ceza da genelde para cezası olur ve toplanan paralar da damada hediye olarak verilmektedir.

Eğer kına yakmaya gidilen yer yani gelinlik kız köyün dışındaki bir yerde (köyde veya şehirde ise) düğüncü gitmişken gelinin çehiz senedini de tanzim ederler. Çehiz yazma geleneği de bilhassa da köylerde başlı başına bir gelenektir. Kız tarafının da oğlan tarafının da almış oldukları tüm eşyalar kızın çehizi olarak yazılır. Kız tarafı çeyizin fiyatlarını oldukça kabarık fiyatlarla yazdırmaya çalışırlarken oğlan tarafında oldukça düşük fiyatla yazdırmaya çalışırlar. Orada bulunanlardan bir kız tarafının adamı bir de oğlan tarafının adamı fiyatları söylerler. çehizi genelde ya köyün imamı veyahut köyün öğretmeni yazar ve bu tutulan listenin başına “Filan köyde filanın kızı filanın çehiz senedidir” diye başlık atar. Sırasıyla eşyalar yazıldıktan sonra da en sonuna kızın ziynet takıları yazılır. Ziynet takısının tam fiyatı yazılır. çehiz senedinin yazılması her iki tarafın bu senedi imzalaması ve herhangi bir köyün (kızın köyünün veya damadın köyünün muhtarının) mühürlemesiyle de yazma işlemi sona erdirilir. Çehiz senedini yazan kişiye çorap gibi bir eşyanın hediye edilmesi de adettendir. Ayrıca davulcu ve zurnacıya da birer havlu gibi şeyler de hediye edilir. Bu arada da en sona doğru çehiz senedi yazılırken sıra sandığa gelince sandığın üzerine bir küçük çocuk oturtularak düğün sahiplerinden bahşiş istenir. Bu bahşiş alındıktan sonra veya bağışlandıktan sonra da sandık yazılır. Eğer gelin başka köyden götürülmekte ise bu çehiz işi yazılırken bu arada da kadınlar kına yakar kına yakma işi ise yöremizde başlı başına bir ayrı gelenek ve adet işidir.

.

KINA YAKMA GELENEĞİ



KINA TÜRKÜSÜ



Seğmenin geldi duruyor

Herhal kına yakıcılar

Kızım yeni umudum kesildi

Seni benden alıcılar

Alıcılar alıcılar

Yad yabancı olucular

Gız anası, gız anası

Çağırın gelsin anası

Yahılıyo düğün kınası



Kapımızın önü kavak

Dalın kırdım ufak ufak

İşte ana gelin oldum

Elim kına yüzüm duvak

Gız anası, gız anası

Çağırın gelsin anası

Yahılıyo düğün kınası



Gidiyorum gidiyorum

Vatanı terk ediyorum

Gidiyorum gidiyorum

Vatanı terk ediyorum

Gız anası, gız anası

Çağırın gelsin anası

Yahılıyo düğün kınası



Ben gidiyom ağlamayın

Beni yolumdan eylemeyin

Bir gecelik misafirim

Ne’olur bana söylemeyin

Gız anası, gız anası

Çağırın gelsin anası

Yahılıyo düğün kınası



Ben gidiyorum hele

Mele benim anam mele

Gurbete giden kızın

Gör başına neler gele

Gız anası, gız anası

Çağırın gelsin anası

Yahılıyo düğün kınası



Baba kızın çok muyudu

Bir kız sana yük müyüdü

Kör olası emmileri

Hiç oğlunuz yokmu yudu

Gız anası, gız anası

Çağırın gelsin anası

Yahılıyo düğün kınası



Gittiğim yer gayet ırak

Bırak beni anam bırak

Gayri zamanım geldi

Gerçek evimizden durak

Gız anası, gız anası

Çağırın gelsin anası

Yahılıyo düğün kınası



Anam ağlar babam ağlar

Bacım ciğerimi dağlar

Kurban olam gardaşıma

Geldi kuşağımı bağlar

Gız anası, gız anası

Çağırın gelsin anası

Yahılıyo düğün kınası



Ben gediyom ağlamayın

Bu gecelik misafirim

Beni yoldan eğlemeyin

Gız anası, gız anası

Çağırın gelsin anası

Yahılıyo gelin gınası



Ben gediyom ağlamayın

Bu gecelik misafirim

Beni yoldan eğlemeyin

Nolur bana söylemeyin

Gız anası, gız anası

Çağırın gelsin babası

Yahılıyo gelin gınası



Gapımızın önü kavah

Odun gırdım ufah ufah

İşde ben gelin oldum

Elim gına yüzüm duvah

Beni yoldan eğlemeyin



Ben gidiyom hele hele

Mele benim anam mele

Gurbete giden gızın

Gör başına neler gele

Gız anası, gız anası

Çağırın gelsin anası

Yahılıyo düğün kınası



Çahtılar çahmah daşını

Gurdular düğün aşını

Çağırın gız gardaşını

Bağlasın al guşağını

Gız anası, gız anası

Çağırın gelsin anası

Yahılıyo düğün kınası



Atladı geçti eşiği

Sufrada galdı gaşığı

Böyük evin yahışığı

İştegoydumgidiyom
Gız anası, gız anası

Çağırın gelsin anası

Yahılıyo düğün kınası



Baba gızın çoh muyudu

Bir gız sana yükmüyüdü

Kör olası emmileri

Heç oğlunuz yok muyudu

Gız anası, gız anası

Çağırın gelsin anası

Yahılıyo düğün kınası

Gız anası, gız anası

Çağırın gelsin anası

Yahılıyo düğün kınası



Gettiğim yer gayet yahın

Gediyom anama bahın

Gettiğim yer el gapısı

Sahın benim gızım sahın

Gız anası, gız anası

Çağırın gelsin anası

Yahılıyo düğün kınası



Gettiğim yer gayet yırah

Bırah benim anam bırah

Gayrı zamanım geldi

Gidek evimizde durah

Gız anası, gız anası

Çağırın gelsin anası

Yahılıyo düğün kınası



Gız anası, gız anası

Gapında mumlar yanası

Hanı bunun öz anası

İşde goydum gediyom

Gız anası, gız anası

Çağırın gelsin anası

Yahılıyo düğün kınası



Yazıya bostan ekeller

Siyecini berk çekeller

Gurbet ele giden gızın

Gözüne sürme çekeller

Gız anası, gız anası

Çağırın gelsin anası

Yahılıyo düğün kınası

MEHMET ALİ ÖZ

DEVAMI VAR
gul-i_ahmer isimli Üye şimdilik offline Konumundadır   sendpm.gif Alıntı ile Cevapla
Alt 16.09.2008, 12:06   #3
gul-i_ahmer
Usta Yiğido
 
gul-i_ahmer - Ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
gul-i_ahmer Şuan gul-i_ahmer isimli Üye şimdilik offline Konumundadır
Son Aktivite: 27.08.2010 15:43

Üyelik Tarihi: 15.09.2008
Yaş: 25
Mesajlar: 698
Tecrübe Puanı: 291 gul-i_ahmer FAZLA SÖZE GEREK YOKgul-i_ahmer FAZLA SÖZE GEREK YOKgul-i_ahmer FAZLA SÖZE GEREK YOK
Standart Cevap: GÜRÜN İLÇESİ’NDE DÜĞÜN ADET VE GELENEKLERİ HAKKINDA

DEVAMI

Yöremizdeki düğünlerde kına yakma geleneği genelde cumartesi günü yapılır. Kına yakma adeti bir gündüz kınası olarak yanar ikincisi ise aynı günün gecesinde yine kız evinde yakılır ki buna akşam kınası” adı verilmektedir. Düğün alayı Cumartesi günü öğlen sırasında çıkarak kız evine giderler. Bu gidiş her zaman olduğu gibi yine davul zurna eşliğinde seğmen yürütme havasının çalınmasıyla birlikte gidilir. Köylerde bilhassa kız evinin önüne gelen düğün alayını dışarıda erkekler karşılarlar. Kız evinin düğün kahyası gelen misafirleri içeriye davet eder. Kadınlar da kadınların bulunduğu ve toplandıkları eve giderler. Kız evindeki kadınlar kına yakmaya gelen oğlan tarafına kapıyı kilitleyerek “Kapı kiti” adı verilen bir bahşişi almadan kapıyı açmazlar. Bu bahşiş genelde damadın annesi veya yengesinden alınır. Düğüncüler kız evine geldiklerinde kapı kilitlenir. Sağdıç kapıyı kilitleyenlere bahşiş vererek kapıyı açtırır. Kız evine gelen düğüncüler yemeklerini yerler. Erkekler kıza verilen çeyizin değerlendirmesini yaparak kıza verilen çeyizin listesini yaparlar. Listesi yapılan ve değerlendirilen çeyiz traktörlere yüklenerek oğlan evine götürürler. Ancak çeyiz yüklenmeden kız tarafından biri sandığın ve yatağın üzerine oturarak sağdıçtan bahşişini aldıktan sonra sandık ve yatak traktöre yüklenir. Çeyizin gitmesinden sonra kadınlar ve sağdıç davulla gelini almaya giderler. Damatta bunlara katılır. Gelin bu sırada yakın bir arkadaşının evinde olur gelinliği giydirilerek süslenir. Kapıya gelenleri gelinin yanındakiler bahşişi alarak içeri bırakır. Hazırlıkların bitmesiyle damat gelinin koluna girerek dışarı çıkarır. Gelin ve damat dışarı çıkarken kadınlar tarafından alkışlanır. Düğün alayı davulla köy içerisinde gelinle damadı gezdirdikten sonra kız evini önüne gelinir. Burada gelinle damadın etrafında halaylar çekilir. Bu arada misafir gelen erkekler eğer başka köyden gelmişler ise o köy tarafından her eve misafir dağıtırlar. Kadınlar da keza öyle dağıtılırlar. Fakat genelde kadınlar dağıtılmayıp kız tarafınca yemek ziyafeti verilmektedir. çünkü kadınların kına yakmalarının işi uzun sürdüğünden böyle yapılmaktadır. Bu arada erkekler tekrar düğün evine geldiklerinde eğer çehiz yazılacaksa yazarlar. Yoksa oturur kadınların kına yakmalarını bitirinceye kadar sohbet ederler.

Kapı kitini aldıktan sonra kapıyı açan kadınlar tarafından yeni gelenlere hoş geldiniz derler. çünkü kız evi oğlan evi gelmeden daha önceden hazırlanmışlardır. Kız evinden oğlan tarafının geldiğini görünce hemen ortaya bir yastık konur. Kıble tarafına kız oturtulur. Oğlan tarafından getirilen bir pembe tül gelinlik kızın yüzüne örtülür. Damadın bacısı bir de yakını teyzesi kızı gibi birisi gelinin yanına otururlar. Kızın ayağının altına bir şeker kutusu konur. Başına da bir ekmek konur. Pembe tül mutluluğu simgelerken şeker ve refahı simgelemektedir. Ekmek de bolluk ve bereketi temsil etmektedir. Gelinin başına konan ekmeğin üstüne de mum konmaktadır. Bu mumlar 3, 5 veya 7 gibi genelde tek rakamlı olmaktadır. Daha sonra gelinin eline kına yakılır ve yörde bilinen maniler söylenir. Kına yakılırken genellikle 12 veya 24 adet mum yakılmaktadır. Oğlan tarafının yakmış olduğu mum adedince kız tarafından bu mumlar yakılır. Gelinin başının üstüne konan ekmeğin üzerine tutarlar. Bu arada da kız tarafından genç bir gelin eline almış olduğu tepsinin içinde oğlan tarafından getirilen kınayı ezmeye ve suyla çamur haline getirmeye başlar. Bu arada da orada bulunan kadınların birçoğunun katılımıyla koro halinde birtakım ilahiler ve maniler söylerler. Bu manilerden bir örnek şöyledir:

“Altın tas içinde kınam ezildi.

Gümüş tarak ile zülfüm çözüldü

Gelin olan kızın benzi bozuldu

Kimsenin evladı bir tane olmasın öksüz kalmasın

Allahümme salli ala seyyidina Muhammed

Yeşil alemine gelir Muhammed.”



Demir ibrik gibi kaynadım coştum

Gendi yağımınan gavruldum biştim

Daha güccük idim gurbete düştüm

Kimsenin evladı bir tane olmasın yetim kalmasın

Allahümme salli ala seyyidina Muhammed

Yeşil aleminen gelir Muhammed

Kına yakılırken okunan ilahilerden bir örnek ise;

“Üç minaresi var birisi kısa

Onda namaz kılan Hz. Musa

Kırk ayak çık basa basa

Onda namaz kılan Hz. Musa

Allahümme salli ala seyyidina Muhammed

Yeşil aleminen gelir Muhammed



Elinde feneri, ortada döner

Onda namaz kılan Allah, Hz. Ömer

Allahümme salli ala seyyidina Muhammed

Yeşil aleminen gelir Muhammed!

Bunlar söylendikten sonra kına yakılır. Kına konuk kadınlara ve diğer kadınlara dağıtılır. Önceden yanmış olan mumlar da söndürülür. Gelinin başındaki ekmek ile ayağının altındaki şeker kutusu alınarak (damadın bacısı veya bir yakını alır) onu götürürler ve kınadan döner dönmez götürür damada bunları satarlar. Söndürülen mumlar ortaya saçılır ve orada bulunanlar tarafından da kapışılırlar. İkram edilen sigaralar da böylece saklanır veya çalınırlar ki bunları alanların da başlarına darısı (aynısı) geleceğine inanılmaktadır.

Kına yakma işlemi bitirildikten sonra başka yerden oturan erkeklere haber verilir ve hep beraber kız evinden tekrar oğlan evine düğün alayı davul zurna eşliğinden çıkar gelirler. Eğer kız evi başka bir köyde ise akşam kınası yakmak için birkaç tane kadın ile yine birkaç tane erkek kalırlar ve diğerleri giderler. Bunlar o akşam kız evinde kalarak kınayı yakarlar.

AKŞAM KINASI: Akşam kınasında düğünün en kalabalık olduğu zamanıdır. Kına akşamında genelde köy yerlerine evlerde veya bahçede erkekler otururken ilçe merkezinde de aynıdır. Kadınlar da kapalı bir yerde toplanırlar. Kına yanıncaya kadar erkekler bir arada halay çekerler. Daha sonra da kına yakma faslına geçerler. Erkekler bahçede veya içeride sohbet ederlerken veya herhangi bir şenlik icra ederlerken kadınlar da kına (akşam kınasını) yakarlar.

Gelinlik kız yine gündüzün kınasında olduğu gibi odanın ortasına oturtulur. Bir genç kız eline bir tarak alarak gelin kızın saçını taramaya başlar. Gelinin başı taranırken, kadınlar da koro halinde birtakım maniler söylerler. Bu manilerde; önce kızın babasından başlayarak, kızın annesini, bacısını ve erkek kardeşini de katarak mani söylerler.

“Bu kıza gerek bir baba

Ağalayalım kaba kaba

Aman baba canım baba

İşte goydum gediyirim

Sılamı ben terkedirim

Ana’ya: (Kız söylemiş oluyor)

“Bu kıza gerek bir ana

Ağlıyalım yana yana

İşte goydum gediyirim

Sılamı terk ediyirim

Erkek kardeşine:

“Bu gıza gerek bir gardaş

Ağlıyalım yoldaş yoldaş

Aman gardaş canım gardaş

İşte goydum gediyirim

Sılamı terk ediyirim

Kız kardeşine:

Bu kıza gerek bir bacı

Ağlıyalım acı acı

ışte goydum gediyirim

Sılamı terk ediyirim

Bunları söyleyen kız (kadınlar kız adına söylemektedirler.) Aynı zamanda kendi mahallesindekilere de söylemektedir:

“Sekinizde biberim

Mahlenizde bir benim

Aziz dutun gomşular

Yarın bir gün giderim



Gidiyom elinizden

Gurtulam dilinizden

Yeşil başlı ördek olsam

Su içmem gölünüzden



Atladı geçti eşiği

Sofrada galdı gaşığı

Büyük evin yakışığı

te goydum gediyirim

Sılamı terk ediyirim”



Bütün bu maniler gibi şeyler söylenip kına yakıldıktan sonra sıra kadınların halay çekmesine gelir. Erkeklerin oynamış oldukları davul-zurna istenerek kadınların yakınında çalınması istenir, genç kızlar ve gelinler kadınlara mahsusu oyunları oynarlar. Gece geç vakitlerde de kına yakma işi bittikten sonra oğlan evi (düğün alayı) kız evinden ayrılır.

Bu arada da oğlan evinde de damadın kınası yakılır. Gençler bir araya gelirler ve damadı da ortalarına alırlar. Sağdıç olan kişi ortaya çıkarak (veya kahya) orda bulunanlardan damadın kınasını yakalım mı? diye izin ister. Oradakiler de “hayırlı olsun” diye cevap verdikten sonra kına yakmaya başlanır. Erkekler de kendi aralarında koro haline bir mani söylerler:

Kınayı getir ana

Parmağımı batır ana

Bu gece son gecem

Yanında yatır anam



Kınaya galdı üç günü

Oldum yarin düşkünü

Yalın ayak başı açık

Yola düştüm kış günü

Bu şekilde maniler de söylenildikten sonra damadın kınasının yakılmasına geçilir. Bir tepsinin içinde hazırlanmış olan kına önce damadın eline sürülür daha sonra da orada bulunanlara ikram edilir. Böylece kına yakma işi de bitmiş olur. Daha sonra erkekler halay çekmeye başlarlar. Eğlence gece yarılarına kadar hatta sabaha kadar da sürdüğü olur. Yine bu gece de erkekler yüzük oynarlar ve birtakım eğlenceler de düzenlerler. Düğün evinde eğlenceler böyle sürüp giderken düğün sahibi de yarın için yapılacak olanların hazırlığını yapmaya başlar. Gelinin indiği gün yemek verileceği için yemekte mutlaka bir kurban kesmek gereklidir. Bu düğüncünün çokluğuna göre bir koyun olabildiği gibi bir tosun hatta iki tane de olabilmektedir. Bu kesilen hayvan ertesi gün yapılan sulu yemekte kullanılacaktır veyahut düğün yemeği olarak verilecek olan “etli ekmek (lahmacun) için kullanılacaktır. Düğün yemekleri ise genelde şunlardır: Yayla çorbası, Ayran, Etli Ekmek, Yahni, Bulgur Pilavı, Pirinç Pilavı, Hoşaf, Kızartma, Haşlama, Döner, Kebap, Helva, Tatlı gibi yiyeceklerdir... Düğün yemeğini özel olarak tutulan ve bu işten anlayan kişilerce yapılır.



MEHMET ALİ ÖZ

DEVAMI VAR
gul-i_ahmer isimli Üye şimdilik offline Konumundadır   sendpm.gif Alıntı ile Cevapla
Alt 16.09.2008, 12:07   #4
gul-i_ahmer
Usta Yiğido
 
gul-i_ahmer - Ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
gul-i_ahmer Şuan gul-i_ahmer isimli Üye şimdilik offline Konumundadır
Son Aktivite: 27.08.2010 15:43

Üyelik Tarihi: 15.09.2008
Yaş: 25
Mesajlar: 698
Tecrübe Puanı: 291 gul-i_ahmer FAZLA SÖZE GEREK YOKgul-i_ahmer FAZLA SÖZE GEREK YOKgul-i_ahmer FAZLA SÖZE GEREK YOK
Standart Cevap: GÜRÜN İLÇESİ’NDE DÜĞÜN ADET VE GELENEKLERİ HAKKINDA

DEVAMI

GELİN ALMAYA GİTME VE DÜĞÜN YEMEĞİ



Pazar günü sabahın erken saatlerinde başlayan geline gitme hazırlığı gelin almaya gidecek vasıtaların ayarlanmasıyla ve kimlerin gidip gitmeyeceğinin kararlaştırılmasıyla başlar. Eğer gelin köyün içinde ise pek fazla zorluk çıkmaz. Genelde köyün vasıtalarınca bindirilen gelin köyün biraz uzağına kadar götürülerek gezdirilir ve geri getirilir. Bu arada da köyün çocukları bu arabaların önüne geçerek engel koyarlar ve düğün sahibinden bahşiş koparırlar. Eğer düğün alayı köyün dışına giderek gelin getirecek ise önceden tutulmuş olan arabalara binerek giderler. Düğün alayı gelin evine gidince yine aynı samimi havayla karşılanırlar. Oğlan evi sevinçli bir halde iken kız evinde ise oldukça hüzünlü dakikalar yaşanmaktadır. Bu arada da kız (şehir merkezinde kuaföre götürülür. Köylerde yakınları gelinin saçını yaparlar ve giydirirler.) Gelinliğini giyer ve hazırlanır. Gelinlik giydirildikten sonra da kızın başı “gelinlik başı” hazırlanır ve gelinin “hotozu veya arakçın’ı” konulurken bu işi bilen iki kadın tarafından gelinin “başı övülür.” Baş övmeyi yapan kadınlar şu dizeyi söylerler:

Elimi soktum astara

Elimi kesti testere

Mevlam bek sirin göstere

Ayrılık aman ayrılık



Biner atın eyisine

İner yolun gıyısına

Söylen gelsin dayısına

Ayrılık aman ayrılık.

Gelin başı övülmesinden sonra kadınlar kendi aralarında bir “Mani” söylemeye başlarlar:

“Kız ben seni almaya geldim

Alıp da geri dönmeye

Kız evinden götürürler odunu

Bilemedim gelin kızın adını

Yiyen bilir leblebinin tadını

Bilemedim gelin kızın adını”Gelinin gelinliği giydirildikten sonra kızın kardeşi (erkek kardeşi) çağrılarak kızın kuşağı bağlatılır. Buna “Kardeş kuşağı adı verilmektedir. Bu kuşak da genelde Al (kırmızı) renkte olmaktadır. Daha sonra da dışarıda bekleyen düğün alayına teslim ederler. Kızı genelde kardeşi çıkarır. Ve damadın akrabası veya damadın kendisi gelinin elinden tutarak arabaya bindirir. Bu arada bazı yerlerde gelin arabaya binerken dua yapılmaktadır. Bu duadan sonra da tekrar davul zurna çalınır ve kız evinden ayrılır. Ve oğlan evine gelinir.

Bu arada, unutulmaya yüz tutmuş ve yer yer de bazı köylerimizden hala devam etmekte olan düğün de bayraktarlık geleneğinden de söz etmek gerekmektedir. Yöremizde bir köyden bir köye düğüncünün (kınacının) geleceğini haber göndermek için birkaç kişi oğlan tarafından kız tarafına “Salıkçı”adı altında gönderilir. Sağlıkçıdan haberi almış olan kız tarafı toplanarak hep birlikte düğün alayını köye yakın bir yerde karşılarlar.

Bilindiği gibi, Türk töresinde bayrak kutsaldır. Ve düğünde de kullanılmaktadır. Divan-ı Lügatit Türk de “Badrak” biçiminde yazılan “Bayrak” sözcüğü “savaşlarda kullanılan ve ucuna bir ipek parçası takılan mızrak” olarak açıklanmaktadır. Yine aynı eserde XI. yüzyılda Oğuz Türklerinin de değişik de olsa bayrak sözcüğünü kullandıklarını belirtmektedir. Evlenen kişinin de düğünü ilk olarak bayrak dikmeyle başlamaktadır. ışte düğünde dikilmiş olan bu bayrak seğmenlerden birisi tarafından alınarak düğün alayıyla beraber kız evine gidilir. Ve aynı şekilde kız evinin de bayraktarı bulunur.

Girdi çıktı girecek: Hz. Adem A.S.

Giremedi amma girecek: Hz. İsa A.S.

Girdi Amma girmeyecek: Şeytan

Ya girecek ya girmeyecek: İnsanoğlu

Eskiden köyden köye gelin getirmeye giden düğün alayı gelinin bulunduğu köy halkı tarafından yani kız tarafının düğün alayı tarafından durdurularak oğlan tarafında düğün alayının içinde bulunan ve bayrağı taşıyan kimseye karşı tarafça bir takım sorular sorulurdu. Bu soruları cevaplamadan köyün dışında karşılanan düğün alayı köye bırakılmazdı. Bu nedenle de düğünlerde bayrak kutsal sayıldığı için herkesin eline verilmez özel olarak bu işleri bilen birisine verilirdi. Bu iki düğün alayı da birbiriyle karşılaştıkları zaman her iki düğün alayının bayraktarı da birbirlerini selamlamak üzere ellerindeki bayrakları birbirine paralel bir şekilde uzatırlar. İlk önce kız tarafının bayraktarı söze başlayarak şöyle seslenir:

Her iki taraf arasında başlayarak devam eden karşılıklı sorular ve cevaplar halinde gerçekleşen “bayraktar manileri”de soruyu ilk olarak kız tarafının bayraktara sorardı.



Kız tarafının bayraktarı soruyor:

1- Nereden gelip nereye gidiyorsun?

Oğlan tarafının bayraktarı cevap veriyor:

Hızır’dan gelip hazıra gidiyoruz.

Kız tarafının bayraktarı soruyor:

Hızır kim, hazır kim?

Oğlan tarafının bayraktarı cevap veriyor:

- Hızır siz, hazır olan biziz.

Kız tarafının bayraktarı soruyor:

Bayrak nereden icad oldu?

Oğlan tarafının bayraktarı cevap veriyor:

-Cennet-i Ala’dan icad oldu.

Kız tarafının bayraktarı soruyor:

Neden beyaz idi? Niçin kızardı?

Oğlan tarafının bayraktarı cevap veriyor:

- Şehidlerin kanından dolayı kırmızı oldu.

Kız tarafının bayraktarı soruyor:

Bayrağın ağacı hangi ağaçtan yapılmıştır?

Oğlan tarafının bayraktarı cevap veriyor:

-Çavdar ağacından yapılmıştır.

Kız tarafının bayraktarı soruyor:

Bayrak kaç iğne ile dikilmiştir?

Oğlan tarafının bayraktarı cevap veriyor:

-1001 adet iğne ile dikilmiştir.

Kız tarafının bayraktarı soruyor:

Kaçı içeride kaçı dışarıdadır?

Oğlan tarafının bayraktarı cevap veriyor:

-1000’i içeride, bir’i dışarıdadır.

Kız tarafının bayraktarı soruyor:

İğnesi nedir? İpliği nedir?

Oğlan tarafının bayraktarı cevap veriyor:

-İğnesi sırdır. İpliği nurdur.

Kız tarafının bayraktarı soruyor:

Bayrağın piri kimdir?

Oğlan tarafının bayraktarı cevap veriyor:

-Bayrağın piri Abdül vahab Gazi’dir.

Kız tarafının bayraktarı soruyor:

Bayrak mı büyüktür? Sancak mı büyüktür?

Oğlan tarafının bayraktarı cevap veriyor:

-Bayrak büyüktür.

Kız tarafının bayraktarı soruyor:

11- Bayrak neyi, sancak neyi temsil eder?

Oğlan tarafının bayraktarı cevap veriyor:

-Bayrak Milleti/Devleti, sancak orduyu temsil eder.

Kız tarafının bayraktarı soruyor:

11- Devlet mi büyüktür? Ordu mu büyüktür?

Oğlan tarafının bayraktarı cevap veriyor:

-Devlet/Millet büyüktür.

Bayraktar bayrağı kaldır

Yönünü kıbleye döndür

Pirine bir selam gönder

Verelim Muhammed’e salavat

Sallu Ala Rasulüna Muhammed” der. Bunun üzerine de oğlan tarafının bayraktarı şöyle cevap verir:

“Bayraktar bayrağı kaldırdı

Yönünü kıbleye döndürdü

Pirine selam gönderdi

Verelim Muhammed’e salavat

Sallu Ala Muhammed”

denilerek topluca salavatlar verildikten sonra her iki tarafın bayraktarı da birbirlerine sorular sorarlar.

Bu sorular ise, Bayrağı kim icad etti? Bayrak mı büyük sancak mı? Bayrağın bezini kim dokudu? Bayraktaki yıldız neyi temsil eder? Hilali neyi temsil eder gibi sorular sorar. Oğlan tarafının bayraktarı da bunlara cevap verir. Daha sonrada hep birlikte kız evinin yolunu tutarlar. Eğer oğlan tarafının bayraktarı verilen sorulara cevap veremez ise düğün alayı cezalandırılır veya köye sokulmazlar. Veyahut herhangi bir bahşişi aldıktan sonra yine işi tatlıya bağlayarak düğün alayına yol verirler. Bu gittikçe unutulmaya yüz tutmuş olan geleneğimiz hala birçok köyümüzde devam ettirilmektedir...

Yöremizde bir kişiye beddua olarak: “Bayrağın diki kala” gibi beddualar etmektedirler ki bu düğünün yarıda kala demektir. Eskiden düğünlerde at yarışları da yapılmaktaydı. Fakat bu yarışmalar ne yazık ki artık yapılmamaktadır.

Düğün alayı kız evinden gelini alarak tekrar oğlan evine döner. Oğlan evinin önünde duran arabalardan düğüncüler inerler. En önce getirilmiş olan gelin arabası en sona kalır ve gelini indirmez. Önceden at ile gelin getirilmekte idi. (Şimdi araba ile getiriliyor)gelin bahşiş istiyor diye gelinin kayınvalidesi(oğlanın annesi)veya babası çağırılır. Bu arada kız ile birlikte beraber gelen kızın bir akrabası da bulunmaktadır. Damadın anne veya babası “gelinime bir inek veriyorum veya bir koyun veriyorum” diye taahhütte bulununca gelin arabadan indirilir.

Gelinin evin eşiğinin önüne gelince ayağının altına bir tahta kaşık (kambur tarafı göğe bakacak şekilde) konur ve gelin ayağıyla basarak onu kırar. (Şimdi bardak konmaktadır) bu arada da damadın bir yakını olan kadın damın üstünden topluluğun üzerine üzüm şeker para gibi şeyler atar. (Bunun anlamı ise herkesin ağzının tatlanması ve bu mutlu olayın herkese bulaşması temennisinde bulunmaktadır.) Sonra da gelin eve girer. Bazı köylerimizde ise eşiğin önüne bardak veya kaşık konmuyor bunun yerine (ağız kısmı dışarıya arka kısmı da ev tarafına gelecek şekilde) balta konmaktadır. Gelin bunu görüp almak zorundadır. Böyle olursa dikkatli olacağına ve dışarıya karşı keskin ev halkına karşı da tam aksi davranacağı manası verilmektedir. Bütün bu adetlerin geleneksel anlamı gelinin ayağının uğurlu olması temennisi yatmaktadır. İçeri giren gelinin kucağına hemen orada bulunan bir erkek çocuğu verilir ki, ilk çocuğu erkek olsun temennisinde bulunmaktır. Eve giren gelini odanın ortasına koyarlar. Kadınlar da hep bir ağızdan koro halinde mani söylemeye başlarlar:

“Gelinim allar gelinim allar

Sende bir hal var sende bir hal var

Giydiğin allar giydiğin allar

Allah’a yalvar Allah’a yalvar

Gelinim sefa geldin

Sen sefa geldin

Kadem getirdin

Kadem kutlu olsun

Muhabetli olsun

Ağzın tatlı olsun

Gelinim sefa geldin



Giydiğin atlas

ığneler batmaz

Ağamsız yatmaz

Gelinim sefa geldin

Sen sefa geldin

Kadem getirdin

Kadem kutlu olsun

Muhabbetli olsun

Ağzın tatlı olsun

Gelinim sefa geldin



Giyer alaca, çıkar yamaca

Ağam bilecen, sen sefa geldin

Giydiğin çizme, ökçesin ezme

Sen sefa geldin

Keramet getirdin

Kadem kutlu olsun

Muhabbetli olsun

Ağzın tatlı olsun

Gelinim sefa geldin.”

Bu maniler söylendikten sonra yine orda bulunan genç kızlar tarafından toplu ve koro halinde birtakım maniler söylenir: Geline bu arada kız evinden gönderilmiş ve birisinde yeşil diğerinde de Al krep ile bağlanmış olarak gönderilen iki sürahi şerbetten bir miktar içirilir. Yeşil renk muradı, al renk ise kız vermeden doğan üzüntüyü temsil ederek simgelemektedir.”

“Kale başı bıtırak

Gelin kızlar oturak

Oturak da ne yapak

Satılak da gurtulak



Öyledir canım öyledir

Şimdi zaman böyledir

Böyledir canım böyledir

Şimdi zaman böyledir

Bu maniler gibi, daha değişik bir çok maniler söylendikten sonra, orada bulunan kadınlar bu defa gelinin elinden tutarak onu da halaya alırlar. Bu arada da gelinin koluna 10 tane delikli ekmek takarlar. Bunun anlamı da bolluk ve bereket olsun dileğinden ibarettir.

Gelinin sağ eline de bir ayna verilir ki, bunun anlamı da “aydınlık” olsun diye... Gelin ile beraber halay çekilirken de şu mani söylenir ve en az üç kere dönülerek oyun bırakılır.

“Ağ üzüm kara üzüm

Heyma (Şeyma) donlu

Salkımı düzüm düzüm

Heyma donlu

Şükür olsun Allah’a

Bugünü gördü gözüm. (üç kere tekrarlanmaktadır)



Sarı çiçek sarısı

Heyma donlu

Yere düştü yarısı

Heyma donlu

Biz ...’i everdik

Heyma donlu

Cümlesine darısı

Heyma donlu (Bu da üç kere tekrarlanmaktadır)

Bu maniler söylenerek halay çekimi de bittikten sonra yine gelin sandalyesine oturtulur ve gelinin de aynı damat gibi her içeri giren için ayağa kalkması şartı vardır. Aynı damadın sandalyesine oturmak cezalı düşmeyi gerektiriyorsa gelinin sandalyesine oturan kadın da ceza verilir. Sandalyenin üstüne oturtulan gelinin koluna takılan 10 adet ekmek alınarak orada bulunan kadınların hepsine de dağıtılır ve kadınlar bu ekmekten yerler. Daha sonra da kadınların düğün yemeğini yemeleri ve ardından da “Okuntu” adının verildiği düğün sahibine verilecek hediyenin verilmesi ve “Hayırlı olsun” dilekleriyle düğün işi tamamlanmış olur.

Bu arada, dışarıdaki erkekler düğün yemeğini eğer geline gidilmeden önce yenilmemiş ise düğün yemeğinin yenilmesi ve ardından da okuntunun verilmesiyle ve “hayırlı olsun” temennileriyle düğün merasimi bitirilir. Bu arada da damadın sağdıç olan kişinin evinde toplanması olayına sıra gelir. Damat burada yıkanır. Kız evinden gelen iç çamaşırlar dahil diğer giyecekler giydirilir. İç çamaşırları önceden giydirilen damadın elbiseleri çoğu kez orada toplananların huzurunda mahalle veya köyün imamı tarafından dualanarak veya salavatlanarak giydirilir...

Daha sonra, damadın cezalandırılmasına veya damadın sandalyesine bilmeyerek oturanların cezalandırılmasına geçilir. Verilen cezalarda toplanan paralar damada hediye olarak verilir. Daha sonrada genellikle yatsı namazından sonra damat kendi evine götürülerek annesine ve yakınlarına satılır. Bu satma olayında damadın akrabalarınca toplanmış olan yiyecek hediyeler bir torbanın içinden damadı satmaya gelenlere verilir. Bunlarda bu hediyeyi kendi aralarında paylaşırlar ve damadı da içeri verdikten sonra “Allah hayırlı etsin”diyerek yumruk vurulması adettir. Yine damadın herhangi bir eşyasını çalarak sağdıcına ceza verdirmekte adettendir. Böylece damadın satılmasıyla da düğün bitirilmiş olur. Damadın bağlanmış olmaması için ise dini nikah yapılırken bazı yörelerimizde birtakım işlemler yapılmaktadır. Ertesi gün damadın akrabaları Duvak Açma adeti için gelin görmeye giderler. Duvak açma adetinde akraba olan kadınlar, gelinin duvağının üstüne ve gerdek gecesindeki çarşafın üstüne para atarlar. Fakat gerdek gecesi çarşafını görme adeti de hemen hemen kalkmıştır.



MEHMET ALİ ÖZ
DEVAMI VAR
gul-i_ahmer isimli Üye şimdilik offline Konumundadır   sendpm.gif Alıntı ile Cevapla
Alt 16.09.2008, 12:08   #5
gul-i_ahmer
Usta Yiğido
 
gul-i_ahmer - Ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
gul-i_ahmer Şuan gul-i_ahmer isimli Üye şimdilik offline Konumundadır
Son Aktivite: 27.08.2010 15:43

Üyelik Tarihi: 15.09.2008
Yaş: 25
Mesajlar: 698
Tecrübe Puanı: 291 gul-i_ahmer FAZLA SÖZE GEREK YOKgul-i_ahmer FAZLA SÖZE GEREK YOKgul-i_ahmer FAZLA SÖZE GEREK YOK
Standart Cevap: GÜRÜN İLÇESİ’NDE DÜĞÜN ADET VE GELENEKLERİ HAKKINDA


DEVAMI
YÜZ GÖRÜMÜ (DUVAK AÇMA) GELENEĞİ:



Gelin ile damadın düğünlerinin yapıldığı(sona erdiği)günün ertesinde yani gerdek gecesinden sonraki gün gelin ve damadın akrabalarına Yüz açmaya gelin diye haber gönderilir. Bu haberi almış olan ve önceden de zaten hazırlıklı olan gelin ile damadın akrabaları bu çağrıya uyarak düğün yapılmış olan eve gelinin yüzünü açmaya giderler.

Yüz açmaya gidenler hediye götürmezler (köylerde götürmektedirler). Hediye götürenler bisküvi kutusu, şeker kutusu gibi hediyelik olan yiyeceklerden götürmektedirler. Ayrıca da para da götürülmektedir. Düğün evi bu misafirlere çerez, çay pasta gibi şeyleri ikram ederler. Bu arada yüzün açmaya veya yüzü görülmeye gelinen gelin gerdek gecesinin ertesi sabahında yine gelinliğini giyerek yüz görmeye gelen misafirlerin huzuruna bu elbise ile çıkar. (Gelinlik ile) Bu arada eve gelen misafirlerden uygun görülen bir kadın gelinin yanına gider. Elinde bulunan çerezin içindeki karıştırılmış üç arpa veya beş buğday danelerini gelinin kuşağının içinden geçirerek aşağıya döker. Bunun anlamı ve amacı Gelinin doğacak çocuğunun kızlı oğlanlı yani her ikisinden de doğurması dileğinde bulunulur. çünkü yöremizde Arpa kızı temsil ederken, buğday da oğlan çocuğunu temsil ederek simgelemektedir. Gelen misafirler ikram edilen yiyecekleri yedikten sonra Hayırlı Olsun dilekleri ve temennisiyle dağılırlar. Yalnız kırsal kesimimizde hala duvak açma (yüz görümü) geleneğinde bazı yerlerde gerdek gecesi çarşafı bu misafirlerin önüne lir kalburun içinden getirilir. Bu çarşafın üstüne de gelen misafirlerce yakınlıklarına ve durumlarına göre para atılmaktadır. Yine yukarıda anlatıldığı gibi çerez ve pastalarını yedikten sonra da kadınlar evden ayrılırlar. Böylece de yüz görümü geleneği de sona erdirilmiş olur.



EL ÖPME (YE GÖTÜRME) GELENEĞİ :



Yeni evlenmiş ve düğünü yapılmış olan gelin gerdek gecesinin ertesi sabahı erkenden kalkar yatağını düzelttikten sonra gider önce kayınvalidesinin daha sonra kayınpederinin elini öper. Ve daha sonra da ailede ne kadar insan var ise bunların da ellerini öper. Böylece bunlara karşı devamlı saygılı olacağını belirtirdi. Günümüzde artık bu gelenek sadece kırsal kesimlerde sürdürülmektedir. Yeni gelmiş olan gelin ailede bulunan her ferde başta damadın babasına olmak üzere Gelinlik etme adı altında çok sessizce bir şekilde konuşarak sesini net bir şekilde çıkarmadan konuşması bir töre ve gelenek idi. Damadın kardeşlerine kayın adı verilmektedir. Büyük kayına Efendi Ağa derken küçüklere ise Güccük Ağa diye hitap etmekteydi. Bu gelenek de artık yavaş yavaş köylerimizde bile kalkmaya başlamıştır. Gelinlik etme işi ailedeki her bireyin izin vermesine (konuşması için) kadar ve ayrıca da bir hediye almadan da gelin gelinliğini söylemezdi. Yöremizdeki bu el öpme adetinden başka bir adet daha vardır ki bu da el öpmeye götürme adetidir.

Yeni evlenmiş olan gelin evlendiğinin ilk haftasında da kocasıyla birlikte baba evine el öpmeye gönderilir. Baba evine giden gelin durumlarına göre bir hediye götürür. Babası da gelin geri evinden ayrılırken o geline (kızına) birtakım hediyeler vermektedir. Bu köylerde bir koyun veya tarla olduğu gibi Gürün merkezinde bir kutu çikolotadan bir bağ veya bahçeye, arsaya kadar olan çeşitli hediyeler verilmektedir. Baba evinden iki gün, üç gün veya on gün kadar misafir kalmış olan gelin babası evinden tekrar ayrılarak kocasının evine gider. Bu ziyaret esnasında kız ile annesi dertleşirler kızın gittiği ev ve ailesi hakkında kızının memnun olup olmadığını gibi şeyleri sorar. Ayrıca da kızına gitmiş olduğu evde ne gerekiyorsa yapmasın saygılı ve hürmetli olması gerektiği konusunda öğütler verir. Kendi tecrübelerini anlatır. İyi temennilerle ve saadet dilemeleriyle vedalaşarak ayrılırlar.



Bayram Gelenekleri:



Bayramlar köyümüz insanının yaşantısına yeni bir canlılık getirir. Herkes, bir günde olsa eğlenmenin yollarını araştırır. Dini bayramlarda bayramdan 9-10 gün önce evlerin genel temizliği yapılır, duvarlara badana vurulur. Arife günü her evde “Sac Kömbesi” yapılırdı. Herkes vücut temizliği yapar. Gelin kızı olanlar arefe günü gelin kızlarına bayramcalık götürürler. Arife gecesi büyük küçük herkes eline kına çalar. Bayram sabahı erkenden kadınlar çeşmeden su getirebilmek için gözlerini kapamazlar. Arife günü gece yarısından sonra bayram sabahı gün doğana kadar çeşmelerden zemzem suyu akacağına inanılır. Kim ki en önce bu suyu helkeleriyle evine getirirse en büyük sevabı om kazanmış olur. Çeşmeye en erken giden suyunu dolduktan sonra çeşmenin üzerine bir taş koyar. Bayram günü herkes en yeni ve temiz elbiselerini giyer. Küçükler büyüklerinin ellerini öperler. Kurban bayramında kesilen kurban komşulara dağıtılır. Birbirleriyle küs olanlar barıştırılır. Genç kızlar bir araya toplanarak eğlenir hava güzelse gezmeye gidilir ve salıncaklar kurulur. Bazıları ölen yakınlarının mezarında Kur’an okutturarak mezar başına gelenlere lokum ve bisküvi dağıtırlar. Bazı evlerde etli bayram pilavı pişirilir. Köy halkı davet edilerek bayram pilavı yedirilir. Damatlar kayınbaba ve kaynanasının elini öpmeye giderler.



Doğum Adetleri



Yöremizde doğum başlı başına bir olaydır. Eğer kadın ilk defa anne olacaksa doğacaksa çocuğun cinsiyeti “sülalenin devamı” bakımından önemlidir. Bu nedenle erkek çocuklar “aile ocağını” tüttüreceklerinden kızlardan daha değerlidir yöremizde hamile olan kadına ağır, yorucu, yıpratıcı işler yaptırılmaz. Özellikle hamileliğin son aylarında buna çok dikkat edilir. Çünkü çocuğa ve anneye bir şey olsun istenmez. Doğum esnasında eğer ebe çağrılmışsa ebe yoksa köy ebeleri yardımcı olurlar. Ancak köyümüzün sağlık kuruluşlarına uzak olması, ulaşım ve haberleşme yetersizlikleri ve daha önemlisi halkın bu konuda eğitilmemiş olması ve bu hizmetlerin köylere ulaştırılmaması doğal olarak doğumlarda kadınlarımızı “köy ebelerinin” kendi bildiklerine bırakmaktadır.

Doğum bazen 2-3 ve daha fazla günde olabilir. Eğer doğum 2-3 gün uzarsa doğacak çocuğun kız olabileceği tahmin edilir. Çünkü yöremizde kız çocukların doğumunun zor olacağı söylenir. Hamile kadın doğum yapmakta zorluk çekerse at arabasına bindirilerek gezdirilir, mezarlığın etrafı dolandırılır, eve en yakın çeşmenin yalağındaki su boşaltılır, saçları örgülüyse çözülür, belinde kuşağı varsa alınır ve bir tas suyun içine kocanın parmağı batırılarak kadına içirilir. Bütün bunlar yapıldıktan sonra da doğum olmadıysa hastaneye götürülür. Doğumdan sonra anne 3 veya 4 gün yatar, herhangi bir iş yaptırılmaz ve havalar soğuksa sıcak tutacak elbiselere giydirilir ve özellikle yalın ayak gezdirilmez. Çocuğun doğduğu günden itibaren 40 geçinceye kadar doğumun olduğu evde ev halkından başka kimse gitmez. Buna yöremizde herkes uyar. Bu süreye “çocuğun kırkı” adı verilir. Kırk günlük sürenin dolmasından sonra “kırk” çıkarma işlemi yapılır. Çocuk bir leğene doldurulan suya yatırılır. Leğenin içine kırk tane taş, altın veya gümüş süs eşyası atılarak yıkanır ve kırkı çıkarılmış olur. Doğumdan sonra göbek düşünceye kadar çocuk yıkanmaz. Çocuğun belenmesinde kundak bezi, toprak bezi ve paça bezi kullanılır. Doğan çocukların büyük bir çoğunluğu doğduklarının ertesi günü adına “öllük” adı verilen elenmiş toprakta yaklaşık 1 yaşını geçinceye kadar yatırılabilir. Öllük kullanılacağı zaman hafif ısıtılır. Toprak bezine konulur çocuk üzerine yatırılır ve paça bezi konulduktan sonra kundak beziyle sarılır. Doğumdan sonra kırk çıkıncaya kadar özellikle ilk günler loğusa kadın yalnız bırakılmaz al basmasın diye. Bu nedenle kadının yanında varsa kaynanası veya bir çocuk bırakılır. Yine de ne olur ne olmaz diye çocuğun yorganına iğne batırılır, yastığının üzerine atılır ve odaya bir erkek elbisesi asılır. Böylece “al basması” olayının engelleneceğine inanılır. Doğan çocuğun adını genellikle ailenin büyükleri koyar. Dedeler kendi adlarının, ninelerde kendi adlarının torunlarına verilmesini isterler. Ya da çocuğa ailenin çok sevdiği bir kişin adı verilir. Adı verildikten sonra “adı kaim” olsun diye dua edilir.

Doğan çocuk anne sütü yeterliyse anne sütüyle yoksa inek veya koyun sütüyle ya doğrudan süt verilerek ya da süte nişasta ve pirinç unu katıp mama yapmak suretiyle verilir. Çocuk yemek yiyecek duruma gelince ailenin yediği yemekler çocuğa da yedirilir ve çocuk için ayrıca yemek yapılmaz. Çocuğun aile sofrasına ulaşması ev halkı için sevinç yaratır. Böylece aile (halkın deyimiyle) “sofraya bir kaşık daha çalanımız oldu” der. Diğer bir hususta doğum olan evin bacasının köyün gençleri tarafından yıkılmasıdır. Bacayı yıkan gençler doğan çocuğun babasına tatlı yiyecekler aldırarak ağızlarını tatlandırırlar.



Sünnet Adetleri



Yöremizde sünnet yaşları 1-12 yaşları arasındadır. Sünnet işlemini adına eskiden doğal ilaçlar (Bitkilerden elde edilen) ile “sünnetçi” denilen gezgin sünnetçiler yaparlardı. Günümüzde eski sünnetçilerin yerini, diplomalıları almıştır. Sünnet çoğunlukla 3-4 ve daha fazla ailenin çocuklarının sünnetiyle sona erebilir. Bir aile çocuklarını sünnet ettirecekse köy evlerini teker teker dolaşarak okuntu şekeri dağıtırlar. Okuntu şekeri alan evlerde sünneti yaptıran eve gelen misafirleri ağırlamada yapacakları yemekler için bulgur, süt, yoğurt,şeker gibi yemek malzemesi götürürler. Sünnet yaptıracak aile yakın akraba ve dostlarını sünnet düğününe davete çıkarlar. Davet edilecek eve davul zurna ile gidilir. Davete giden taraf ise sünnet evine çay, şeker, tavuk, giyecek eşyası gibi eşyalar götürür. Bu gidip gelmelerde davul zurna devamlı oynak parçalar çalar. Davet edilecek evler bittikten sonra sünnet olacak çocukların elbise ve yatakları hazırlanır. Elbiseler kollu, uzun ve geniş bir entaridir. Sıra sünnet işine gelmiştir. Çocukların ağlamalarıyla kalabalığı iyice karışır. Sünnet olacak çocukları büyükten küçüğe doğru kirvenin kucağına verilir. Kirve yöremizde en çok sevilen ve samimi olunan aynı zamanda güvenli olarak nitelenen kişilerden seçilir. Bazı köylerimizde de evli çiftin düğünlerinde “sağdıçlık” yapan kişi kirve olarak kabul edilirdi. Ayrıca kirve olan bir kişiyle her halükarda kız alıp vermezler. Çünkü kirvelik yöremizde sıhri kardeşlik kadar mahrumiyete sahip bir kurum olarak kabul edilirdi. Kirve çocuğu kucağına almadan elbisesinin yani dizlerinin üzerine bir bez serilir. Sonra çocuk kucağa alınır ve çocuğun elbiseleri yoktur. Üzerinde sünnet elbisesi bulunmaktadır. İyice korkan ve ağlayan çocuğu teskin etmek için “Boncuk takacağım” derken kirve çocuğun gözlerini kapatır sünnet edilen çocuk ilaçlanıp yerine yatırılır. Sünnet bittikten sonra kirve ve sünnetçi ellerini yıkarlar. Bütün bunlar olup biterken sünnet yemeği hazırlanır. Yemeğe köy evleri teker teker gezilerek herkes davet edilir. Bu yemekler genellikle şunlardır: çeşitli çorbalar, yahni, bulgur pilavı, komposto, yoğurtlu mantı, sütlaçtır. Yemeklerin yenmesinden sonra sünnet düğününe gelenler çocukların ellerine güçlerine göre para vererek “gözünüz aydın olsun” dilekleriyle ayrılırlar.

Bazı aileler, sünnet olacak çocukları 2 den fazlaysa nazar değer göze gelir diye 3. ve daha sonraki çocukları birden sünnet ettirmez ve kalanları daha sonraya bırakırlar. Sünnet olan çocuklara nazar değmesin diye çocukların yattığı odada ateş yakılıp üzerlik otu atılarak yakılır ve tuz çevrilir.


MEHMET ALİ ÖZ



gul-i_ahmer isimli Üye şimdilik offline Konumundadır   sendpm.gif Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye Okuyor. (0 Kay?tl? Üye Ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesaj?n?z? De?i?tirme Yetkiniz Yok

BB Code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
HANGİ KÖYDENSİNİZ? (Anket) Sivaslilar.Net Köylerimiz (Sivas Köyleri) 1223 13.03.2014 19:49
KÖYÜNÜZ HANGİSİ? (SİVAS`IN TÜM KÖYLERİ ALFABETİK LİSTE) Sivas Köyleri Güner Köylerimiz (Sivas Köyleri) 367 22.11.2009 18:34
AYRINTILARIYLA GÜRÜN albina58 Gürün 9 01.01.2009 16:38
GÜRÜN İLÇESİ FOLKLORU gul-i_ahmer Gürün 0 16.09.2008 12:01
ÇETE ÇÖKERTİLDİ Sivaslilar.Net Anasayfa Haberler 2 02.05.2007 15:12


WEZ Format +2. ?uan Saat: 03:41.


Powered by: vBulletin. Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.

Copyright © - Bütün Haklar Sivaslilar.net'e aittir.